| m. mucahid 的个人资料Mucahid Akinci'nin Ev Sa...照片日志列表 | 帮助 |
|
10月30日 AK Eller CebeAKP’nin eli 2010’da cebimizde
Yalçın Doğan Hürriyet, 30.10.2009
SİGARAYA zam var. Yasak olan sigaraya zam var. Tıpkı petrol ürünleri ve doğalgaza zam öngörüldüğü gibi. İmza yaş, imza kuru, açılım, kapanım, Ermenistan, Suriye derken, Meclis’te sessiz sedasız bir görüşme maratonu başlıyor. Hepimizin kaderini belirleyen 2010 bütçe maratonu. Gelecek yılın bütçesinden gelen haberler bizim için pek parlak değil. AKP’nin hazırladığı 2010 bütçesinin eli yine hepimizin cebinde. Gelecek yıl 13.1 milyar liralık (eski parayla 13.1 katrilyon) gelir artışı öngörüyor. Özellikle ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) üzerinden. ÖTV nasıl artacak? Ya tüketim mallarına zam ya da vergi oranında artışla. Sanıyorum, gelir artışını AKP zamla sağlamayı düşünüyor. Bu yıl ÖTV gelirleri 41.5 milyar lira. Gelecek yıl öngörülen gelir 54.6 milyar lira. TOPLAM ARTIŞ YÜZDE 16.7 Genel olarak vergi gelirlerinde toplam artış yüzde 16.7. 2009 kriz yılı. 2010 krizin o kadar derin olmasa bile, yine de izlerinin sürdüğü bir yıl. Krizden çıkan bir ekonomide bu kadar yüksek vergi geliri artışı sağlamak güç görünüyor. Gelirde artış var, buna karşılık harcamalarda azalma yok. Mali disiplinden sürekli söz eden AKP, harcamaları kısmayı bir türlü beceremiyor. Gelir artışı için öngörülen bir başka kalem daha var. İthalattan alınan KDV artıyor. 2010’da ithalat artıyor, buna paralel KDV’si artıyor. SİGARA OLAYI En garip artış sigarada. Sigara içmek sınırlanıyor, hatta bütün kapalı yerlerde yasaklanıyor. Yasakla birlikte, sigara tüketimi ister istemez azalıyor. Şimdi tüketimi azalan sigarada ÖTV artışı öngörülüyor. Ve oradan bir gelir artışı umuluyor. Bu nasıl olacak, merak ediyorum. BÜTÇEYE MAKYAJ CHP Trabzon milletvekili Akif Hamzaçebi “bütçe açığını düşürmek için bütçeye makyaj yapılmış” diyor. Bunu da şöyle açıklıyor: “İşsizlik fonunun faiz geliri ile özelleştirmede nakit fazlası bütçeye gelir kaydedilmiş. Toplam 13.8 milyar lira eklenmiş. Şu anda öngörülen bütçe açığı 50.1 milyar lira. Bu 13.8 milyarlık ek gelir olmasa gerçek bütçe açığı 63.9 milyar lira. Yani, 13.8 milyarlık makyaj var.” Hamzaçebi maliyeci, bütçeden çok iyi anlıyor, konusunda iyi uzman. Zaten o meslekten geliyor. AKP’nin bu uyarıyı dikkate alması, hepimizin yararına. Ben bir de bütçede yatırımlara bakarım. İşsizliğin azalması, ekonomik büyüme, gelirlerin artması, yatırımlara bağlı. Yeni bütçede yatırımların milli gelire oranı yüzde 16.9’dan yüzde 17.6’ya yükseliyor. Artış binde 7. Krizden çıkan bir ekonominin normal seyri. Buna rağmen, gelecek yıl için öngörülen büyüme yüzde 3.5. Bu nasıl olacak? İyimser bakışla olacak. Aksi zor. 10月29日 Ne Mutlu Türküm Diyene“Gelecek kuşakların, Türkiye’de cumhuriyetin ilanı günü ona hiç acımadan saldıranların başında, cumhuriyetçiyim diyenlerin yer aldığını gördükleri zaman şaşacaklarını hiç sanmayınız! Tersine, Türkiye’nin aydın ve cumhuriyetçi çocukları, böyle cumhuriyetçi geçinmiş olanların gerçek inanışlarını irdeleyip saptamakta hiç de güçlük çekmeyeceklerdir.”
Mustafa Kemal Atatürk 10月27日 Cepte Dumanaltı OlmakWHO: Cep telefonları beyin tümörü riskini artırıyorHürriyet, 25.10.2009
Uzun süreli cep telefonu kullanımının bazı kanser türleriyle bağlantısı ilk kez önemli bir araştırmada kanıtlandı.
Daily Telegraph, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) 30 milyon dolara mal olan ve 13 ülkede, 12 bin 800 denek üzerinde yapılan 10 yıllık araştırmasının sonuçlarını, resmen açıklanmadan iki ay önce yayınladı. Daily Telegraph haberine göre, araştırmada cep telefonu kullanımının üç tür beyin tümörü ve bir tür tükürük bezi tümörü ile ilişkili olduğunun ortaya konduğu belirtildi. Araştırma sonuçlarının hükümetler üzerinde daha sert tedbirler alınması için baskı yaratacağının beklendiği de vurgulandı. Yayınlanan habere göre, projenin 13 ülkede yürütüldüğü ifade edilirken, tümör hastaları ve sağlıklı insanlarla ayrı ayrı görüşüldüğü ve cep telefonu kullanımlarında farklılık olup olmadığının araştırıldığı bildirildi. Çocuklarda kısıtlansın Raporda, beyin tümörü riskini ciddi biçimde artıran cep telefonu kullanımının çocuklarda kısıtlanması, yetişkinlerin de konuşmalarını kısa kesmesi tavsiye ediliyor. Daily Telegraph, raporla ilgili haberi, “Uzun süreli cep telefonu kullanımı ‘Kanser ile ilişkili olabilir’ başlığıyla yayınladı. Haberde, “Çalışma bu yıl tamamlandığında bir dönüm noktası olacak” ifadesine yer verildi. Araştırmanın ilk sonuçlarına göre, 10 yıldan daha fazla cep telefonu kullanımının bazı beyin tümörlerinin oluşma riskini önemli ölçüde artırdığı da belirtildi. Haberde, İngiltere Sağlık Departmanı rehberliğini dört yıldan daha fazladır güncellemediği de vurgulanırken, “Cep telefonu kullanımının sağlık sorunlarını yol açtığını gösteren çalışmaların bir kanıtı yok deniliyor. Ve sadece çocukların çok önemli olmayan telefon konuşmalarını kısa tutmaları öneriliyor” denildi. Üç tür beyin tümörüne yol açıyor HABERDE Dünya Kanser Araştırma Kurumu’nun yürüttüğü Interphone Araştırması’nın 10月25日 Balon de TUFANYeni krizi tetikleyecek kumar başladı mı?
Osman Ulagay
Milliyet, 25.10.2009
Financial Times (FT) gazetesinin sürekli okuduğum yazarlarından Wolfgang Münchau’nun 19 Ekim tarihli FT’de yer alan “Yeni krize doğru geri sayım başladı bile” başlıklı yazısı bizim medyada da yankı buldu. Yeni bir krizin şartlarının oluşmakta olduğu iddiası hayli ilgi çekti. Münchau önemli saydığı bazı göstergelere göre ABD borsasındaki aşırı değerlenmenin % 40’ı bulduğunu hatırlatarak, sıfıra yaklaşan faiz oranlarının insanların yeniden en riskli yatırım araçlarına yönelmesine yol açtığını ve bunun da yeni bir balonun şişmesine ortam hazırladığını belirtiyordu yazısında. Bıçak sırtındaki dengeler Büyümede düş kırıklığı yarattık 10月24日 Perşembeden Önce Çarşambayı TUFAN AldıAkaryakıt dünden pahalı yarından ucuz
Şükrü Kızılot Hürriyet, 24.10.2009
2010 bütçesinde, akaryakıttan toplanacak Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) gelirlerinde yüzde 32 artış öngörülüyor. Bu da özellikle akaryakıt başta olmak üzere bazı ürünlerin vergilerine zam anlamına geliyor. Nitekim perşembe günkü “Bu hesap vergi artışı getirir” yazımızın mürekkebi kurumadan, benzinin litresine 10 kuruş zam geldi ve 3.36 lira oldu. REKOR FİYAT Yapılan son zam ile benzin ve alınan vergi, rekor fiyata çıktı. Türkiye’de ve bazı ülkelerdeki benzin satış fiyatı, dolar cinsinden Tablo-I’de gösterilmiştir. Tablodan da fark edileceği gibi, benzin satış fiyatı bakımından rekor Türkiye’de!.. Kuşkusuz, alınan vergiler bakımından da rekor yine Türkiye’de. RAFİNERİ FİYATININ 4 KATI Tablo-II’den de fark edileceği gibi, benzinin (kurşunsuz 95 oktan) rafineri çıkış fiyatı 84 kuruş. Pompa satış fiyatı ise bunun yüzde 400’ü kadar yani 3.36 TL. İlginçtir, rafineri çıkış fiyatı benzinden 2 kuruş fazla yani 86 kuruş olan motorin, vergisinin daha az olması nedeniyle benzinden daha düşük fiyata (2.80 TL) satılıyor. Bu fiyatın 2.21 TL’si vergilerden oluşuyor. Tablo-III’de 2010 yılında öngörülen ÖTV gelirlerinin dağılımına baktığımızda; 2010 yılı ÖTV gelirlerinin yüzde 56’sının petrol ve doğalgazdan elde edileceğini ve 2010’da öngörülen yüzde 26’lık ÖTV artışına da baktığımızda, 2010’da akaryakıt ÖTV’sinde artış yapılmasının kaçınılmaz olduğunu fark ediyoruz. Başlıkta belirttiğimiz gibi, akaryakıt fiyatı bugün itibariyle dünden pahalı ama yarına (2010’a göre) daha ucuz!.. DİĞER ÖTV ARTIŞLARI 2010 yılı ÖTV geliri hedeflerine baktığımızda, toplam ÖTV gelirlerinin, yüzde 30’unun tütün mamullerinden oluştuğunu ve vergi artışı olarak da yüzde 42 bir artışın hedeflendiğini fark ediyoruz. Bu da 2010 yılında sigara ÖTV’sinde ve doğal olarak fiyatında artış olacağı anlamına geliyor. Motorlu Taşıtlar ÖTV’sinde yüzde 61 artış hedefleniyor ama 2009’daki indirime göre toplanan vergi esas alınarak artış hedeflendiği için; Motorlu Taşıt ÖTV’sinde artışa ihtimal vermiyoruz. Benzer durum, dayanıklı tüketim malları için de söz konusu. Özetle, ÖTV gelirindeki artış, beraberinde vergi artışlarına da gebe... 10月23日 Ne Mutlu PeKeKe DiyeneVicdanlar kanıyor
Tufan Türenç Hürriyet, 23.10.2009
BİR arkadaşım, PKK’lıların dönüşlerini TV’de izlemiş, burnundan soluyordu: “Sinirimden televizyonu kapattım. Teröristler zafer kazanmış kahramanlar havasında geldi. Bu ne cüret! Bu ülke ne hale getirildi.” Yatıştırmak için “Alışırsın... Alışırsın...” dedim.
* * *
* * * İnanın böyle yapılsaydı millet bu kadar rencide olmazdı.
Teğetin Benzin HaliBenzine rekor zam geldi, fiyatlar 140 dolarlık petrol dönemine döndüAli Öztürk
Hürriyet, 22.10.2009
95 oktan kurşunsuz benzine 8-10 kuruş zam yapıldı, İstanbul’da benzinin pompa fiyatı 3.36 TL’ye çıktı. Akaryakıtın fiyatında ham petrolün seyri önemli rol oynuyor. Küresel kriz öncesi varili 145-147 dolar olan petrol dün 78-79 dolardı; yani yüzde 46 geriledi. Fakat Türkiye’de ağır vergiler inmediği için benzin geçen yılki zirveye göre sadece yüzde 5-6 ucuz. DÜNYANIN en ağır vergileri yüzünden dünyanın en pahalı akaryakıtını tüketen Türk insanı, küresel krizle birlikte gerileyen ham petrol fiyatlarına rağmen aracının deposunu bir türlü ucuza doldurma şansını yakalayamadı. Son olarak dün gelen 8-10 kuruş zamla 95 oktan kurşunsuz benzin satış fiyatı 3.36 liraya çıktı; 2009 rekorunu kırdı. Akaryakıt dağıtım şirketleri 95 oktan kurşunsuz benzinin satış fiyatını Ankara ve İstanbul’da litrede 3.25-3.27 liradan 3.33-3.36 liraya, İzmir’de 3.24-3.26 liradan 3.34-3.35 liraya yükseltti. Belirlenen fiyatlar, rekabet nedeniyle akaryakıt bayiine ve kentlerin rafineriye uzaklığına göre değişiklik gösteriyor. 55 litrelik depo 185 liraya doluyor BENZİN fiyatına dün gelen zamla kurşunsuz benzinin litresi 3.36 liraya çıkarken 55 litre yakıt alan bir araç deposunu doldurmanın maliyeti 184.80 liraya geldi. Tavan fiyat uygulamasının yapıldığı Haziran-Ağustos döneminde, Temmuz ayında bir ara 2.92 liraya kadar düşen kurşunsuz benzinin litresi, son yapılan düzenlemeyle 3.36 liraya çıktı. Temmuz ayında 160.6 lira olan 55 litrelik bir otomobil deposunu doldurmanın maliyeti, bugün 184.8 liraya ulaştı. Bu, yazın ortalarından bu yana benzinde yaklaşık yüzde 15’lik artış anlamına geliyor. Petrol zirvedeyken varil 180 liraydı şimdi 115.3 lira HAM petrolün zirve yaptığı 11 Temmuz 2008’de, o dönemki dolar kuruna (1.2223 TL) göre, bir varil petrol 180 liraya geliyordu. 147.27 dolar ile zirve yapan petrol dün 79 dolar seviyesindeydi. Dünkü dolar kuruna göre bir varil petrol, 115.30 TL. Petrolün varili 11 Temmuz 2008’e göre 67 TL, yani yüzde 36 ucuzladı. Petrol 147.27 dolar ile zirve yaparken 3.55 TL olan benzinin litresi, dün 3.36 TL’ye çıktı. Petrol, dolar bazında yüzde 46.5 gerilerken; Türkiye’de ağır vergiler yüzünden akaryakıt fiyatlarına sınırlı bir yansıması oldu The NookWill Barnes and Noble's new Nook ebook reader make you sorry you bought a Kindle?
Lydia Netzer
Oct 21, 2009
![]() The Nook photo from BN.com Barnes and Noble and Amazon.com have been fighting for the attention and loyalty of book-buying customers since the beginning of time. Or, since 1995 when Amazon.com launched. Over the years, Amazon.com has blossomed into a massive online mall, selling everything from books to basketballs and bacon. Barnes and Noble has stuck to books, and relied on its loyal members, its literary content, and its simpler menu. Would we have thought, back when Barnes and Noble was the evil giant, that someday their web site would almost count as a boutique? And yet, in the shadow of Amazon.com, they seem to be specialists. There's another advantage that Barnes and Noble has always had, and that's the brick and mortar store. There is no physical Amazon.com. You can't go there and buy a coffee, handle the books, and hit on girls in the cookbook aisle. Now, Barnes and Noble is going to use that brick and mortar advantage again, as it launches its new ereader product: The Nook. The Nook is like the Kindle, but with Wifi, and the wifi brings the magic when you walk through the door of a Barnes and Noble store. Upon entering the store, your Nook receives coupons, sample chapters, and other surprises. You can also download ebooks via Wifi or 3G outside the store, and here's more: you can "lend" your ebooks to friends for up to 14 days. With all this access on the Nook, the Kindle starts to seem a little clunky. As Wired Magazine's Charlie Sorrel says, ""Who would buy a walled-garden machine like the Kindle when the Nook has the same titles, cheaper, and you can borrow? The Nook is already starting to look like the real internet to the Kindle’s AOL." Another in-store perk is coming up: BN.com promises that soon you'll be able to read ebooks for free as long as you're in the store. Sell coffee much? Oh yeah. So what do you think? Are you ready to put down your $259 for the ability to Wifi from your ereader and loan out your ebooks to your friends? You'll have to wait until the end of November to see if all the promise of the Nook will come true. 10月19日 Öttürü Vergisiyle 31 ÇekmekAlaattin Aktaş
Dünya, 19.10.2009
Ahlak AldatmacasıPara aldatmacası küresel sorunları çözer mi?
Mehmet Uğur Civelek Dünya, 19.10.2009 Küresel düzeyde finansal piyasalarda yaşanan hareketler hem ekonomi cephesinde yaşanan gelişmelerle uyuşmuyor hem de kendi içinde ciddi çelişkiler oluşmasını engelleyemiyor. Bu durum belirsizlik ve kırılganlığın oldukça yüksek olduğu ve krize sebep olan sistemik risk algılamasının azalmadığı anlamına geliyor. Belirsizlik ve kırılganlığa en duyarlı olması gereken sermaye piyasalarının genel tabloyu ısrarla görmezden gelme çabası ise yapay olarak yönlendirildiği ve artık sebrest piyasa anlayışının özünü tümüyle tükettiği gerçeğini açığa çıkarıyor. Bu yazıda finansal piyasaların kendi içindeki çelişkiler üzerinde durmak ve yarattığı belirsizliği irdelemek istiyoruz. Küresel düzeyde ABD sermaye piyasalarının diğerleri üzerindeki etkisini dikkate alarak, merkeze bu ekonomideki çelişkileri almakta yarar var. Görünüme bakılır ise sermaye piyasaları yükseliyor veya yüksek düzeyini koruması için her türlü çaba harcanıyor. Kısa vadeli faizler yüzde sıfır düzeyine yakın olmasına rağmen son iki aylık enflasyon yüzde 0,6'yı aşıyor; başka bir deyişle negfatif reel faiz söz konusu, kısa vadede risk almayanlar ve de başka bir ülkenin parasına geçiş yapmayanlar cezalandırılıyor. Sonuçta kimi yatırımcılar risk alıyor veya aldığını tutuyor, ancak sermaye piyasası fiyatları şiştikçe uykuları kaçıyor ve alternatif aramak zorunda kalıyorlar; diğer yatırımcılar ise ya daha farklı paralara geçiyorlar, hatta aşırıya kaçan öçüde kaldıraç kullanıyorlar veya bazı emtiaları sağlam liman olarak görüp oraya sığınmaya çalışıyorlar. Sonuçta ABD Doları'nın değeri küresel düzeyde geriliyor, altın ve petrol gibi ürünler başta olmak üzere emtia fiyatları yükseliyor, enflasyonist baskılar artarken toparlanmaya ilişkin umutlar zayıflıyor, artan belirsizlik nedeniyle riskten kaçınma eğilimi güçleniyor. Sermaye piyasaları ise bu dengesizliği azaltacak şekilde fiyatlama yapamıyor, tam aksine dengesizliği büyütecek şekilde yönlendiriliyor. Kısır döngünün, yok edici bir anafora dönüşmesi ihtimali giderek büyüyor.. Bu tablo karşısında birbirinden farklı ve taban tabana zıt yorum ve değerlendirmeler kafaları iyice karıştırıp belirsizliği iyice artırıyor. Kimileri ABD yönetimi ve Federal Rezerve'nin güçlü dolardan yana olduğunu, kimileri ise tersini iddia ediyor ve kendine göre bir mantık yürütüyor: Açıkça söylenmeyen bazı gerçekler var: ABD'nin derdi o kadar büyük ki doların değerini düşürüp eylemini buna göre ayarlama lüksünü kaybedeli çok oldu: Sadece çok olumsuz seçenekler arasında kısa vadede günü kurtaracak olanı seçebiliyor. ABD yönetimi mevcut koşullarda elbette doların güçlü kalmasını ister ama bunun için gerekiyorsa mevcut stratejisini değiştiremez. Öncelikle bankaları kurtarmak ve bunun için de sermaye piyasasını yükselterek kredileri batık konumdan çıkarmak istiyor ve bu amaçla para ve maliye politikasını sonuna kadar gevşetiyorlar. Yan tesir olarak doların değer kaybedeceğini ve enflasyonun artacağını da biliyorlar; ancak enflasyonu ve doların değerini düşürerek sermaye piyasalarını manipüle etmekten vazgeçmek ve mali sistemi kaderine terketmek gibi bir lüksleri bulunmuyor. Çaresizliklerin de büyüdüğünü görüyor ve bunu güven bunalımını aşmak adına gizlemeye çalışıyor, her zaman yaptıkları gibi hava basarak blöf yapıyorlar. ABD'de sergilenen genel yaklaşımın bilinen bir adı var; para aldatmacası. Menkul ve gayrimenkul değerleri çok sağlıksız bir şekilde banka kredileri ile şişirilmiş, olası talep daralması geciktirilmişti. Kriz şişkiniği alınca kredi teminatları küçüldü ve banka alacaklarını karşılayamaz hale getirerek mali sistemi batık hale getirdi. Alımlar ile stoklar arasındaki denge günü kurtarmak adına bozulmuştu örneğin stokların değeri faaliyet geliri şeklindeki alımların 3-4 kat civarında olması gerekirken bu oranın 15-20 kata çıkması kesinlikle sürdürülebilir değildi; ya stok değerleri yükselecek ya da alımların artması gerekecekti. Olumsuz rekabet koşulları alımların artmasına izin vermediği ve geriletmeye devam ettiği için ya stok değerleri çökecek ve bankalar batacaktı, ya da çok para basılacak para aldatmacası yolu ile alımlar şişirilerek mali sistem korunacaktı.. Tabii ki bu oyun sayesinde kurtarılacak olanların veya nemalanmaya çalışanların her şeyi açıkça konuşmasını da beklememek gerekiyor!.. Eğer etkili ve yetkili kesimlerin yaptığı hataların faturası geniş kesimlere para aldatmacası yolu ile çıkarılacak ise bu koşullarda kalıcı bir toparlanma beklenebilir mi? Durumun farkına varanların sayısı arttıkça doların değeri nereye gider, sermaye piyasalarındaki genel eğilim ne olur, altına ilgi bugünkü düzeyde kalır mı? Önümüzdeki 3-5 yılda hangi tercihi yapanlar en çok kaybeden olur?.. Yazının başında serbest piyasa anlayışının özünü tümüyle tükettiğini belirtmiştik zira artık herkesin her şeyi bilmesi kesinlikle istenmiyor! Zira bilirlerse onları beklentiler yolu ile yönlendirmek ve evdeki hesabı çarşıya uydurmak mümkün olmayacak... Konuya serbest piyasanın özü açısından bakacak olur isek ortada büyük bir insanlık suçu var ve etki alanı giderek büyüyecek. Halk Oyulmalarda (Seçimde Uyanacaklardı)TCMB
02.10.2009
TARİH TOPLAM TÜKETİCİ KREDİ KARTI TAKSİTLİ TAKSİTSİZ
03-10-2008 115899456.00000 82626165.00000 33273291.00000 12484867.00000 19962306.00000
10-10-2008 116005973.00000 82922360.00000 33083613.00000 12400537.00000 19870336.00000 17-10-2008 115450612.00000 82736999.00000 32713613.00000 12316570.00000 19586540.00000 24-10-2008 115292920.00000 82918794.00000 32374126.00000 12293578.00000 19257075.00000 31-10-2008 116111697.00000 83006330.00000 33105367.00000 12341610.00000 19932284.00000 07-11-2008 115710515.00000 82630551.00000 33079964.00000 12264268.00000 20004408.00000 14-11-2008 116061688.00000 82580482.00000 33481206.00000 12218948.00000 20459147.00000 21-11-2008 115075772.00000 82096577.00000 32979195.00000 12142523.00000 20051830.00000 28-11-2008 115351810.00000 82005007.00000 33346803.00000 12193123.00000 20360059.00000 05-12-2008 114998340.00000 81491786.00000 33506554.00000 12449015.00000 20217087.00000 12-12-2008 115904899.00000 81366564.00000 34538335.00000 12476237.00000 21201206.00000 19-12-2008 115037320.00000 81134948.00000 33902372.00000 12055549.00000 21083696.00000 26-12-2008 114545792.00000 81093747.00000 33452045.00000 12019929.00000 20690186.00000 02-01-2009 115172810.00000 81044863.00000 34127947.00000 12106994.00000 21262780.00000 09-01-2009 114566784.00000 80898289.00000 33668495.00000 11970978.00000 20958367.00000 16-01-2009 114211626.00000 80382401.00000 33829225.00000 11870534.00000 21216299.00000 23-01-2009 113652590.00000 80374296.00000 33278294.00000 11703284.00000 20832392.00000 30-01-2009 114187152.00000 80445175.00000 33741977.00000 11643443.00000 21340534.00000 06-02-2009 114055211.00000 80416883.00000 33638328.00000 11531128.00000 21365059.00000 13-02-2009 114506961.00000 80528362.00000 33978599.00000 11573584.00000 21650951.00000 20-02-2009 113493548.00000 80185894.00000 33307654.00000 11447433.00000 21129646.00000 27-02-2009 113520647.00000 80311383.00000 33209264.00000 11313338.00000 21170774.00000 06-03-2009 113480281.00000 80175749.00000 33304532.00000 11147333.00000 21390012.00000 13-03-2009 113376265.00000 80371423.00000 33004842.00000 11022023.00000 21240588.00000 20-03-2009 112593029.00000 80146648.00000 32446381.00000 11002073.00000 20670102.00000 27-03-2009 113071981.00000 80449086.00000 32622895.00000 10928045.00000 20946632.00000 03-04-2009 113971889.00000 80804210.00000 33167679.00000 11051023.00000 21345080.00000 10-04-2009 114231818.00000 81100239.00000 33131579.00000 11038320.00000 21320338.00000 17-04-2009 114151410.00000 81093829.00000 33057581.00000 11124641.00000 21141844.00000 24-04-2009 114544762.00000 81355113.00000 33189649.00000 11180593.00000 21215080.00000 01-05-2009 115375782.00000 81773866.00000 33601916.00000 11302730.00000 21489958.00000 08-05-2009 115470165.00000 81746460.00000 33723705.00000 11323571.00000 21606154.00000 15-05-2009 115801319.00000 81791626.00000 34009693.00000 11472302.00000 21735140.00000 22-05-2009 115551323.00000 81969952.00000 33581371.00000 11480507.00000 21288941.00000 29-05-2009 116556820.00000 82411278.00000 34145542.00000 11630534.00000 21685812.00000 05-06-2009 116776817.00000 82455117.00000 34321700.00000 11714528.00000 21774223.00000 12-06-2009 117667841.00000 82960149.00000 34707692.00000 11520232.00000 22352341.00000 19-06-2009 117434569.00000 82843499.00000 34591070.00000 12126237.00000 21573402.00000 26-06-2009 117955927.00000 83137345.00000 34818582.00000 12198094.00000 21767757.00000 03-07-2009 118621206.00000 83363889.00000 35257317.00000 12319663.00000 22067107.00000 10-07-2009 118385833.00000 83407409.00000 34978424.00000 12286420.00000 21827833.00000 17-07-2009 117860441.00000 83115378.00000 34745063.00000 12343419.00000 21528208.00000 24-07-2009 117820738.00000 83155432.00000 34665306.00000 12362909.00000 21420693.00000 31-07-2009 118854426.00000 83500510.00000 35353916.00000 12461553.00000 22005041.00000 07-08-2009 118798913.00000 83549447.00000 35249466.00000 12433129.00000 21943937.00000 14-08-2009 119311716.00000 83746968.00000 35564748.00000 12442507.00000 22253431.00000 21-08-2009 118372429.00000 83432210.00000 34940219.00000 12464341.00000 21574421.00000 28-08-2009 118725967.00000 83686107.00000 35039860.00000 12462276.00000 21714887.00000 04-09-2009 119202360.00000 84018939.00000 35183421.00000 12847731.00000 21450611.00000 11-09-2009 119655728.00000 84555983.00000 35099745.00000 12860350.00000 21362190.00000 18-09-2009 119502834.00000 84723238.00000 34779596.00000 13184407.00000 20703085.00000 25-09-2009 119810917.00000 84881865.00000 34929052.00000 13271566.00000 20767354.00000 02-10-2009 121524568.00000 85489495.00000 36035073.00000 13572114.00000 21570820.00000 SEÇİLEN SERİLERİN AÇIKLAMALARI ============================== TP.KM.J001: 1-TUKETICI KREDILERI VE KREDI KARTLARI TP.KM.J003: 3-TUKETICI KREDILERI TL Not: 27.04.2007 Tarihinde gözlenen artış bir bankanın tüketici kredilerinin kapsamında yaptığı 442 442 BİN YTL tutarındaki değişiklikten kaynaklanmaktadır. TP.KM.J011: 5-KREDI KARTLARI (Bireysel+Kurumsal) TP.KM.J016: 6Aa-Taksitli TP.KM.J017: 6Ab-Taksitsiz 10月17日 Gülle GülleCarrefour, beş ay önce girdiği Rusya’dan çekiliyorNerdun Hacıoğlu
Hürriyet, 17.10.2009
Asya ve Latin Amerika’dan çekilme planları yaptığı yönündeki iddiaları geçtiğimiz hafta yalanlayan Fransız Carrefour dün verdiği ani bir kararla Rusya’dan çekileceğini açıkladı. Amerikan Wal-Mart’tan sonra dünyanın ikinci en büyük hipermarket zinciri sayılan Carrefour beş ay önce stratejik bir kararla girdiği Rusya pazarından tamamen çekileceğini açıkladı. Bir numarayı hedefliyordu Rus İnterfax ajansına çekilme kararıyla ilgili gerekçelerini açıklayan Carrefour yönetimi, “Rusya pazarına girerken perakende piyasasının bir numarası olmayı hedefliyorduk. Ancak geçen birkaç ay Rusya’da planladığımız büyümeyi yakalayamayacağımızı gösterdi. Bu verilerin ortaya çıkmasıyla stratejimizi köklü değiştirerek Rusya’dan çekilme kararı aldık” dedi. Carrefour, geçtiğimiz Haziran ayında biri başkent Moskova’da diğeri ise Krasnodar şehrinde 15,8 milyon dolar yatırımla ilk iki hipermarketini açmıştı. Önceki planlara göre üçüncü hipermarket 2009 yılı sonuna kadar Lipetsk şehrinde açılması planlanıyordu. Perakende piyasasını yakından takip eden ekonomi uzmanları ise Carrefour’un Rusya’dan çekilme kararını küresel krizin etkilerine bağladı. Geçtiğimiz haftalarda Carrefour’un gelişmekte olan ülkelerden çekilme planı olduğu yönündeki iddialar gündeme gelmişti. Fransız Le Monde gazetesinde şirket hisselerinin yüzde 13,5’ine sahip olan finansal yatırımcılar Colony Capital ve LVMH’nin (Louis Vuitton-Moet Hennessy) sahibi Bernard Arnault’nun grubun Çin ve Brezilya pazarlarından çekilmesi için baskı yaptığı yönündeki haberlere yer verilmişti. 2007 yılının Mart ayında şirket hisselerine ortak olmasından bu yana Carrefour hisseleri yüzde 30 oranında değer kaybetmesi ile milyonlarca eurosu buharlaşan yatırımcıların Carrefour yönetim kurulunu Asya’daki ve Güney Amerika’daki mağazaların kapatılması için haftalardır baskı altında tuttuğu yorumları yapılmıştı. Ancak grup, yatırımcıların şirket hisselerindeki yüzde 30’u bulan düşüş sonrasında strateji değişikliği için baskı yaptığı yönündeki haberleri yalanlamış ve uzun vadede yükselen pazarları hedefledikleri açıklamasında bulunmuştu. Ahpariki AldatmakKan parası ile dostluk kurulmaz
Ege Cansen Hürriyet, 17.10.2009
BATI medyasının, “Batılı ol, ama Batıcı olma” anlamına gelen Kemalizm’den hoşlanmadığı malum. Onlar Batı medeniyetini içine sindiremeyen ama Batı yandaşlarının yönettiği bir Türkiye istiyor. Batı medyasının takdirine mazhar olmak için de “bir milyon Ermeni’yi öldürdük” diye beyanat vermek yeter. Bazen yukarıda kaleme aldığım düşüncelerimden rahatsız oluyorum. Belki de yanılıyorum diyorum. Ama eksik olmasın mesela The Economist dergisi, öyle bir laf ediyor ki, beni dalmam muhtemel gaflet uykusundan hemen uyandırıyor.
10 Ekim tarihli nüshasında The Economist “Türkiye ile Ermenistan” arasında büyük ağabey ve ablaların gözetimi altında ve onların bastırmasıyla imzalanan dostluk protokolünü anlattığı “yorumlu haber”inde şunları söylüyor: 1. 1915’de olanlar kesinlikle soykırımdır. 2. Ancak ortada Ermenilerin bir tazminat talep etmelerine yetecek somutlukta bir delil yoktur. 3. Protokolde 1915 olaylarının soykırım olup olmadığı, tarihçiler tarafından araştırılacaktır denmesi, soykırım gerçeğine gölge düşürebilir. Bu da tazminat taleplerini zora sokabilir. 4. İmzalanan protokol, Amerika Birleşik Devletleri Millet Meclisi’nin, 1915 olaylarını soykırım olarak kabul ve ilan etmesini engellemeye yetmeyecektir. 5. Esas sorun Türklerin, kanlı geçmişlerinin hortlaklarından daha ne kadar zaman kaçmaya devam edecekleridir.
Ermeni Tehcirini, kırk yıldır irdeleyip duruyorum. Bu olayın çok büyük bir insanlık faciası olduğundan hiç kuşkum yok. Hesabı 1890’dan itibaren yapınca, facianın kurbanları arasında Ermeniler kadar olmasa bile onbinlerce Türkün bulunduğu da açıktır. Ermeni tehciri, ayrı bir devlet kurmak amacıyla Ermenilerin Osmanlı’ya karşı, onun düşmanlarıyla işbirliği yaparak isyan etmesi ve bu isyanın Osmanlı Devleti tarafından bastırılması sürecinin son perdesidir. Çok insan ölmüş veya yerinden yurdundan olmuştur. Ama ortada bir soykırım yoktur.
Ben arkadaşlarını Ermeni’ler arasından seçen bir Türk olarak soykırım tezini kabul edemem. Edersem, özel matematik hocam Jirayir ağabeyimin, yıllarca yurtta odamı paylaştığım Mıgırdıç’ın, arkadaşlarım Nişan’ın, Harutyan’ın, Mari’nin, Ani’nin kiracılarımız Ekmekçiyanların, Şahsuvaroğlu ailesinin yüzlerine bakamam. Onlar da benim yüzüme bakmaz. Biz dostuz, akrabayız, arkadaşız. Katil veya maktul ailesinden gelmiyoruz. Atalarım kötüydü ama ben iyiyim diyemem. Kabahat isyan çıkaran sizin atalarınızdaydı hiç diyemem. Üzülürüm kahrolurum ama Batı’nın papazları önünde diz çöküp, işlemediğim günah için af dileyemem. Taksiratımın bağışlamasını Allah’tan dilerim. Son Söz: Kaşınan yara, iyileşmez. 10月16日 TUFAN ŞenlikleriKarşılıksız çekten hapse girmeyen esnaf kalmayacakGüngör Uras
Milliyet, 16.10.2009
Vadeli çekleri karşılıksız çıkanlar hapse giriyor ama, alacaklıya borçlarını ödemediklerinden değil, devletin kestiği para cezasını ödemediklerinden hapis yatıyor.
Şimdilerde esnafımızın en büyük dertlerinden biri, “karşılıksız çek” sorunudur. Sorunun önemini çok kişi ve özellikle Büyük Türk Büyükleri bilmiyor, anlamıyor. - Ticari hayatta alışverişler her zaman peşin parayla yapılmaz. Kredi kullanılır. Kredi (1) Ya bankadan alınır. Borçlu bankada senet imzalar (2) Ya da banka dışında borçlu alacaklıya bir senet (ödeme vaadi olan imzalı kâğıt) verir. - Çağdaş hukuka göre insanlar (dolandırıcılık, sahtekârlık gibi özel durumlar hariç) ticari borçları nedeniyle hapsedilemez. Borçlu ödeme yapmazsa, alacağı olan, icra takibiyle parasını tahsil etmeye çalışır. - Bankalar, bankada hesabı (parası) olanlara çek karnesi verir. Çek bir ödeme aracıdır. Esas olarak çekin karşılığının bankada olması ve de çekin ibrazında bankaca ödenmesidir. Senette hapis yok - Bizde bir zamanlar, bankalarca verilen çeklerin kötü kullanımını önlemek için, karşılığı olmayan çeki yazan banka müşterilerine hapis cezası uygulanıyordu. - Borç senedini ödenmeyenlere hapis yok iken, karşılıksız çek yazanların hapisle cezalandırıldığı günlerde borç senetlerinin yerini vadeli çek aldı. - Ama bir süre sonra, çağdaş hukuk ilkelerine göre, insanlara borç dolayısıyla hapis cezası verilemeyeceği görüldü. Senet borcunu ödemeyenler gibi çek borcunu ödemeyenlerin de hapse girmemelerini sağlayan bir düzenleme yapıldı. (Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 18’inci basım, 2007) - Fakat karşılıksız çek kullanımını caydırmak için bu defa da kanuna karşı hile yapıldı. Yeni düzenlemeye göre, karşılıksız çek yazanlara, çek üzerindeki borç miktarıyla orantılı olarak devlete para cezası ödeyecekleri hükmü getirildi. Devlete bu parayı ödemeyenlerin hapse atılmasının yolu açıldı. - Dikkat buyurunuz, çeki ödeyemeyen para cezasını devlete ödüyor. Bu uygulamada çeki ödeyemeyen para cezası ödese de, para cezası ödeyemediği için hapse girse de, çekin alacaklısının cebine beş kuruş girmiyor. Borcu aynen kalıyor. Hapse girenin para kazanma imkânı kalmadığından işi çöküyor. Alacaklın parasını alması hayal oluyor. 1.5 milyon karşılıksız çek Sadece 2009 yılının ilk 9 ayında (daha öncekileri unutunuz) 1.5 milyon çek karşılıksız çıkmış. Ekonomi yazarı Hacer Gemici’den öğrendiğime göre, daha önceki dönemden bu yana yargıya intikal eden dosya sayısı 1 milyona ulaşmış. Kim diyebilir ki karşılıksız çek ödemeyenlerin hepsi fırsatçı ve kötü niyetli? Bu işin sonunda hapis var. Kim bile bile hapis yatmak ister? Onun için: (1) Karşılıksız çek sayısındaki artışa bakarak ekonominin sorununun büyüklüğünü görelim. (2) Vadeli çek uygulamasına son vermek için, çeki ibrazında ödenecek bir ödeme aracı haline tekrar getirmek ve çekten senede dönmek için gereken düzenlemeleri yapalım. 10月14日 Citmemek İçinKadını avucunda bir kelebek gibi tut müşterini de öyleDemet Cengiz Bilgin
Hürriyet, 14.10.2009
Boyner Holding Murahhas Azası Cem Boyner, perakendecilere çocukluk yıllarında Büyükada’daki komşuları Mösyö Behar’ın tavsiyelerini aktardı: “Mösyö Behar, ‘Kadını avucunun içinde bir kelebeği tutar gibi tut. Fazla sıkıştırırsan ölür, açık bırakırsan kaçar. Hem sıkmayacaksın hem de kaçırmayacaksın’ derdi. Biz bugün bu taktiği müşteriyi tutmada kullanıyoruz” dedi.
BOYNER Holding Murahhas Azası Cem Boyner, kriz döneminde müşteri tutmanın inceliğini çocukluk yıllarında Büyükada’daki komşuları Möysö Behar’ın kadınlarla ilgili verdiği tavsiyelerden öğrendiğini söyledi. Perakende Liderler Platformu’nun konuk konuşmacısı Cem Boyner, şu sözlerle Mösyö Behar’dan öğrendiklerini anlattı: “O zamanlar yazları Büyükada’da kalıyoruz. Möysö Behar bir gün bana ‘Kadinin var mi’ dedi. Çapkınlık yapıp yapmadığımı sordu yani. Çok utandım, kızarıp bozardım. ‘Kadinini nasil tutarsin’ sorusu beni daha çok utandırdı. Başladı anlatmaya. ‘Kadını kelebeği tutar gibi tutarsın. Avucuna koyarsın fazla sıkıştırırsan kanatları kırılır, ölür; açık bırakırsan kaçar. Hem sıkmayacaksın hem de kaçırmayacaksın.’ Biz kriz döneminde bunu müşteri tutmada kullanıyoruz.” Paraya iki düğüm Cem Boyner, kriz bittiğinde müthiş bir Türkiye’nin olacağına dikkat çekerek, “Bu yüzden asla finansal risk almıyoruz, yeni mağaza açma konusunda iştah ve acelemiz de yok. Geçen yılın yüzde 25 altında satınalma yaparak yüzde 5 daha fazla iş hacmi hedefliyoruz. Paraya iki düğüm atıyoruz” diye konuştu. Türkiye’de bir şey olduğunda önce perakende sektörünün hissettiğini belirten Boyner, “Önce bizim elimiz yanıyor. Önce biz rahatlıyoruz” dedi. 4 timsah çanta, patlama mı Küresel krizle birlikte sık sık dile getirilen ‘Asla eski günler gibi olmayacak. Çılgın tüketim dönemi gelmeyecek’ söylemlerini hatırlatan Boyner, şöyle devam etti: “Ama bu söylenen hangi çılgın tüketim. Tüketiciler kapılarımızı kırıp, bizim mallarımızı raflardan süpürmüyordu ki! Sanırım bu dönemde biz biraz fazla gaza geldik. Dünyanın problemlerini kendimizin ki gibi gördük. 70 milyonluk Türkiye’de 4 krodokil (timsah) çanta alanla tüketim patlaması yaşanmıyor. Genel hane halkı gelirini artırmalıyız. Kiev’de İstanbul’dan fazla Ferrari, Rolls Royce, Bentley var ama İstanbul’da mı tüketim patlaması var. Kriz bitecek, eskisinden parlak günler olacak. Kriz ne zaman biter bilmiyorum ama eskisi şaka gibi gelecek. En kötü ihtimalle birinci ve ikinci kadar dibe vurmaz. Küçük V’lerle yukarı doğru çıkacağız.” Riskten kaçmak risktir En berbat dönemi Ekim 2008-Mart 2009 arasında yaşadıklarını hatırlatan Boyner, yüzde 10-20 gerilemelerden sonra, 1 Nisan’dan itibaren ciddi düzelme başladığını söyledi. ÖTV indiriminin toplu bir ekonomik reaksiyon başlattığına değinen Boyner, “Ciddi bir dengedeyiz artık. Etiket fiyatlarımızın arkasında durabiliyoruz” dedi. Boyner, şöyle konuştu: “Müşteri alacağı malın cebindeki paradan daha kıymetli olacağını düşündüğü için değişir. Risksiz mal seçimi şu andaki en büyük risk. Hiç kimseye gardırobundaki benzer şeyi satma imkanı yok. Fark yaratacak bir şey satmak zorundayız. Riskten kaçmak en büyük risk. Donunu alıp gönderenin işi bizden zor CEM Boyner, gençliğinde gittiği bir casino’nun yöneticisiyle arasında geçen şu konuşmayı da aktardı: “Bana, ne iş yaptığımı sorunca, perakendeciyim; ceket, patolon satıyorum, zor bir iş, dedim. Bana ‘Oda bir şey mi! Ben buraya gelen insanların önce paralarını alırım. Sonra paltolarını, ceketlerini, pantolonlarını. Donlarıyla geri gönderirim. Ama bunu o kadar iyi yaparım ki gider ceket pantolon alıp, ceplerine para koyup gelirler. Sen işine zor mu diyorsun’ dedi. İşi bizden daha zor olanlar var.” Müşteri bizden daha akıllı Krizin de biteceğini belirten Cem Boyner şunları söyledi: “İndirim, kampanya yaptık, kitaplarda yazmayanları yaptık. Yeter ki ilişkiyi sürdürelim dedik. Müşteriyle ilişkileri koparmadık. Satış kaybederiz ama müşteri asla. Kısa süreli kampanyalar müptela yapmaz. Müşteri hepimizden akıllı, biliyor neden indirim, vade, kampanya yaptığınızı. Mecburiyet olmayınca bunları yapmayacağımızı da biliyor. Herkes işinin tiryakisi Hasan Paşa’sı. En zor kısım aramızdaki rekabet ama kenetlendik de.” Zamanın yöneticileri bilgisayarlarına âşık ALMAN Aldi’nin eski CEO’larından, kuruluş döneminde Türkiye’de BİM’e danışmanlık yapan Dieter Brandes, zamane yöneticilerinin ekran karşısında çok fazla vakit geçirdiğini ve bilgisayarlarına aşık olduğunu söyledi. Aldi’nin başarısını ‘sadelik, konsantrasyon, tutarlılık ve detaylar’ ile açıklayan Dieter Brandes, “Bilgisayar başında, raporlar dosyalar arasında ayrıntı göremezsiniz. Ayrıntılar mağazalarda, sahalarda. Sadelik zor bir şey. Maaşlarda bile bonuslar, ikramiyeler, onlar, şunlar bir karmaşıklık var” dedi. Brandes, BİM’in Aldi’nin dünyada en başarılı kopyası olduğunu ve gerçek bir Türk başarısı olduğunu da vurguladı. Krizde Türkiye imtihanı geçti çevre ülkelerden çok iyiyiz CAPİTAL ve Ekonomist dergilerinin öncülüğünde oluşturulan CEO Club’daki Perakende Liderler Platformu’nun ikinci toplantısı dün düzenlendi. Fiba Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Özyeğin, IMF ve Dünya Bankası’nın İstanbul’daki yıllık toplantılarında çok temaslarda bulunduğunu söyledi. “Çevre ülkelere göre daha iyiyiz. Doğu Avrupa ve Avrupa’da böyle canlı bir pazar yok” diyen Özyeğin, sözlerini şöyle sürdürdü: “IMF toplantılarında gözlemledik. Dünyada gelişmekte olan ülkeler içinde BRIC’ten (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) sonra en çok ilgi çekecek ülkelerden biri Türkiye. Krizde iyi imtihan verdi. İşsizlik yükseldi, sanayi üretimi düştü ama ekonomi ayakları üzerinde durdu. Perakende, geçen yılın biraz üzerinde. İnşaat, ihracata dayalı sektörlerin ayağa kalkması birkaç yılı alacak gibi. Krizden çıkılıyor. Ömrü hayatımda inşallah tekerrür etmez. En az yabancılar kadar kendimize güvenmeliyiz. Esnek bir yapıya sahibiz; nerede iş varsa oraya gideriz. Ekmeğini dışarıda arayanlar olması şart. Dubai’de işler yavaşladı. Türkler tası-toprağı toplayıp Libya’ya gitti. Çevre ülkelere siyasi açılımlardan Türkiye hep kazançlı çıkar. Buzdolabı, tv, otomobil üreten tek ülke biziz. Hepsinden daha gelişmişiz.” 10月13日 Büyüklere Masallar‘Krizi çok iyi yönettiniz’ masalıOsman Ulagay
Milliyet, 13.10.2009
Dünya ekonomisine yön verenlerin önemli bir bölümü geçen hafta İstanbul’daydı. IMF ve Dünya Bankası’nın yıllık toplantıları nedeniyle bir araya gelen uluslararası kurumların üst düzey yöneticileriyle IMF üyesi 186 ülkenin ekonomi ve maliye bakanları, bankacılar ve ekonomistler, dünya ekonomisinin yakın geleceği ile ilgili olarak yüreklere su serpecek bir tablo koyamadı ortaya.
Dünya ekonomisinde resesyondan çıkış umudunun arttığı bir gerçekti ama en çok kullanılan deyim “kırılganlık”tı. Başta ABD olmak üzere zengin - gelişmiş ekonomiler için uzun sürebilecek bir yavaş büyüme döneminin başında olduğumuzu çoğu kimse kabul ediyordu. Türkiye ise bu kaygı verici tablonun bir parçası değildi sanki. IMF Başkanı gibi yetkililere ya da ünlü ekonomistlere tutulan mikrofonlardan medyamıza yansıyanlara bakıldığında Türkiye ekonomisinin adeta bir mucize yarattığına inanmak mümkündü. Bir kısım medyada yer alan başlıklara göre: -Türkiye küresel krizi en iyi yöneten ülkelerden biriydi. - Ticari köprü olduğu için krizden hızlı çıkacaktı. - 2010’da en hızlı büyüyen Avrupa ülkesi Türkiye olacaktı. - Türkiye ABD’ye ve dünyaya finans yönetimi dersi verebilirdi. - Türkiye IMF’ye ihtiyaç duymadan büyümesini sürdürebilirdi. Türkiye tablonun dibinde Türkiye’nin küresel krizi çok iyi yönettiğini ve dünyaya örnek olabileceğini söyleyenlerin bu lafları ederken Türkiye’de bulunmasının ve İstanbul’un büyüsüne kapılmış olmasının beyanlarına etkisi ne kadardı bilmiyorum ama rakamlara bakıldığında hayli farklı bir tablo çıkıyor ortaya. IMF’nin geçen hafta İstanbul’da yayınlanan Economic Outlook raporunda yer alan verilerden yararlanarak hazırladığım tabloya baktığımızda, Türkiye’nin krizin başladığı yıl olan 2008 ile sonuna yaklaşmakta olduğumuz 2009’da, krizden en olumsuz etkilenmesi beklenen üç G - 20 ülkesinden biri olduğunu görüyoruz. Söz konusu iki yılın toplamında % 5.7 küçülmesi bekleniyor Türkiye ekonomisinin. Bizden daha fazla küçülmesi beklenen yalnızca iki ülke var: İtalya ve Meksika. Türkiye’de ekonomiyi ve krizi yönetenlerin hakkını yemeyelim. Banka sisteminin sağlam bir yapıya sahip bulunduğu ve “toksik madde”lere bulaşmamış olduğu, sistemdeki yabancı banka payının sınırlı kaldığı, birçok ülkede krizin tetikleyicisi olan “mortgage” kredilerinin yaygınlaşmadığı, dış ticaretin ekonomideki ağırlığının bazı Asya ülkeleri gibi çok büyük olmadığı bir ülkede ekonominin bu kadar hızla küçülmüş olmasını sağlamış olmak gerçekten de benzeri görülmemiş bir başarı. Tünelin İçindeki KamyonTünelin Ucundaki IşıkErgin Yıldızoğlu erginyildizoğlu.blogspot.com 12.10.2009 Yıl başından bu yana piyasalarda “krizden” çıkış sürecinin başladığına, tünelin ucunda ışık belirdiğine ilişkin bir kanı güçleniyordu. Geçen hafta doların döviz piyasalarında yaşadığı “mini şok” ve ABD işsizlik verilerinde beklenmedik artış, bütçe açığının GSMH’nin yüzde 10’una ulaşması, tünelin ucunda belirenin, o ünlü deyişteki gibi “bir başka trenin ışıkları” olabileceğini düşündürdü. Yüzde 9.8 ve artıyor Anımsarsanız, 2007-2008 döneminden, depresyon tartışmaları yeniden başladığında, ileri sürülen ölçütlerden biri de işsizlik oranının iki haneli düzeylere yükselmesiydi. Geçen hafta açıklanan ABD işsizlik verileri, beklenenin çok üstünde çıkarak yüzde 9.8’e vurunca, bu konu yeniden gündeme geldi. Fed Başkanı Bernanken’nin “Ekonomik toparlanma sürecek, ama 2010 yılında işsizlik oranı yüzde 10’a yakınlaşabilir” sözleri oldukça anlamlıydı. Anımsarsanız bu adam, ABD ev piyasasında “kriz” başlayınca, önce, “önemli değil yerel bir sorun” demiş, sonra, yayılmayacak, resesyon yumuşak olacak filan diye devam etmişti. Sonunda hem yayıldı, hem de dünya ekonomisi 1930’lardan bu yana en şiddetli daralmayı yaşamaya başladı. Bu kez de işsizlik yüzde 10’a yaklaşır diyorsa, gerçekte acaba ne düzeyde diye düşünmek gerekiyor. The Asia Times yazarlarından, “tutucu” ama “bilge” ‘Spengler’in geçen hafta sunduğu veriler (06/10/09), ABD’de işsizlik, oranının, gerçekte çoktan yüzde 20’ye ulaşmış olabileceğini gösteriyordu. “Yok daha neler!” demeden önce şu verilere gelin birlikte bakalım. ABD’de eylülde işini kaybedenlerin sayısının 175 binde kalması bekleniyordu, ama sayı 263 bin oldu. Böylece resmi işsizler toplam 15.1 milyon kişiye ulaşıyordu. “Spengler” buna, isteği dışında, yarım gün veya daha az çalışmaya zorlanan 9.2 milyon kişiyi, geçen ay iş aramaktan vazgeçen 2.2 milyon kişiyi, iş bulmaktan umudunu kaybettiği için piyasadan çekilen üç milyon uzun dönemli işsizi ekliyor (2.5 milyona ulaşan tutuklu nüfusunu nedense hesaba katmıyor); böylece gerçek işsizlik oranının yüzde 20’ye ulaştığına dikkat çekiyor. Spengler’in aktardığı ve toplumsal istikrar açısından risk oluşturacak işsiz nüfusun ABD’de ne kadar tehlikeli bir düzeye ulaştığını gösteren bu verilerin, ekonomistleri, Obama yönetimini kaygılandırmaya başladığı kesin. Gerek korumacılık eğilimlerinin güçlenmesinin, gerekse üçüncü bir teşvik paketinden söz edilemeye başlanmasının arkasında da işte bu kaygılar yatıyor. Bu yüzden geçen haftanın ikinci yarısına, dolarda yaşanan mini “şok”tan daha çok, ekonomik büyüme, işsizlik tartışmaları damgasını vurdu. Bu tartışmaların içinde, Prof. Stiglitz, ekonominin daha da kötüleşeceğini savunuyordu. Morgan Stanley’den ekonomist Richard Berner, IV. üç aylık dönemin çok sallantılı geçeceğini, bu yüzden “iki dipli” resesyon kaygılarının canlandığına işaret ediyordu. The Economist’in, “Hava boşluğu mu yoksa ikinci dalış mı?” başlıklı yazısı da özellikle işsizlik verileri, sanayi üretimindeki artış eğiliminin yumuşaması üzerinde duruyordu (08/10/09). Financial Times’ın aktardığına göre HSCB CEO’su Geoghagen, “resesyonun iki dipli olacağına o kadar eminmiş ki, bankanın kredi hacmini arttırma planlarını bir süre için askıya almaya karar vermiş” (10/10/09). Prof. Krugman da, “çıktı açığının” (potansiyel üretimle, gerçek üretim arasındaki fark, atıl kapasite) halen 2 trilyonla 3 trilyon dolar arasında olduğuna işaret ediyor, ekonominin toparlanması işsizliğin azalmaya başlaması için yeni bir teşvik paketinin gerekli olduğunu söylüyordu. (Market Watch, 09/10/09) Yeni paket lazım ama… Yıllardır ABD kredi sistemi dünya ekonomisini dolar likiditesiyle doldurdu, bu finansal hareketler, aynı hızla ABD ekonomisine geri dönerek ABD borsasını, tüketicisinin alım gücünü, ithalatı besledi, uluslararası dengesizlikler denen durumu, kredi köpüğünü yarattı. Dolar “rezerv para” olduğundan, değer kaybetmeye devam etse bile, bu süreç uzun süre devam etti, hatta kredi köpüğünün patlamasıyla başlayan mali şok içinde yatırımcılar, açık kapamak, sığınmak için dolara yönelince, dolarda bir değerlenme bile yaşandı. Ancak 2008 başındaki 132 milyar dolarlık, bu yıl başındaki 787 milyar dolarlık teşvik paketleri, 2008 sonunda devreye giren 700 milyar dolarlık banka kurtarma paketi, bu arada GSMH’nin yüzde 10’una ulaşan bütçe açığı, piyasalarda doların geleceğine ilişkin kaygıları güçlendirdi. Rezervlerini dolarda tutan BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) ülkeleri, petrol ihracatçıları, dolara alternatif yeni bir rezerv paranın gerekli olduğundan söz etmeye başladılar. Böylece, “mali şok”, resesyon, giderek doların uluslararası statüsünü tehdit etmeye başlıyordu. Soros’la birlikte Quantum Fonu’nun kurucusu Jim Rogers’a göre dolarda “yapay bir yükseliş yaşanmıştı. Şimdi bir döviz krizinin zamanıydı”. Rogers, “Ya bu sonbahar da ya da 2010 sonbaharında bir döviz krizi yaşayacağız” diyordu (Bloomberg 11/05/09); “ABD Hazine kâğıtlarında da yakında patlaması kaçınılmaz bir köpük oluşmuştu”. (Reuters, 10/10/09) Bu koşullarda dolar, marttan bu yana yüzde 14 değer kaybedecek, geçen hafta da Robert Fisk’in The Independent’da aktardığı bir dedikodu ile sarsılarak perşembe günü 14 ayın en düşük düzeyine inecekti. Aynı gün altının onsu 1.056 doların üzerine çıkacak, şubat ayında 35 dolar olan petrolün varil fiyatı 75 dolara kadar yükselecekti. Metallerin, minerallerin fiyatlarında da benzer bir gelişme izleniyordu. Fisk, Körfez ülkelerinin, Çin ve Rusya ile, petrol ihracatında doları kullanmaya son vermeye yönelik gizli bir toplantı yaptıklarını ileri sürüyordu. İlgili ülkeler, hemen bu haberi yalanladılar. Cuma günü Bernanke, gerektiğinde faizleri arttıracağız dedi; piyasaları sakinleştiler. Ancak cumartesi günü medya Fed yönetiminin faiz arttırımının zamanlaması konusunda, ikiye bölündüğünü aktarıyordu. Doları korumak için yapılacak bir operasyon (örneğin faiz artışı), ekonominin krizini derinleştirecek, işsizliği arttıracak. Doların düşmeye devam etmesi, ABD ihracatını desteklemeye, kimi sektörlerde istihdamı korumaya devam edecek, ama dolardaki değer kaybının bir çöküşe dönüşmesi riskini arttıracak. Diğer taraftan dolardaki zayıflama, yüksek işsizlik ortamında, ABD işçi sınıfının tüketim düzeyini doğrudan etkileyen ithal mallarının fiyatlarının, dolayısıyla yoksullaşmanın artmaya devam etmesi anlamına geliyor. Bu koşullarda yeni bir teşvik paketi, bütçe açığını, dolar likiditesini arttıracak, doları daha da kırılganlaştıracak, rekabetçi devalüasyonları gündeme getirecek, korumacılık eğilimlerini güçlendirecek, uluslararası “düzeni” daha da bozacak. ABD yönetimi doları korumayı seçerse, içerde depresyon olasılığı, siyasi risk (sonunda dolara olan güvensizlik) artacak. ABD’de ekonomi politikasındaki bu açmaz, “kriz”den çıkışın aslında ne kadar uzak olduğunun bir başka göstergesi değil mi? 10月12日 AKP nin İntiharıReferandum intihar olurDevrim Sevimay Milliyet, 12.10.2009 Adil Gür, Kürt açılımı ile ilgili bir referandumun intihar olacağını söylüyor. “Ben vatandaşların bu tip bir referandumda objektif kriterlerle oy kullanacaklarını hiç sanmıyorum” diyen Gür, sözlerine şöyle açıklık getiriyor: “Kutuplaşma öyle bir boyuta geldi ki aslında halkın yüzde 90’ının ‘Evet’ diyebileceği kadar kolay bir referandumda bile seçmenin önemli bir bölümü çok rahat ‘Hayır’ oyu verebilir ve bu da kutuplaşmayı daha keskinleştirir” Bir kamuoyu araştırmacısıyla söyleşi yapmanın, hele de şu ortamda, birkaç sakıncası olabilir. Birincisi, eğer o araştırmacı “İktidarın oyları yükseliyor” derse çok fena, çünkü bir cephe direkt sizi “Ceza aldınız, arayı düzeltmeye çalışıyorsunuz” diye suçlayacak. Yok eğer, “İktidar kötüye gidiyor” derse o da fena, çünkü bu kez de diğer cephe sizi “Ceza aldınız, bilhassa kötülüyorsunuz” diye damgalayacak. KÜRT MESELESİ DEĞİL, ASIL ‘KATKI PAYI’ OY KAYBETTİRİR Kişisel kanaatim seçim bir yıl sonra yapılır Baykal’ın ‘Siz zahmet etmeyin ben geliyorum’ demesi gerekirdi YENİ BİR ‘GENÇ PARTİ’ VAKASI GÖREBİLİRİZ |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|