| 個人檔案Mucahid Akinci'nin Ev Sa...相片部落格清單 | 說明 |
|
Mucahid Akinci'nin Ev Sayfasi12月17日 Küre TamamBir İspanyol, Bir Yunan, Bir Arap ve Bir Meksikalı Bara Gitmiş
Şant Manukyan Dünya, 17.12.2009 Bu dört fıkra kahramanının aynı sorundan muzdarip olduğunu biliyoruz. Aşırı borçlu oldukları için notları düşürülüyor veya erteleme talep ediyorlar. Kahramanlardan ikisi, Yunan ve İspanyol, geçmişte bir şekilde bara üye kaydedilmiş. Bu nedenle dışarı atılmaları söz konusu değil. Ancak barın gerçek sahipleri olan Alman ve Fransız bu durumdan hiç de memnun değil. Hem barın prestijini (Euro) düşürüyor hem de bu işin sonunda mutlaka kendi ceplerinden bu üyelerin aidatlarını ödemek zorunda kalacakları anlaşılıyor. Barda masanın altına gizlenmiş başka üyeler de var. Bunlardan İrlandalı olan "canımı mı alacaksınız" diyerek durumunu açık etmiş. İtalyan ve Avusturyalı olan ise belki atlatırım diyerek şimdilik ses çıkartmamayı tercih ediyor. Arap ise diğerlerine nispet olsun diye yeni açtığı ve içini dayayıp döşediği bara müşteri gelmeyince alacaklılara ödemeyi yapamıyor. Barın büyüklüğü ile müşteri potansiyeli uyumsuz. Bar çok güzel ancak kullanışlı değil. Bu nedenle benzin istasyonu sahibi amcasından borç istiyor. Meksikalı ise bara zaten davetli değil. Hem aşırı borçlu hem de aşağı mahalleden olduğu için üye olması zaten olanaksız. Bu arada İngiliz ve Amerikalı zabıta olarak tüm barlara giriş çıkış serbestisine sahip. Ama herkes her ikisinin de aslında Yunanlı gibi, Arap gibi, Meksikalı gibi aşırı borçlu olduğunu biliyor. Yüzüne söyleseler, ratinglerini düşürseler yumruk yeme ihtimalleri yüksek olduğundan ses çıkartamıyorlar. Ama gün gelecek borç para vermekten vaz geçecekler. Veya borç para vermek için çok yüksek faizler talep edecekler. O zaman da kavga çıkacak. Yarın mı çıkar, iki sene sonra mı söylemek zor. Ancak biliyoruz ki biz kavgaya karışmasak bile bir iki yumruk yememiz veya kafamızda bir şişe parçalanması kaçınılmaz. Bu nedenle Bar kapısında içeride ne oluyor diye zıplayıp durmak yerine kavga çıktığında sağlam durabileceğimiz bir mekan aramamızda fayda var. 12月15日 Sirtaki ŞenlikleriKriz Yeni Bir Aşamaya mı Giriyor?Ergin Yıldızoğlu
erginyildizoglu.blogspot.com
14.12.2009
Geçen hafta mali piyasalarda yaşananlar, ne yazık ki “kötümserlerin” öngörülerini destekler yöndeydi. Daha Dubai tartışmaları yatışmadan Yunanistan’ı konuşmaya başladık. Dahası, arkası var gibi görünüyor: İspanya, Portekiz, İtalya… Böylece, Avrupa Birliği’nin, doğusundaki ve Baltık kıyılarındaki hastalarına, bu kez Akdeniz kıyılarında, yenileri ekleniyor. Bu listeye geçen hafta, Londra Borsası sayesinde dünyanın mali merkezi olmakla övünen İngiltere’nin de eklenmesi, ayrıca düşündürücüydü. Mali piyasalarda başlayan kredi krizinin üretken sektör üzerindeki etkisinin bir depresyona yol açmasını önlemek için devreye giren kurtarma paketlerinin devlet bütçeleri üzerindeki mali yükü, tam da beklendiği gibi, yeni bir köpükle, yeni bir risk alanı yarattı. Devletlerin, Moody’s’e göre 50 trilyon dolara ulaşan toplam mali sorumluluklarını azaltmak için devreye sokmaya hazırlandıkları politikalar ise iki dipli “W” tipi bir resesyon olasılığını arttırıyor. Avrupa Birliği ise iki ateş arasında kalmış gibi. Yunanistan’ın kurtarılması, Baltık ve Doğu Avrupa ülkelerinin desteklenmesi, İspanya ve Portekiz’in krize girmesinin engellenmesi bağlamında devreye girecek mali politikalar, Avro’nun dolar karşısındaki değerini etkileyerek dolar kaynaklı “carry trade” dalgasının geri çekilişini hızlandırarak piyasaları yine allak bullak edebilir. Yok Brüksel bu yola gitmez de krizdeki ülkelerin devletlerine neo liberal bir mali disiplin dayatmaya kalkarsa bu kez de daraltıcı mali politikaların ekonomik ve toplumsal etkileri, Avro’nun geleceğini tehlikeye atacak siyasi krizleri gündeme getirebilir. Şimdilik aşılması olanaksız görülen bu ikilem, kredi krizinin, devletlerin mali krizine dönüşerek yeni bir aşamaya girmeye başladığını düşündürüyor. Tarih de zaten mali krizlerin, en son aşamalarında devlet iflaslarına yol açtığını gösteriyor. Bir laboratuvar olarak Yunanistan Geçen hafta kredi değerlendirme kuruluşu Fitch Yunanistan’ın notunu düşürdü. Standard & Poor’s, Yunan hükümetini uyardı. Cuma günü Financial Times “Yunanistan bono piyasası bu hafta Avro tarihinin en görkemli düşüşünü sergiledi” diyordu. Dolar, Avro karşısında değerlenmiş, Yunanistan devlet bonolarıyla Alman bonolarının getirileri arasındaki fark (spread) 250 puana çıkmış, kredi sigorta primleri (CDS) 250 puana yükselmişti. Kimi yorumculara göre, Yunanistan devlet bonoları, AB Merkez Bankası nezdinde karşılık olma özelliklerini kaybedebilir, böylece tüm kredi muslukları kapanabilirdi. Üstelik ekonomik mali istikrarsızlık bir siyasi istikrarsızlığın üzerinde gelmişti. İşin aslına bakılırsa, Yunanistan’ın, kolay borçlanmaya dayalı ekonomik büyümesinin içinin boş olduğunu, mali kriz, resesyon olasılığını yıl başından bu yana da konuşuyorduk. Muhafazakâr hükümet, hem bir taraftan neo liberal politikalar uyguluyor hem de, ekonominin büyümeye devam ettiğinden, krizin bütçe açığının sürdürülebilir, borçların servis edilebilir olduğunu söyleyerek piyasalara güven veriyordu. İki ay önce seçimleri kazanarak hükümet olan sosyal demokratlar, maliyeyi devralınca, önceki hükümetin “verilerle oynayarak, piyasaları ve AB’yi atlatmış olduğu” ortaya çıktı (Financial Times10/12). Yeni hükümetin elindeki veriler, gerçek bütçe açığının, önceki yönetimin varsaydığının iki katı, AB “istikrar paktı” sınırının dört katı olduğunu gösterdi. Yunanistan ekonomisiyse büyümek bir yana bir yıldır resesyon içindeydi (Bloomberg, 11/12). Yunanistan’ın dış borcuysa 300 milyar Avro’yla GSMH’sinin yüzde 112.6’sına ulaşmıştı. Eğer Yunanistan AB üyesi değil de bağımsız bir ülke olsaydı, belki parasını devalüe eder, para ve kredi musluklarını açar, enflasyon yoluyla iç borcunu aşındırma, pazarlık yoluyla da dış borcunu erteleme, hatta moratoryum ilan etme yoluna gidebilirdi. Ancak Yunanistan AB üyesi olduğundan bağımsız bir maliye ve para politikası izleyemiyor. Bu yüzden AB Merkez Bankası’ndan ve Brüksel’den (Aslında Almanya ve Fransa’dan) yardım istemek zorunda. Şimdilik gelen yardım vaatleriyse, “mali dengeyi düzeltecek tedbirleri alma”… koşuluna bağlanmış durumda. Diğer bir deyişle, Yunanistan’dan, İrlanda’nın yolundan gitmesi isteniyor. İrlanda çarşamba günü açıkladığı yeni bütçesinde, kamu sektörü ücretlerinde yüzde 5-20 oranlarında kesintiye gidiyor, işsizlik, çocuk yardımı, refah düzeyi ödeneklerini, çocuk yardımı, iş arama destek yardımları ödeneklerini azaltıyor, benzin ve dizele yüzde 4-5 oranında zam yapıyordu. Böyle bir öneri, Yunanistan’ın durumunda, Wolfgan Munchau’nun (Financial Times, Financial Times Almanya) yönettiği Euro Intelligence sitesinin deyişiyle “Rum ateşine petrol dökmek” anlamına gelecekti (10/12). ‘Rum ateşine petrol dökmek…’ Yunanistan’da mali kriz patlak verdiğinde sokaklar zaten yanıyordu. Bir öğrencinin 2008’de polis tarafından öldürülmesinin yıldönümünde, öğrenciler polisle çatışıyor, üniversiteleri işgal ediyorlar, polisi sokmamak için direniyorlardı. Bu sırada, Ekhatimerini gazetesinin aktardığına göre Atina’da çöpçülerin grevi tüm şiddetiyle, kamu sağlığını tehdit eden bir düzeyde devam ediyordu (09/12). Atina’dan bildiren siyasi analist Iason Athanasiadis’e göre, “bir taraftan ekonomik kriz, öbür taraftan karaborsa silahların bolluğu, geleneksel Hıristiyan-Müslüman fay hattı üzerinde kötü muamele gördükleri için gittikçe tedirgin olmaya başlayan Müslüman göçmenlerin sayısındaki denetimsiz artış, birleşerek Yunanistan’da mükemmel bir jeopolitik fırtınanın koşullarını hazırlıyor”. Athanasiadis, geçen yıl yaşanan ayaklanmalardan sonra, Yunanistan’da en az 10 sol gerilla örgütünün doğduğuna işaret ediyor (GlobalPost, 07/12). Siyasal iklim böyleyken Başbakan, AB’den destek alabilmek için seçim vaatlerinden vazgeçmeyi planlıyor, Devlet Başkanı Papoulias, “sorunları çözebilmek için ulusal birlik” çağrısı yaparken, Başbakan Papandreu “Gelecek hafta gerçekleştireceğimiz toplantıyla tüm dünyaya güçlü bir mesaj, Yunan vatandaşlarına umut vereceğiz” diyor. Buna karşılık Ajans France Press muhabiri Atina’dan, “sol partilerin diyalog arzusu taşımadıklarını”… Komünist Parti lideri Papariga’nın “Ne diyaloğu bu bir savaş çağrısıdır. İşçi sınıfının kazanılmış haklarını tehdit eden uygulamalara karşı hükümeti uyardık” dediğini aktarıyor (AFP, 10/12). Der Spiegel Yunanistan borç krizine ilişkin “Avro için bir zaman ayarlı bomba” (08/12) deyişini kullanırken olası bir iflasın ortak para birimi üzerinde yaratacağı yıkıcı etkileri kastediyordu. Ama aslında Yunanistan’da yaşanacak olanlar Avrupa ülkeleri açısından çok daha ciddi siyasi dinamikleri harekete geçirecek özelliklere sahip. Örneğin, İrlanda ve Yunanistan’da krizi emekçilerin sırtına yıkma çabaları, diğer Avro ülkelerinde işçileri, halkı nelerin beklediğini gösteriyor. Diğer taraftan eğer Yunanistan’da işçiler ve sosyalist muhalefet bu acı ilaca direnebilirse, Brüksel ve AB Merkez Bankası’nın (Almanya’nın) adı AB olan hegemonya projesini kurtarmak için kesenin ağzını açmaktan başka çareleri yok. Bu da krizin yönetimine ilişkin yeni ekonomik model arayışlarına yön verebilecek dinamikleri harekete geçirebilir. 12月14日 2010 Sırat SırıtacakBelirsizlik artıkça görünüm farklılaştırılıyor!..
Mehmet Uğur Civelek
Dünya, 14.12.2009
Uzunca bir süredir beklenti yönetimi çerçevesinde kısa vadeli spekülatif odaklanma ön plana çıkmış ve piyasalar arası etkileşim güçlenmişti; fakat son iki haftadır bir tuhaflık var. Genelde dolar değer kaybettikçe gerek sermaye, gerekse emtia piyasaları yükseliş eğilimi sergiliyor, aksi ihtimalde ise gerileme eğilimi ön plana çıkıyordu; sermaye ve emtia piyasaları paralel bir eğilime abone olmuş gibiydi. Son iki hafta içinde doların kısmen toparlandığını, emtialar geriler iken sermaye piyasalarının farklı bir görüntü sergilediğini izledik. Bu durum yıl sonu nedeniyle likiditenin azalmasından veya kanal içi yatay hareketlerden kaynaklanmış olabilir ve başta belirttiğimiz genel eğilimden uzaklaşma anlamına gelmeyebilir. Fakat düşük bir ihtimal olmakla beraber bir şeylerin yapay da olsa değişmeye başladığını da dikkate almak faydalı olabilir. Bu aşamada öncelikle kredi derecelendirme kuruluşlarının uyku halinden çıkmasını da hesaba katmak gerekiyor. Örneğin Yunanistan, İspanya veya Dubai'nin durumu yeni bir şey değil; bir yıl öncesinden söz konusu bölgelerdeki ekonomik koşulların alınmış olan aşırı risk nedeniyle kötüye gideceği biliniyordu. Neden kredi notlarını daha önce düşürmediler de bugün kerhen ve kısmen harekete geçtiler? Etkili ve yetkili kesimlerden icazet mi gerekiyordu? Bu eylemin küresel finansal yapıya yükleyeceği ek maliyet nedeniyle mi tutuk davranıldı? Yoksa küresel soruna küresel çözümün mümkün olamayacağı ve her ekonominin başının çaresine bakmak zorunda kalacağından hareketle mi eyleme geçildi? Bu ve benzeri soruları çoğaltmak mümkün, bir şeylerin farklılaştığı algılamasını ifade etmek için bu kadarı yeterli... Ayrıca pek çok ekonomide bütçe açığının büyüdüğünü, hem para hem de maliye politikalarındaki aşırı gevşekliğin ciddi yan tesirler üretmeye başladığını da hiç akıldan çıkarmamak gerekiyor. Enflasyon baskısını küresel olmaktan çıkarıp yerel ve bölgesel gibi göstermek, diğer bölgeleri kollamak için bir şeylerin değişmesi gerektiği herkesin malumu!.. Birkaç örnekten hareketle ne demek istediğimizi, ifade etmeye çalışalım. İngiltere, son krizde ciddi sıkıntılar yaşadı, para ve maliye politikasını gevşeterek olumsuzlaşma eğilimini kontrol altına almaya çalıştı. Eğer Euro'ya geçmiş olsa idi, diğer AB ülkeleri İngiltere'ye yardım adına ek bir maliyete katlanmak istemeyecekleri için İngilizler'in yaşamak zorunda kalacağı sıkıntı daha büyük olacaktı. Yunanistan ise Euro kullandığı için durumu daha farklı olacak; onlar AB'yi ödenecek faturaya ortak etmek isteyecek, fakat muhtemelen diğerleri buna yanaşmayacak. Bu durumda ciddi bir ekonomik daralma yaşanacak ve bunu zamana yaymak ister ise belki Euro kullanmaktan vazgeçip Drahmi'ye geri dönmeyi düşünmek zorunda kalacaklar. Bu koşullarda da Yunanistan'ın kredi notunun gerilemesi normal ve daha aşağı doğru yuvarlanması da muhtemel.... Evet Yunanistan'ın borçları mecburen yapılandırılacak ve bu durum küresel bankacılık sisteminin aktif kalitesini olumsuz yönde etkileyecek, fakat büyüyen açığı finanse etmekte isteksiz olunacak ve bu durum Yunanistan'ın yatırım yaptığı Doğu Avrupa ekonomilerini de etkileyecek. Küresel krizde ikinci dip yaşanacak, fakat yerel sorunlarmış gibi gösterilmeye çalışılacak; bu yolla sorun çözülmeyecek, fakat zaman kazanılacak. Özetle ifade etmek gerekirse batmayı geciktirmek adına yükün hafifletilmesi gerekiyor galiba!... Biraz sadeleştirme yapmaya çalışır ve orta vadeli eğilimleri öngörmeye çalışır isek söyleyecek çok şey var. Finansal piyasalar görmezden gelmeye çalışsa da belirsizlik ve kırılganlık artacak, bölgesel bazda farklılıklar olsa da küresel ekonomi daralacak. Süper güç adaylarının birincil ilgi alanı dışında olan veya dışına çıkan, aynı zamanda ciddi tasarruf açığı olan bölgelerde yaşanacak olumsuzluklar ciddi boyutlara ulaşacak; söz konusu bölgelerde zorunlu kamulaştırma, parasal genişleme ve korumacı eğilimler güçlenecek. Küresel düzeyde borç-alacak zincirinde kırılmalar yaşanacak, sorunlu krediler artacak, bölgesel çapta varlık değerlerinde ciddi kayıplar yaşanabilecek. Sermaye hareketleri daralacak. Söz konusu ekonomilerin IMF ile anlaşma yapmış olmaları sonucu değiştirmeyecek, IMF'deki değişim rüzgarı rafa kalkacak. Hem para hem de maliye politikasının gevşek olmaya devam ettiği ekonomilerde işsizlik ve enflasyon birlikte artacak. Bölgesel farklılaşmalar nedeniyle ezbere dönüşen piyasalar arası etkileşim farklılaşmış gibi görünecek. Sorunlar ağırlaştıkça bakış açısı kısa vadeden orta vadeye kayacak, bu süreçte güven bunalımı derinleşirken istikrarsızlık artacak, tasarruf stoku ve birlikte gelirler eriyecek. Yaşanacak gelişmeler, küreselleşmeye gönül verenleri daha çok üzecek... Zaman içinde kendi başına sorunlarını çözemeyenler çıkışı bölgesel entegrasyonlarda aramaya başlayacak. Az veya çok herkes üzülecek, kimsenin evdeki hesabı tutmayacak ve beklenti yönetimi çerçevesinde yönlendirme imkansızlaştıkça daha sağduyulu yaklaşımlar ön plana çıkacak. 2010 Sırat Sırıtacak2010 yılı hesaplarına siyasi risk giriyor
Erdal Sağlam Hürriyet, 14.12.2009
YIL sonu bilançoları artık kapandı, tüm kurumların 2009 yılı performansları ortaya çıktı sayılır. Hem dünyada hem bizde, kurumlar son hesaplarını yaptılar artık yıl sonunun gelmesini bekliyorlar. Yıl sonunun gelmesini bekliyorlar ama öte yandan da, özellikle Türkiye’deki ekonomik işletmeler, belki de şimdiye kadar hiç olmadığı biçimde, gelen yıldan büyük endişe duyuyorlar. Geçen hafta küresel ekonomiye ilişkin gelen veriler fena değildi. Ancak buna karşılık aynı hafta içinde, IMF 1. Başkan Yardımcısı John Lipsky, “Büyümeye geri dönüş sürecinin halen yeni şoklara açık olduğu” açıklaması yaptı. Finansal koşulların iyileşmeye rağmen normalden çok uzak olmasına dikkat çeken Lipsky, artan kredi zararlarının toparlanmayı baskı altına alabileceğini kaydetti. Aynı günlerde ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Ben Bernanke de ekonomilerdeki toparlanmanın kalıcı olduğunu iddia etmek için erken olduğunu, ABD Hazine Bakanı Timothy Geithner de Hükümetin krize karşı erken zafer ilan etmemesi gerektiğini, tarihte, kriz önlemlerinden erken çıkılmasının krizleri uzattığının örnekleri olduğunu söyledi. Özetle; Türkiye’den bakıldığında hâlâ en önemli gösterge olan dış gelişmeler, 2010 yılı için ciddi alarm zilleri çaldırıyor. Herkes bir miktar kıpırdanma başladığını kabul ediyor ama bunun kalıcılığı konusunda kimse garanti veremiyor, yeni çalkantılardan sözeden otorite sayısı bir hayli fazla. Bunların yanı sıra hemen yanıbaşımızda krizin ayak sesleri ciddi olarak kendini hissettirmeye başladı. Uluslararası derecelendirme kuruluşları Yunanistan’ın kredi notunu düşürürken, İspanya benzer tehlike içinde. Hatta bu kuruluşlar ABD ve İngiltere’nin kamu borçlarını kısa sürede disipline etmesi gerektiğini açıklamaya başladılar. Yani devler bile sarsılıyor... Dubai krizi bence gelen ülke krizleri karşısında çok hafif kalacak. Bu krizlerin Türkiye’yi kendi yapacaklarından bağımsız olarak derinden etkileyeceğini bilmek için kahin olmaya ise gerek yok. Yani 2010’da yeni küresel kriz dalgalarının gelme ihtimali giderek artıyor. TÜRKİYE’DE EK RİSKLER
Böyle bir ortamda ekonomi yönetiminin sadece orta vadeli program (OVP) ve bütçe çalışmaları yaptığını, 2010 yılını, 2011 yılında sağlanması planlanan mali istikrar için bir geçiş yılı yapmayı planladıklarını görüyoruz. Bence niyet iyi, belirlenen hedefler uygun ama bu hedefleri gerçekleştirmek için gereken iç ve dış koşullar kesinlikle yok. Giderek de bu koşullar kötüleşiyor. OVP hedeflerini gerçekleştirecek para ve maliye politikaları açıklandı ve IMF anlaşmasının bu varsayımlar içinde olmadığı görüldü. Ancak bence ekonomi yönetimi de dahil, herkes çok iyi biliyor ki; bir yaptırımı olmadan, yeni bir kaynak bulunmadan bu hedeflere ulaşmak çok ama çok zor... Hele ki küresel dalgalar geldiğinde bu imkansız hale geliyor. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, yani yeni küresel dalga ortamına, IMF gibi bir kaynak ve çıpadan uzak girdiğimiz yetmiyormuş gibi, içeride siyasi tansiyonun hızla yükseldiği görülüyor. İşalemi, kurumlar hatta kişiler yani tüm ekonomik birimler 2009 yılı için hesaplarına katmadıkları siyasi riski 2010 yılı için ciddi biçimde hesaplarının içine almaya başlıyorlar. Gerilimin tırmandığı, partilerin kapatıldığı, sokak hareketlerinin yükselmeye başladığı bir ortamda ekonomik istikrar oluşturulamayacağını herkes görüyor. IMF ile anlaşma yapılıp yüklü kaynak temin edilir ve siyasi çatışma olmazsa belki 2010 yılı hedefleri gerçekleşir ama siyasi çatışmaların yaşandığı bir ülkede artık IMF anlaşması ve gelecek kaynak da bir işe yaramaz. 12月12日 Dincilerle Başlanırsa Bütçe Fazlası Bile VerilirVergi kaçırmanın cezası artacak
Dünya, 11.12.2009
Şimşek, yeni dönemde daha fazla vergi toplanması için denetimlerin etkin hala getirileceğini bildirdi. SAPANCA - Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, vergi kayıp ve kaçağıyla mücadele için vergi cezalarını artıracaklarını bildirdi. Şimşek, Maliye Bakanlığı tarafından düzenlenen "Defterdarlar ve Vergi Dairesi Başkanları Toplantısında" yaptığı konuşmada, vergi düzenlemelerine değindi. Taşıma su ile değirmenin dönmediğini, sağlıklı kaynaklar olmadıkça işin bir noktada tıkandığını ifade eden Şimşek, yeni dönemde daha fazla vergi toplanması için denetimlerin de etkin hala getirileceğini bildirdi. Bu çerçevede vergi kaçırmanın cezasını arttıracaklarını kaydeden Şimşek, "Biz bu ülkeyi kalkındıracaksak kayıt dışılığa, vergi kaçırmaya hiçbir şekilde müsamaha gösteremeyiz. Vergi kaçırmak sadece ülkeyi zafiyete uğratmıyor, aynı zamanda adaletsizliğe de yol açıyor" dedi. Maliye Bakanı, daha sonra Maliye çalışanlarına bu konuda şu talimatları verdi: "-Mükellefin ayağına gidin. İş ve aş üretenlere her zaman saygı ve sevgi ortamı sağlayın. Yeni işletmeler açıldığında gidin ziyaret edin (hayırlı olsun) diyin. Ardından da onlara yükümlülüklerini hatırlatın. Bu konularda onlara yardımcı olacağınızı söyleyin. -Sadece masa başında bu işler yapılmıyor. Mutlaka dışarıya çıkmanız lazım. Kayıtlı görünen mükellefler gerçekten var mı, adreslerinde bulunuyor mu, gidin bunlara bakın. -Taşradaki denetim elemanlarını da çalıştırın. İnsan kaynağı olsun, mali imkanlar olsun önümüzdeki dönem kaynak sıkıntınız olmayacak. -Tahsilatları hızlandırın, 2010 hedeflerini tutturmak için illerinize dönünce hemen bir plan yapın. Bize gelip (ben şu kadar gelir elde ettim, şu kadar vergi tahakkuk etti) denildiğinde onu da toplayabilmemiz lazım. -Hem merkez, hem taşrada uzmanlaşmaya gitmeliyiz. Mevcut personeli etkin ve verimli kullanın. Eğitimle aksaklıkları giderin. (Bu böyle geldi, böyle gidiyor) demeyin, mevcut durumu idare etmeyin, orayı derleyip toplayın, daha etkin hale getirin. -Her konuda vatandaşın menfaatini gözetin. Abartılıyor da olabilir, bizde hep şikayet yaklaşımı var, ama aksaklıkların olabileceğini de unutmayın. -Temsil kabiliyetindeki eksiklikleri de hızla giderin. -Hızlı, kaliteli, hesap soran, saydam ve öncü bir Maliye Bakanlığı vizyonuna sahibiz. Bu konuda benim desteğime sahipsiniz. Siz yerel aktörlersiniz, sizden beklentimiz çok." Kod sistemi revize edilecek Maliye Bakanı Şimşek, konuşmasında, son günlerin tartışma konusu olan KDV iade sistemi ile ilgili açıklamalarda da bulundu. KDV iade taleplerinin değerlendirilmesine yönelik etkin ve güvenilir bir risk analizi sistemi üzerindeki çalışmaların tamamlandığını belirten Şimşek, bu çerçevede kod sisteminin revize edileceğini bildirdi. Mükellef nezdinde hissedilen sıkıntıları ortadan kaldıran belirli standartlara sahip güvenilir ve tüm Türkiye'de aynı şekilde uygulanan bir yapı oluşturulacağını ifade eden Şimşek, şöyle devam etti: "KDV iadesi risk analizine yönelik bu sistemi, 2010 yılı Ocak ayında faaliyete geçirmeyi planlıyoruz. Proje kapsamında, mükelleflerin iade talepleri eskiye nazaran çok daha hızlı bir şekilde yerine getirilecek ve sahte belge kullanan mükelleflere yönelik denetim faaliyetleri etkinleştirilecek. Bu sayede KDV iade işlemleri kısa sürede ve doğru biçimde sonuçlandırılabilecek 12月10日 2010 Sırat Sırıtacak
TUFAN ın Kod Adı DEPREMEkonomide önlem alınmazsa deprem olurZeynep Gürcanlı Hürriyet, 09.12.2009 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, üç günlük Washington ziyaretinde, tüm dünyayı vuran ekonomik kriz konusunda önemli mesajlar verdi.
“Dünyanın bugün arz ettiği manzara, özellikle gelişmiş ülkelerde yapılan hataların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır..” Krizin nedeninin, “Sınırsız tüketim, sınırsız kazanma hırsı, sadece ekonomide değil her alanda adalet duygusunun yıpranması” olduğunu söyleyen Erdoğan, “bunun sonuncunda bir öncü şok olarak küresel finans krizini doğurmuştur. Evet, yaşadığımız bir öncü şoktur. Eğer ders alınmaz ve hatalar tekrarlanırsa, asıl depremin o zaman yaşanacağı artık aşikar hale gelmiştir." Tüm bunlara rağmen “ümitsiz olmamak gerektiğinin” de altınını çizen Başbakan, mutlaka alternatiflerin bulunacağını söyledi. Erdoğan, Türkiye'nin küresel krize sağlam bir finans sistemiyle karşı koyduğunu, bir tek bankanın bile sıkıntı yaşamadığını vurgulayarak, krizin etkilerinin mümkün olan asgari düzeyde hissedildiğini anlattı. Başbakan Erdoğan, "Türkiye şu anda da dünya ülkeleri arasında krizden en hızlı çıkacak ülkeler arasında gösteriliyor” dedi. 12月9日 Gölge DansözlükPiyasalar ekonominin gerçeklerini fiyatlamıyor
Mehmet Uğur CİVELEK Dünya, 09.12.2009
Geçtiğimiz hafta sonuna doğru açıklanan ABD işsizlik rakamı finansal piyasaları karıştırdı. Federal Reserve yetkilileri sakinleştirici açıklamalar yapmak zorunda kaldı. İçinde bulunduğumuz küresel koşullarda ekonomi politikaları finansal istikrar, büyüme ve işsizlik konularını ön plana çıkarıp, enflasyonu geri plana itiyor, fakat büyüme ve işsizlik rakamlarında yaşanan küçük bir olumluluk bile enflasyonist endişeleri tırmandırarak sıkıntı yaratıyor. Bu durum sistemik riskin artış eğiliminde olduğu algılamasının doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Zira finansal istikrarı tesis edip koruyarak sürdürülebilir büyümeyi tesis etmek ve işsizliği azaltmanın mümkün olmadığı kanaati açıkça ifade edilmese de belirleyici oluyor. Sorun, finansal cephedeki dengesizliklerden kaynaklanıyor. Finansal piyasalar ve merkez bankaları küresel ekonomide oluşan ve büyüyen sorunları uzunca bir süredir görmezden geliyor ve öyle yapmaya devam ediyorlar. Rekabet koşullarında olumsuzlaşma, faaliyet gelirlerinde erime ve gelir dağılımında bozulma gibi geleceği tehdit eden olumsuzlukların büyümesini önlemek veya ortadan kaldırmak için hiçbir şey yapmadılar. Yaratacağı kaosu düşünerek önlem almak yerine sorunları ağırlaştırma pahasına günü kurtarmayı tercih ettiler. Para politikaları bir daha sıkılaştırılmamak üzere gevşetildi, bankacılığın temel ilkeleri tüketildi; faaliyet gelirleri ve bunlardan yapılabilen tasarruflar erirken, faaliyet dışı gelirler yaratılarak büyüyen dengesizliklerin gizli tutulması tercih edildi. Anormal genişleyen krediler içinde teminat karşılığı olanların payı arttı, finansal istikrarın varlık değerlerinin yükselişine bağımlı hale gelmesi ve esnekliğin kaybedilmesi kaçınılmaz oldu. Şeffaflık azaldı, belirsizlik ve kırılganlık arttı. Zira toplam içinde payı anormal düzeye ulaşan faaliyet dışı gelirler tasarrufların dağılımını da iyice dengesizleştirdi. Merkez bankaları da sürdürülebilir olmayan bu süreci desteklemek zorunda kalarak hareket yeteneğini büyük ölçüde kaybetti. Yukarıda özetlediğimiz genel yapının faaliyet dışı gelir yaratmak için alınan varlık değerlerinin belli bir düzeyden daha fazla gerilemesine tahammülü yoktu, zira bir anda önemli boyutta kredi sorunlu hale gelebiliyor ve fonksiyonelliğini kaybedebiliyordu. Küresel krizi de bu nedenle yaşadık. Bu durum finansal yapının ekonomideki gelişmelere olan hassasiyetini yok ederken, iyimser beklentilere, para ve maliye politikalarının öncelikli ve kayıtsız şartsız desteğine bağımlı hale getirdi; bu duruma uygun hayali beklentilerle gün kurtarıldı. Gelir dağılımı ve rekabet gibi koşullara sanki önemsizmiş gibi hiç bakılmadı. Enflasyon ve faizlerde yaşanacak yükselişe, para politikasının sıkılaştırılması olasılığına tahammül kalmadı. Küresel kriz sürpriz değildi, ciddi bir durgunluk yaşandı. Gelir dağılımı ve rekabet koşulları iyice olumsuzlaştı. Fakat sorunlar çözülmedi, politikalar değişmedi, sürdürülebilir olmayan bir rotada ilerlemekten vazgeçilemedi. Hal böyle olunca finansal cephede gerginlik azalmıyor. Ekonomi biraz toparlar gibi olsa da bir kereye mahsus ciddi bir maliyet baskısı ile enflasyonun harekete geçeceğini biliyorlar. Bu durumda Merkez Bankası faizleri yükseltse, riskten kaçınma eğilimi güçlenecek, varlık değerleri erirken, bilançolar yeniden perişan olacak; eğer faizler düşük tutulsa bu kez de nakitten kaçış maliyet kökenli enflasyon baskılarını dayanılmaz boyutlara taşıyacak ve ekonomik daralmayı daha önce yaşanmamış boyutlara sürükleyecek... Eninde sonunda finansal istikrarın öncelikli olmaktan çıkacağını biliyorlar, fakat malum kesimler söz konusu güne kadar kendi çıkarlarını beklenti yönetimi adı altında pazarlamaktan vazgeçemiyorlar. Yaklaşık bir yıl içinde enflasyon veya faizlerin yükselmesi ihtimali gündeme gelmiş ise taşınan riskleri azaltmanın, düşünülen yatırımları ötelemenin veya vazgeçmenin zamanı gelmiş demektir. Fakat herkes bu durumun bilincinde olur ise büyük risk taşıyanların hiç şansının kalmayacağı da açıktır. Mevcut koşullarda mali sektör ile üretenler başta olmak üzere geniş kesimler arasındaki çıkar çatışması büyümektedir. Bu durum normal değildir ve her şey değişip bu anormallik yok edilinceye kadar dikkatli ve tedbirli olmaktan vazgeçmemek hayati önemdedir. Ekonomide küçük bir durgunluktan çıkma eğilimi finansal piyasaları karıştırıyor ise mali cephenin göründüğü gibi olduğu varsayılmamalıdır... 12月8日 Kürt Memetler ÖlmezMaliyeti düştü ama yüzde 25 artmış gibi vergi alınacak!
Şükrü Kızılot Hürriyet, 08.12.2009
BİLİN bakalım ne? Bir ipucu verelim; Yaklaşık 22 milyon vatandaşı ilgilendiriyor. Acaba hangi vergi?
TÜİK NE DİYOR? TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu), geçen hafta bina maliyetlerini açıkladı.
BAKANLIKLAR NE DİYOR? Maliye ve Bayındırlık İskan Bakanlıkları da bina metrekare normal inşaat metrekare maliyet bedellerini açıkladılar (Bkz 55 No.lu E.V Tebliği, 28 Ekim tarihli Resmi Gazete).
HANGİSİ DOĞRU? Biri TÜİK diğerleri de Maliye Bakanlığı ile Bayındırlık İskan Bakanlığı.
BİTMEDİ ARSA DA VAR “Ne yapalım, yüzde 25 fazla öderiz” diye kestirip atmayın
İTİRAZ HAKKINIZ YOK Şimdi diyeceksiniz ki, “Olmaz böyle şey. Krizin de etkisiyle bina inşaat maliyetleri ve arsa değerleri geriledi. Gayrimenkul fiyatları düştü.
12月5日 Allah Belanı EylesinEczane
Yılmaz Özdil Hürriyet, 05.12.2009
Size bi reçete yazayım... * 10 kuruşa satılan ilacı 3 kuruşa alacağız ama, bunun karşılığında, 10 eczanenin 3’ü kapanacak, hangisini tercih edersiniz? * Eczaneler kapanır. * Çünkü, bırakın yıllardır mahallenizde “en faydalı komşu” bildiğiniz eczacının iflas etmesini, 3 kuruşluk şahsi menfaat için babasını bile satan bir toplum haline getirildik. * Hiç çevirme suratını... Sana soruyorum: Dünyanın en pahalı benzinini, dünyanın en pahalı elektriğini, dünyanın en pahalı doğalgazını kullanan, dünyanın en yüksek vergisini ödeyen ülke... Nasıl olur da, Avrupa’nın en ucuz ilacını kullanır? * Avrupa’da 5 ülke seçiyorlar, o 5 ülkenin ilaç fiyatlarından yola çıkarak, bizim ilaçların fiyatını belirliyorlar. Ancak, ne sihirdir ne keramet, işte burada maharet... * Mesela, kalp ilacı... Bakıyor, en ucuz Portekiz’de, Portekiz’in fiyatını seçiyor. Romatizma ilacı, bakıyor, en ucuz Yunanistan’da, Yunanistan’ın fiyatını seçiyor. O romatizma ilacı, İspanya’da daha pahalıymış, ilgilenmiyor, işine neresi gelirse, orayı seçiyor. * Mesela, Aspirin... Bakıyor, en ucuz Fransa’da, şak, Fransa’nın fiyatını seçiyor. Halbuki, Fransa eczacısını kolluyor, sübvanse ediyor, ciro düştüğünde Fransız eczacısı çökmüyor. Vatandaşının sağlığını düşünen Fransa, eczacısının da “vatandaş” olduğunu unutmuyor. * Üstelik... Zurnanın asıl zırt dediği yer. * Dün yaşanan bir vaka... Tansiyon hastasına ilaç yazmış doktor. Hasta, en yüksek risk grubunda, ilacın dozu en yüksek doz, raporunda yazıyor. Hasta eczaneye geliyor, sistemi açıyor eczacı, bakıyor, o ilacı alırsa hasta, 61 lira fark ödemek zorunda... Ödeyemiyor. Tekrar sistemi açıyor eczacı, en ucuz eşdeğerini tıklıyor. En ucuzu alırsa hasta, hiç fark ödemeyecek ama, o en ucuz ilaç, en düşük doz... Yani, hiç fark ödemeyecek ama, büyük ihtimalle yakında ölecek. * Ekmek var, 400 gram... Ekmek var, 100 gram... İkisi de ekmek mi? * Demem o ki... Sen, ilaç fiyatları ucuzladığı için eczacının isyan ettiğini sanıyorsun ama, o eczacı, aslında senin için kavga veriyor, senin için çırpınıyor. Mecbur kalırsa, gözlük satacak, vitamin satacak, bi şekilde hayatını devam ettirecek elbet... Sana şimdiden Allah rahmet eylesin. 12月3日 DwbaiYoksa Dubai W ile mi yazılıdır
Güven Sak
Referans, 03.12.2009
Dubai'yi gördünüz mü? Görenler ne kadar gerçek dışı göründüğünü bilirler. Bir nevi Disneyland işte. Aslı yok ortada, hep taklidi var. En azından bende yarattığı izlenim budur. 2008 krizi öncesi likidite bolluğu Dubai'de de bir gayrimenkul çılgınlığına yol açmıştı. O koca koca binalar işte o arada dikilivermişti. Dubai adı verilen çakma kent işte o arada çölden yükselivermişti. İşler borç para ile yürüyordu o devirde. Bir lira ile yüz liralık iş çevrilebiliyordu. Alınanı geri verme zamanı krizle birlikte geldi. Arife günü Dubai'de işleri yürüten kamu şirketi Dubai World tahvil alacaklılarından altı aylık süre istedi. Altı aylık süre demek, oturup borçları yeniden yapılandırma çağrısı yapmak demek esasında. Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek, "Dubai, bizi 'doğrudan' etkilemez" dedi. Bakın, bu olay bizi, "dolaylı olarak" nasıl etkileyebilir? Yoksa bu olay 2008 krizinde W ihtimalinin arttığını da mı göstermektedir? Dubai hadisesi bakın bize neler düşündürmelidir? Merak edenleri aşağıya bekleriz efendim.
Şimdi olayın ayrıntısını bir kenara bırakalım. Bu olaydan hepimizi etkileyebilecek bir dizi sonuç çıkaralım. Dubai hadisesinden çıkarılması gereken ilk sonuç şudur: Her şirketin bir dayanma gücü vardır. Bugüne kadar dayanmış olmanız, yarını da çıkaracağınız anlamına gelmez. Bu kriz çok uzun sürmüştür. Birkaç üretim döneminden beri şirketler işletme sermayelerini yeniden üretememekte, tüketmektedirler. Halbuki iş yapmanın özü başlangıçta cebinizde olan para-sermayeyi yeniden ve yeniden üretmektir. Mesela borç ödemelerinin her üretim devresinde işletme sermayesine eklenen tutardan yapılması esastır. Bir süredir, kriz nedeniyle şirketlerin yapamadığı tam da budur. Nedir? Büyük bir nakit işletme sermayesi tabanına oturan ve/veya krediye kolaylıkla ulaşabilenler dışında, borcu olanın dayanma gücünü her gün yeniden test eden bir sürecin içinden geçiyoruz. Dubai hadisesinin işaret ettiği ilk nokta budur.
İkincisi, eğer yukarıdaki tespit doğru kabul edilirse, önümüzdeki dönemde, hem Türkiye'de hem de dünyada dayanma gücünün sonuna gelecek bir dizi firma olacaktır. Ortada bir ikinci dip noktası olup olmayacağı, bu tür firmaların toplam büyüklüğüne bağlı olacaktır. Anadolu'yu gezen herkes ortada bu tür firmalar olduğunu kolaylıkla görebilecektir. Açıktır ki sayıları çoktur. Ağırlıklarının ne olduğunu ise hep birlikte öğreneceğiz. 2009 sonu ve 2010 başı pek çok firma için dayanma gücünün sınırı olacaktır. Bankalarımız şirketlerin dayanma gücünü bizden daha iyi bilebilecek imkânlara sahiptir. Dolayısıyla Dubai World hadisesi tek başına ve doğrudan finansal sektörle ilgili bir hadise gibi değerlendirilmemelidir. Mesele reel sektörün dayanma gücü ile yakından alakalıdır.
Üçüncü nokta ise şudur: Yüksek borç ile iş çevirmenin normal olduğu bir dönemden daha az borç ile veya daha çok özkaynaklara dayalı olarak iş yapılacak bir döneme geçerken iktisadi aktivitenin bundan etkilenmemesini zaten beklememek gerekir. Dün elinizdeki bir lira ile yüz liralık iş çevirebilirken, bugün 10 liralık iş yapabiliyorsanız, buradan bir iktisadi daralma çıkmaması düşünülemez. Buradaki hadise doğrudan Türkiye ile ilgili değil, küreseldir. Dubai hadisesi bu anlamda çok borçtan az borca geçerken neler olabileceğini düşünmemiz için bize bir çerçeve sunmaktadır. Bu açıdan da son derece değerlidir.
Böyle bakıldığında Dubai hadisesi, yalnızca o çakma kentle sınırlı bir hadise değildir. Dubai dünün vur patlasın çal oynasın döneminin simgesidir. Peki, bu hadise Türkiye'yi etkiler mi? Evet ve de hayır. Körfezdeki müteahhitlik projeleri dışında doğrudan olarak hayır. Ancak burada üç noktanın altını çizmek gerekir. Birincisi, Dubai hadisesi şirketlerin dayanma gücü için bir işaret fişeği ise bu durum Türkiye için de geçerlidir. Uzayan kriz dönemi ve hâlâ canlanmayan iç talep bu süreçte belirleyici olacaktır. İkincisi, Dubai hadisesi ile birlikte uluslararası kaynaklar bir "eve dönüş" (home bias) önyargısı içinde olmamışlardır. Bunun nedeni evdeki getirinin kriz nedeniyle düşüklüğü olmalıdır. Fon akımları açısından, Dubai sonrası, "iyi" ile "kötü"nün birbirinden ayrışacağı bir dönemdeyiz. Türkiye, IMF ile anlaşmamış, bütçesinin uygulanabilirliği tartışmalı kaldığı sürece, fon akımlarında şansını kaybedecektir. Zaten devam etmekte olan bu kötüleşme sürecinin, bundan böyle, Dubai hadisesi ile olsa olsa güçlenmesini beklemek gerekir. Üçüncüsü, Dubai World'ün borçları, esasen Dubai hükümetinin borcu değildir. Ancak ödemelerin ertelenmesi, küresel sermayenin, kamu borçları ile ilgili risk duyarlılığını artıracaktır. Bu çerçevede de Türkiye'nin olumsuz etkilenmesini beklemek gerekir.
Türkiye'nin aynı Brezilya gibi bir hikâyeye ihtiyacı vardır.
Lula, Erdoğan'ı sollayıp geçmiştir. O ne yaptığını bilmektedir. Partisinin iktidarını, emekli olacağı halde, yeni seçimlerde yalnızca güçlendirecektir. 12月2日 Ayağını Olmayan Yorgana Göre UzatmakTasarruf açığı olan bölgeler için alarm zilleri çalıyor!..
Mehmet Uğur CİVELEK Dünya, 02.12.2009
Hangi ölçekte olur ise olsun, tasarruf açığı büyür iken sürdürülebilir büyüme söz konusu değil ve faaliyet gelirleri, erimeye devam ediyor ise çok ciddi sıkıntıların yaşanması kaçınılmaz oluyor. Bu gerçeği görmezden gelmek adına kısa vadeli spekülatif eğilimler sayesinde yaratılan faaliyet dışı gelirler ile terse çevirmek genelde mümkün olmuyor. Sonuçta durgunluk ve işsizlik gibi olumsuz eğilimler güçlenir iken borç yapılandırması ve korumacılık gibi tatsız yaklaşımlar sahne almak üzere sırasını beklemeye başlıyor; Bu süreçte her şey farklılaşır iken, hiçbir şey eskisi gibi olamıyor. Zira durgunluk ve işsizlik artar iken faaliyet gelirlerindeki erimeyi durdurmak, yeni ve sürdürülebilir bir denge kurmak çok ciddi bedellerin peşinen ödenmesini gerektiriyor. Bu ifade etmeye çalıştığımız olgular ülke ekonomileri için olduğu kadar kurumsal ve bireysel ölçekte de geçerliliğini koruyor. Küresel krizin ikinci yılında durgunluğun aşılamadığını ve işsizliğin artmaya başladığını görüyoruz. Merkez bankalarının devreye girmesi ile adı konmadan hatırı sayılır boyuttaki borcu yapılandırma çabasının henüz beklenen sonucu üretemediğini, korumacı eğilimlerin çeşitlenmeye başladığını ve faaliyet gelirlerindeki erimenin sürdüğüne tanık oluyoruz. Hal böyle olunca son haftalarda Ukrayna, Yunanistan veya son olarak Dubai'den gelen ve moralleri bozan haberleri yadırgamıyoruz. Özellikle inşaat sektörü yatırımlarının çok aşırıya kaçtığı bölgelerde belki günün kurtarıldığı fakat sorunların iyice ağırlaştığı, başta belirttiğimiz sağlıksız yapının geliştiği dikkat çekiyor. Olumsuz rekabet koşulları nedeniyle faaliyet gelirleri azalır iken finans sektörünün desteği ile spekülatif karakterli faaliyet dışı gelir yaratılıyor ve bu sayede toplam gelir artıyor ve mevcut durum korunuyor ise durum çok ciddidir; belirsizlik ve kırılganlık yükselmeye devam edecektir. Bu sağlıksız yapıyı değişim dönüşüm olarak algılamak akıl işi değildir; zira esas değişim ve dönüşüm, yaşanacak yıkımın arkasından gelecektir ve daha önce öngörülenlerden çok farklı olacaktır. Bu gerçeğin farkında olanlar riskten kaçınır iken kısa vadeli spekülatif bakış açısının ön plana çıkarılması genel bir şuursuzluk yarattı... Bugün ise günü kurtarmak adına yanlış yapanları korumak yönünde harcanan enerji sorunları ağırlaştırmaya, ileride yaşanacak felaketi büyütmeye devam ediyor. Başka bir deyişle yanlış yapanların ödüllendirildiği ortamda serbest piyasanın etkin bir şekilde işlemesi, demokrasinin çalışması mümkün olamıyor!.. Asıl önemlisi bu gerçeği farkedenlerin sayısı arttıkça güvensizlik büyüyor işler eskisi gibi yürüyemiyor; olumsuz beklentiler daha sık ve daha sarsıcı bir şekilde açığa çıkmaya başlıyor. Bu çerçeveden baktığımızda Türkiye ekonomisinin genel görünümü de ciddi sıkıntılar yaşanacağına işaret ediyor. Zira tasarruf açığını büyütemediği sürece belirsizlik ve kırılganlık giderek büyüyor. Zira durgunluğun derinleşmesi, işsizliğin yükselmesi, kamu açıkları ile sorunlu kredilerin artması, toplam gelir azalırken dağılımın bozulması gibi olumsuzluklar hareket yeteneğini sınırlıyor. Tasarruf açığını küçültmek ve sürdürülebilir yeni bir denge kurarak kalıcı çözüm üretmek yönünde bir irade veya bunu zorlayan bir baskı da görünmüyor. Fakat küresel düzeyde tasarruf açığı olan ekonomilere bakış açısı olumsuzlaştıkça her şey farklılaşacak; değişimi tepedekiler değil diğerleri zorlayacak. Döviz kuru ve faizler ile sermayedeki olası tavır değişiklikleri zorunlu değişimin ve buzdağının görünen kısmına da yansımaya başladığı anlamına gelecek... Bir an için tasarruf açığımızı kapatmayı öncelikli tercih haline getirdiğimizi varsayın, her şeyin değişeceğini, uzun, sancılı bir yolculuğun bizi beklediğini ve nefesi çok idareli kullanmak gerektiğini görebilirsiniz... Bunlar yaşanmaya başlamadan, yeni dünya düzeni lehine küresel bir uzlaşı mümkün olamayabilir!.. Teğet PatladıÇömlek patladııı çömlek patladı
Ege Cansen Hürriyet, 02.12.2009
EKONOMİDE “bir şey değişir, her şey değişir” diye bir kural vardır. Bunun anlamı, ekonomik hayatın, daha doğrusu hayatın kendisinin, ilk bakışta fark edilmese bile aslında karmaşık bir “sebep ve sonuç yumağı” olduğudur. Bu yumağı teşkil eden ipliklerin her biri, doğrudan veya dolaylı olarak yumağın diğer iplikleriyle irtibatlıdır. İplik bir ucundan çekmeye başlanınca yumağın her tarafında hareketlenme olur. Bu hareketlenme ilk aşamada normal vatandaş gözüyle görülemez. Alttan alta başlayan oynamalar, parçalar arasında bulunan kaldıraçlı mafsallarla birbirine aktarılır. Hareket sonunda herkesin görebileceği bir büyüklüğe ulaşır. Buna, kriz patlaması denir. 11月30日 YouFaşizm
İnternet Teknolojileri Derneği, Youtube internet sitesinin erişiminin engellenmesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne dava açtı.
Youtube yasağının, Anayasa'ya, hukukun evrensel ilkelerine ve Avrupa İnsan Haklarına Sözleşmesi'nin çeşitli maddelerine aykırı olduğunu belirten Akgül, ''Türkiye'nin adeta internetle savaştığını'' öne sürdü. Akgül, şunları kaydetti: ''AİHM'e başvurumuzun ana noktası, yasaklamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi olan ifade özgürlüğünü ihlal etmesidir. Yasaklanmak istenilen videolara nesne temelli filtreleme uygulama mümkün iken bu uygulanmayarak, tüm yurttaşlarımızın bu uluslararası paylaşım ortamından yararlanmaları, bu ortamda kendilerini ifade etme özgürlüklerine orantısız bir şekilde kısıtlanmaktadır. "YASAKLAMA KARARI HUKUK FACİASI" "Yasaklama, sözleşmenin 6. maddesine aykırı olarak sakıncalı videolarla hiçbir bağlantısı olmayan kişilere kısıtlama getirilmekte, hiçbir yargılama yapılmadan bir tedbir kararı kesin bir karar gibi uygulanmakta, bundan zarar gören kişilerin hakkını arama hakkına sınırlama getirmektedir. Verilen tedbir kararı kısa bir süre için geçerli olması gerekirken, tedbir kararı yinelenmeden geçen yılın mayıs ayından beri uygulanmaktadır. Tedbir kararı öncesinde de ne bir savunma alma çabası olmuş, ne de bilirkişiye başvurulmuştur. Bir başka deyişle, bu yasaklama kararının bir hukuk faciası olduğu kanısındayız.'' Youtube yasağının eğitim hakkına da sınırlama getirdiğini ileri süren INETD Başkanı Akgül, Youtube'un üniversitelerin, uluslararası kuruluşların ders ve benzeri malzemeleri koydukları ana dağıtım kanalı olduğunu da söyledi. Akgül, internete getirilen bir kısıtlamanın iletişim özgürlüğüne getirilen bir kısıtlama olduğunu savunarak, ''Youtube gibi milyonlarca kişinin kullandığı, milyonlarca nesnenin bulunduğu internet sitelerini tümden kapatmak yerine, sakıncalı bulunan nesnelere erişimi engellemek mümkündür. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, bunu yapacak idari, mali ve teknik beceriye sahiptir. Kamuoyunun yeterli baskı yapmaması nedeniyle gündeme alınmamaktadır'' diye konuştu. (NTV) Merkezden TahsilatIsınmada zorunlu merkezi sistem 5 Aralık’ta başlıyorHürriyet, 30.11.2009
Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği, 5 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe giriyor. Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle inşa edilecek 1000 metrekarenin üzerindeki binalarda merkezi ısıtma zorunlu olacak. Enerji kimlik belgesi Yönetmeliğin getireceği önemli değişikliklerden biri de “enerji kimlik belgesi” olacak. Binanın enerji ihtiyacı, enerji tüketim sınıflandırması, yalıtım özellikleri ile ısıtma-soğutma sistemlerinin verimiyle ilgili bilgileri içeren belge, “enerji kimlik belgesi vermeye yetkili kuruluş” tarafından hazırlanacak ve ilgili idarece onaylanacak. Enerji kimlik belgesi, yeni binalar için yapı kullanma izin belgesinin “ayrılmaz parçası” olacak. 10 yıllık süre Mevcut binaların da 10 yıl içinde belgeyi temin etmesi gerekecek. Belge, toplam kullanım alanı mevcut yönetmelikte 1000 metrekare, üzerinde çalışma sürdürülen taslağa göre de 250 metkareden büyük binalar için düzenlenecek. Enerji kimlik belgesine bakarak bir kişi oturacağı evde kadar enerji tüketileceğini de anlayabilecek. Böylece ev satın alırken veya kiralarken yalıtımdaki eksikliklerin tespiti mümkün olacak. Edinilen bilgiye göre binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği yürürlüğe girmeden önce süreç içinde oluşan teknik değişiklikleri yansıtmak, oluşabilecek sıkıntıları gidermek ve bazı maddelerin yürürlüğünü ertelemek üzere yeni bir düzenleme üzerinde de çalışılıyor. 250 metrekare Taslakta, “enerji kimlik belgesi” düzenlemesi için mevcut yönetmelikte bin metrekare olarak öngörülen koşulun, 250 metrekareye çekilmesi de öngörülüyor. Ancak bu konu henüz bir netlik kazanmadı, çalışma halen devam ediyor. Taslakta ayrıca, 1 Ocak 2013 tarihinden sonra yapılacak binalarda, toplam enerji ihtiyacının yüzde 5’inin yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanmasına ilişkin bir düzenleme de yer alıyor. 11月29日 ReflüReflü neden patladı Hürriyet, 29.11.2009 Reflünün, yani mide muhtevasının yemek borusuna yeniden geri kaçmasının nedeni yemek borusu ile midenin birleştiği yerdeki kapak sisteminin arızalanması. Kapak bozulunca midedeki yiyecekler ve asit sıvı, yemek borusuna geri kaçıyor. Bu durum şişkinlik, göğüs kafesi orta noktasında yumruk hissi ya da basınç duygusu, yanma, ekşime, kaynama ile birlikte yiyeceklerin zaman zaman neredeyse ağza geri gelmesi, öksürük, ses kısıklığı gibi şikâyetlere sebep oluyor. Sorun yemek borusunda ülserlere, kanamalara, hatta kansere sebep olabiliyor. el KurbanDubai şoku yeni krizi tetikler mi?Osman Ulagay Bayram sabahı okunacak bir yazıda, yeni bir “kriz” olasılığından söz etmenin alemi var mı Allah aşkına? Voltaire’in tam 250 yıl önce yazdığı Candide romanında yaratmış olduğu Dr. Pangloss karakteri gibi davranıp, en olumsuz koşullarda bile iyimser olunabileceğini kanıtlayamaz mıyım ben de?Bu sorulardan birincisine “yok”, ikincisine “evet” cevabını verebilmek için inanın hayli çaba harcadım bu yazıyı yazmadan önce. Bir bayram günü sabahında, İstanbul’un tenhalaşan sokaklarında avare dolaşmanın keyfini, Boğaz’ın havasını teneffüs edebilmenin, martılara kulak vermenin ayrıcalığını anlatarak pekâlâ bitirebilirdim bu yazıyı. Hemen bayram öncesinde Dubai’den gelen haberleri duymamış olsaydım belki başarabilirdim bunu ama olmadı. Şeyh Muhammed el Maktum’un Dubai’de gerçekleştirmeye çalıştığı 1001 Gece Masalı’nın acıklı bir drama dönüşmekte olduğunu duyunca olayın içinde buldum kendimi. Bu olayın küresel krizi yeni bir aşamaya sıçratması olasılığının farkına varınca da ister istemez bu yazı çıktı ortaya. Neden şok? Dubai’de devletin sahip olduğu Dubai World holding şirketiyle ona bağlı olan gayrimenkul şirketi Nakheel’in hafta ortasında bir açıklama yaparak borç ödemelerinin 30 Mayıs 2010’a kadar askıya alındığını bildirmesi, dünya piyasalarında şok etkisi yaptı. Bu yılı ciddi kazançlarla kapatmaya hazırlanan başlıca borsalarda düşüşler yaşandı, ‘Yükselen Pazar’ borsaları da düşüşten nasibini aldı. Olayın piyasalarda böylesine büyük bir şok yaratmasının nedeni, Dubai’nin borç ödemelerini aksatmadan bu işin içinden çıkacağına inanılmış olmasıydı. Borç ödemelerinin askıya alındığının Kurban Bayramı’nın hemen öncesinde açıklanması piyasaları gafil avladı. Olayın duyulduğu anda Şeyh Muhammed’in bayram tatiline çıkmış olması da kötü niyet belirtisi olarak algılandı ve duyulan kuşkuları tırmandırdı. Tehlike nerede? 11月27日 TUFAN de DubaiGDCargill (Mısırsıkan)Yargıtay: Başbakan Erdoğan'dan Cargill tazminatı istenebilir
Radikal, 26.11.2009 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Cargill'in Bursa'daki fabrikasının faaliyetinin durdurulmasına ilişkin mahkeme kararlarını uygulamadıkları gerekçesiyle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile dönemin bazı yöneticileri hakkında açılan tazminat davasını reddeden yerel mahkeme kararını bozdu. Bursa’nın Gemlik ilçesinde tarım arazisi üzerine kurulan Cargill A.Ş.’ye ait nişasta fabrikası hakkındaki yargı kararlarının uygulanmadığını öne süren Bursa Barosu’nun da aralarında bulunduğu 19 kişi ve kuruluş, Erdoğan, eski Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen, Bursa Valisi Oğuz Kağan Köksal, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Hikmet Şahin ve Gemlik Belediye Başkanı Mehmet Turgut hakkında tazminat davası açmıştı. Dava dilekçesinde, her davacı için 5 bin 500 YTL olmak üzere toplam 99 bin YTL’lik manevi tazminat talep edilmişti. Bursa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, ‘davalıların, nişasta fabrikasının kapatılmamasında şahsen sorumlulukları bulunmadığı, bu nedenle tüm davalıların manevi tazminatla sorumlu tutulamayacakları’ gerekçesiyle davayı reddetmişti. Kararın temyiz edilmesi üzerine dosyayı görüşen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ise, yerel mahkemenin bu kararını bozmuştu. |
||||||||||||
|
|