|
|
2月20日
| ERHAN GÖKSEL'DEN BAŞBAKAN'A TAVSİYE |
|
www.versohaber.com
20.02.2009
Ekonominin gelecek tufanı beklemekten başka çaresi kalmamıştır.
ERHAN GÖKSEL'in “MERKEZ BANKASININ, DÖVİZ İHALELERİ ve FAİZ İNDİRİMİ ÜZERİNE” 20 Şubat 2009'de ODA TV’ye de YAPTIĞI AÇIKLAMA
Anlaşılan o ki, hükümet ekonomiden anlamıyor. Aynı şekilde Merkez Bankası’nın da olup bitenlerden zerre kadar haberi yok. Dün akşam Merkez Bankası Financial Times’a haber olacak kadar dünyayı şaşırtacak, doların hızla yükseldiği bir ülkede birden bire faizleri bir buçuk puan düşürdü. Gerekçe ne olursa olsun böyle bir dönemde bu kadar radikal bir önlem alınmamalıydı. Çünkü faizin düşmesi Türkiye’deki sıcak paranın karı düşeceği için, sıcak paranın yurtdışına çıkmasının önünü açacak bir olaydır. 2002’de Kemal Derviş’in ilk yaptığı iş olan “döviz depo ihaleleri”ni yasaklamak olmuştu. Döviz alım ihalelerini altı ay önce başlatmış olan ve bir hafta vade ile sürdüren Merkez Bankası, bundan 3 ay önce de bir haftalık vadeyi bir aya çıkarmak gibi bir beceri göstermişti. Merkez Bankası bu sabah inanılmaz bir şekilde ikinci büyük becerisini gösterdi. Yani, bugünkü kurdan aldığınız dövizi, bankalar olarak üç ay sonra ödeyeceksiniz. Bu durum; yurt dışına gidecek olan Türkiye’deki sıcak paranın kolayca finanse edilmesini, yani bugünkü fiyatı 3 ay sonra ödeyecek bir mekanizma ile ve faizin düşmesi de eklendiğinde, tamamen yabancılara hizmet edecek bir karar halini almıştır.
Bu kararla artık Türkiye’de doların yükselişinin durdurulabilmesi mümkün değildir. Benim sayın Tayip Erdoğan’a acilen bir önerim var. Derhal büyük bir Nuh’un Gemisi yaptırsın. Ve hepimiz içine doluşup, oturup bekleyelim. Ekonominin gelecek tufanı beklemekten başka çaresi kalmamıştır.”
http://www.odatv.com/index.php?id=14957 |
2月19日
ABD bankaları millileştirmeye yöneliyor
Metin Münir
Milliyet, 19.02.2009
Amerika’da ekonomiyi iyileştirmenin yolunun ülkenin “yaşayan ölü” bankalarını millileştirmekten geçtiğine dair akım güçleniyor. Bu tezi destekleyenlerin arasına eski Merkez Bankası (FED) Başkanı Alan Greenspan da katıldı. Özel sektörcülüğün piri sayılan Greenspan, bir gazeteye verdiği demeçte, “Hızlı ve düzenli bir yeniden yapılandırma gerçekleştirmek için bazı bankaları geçici olarak kamulaştırmak gerekebilir” dedi. Amerika’nın en büyük 50 mali kurumun çoğu iflas durumdadır. Bankaları bu duruma düşüren, alacaklarının büyük bir bölümünün “şüpheli” hale gelmesi, değer kaybetmesidir. Şüpheli alacak, borçlu acze düştüğü için geri alınamayan veya kısmen geri alınabilen alacaktır. Şüpheli alacak alacağın çoğunu teşkil ettiğinde banka sermayesini tüketmiş olur, yani teknik olarak batar. Bu durumdaki banka yeni kredi vermez veya vermeye çekinir. Bankaların kredi verme yeteneğinin zayıflaması ekonomin çarklarını yavaşlatır.
Sorun, konut kredilerinde Ekonominin canlanabilmesi için bankaların yeniden yapılandırılması, kredi kanallarının açılması gerekir. Bunun olması için de (1) bilançolardan şüpheli alacakların ayıklanması, (2) sermaye takviyesi yapılması gerekir. Bankalar kendi kendilerini düzeltmez mi? Neden devletin onlara el koyup yeniden yapılandırması gerekir? Amerikan bankalarının şüpheli alacaklarının büyük bir bölümü doğrudan veya dolaylı olarak konut kredilerinden kaynaklanmaktadır. ABD’de herkes, Bill Gates değilse, banka kredisiyle konut alır. Konut fiyatları beş yılda ikiye katlandı. Bir buçuk yıl önce patlak veren kriz, konut fiyatlarını çökertti, konut kredisi alan birçok kişiyi banka borçlarını ödeyemez duruma düşürdü. Örnekle anlatmak gerekirse: Banka defterlerinde 100 dolar olarak görünen bir konut kredisinin gerçek değeri belki de 50 dolar veya 50 doların altındadır. Çünkü kredinin kefaleti olan konutun değeri düşmüştür. Kriz dolayısıyla, satışa çıkarılsa satılması mümkün bile olmayabilir.
Zehirli varlıklar satılacak Normal koşullarda bu tür alacakların da piyasası vardır. Ama bankalar satmaya istekli değil. Bu aşamada şüpheli alacaklar büyük bir iskontoyla satılacakları için büyük zarar yazmak kaçınılmazdır. Bu yolu seçmek bir anlamda sermayenin tükenmiş olduğunu resmen tescil etmek, iflas bayrağını dikmektir. Anlaşılabilir nedenlerle, hiçbir banka bunu yapmaya gönüllü değil. Bu operasyonu sadece devlet yapabilir. Eğer beklenen olursa, 1992’de İsveç’te, 2001’de Türkiye’de olduğu gibi, kötü bankalar kapatılacak. “Zehirli varlık” diye bilinen şüpheli alacaklar, gene Türkiye’de olduğu gibi, piyasa fiyatından özel sektöre satılacak. Zehirli varlıkların yükünden kurtarılan “iyi” bankaların sermayeleri takviye edilecek. Temizlik harekâtı tamamladıktan sonra sağlığına kavuşan bankalar özel sektöre yeniden satılacak Bu ne zaman olur? Bence bu iş, geç değil erken, yavaş değil çabuk yapılacak.
2月18日 Stresle başa çıkma yöntemleri
Milliyet, 18.02.2009
Uzmanlar, hayatın her anında kişinin karşısına çıkabilen strese karşı "kendi kendine konuşmak, şarkı söylemek, bağırmak, yastığı yumruklamak ya da havaya tekmeler savurmak" gibi ilginç yöntemler öneriyor. Psikolog Göksu Göktaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kişinin ruh haliyle ilgili olan stresin, kontrol edilmediğinde birçok biyolojik rahatsızlıkları da beraberinde getirdiğini bildirdi. Göktaş, yaşamın neredeyse her anının stresle karşı karşıya geçtiğini belirterek, "sabah asansör bozuksa, trafik kötüyse, iş yerinde herkes gerginse, borçlar birikiyorsa, çocukların istekleri bitmek bilmiyorsa... Bu listeyi sonsuza kadar uzatabilirsiniz, ama bu, strese mahkum yaşayacağımız anlamına gelmez" dedi. Birçok kişinin strese mahkum olmamak için her konuda olumlu şeyler düşünmeye çalıştığını, ancak olumlu düşünerek stresi yok etmenin mümkün olmadığını belirten Göktaş, şunları söyledi: "Olumlu düşünme, boşa gösterilen bir çaba olarak kalacaktır, ama kontrol altına alabiliriz. Stresle baş etme yöntemleri herkes tarafından uygulanması zor ve ’nerede bende o şans’ dedirtecek kadar imkansız görünüyor, oysa, o kadar zor değil." Göktaş, maça giden erkeklerin evlerine döndüklerinde her zamankinden daha rahat göründüklerinin aile fertleri tarafından fark edilebildiğine dikkati çekerek, "Bunun nedeni maç sırasında bağırıp, bir süreliğine de olsa sorunlardan uzaklaşmadır. Bu nedenle, çevrenizde kimsenin olmadığına emin olduğunuzda kendi kendinize konuşun, bağırın, şarkı söyleyin. Kendi kendine konuşmak hakkındaki olumsuz yargıları da bir tarafa bırakın. Sizin ruh sağlığınız başkalarının ne düşüneceğinden daha önemlidir" dedi. Parkta oturmayı da stres atma yöntemi olarak gösteren Göktaş, "bir parkta oturup kuşları, çocukları, bekçileri, köpekleri izlemenin, sadece 15 dakika beyni bu doğal akışa bırakmanın gergin vücudun ve dolu zihnin rahatlamasını sağlayacağını" ifade etti.
BİRKAÇ DAKİKADA RAHATLAMA TEKNİĞİ Göktaş, evde strese girildiğinde komik bir şarkı söylemenin, hatta komik hareketler yapmanın, zorla da olsa gülmek ve çocuk ruhunu yakalamanın birkaç dakika içinde kişiyi rahatlatacağını bildirerek, şöyle devam etti: "Zaman zaman fiziksel bir yük hissederiz. İçinizden bir şeyler devirmek, fırlatmak gelir. Bu gerçekten o anki bir ihtiyaçsa birkaç yastık yumruklayabilir, yerinizde hızlı koşma hareketi yapabilir, havaya tekmeler savurabilirsiniz. Bunları yalnız bir ortamda yapmak daha doğal olmanızı ve rahatlamanızı sağlar." Göktaş, stresi kontrol altına almada sporun gücüne de dikkati çekerek, "araştırmalar sürekli yapılan sporun stresi kontrol altına almadaki etkisini kanıtladı. Örneğin yürüyüş, yüzme, koşu ve tenis. Kendinizi yorgun hissetseniz bile spor yapmanız, akşam eve huzur içinde dönmenizi sağlayacaktır" dedi. Psikolog Göktaş, bu önerilerin bazı kişilere komik gelebileceğini belirterek, "komik olduğunu düşünmeyin, mutlak uygulayın. Stresi kontrol altına aldığınızda komik bulduğunuz bu önlemleri yaşam tarzınız haline getireceğinizden emin olun" diye konuştu.
Ruble ve TL ile dış ticaret
Ege Cansen
Hürriyet, 18.02.2009 CUMHURBAŞKANIMIZ Gül ile Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Medvedev, Rusya ile Türkiye arasında yapılacak dış ticarette Ruble ve Türk Lirası kullanılmasında görüş birliğine varmışlar. Bir süredir bu anlaşmaya ümit bağlayan Türk ihracatçıları bu habere çok sevinmiş. Fazla sevinmesinler.* * * Bu haber beni geriye götürdü. 1980 öncesinde ithalat ve ihracatta çok sıkıntı vardı. İhracat kársız olduğu, ithalat da döviz bulunamadığı için gelişmiyordu. Dış ticaretin yeterince büyümemesi, milli gelir büyümesini de kısıtlıyordu. Bu tıkanıklığın sebebi "sabit kur rejimi" altında uygulanan "ucuz döviz" politikasıydı. Türk ekonomisinin canına okumuş bu politikanın adı "Türk Parasının Değerini Koruma" idi. Ne yani? Ulusal paramızın değerini korumayacak mıydık deniyordu. Ekonomimizin geri kalmışlıktan ve içe dönüklükten kurtulamamasının sebebi bu deli gömleğidir. Bu batıl inanç hálá geçerlidir. Ben o tarihlerde Koç Holding’de Sanayi İşleri Koordinatörü unvanıyla çalışıyordum. Görevlerimden biri de Sosyalist Blok tabir edilen Rusya’nın liderliğini yaptığı COMECON (Sosyalist Ortak Pazarı) ülkeleriyle ticareti arttırmaktı. 1978’de "TL ile İthalat, TL ile İhracat" fikrini ortaya attım. Amacım döviz kurlarının piyasada belirlenmesini sağlamaktı. Ankara’da bunu savundum. Basında beyanatlarım yer aldı. Tabii TL’nin değerini koruma duvarını yıkamadık. Bu uzun bir hikáyedir. 1983’te Hürriyet’te yayınlanan ilk makalemin başlığı "Sosyalist Ülkelerle Ticareti Arttırmak" idi. * * * O güne göre şartlar çok değişti. Halen, hem Türkiye’de hem de Rusya’da dalgalı kur rejimi ve sermaye hareketleri serbestliği geçerlidir. Bu ortamda Ruble veya TL ile dış ticaret yapmak anlamsızdır. Yapılırsa, bundan birileri fena para çarpar veya fena çarpılır. Sonunda fatura devlete çıkar. Şimdi kısaca yapılmaması gereken bu işin, nasıl yapılabileceğini anlatayım. 1. Öncelikle TL ile Ruble arasında belli bir süre sabit tutulacak bir kur belirlenmelidir. 2. İkinci olarak, Ruble ve TL ile ticareti yapılacak mallar listesi oluşturulmalıdır. Bu malların reeksportu yasaklanmalıdır. Fiyatı Dünya piyasalarında belirlenen emtianın bu kabil "ikili" anlaşmalarla dış ticaretinin yapılması suiistimal yaratır. 3. Üçüncüsü, T.C. Merkez Bankası ile Rusya Merkez Bankası arasında bir "Clearing" (Dönem içinde ödemeleri yapan ve dönem sonunda Ruble veya TL bakiyelerini tasfiye eden temizleme hesabı) anlaşması yapılmalıdır. 4. İkili ticaret anlaşmaları sonunda "takas"a dönüşür. Bir Rus-Türk Takas ortaklığı kurulmalıdır. Takasta miktar ve fiyatlar aynı anda belirlenmelidir. Son Söz: Denize düşen yılana sarılır; yılan da onu sokar. ecansen@hurriyet.com.tr2月15日
Bu bütçeyle mart ayı bile çıkmaz
Seyfettin Gürsel
Referans, 14.02.2009
Öncü göstergeler Türkiye ekonomisinin küçülmekte olduğunu söylüyor. IMF 2008 son çeyrekte Türkiye ekonomisinin yüzde 4,8 küçüldüğünü tahmin ediyor. Küçülmenin 2009'un ilk yarısında da devam edeceğine hiç kuşku yok. IMF 2009'un toplamında eksi yüzde 1,5 oranında küçülme bekliyor. Krizin bizi teğet geçmediğine ve Türkiye ekonomisinin durgunluğa girdiğine sanırım itiraz eden kalmadı.
Hükümet uzun süre Türkiye ekonomisi durgunluğa girmeyecekmiş gibi davrandı. Hükümet ekim ayında 2009 bütçesini hazırladığında Lehman Brothers batmış, finansal kriz ayyuka çıkmış, kredi çöküşünün reel sektörü etkileyeceği ve durgunluğun kapıda olduğu açıkça belli olmuştu. Buna rağmen hükümet 2009 bütçesini yüzde 4 büyüme varsayımı üzerine oturtmayı tercih etti. Diyelim ki moraller bozulmasın istedi. Ama ne yazık ki moraller zaten bozulmuştu ve moral vermek için sanal bütçe değil gerçekçi önlemler gerekiyordu. Ancak kriz Türkiye ekonomisini teğet geçecekmiş gibi hareket ederseniz, önlem almanın meşru zemini de kalmaz.
Sanal vergi gelirleri
Hükümet için gerçekçi bir 2009 bütçesi yaparak durgunluk koşullarında maliye politikasını ne kadar gevşeteceğine, diğer ifadeyle bütçe açığını ne kadar artıracağına karar verme fırsatı bütçe TBMM'de görüşülürken vardı. Hükümet bu fırsatı da kullanmadı. Sadece harcamalarda 3 milyar TL'lik sınırlı bir indirim yapıldı. Oysa, esas sorun gelirlerdeydi. Çünkü bütçe gelirlerinin yüzde 80'ini oluşturan vergi tahsilatında inanılmaz artışlar öngörülmüştü. Bu göz kamaştırıcı vergi artışları salt yüzde 4'lük büyüme varsayımından da kaynaklanmıyordu. Aynı zamanda Maliye'nin vergi tabanında da ciddi genişleme gerçekleştirileceği öngörülmüştü.
2009 bütçesinde vergi gelirlerinin ne ölçüde sanal olduklarına yakından bakalım. Tablo 1'de 2008 bütçe gerçekleşmeleri, 2009 bütçe hedefleri ve bu hedeflerin 2008'e kıyasla ne büyüklükte reel değişimler ifade ettikleri yer alıyor. 2008'de KDV ve ÖTV olarak 109 milyar TL dolaylı vergi tahsil edilmiş. 2009'da ise tahsilatın 146 milyara çıkması planlanmış. Nominal artış yüzde 34, 2009 ortalama enflasyonu yüzde 7,5 kabul edersek reel artış yaklaşık yüzde 25! Bir bölümü yüzde 4 büyümeden gelecek diyelim. Acaba kalanı nereden gelecekti? Hadi bir bölümü de kayıtdışılıkla mücadele sayesinde elde edilecekti diyelim. Ama yine de abartılı bir artış öngörüldüğü açık. Dolaysız vergi artışları da sanal. Gelir ve kurumlar vergisi tahsilatlarının reel olarak yüzde 22 artması planlanmış. Anlaşılan sayın Kemal Unakıtan (kendisine geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum), "ben size verginin nasıl toplanacağını göstereceğim" demiş olmalı! Tabii bir diğer ihtimal de, önce harcamalar alt alta yazıldı, sonra da sıkı bir bütçe yapabilmek için ne kadar gelir gerekiyorsa o kadar gelir yazıldı. Herhalde işin doğrusunu hiç bir zaman öğrenemeyeceğiz.
Gerçekçi bir 2009 bütçesi
2009 bütçesinin sanal aleme ait olduğunu bu rakamlar zaten yeterince kanıtlıyordu. Ama ocak bütçe gerçekleşmeleri 2009 bütçesinin sanallığını iddia olmaktan çıkarıp yalın gerçek haline getirdi. Ocak rakamları yayınlandıktan sonra hükümetin sanal bütçe ile davam etmesi artık olanaksız. Nitekim Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakçı da "bütçenin aşağıya doğru revize edilmesi gerektiğini" açıklamak zorunda kaldı. Bütçe revizyon tartışması başlamıştır. Tartışmaya bir katkı olur umuduyla gelin gerçekçi bir 2009 bütçesi yapalım (Tablo 1).
2009 ortalama enflasyonu yüzde 7,5 alıyoruz. Büyüme tahminleri IMF'den: 2008 yüzde 1, 2009 yüzde - 1,5. Revizyonda kritik değişiklikler vergi gelirlerinde ve harcamalarda. Harcamalardan başlayalım. Ocak ayında faiz dışı giderler nominal yüzde 25, reel olarak da yüzde 14 artmış (Tablo 2). Tipik bir seçim ekonomisi manzarası. Bu manzaranın mart sonuna kadar devam edeceğini kabul ediyoruz. Hükümetin nisandan itibaren frene basacağını ve bütçede öngörülen yüzde 7'lik reel artışa döneceğini düşünüyoruz. Sonuç olarak 2009'da faiz dışı reel gider artışının planlanan yüzde 7'den yüzde 9'a çıkacağını varsayıyoruz. Bu varsayımın içinde durgunlukla mücadele paketi maliyetinin olmadığını not ediniz. Faiz giderlerine dokunmadık. Öngörülenden daha düşük olacakları belli oluyor. Ortaya çıkacak marjın durgunluk paketinin maliyetini karşılayacağını kabul edebiliriz.
Büyük sorun gelirlerde. Ocak gerçekleşmeleri dolaylı vergi tahsilatında düşüşün reel olarak yüzde 17'ye yaklaştığını gösteriyor. Ekonomi ocak ayında bu kadar küçülmüş olamaz. İthalattaki büyük daralmanın etkisi söz konusu. Vergi tabanı da daralıyor olabilir. 2009'da yüzde 1,5'luk küçülmenin dolaylı vergi tahsilatında yüzde 3'lük reel düşüşe neden olacağını varsaydık. İyimser bir varsayım ama durum zaten yeterince vahim. Dolaysız vergi tahsilatı ocakta geçen yıla kıyasla reel olarak pek değişmemiş. Doğal. 2009'da gelirler ve kârlar düşeceğine göre tahsilatın azalması kaçınılmaz. Ama vergi tabanı da durgunluğa rağmen bir miktar genişletilebilir. İyimser olmaya çalışıyoruz. Sonuçta dolaysız vergi tahsilatının 2009'da geçen yıla kıyasla reel olarak aynı kalacağını kabul ettik.
Dev bütçe açığı
Bu nispeten iyimser varsayımlara dayanarak 2009 bütçesinin gelir ve gider kalemleri revize edildiğinde ortaya dev bir bütçe açığı çıkıyor. 2009 sanal bütçesinde 9 milyar lira olarak görünen bütçe açığı 56 milyar liraya çıkıyor. Tahmini gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) yüzde 0,9'na karşılık gelen açık oranı da yüzde 5,6'ya çıkıyor. Faiz dışı diye bir şey pek kalmıyor. Bu durumda 2002'den beri gerilemekte olan Kamu Borcu / GSYH oranı da tahminen en az 4 puan artar.
Sorun şudur: Durgunluk koşullarında "otomatik dengeleyici" olarak adlandırılan açığın (harcamalar sabit tutulurken düşen gelirin düşürdüğü vergilerin yarattığı otomatik açık) bu kadar yükselmesi göze alınabilir mi?
Bu sorunun yanıtı bu kadar büyük açığın nasıl finanse edileceğine bağlıdır. Küresel likiditenin kuruduğu bir ortamda sıcak para girişinden medet ummak zor. İçerde de beklenmedik bir tasarruf artışı olmayacağına göre, dengeleme belli ki faiz artışı ile sağlanacak. Ancak ek 47 milyar sağlayacak faiz artışı o kadar büyük olur ki, bu artış faiz giderlerini de orta vadede artırarak dengeleri iyice bozar. Ayrıca yüksek faiz artışı iç talebi daha da durgunlaştırıcı etki yapar. Bu olumsuzluklara bir de TCMB'nin para politikasını gevşetmekten vazgeçmek zorunda kalacağını, hatta piyasayı izleyerek faiz artışı yapmak zorunda kalacağını eklemek gerekiyor.
Bütçe açığı ve orta vadeli mali kural
Türkiye ekonomisinde mali manevra alanı ne yazık ki çok geniş değil. Borç oranı son yıllarda büyük hızla düşmüş olsa da halen yüzde 40'a yakın. Ama daha önemlisi Hazine'nin iç borçlanma faizi çok yüksek. Dış borçlanma faizi de küresel kriz nedeniyle arttı. Bu durum verilebilecek bütçe açığını sınırlıyor. Başta "borç oranını artırmayacak kadar bütçe açığı" ilkesini savunuyordum. Bu da kaba bir hesapla bütçe açık oranının yüzde 2,5 olabileceğini söylüyordu. Ancak durgunluk tahminimden daha kötü çıktı. Bütçe açığını yüzde 3-3,5'e çıkarmak zorunlu gibi. Tatsız haber, bu açık düzeyi bile mevcut bütçe harcamalarından en az 15-20 milyar TL kesinti gerektirmesi.
Ancak bu kadar açığın piyasa faizlerinde şok yaratmaması için mutlaka 2010 ve 2011'de maliye politikasını sıkılaştırmak gerekiyor. Tabi bir de 2009'da dış kaynak şart. Bu koşulları bir araya getirdiğinizde IMF ile anlaşmanın ne kadar hayati olduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor. Perşembe günkü yazımda savunduğum gibi hükümet kendi orta vadeli mali programını da ortaya koyabilir. Ancak bu programda IMF parası olmayacağına göre, 2009 bütçe açığı daha sınırlı, ya da 2010 ve 2011 mali önlemleri çok daha sıkı olmak zorunda.
Son açıklamalardan öyle anlaşılıyor ki IMF orta vadeli mali hedeflerin yasal kurallara bağlanmasını ve vergi tabanının genişletilmesi işinin çok sıkı tutulmasını istiyor. Bu önlemler doğal olarak Hükümet'in hoşuna gitmiyor. Gerektiğinde vergiyi gevşetebilsin, harcamaları artırabilsin istiyor. 2011 seçim yılı, unutmayın. Ama IMF ile anlaşmamanın da maliyeti açıkça görülüyor. Sonuç olarak bu bir hesap meselesi.
IMF NE İSTİYOR
"Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak diye buna derler". IMF ile anlaşma da bu kadar yüksek açığı finanse etmeye yetmez. Dolayısıyla IMF bu kadar yüksek açığı kabul etmez. Bu hesapları büyük ihtimalle onlar da yaptılar ve hükümetten 2009 bütçesini revize etmesini istediler. Sonra da, "2009'da maksimum ne kadar bütçe açığı verebileceğimize karar verelim, bozulan kamu dengesinin de 2010've 2011'de nasıl toparlanacağının esaslarını belirleyelim" dediler. Bu da hükümetin hiç hoşuna gitmedi.
IMF tartışması alevlenince 4 şubatta betam IMF'in Ukrayna, Macaristan, Letonya ve Pakistan ile imzaladığı anlaşmaları inceledi (betam.Araştırma Notu 023). Bu inceleme IMF'in durgunluk koşullarında maliye politikasına yaklaşımının üç temel ilkeye dayandığını gösterdi:
1- Makro dengesizliklerin orta vadeli bir perspektifle düzeltilmesi.
2- Küresel krizin daraltıcı etkileri nedeniyle 2009'da maliye politikasında her ülkenin mali manevra alanına göre az ya da çok gevşemeye izin verilmesi.
3- Buna karşılık maliye politikasının orta vadede 2009 gevşemesinin boyutlarına göre az ya da çok sıkılaştırılması.
5 Şubat'ta IMF G 20 Londra zirvesi için hazırladığı dokümanı (dipnot 1) yayınlayarak betam'ın çıkarsamalarını doğruladı. Dokümandan okuyalım: "Para politikasının etkinliğinin sınırlandığı koşullarda maliye politikasının talebi destekleyerek devreye girmesi zorunludur, ancak bu destek orta vadede sürdürülebilirlikle tutarlı olmalıdır....canlandırma önlemlerine orta vadeli mali görünümü güçlendiren inandırıcı adımlar eşlik etmelidir." IMF'in ne istediği bellidir. 2009'da her ülkenin mali koşullarına göre ölçülü bir gevşeme, buna karşılık 2010 ve 2011'de bozulan dengelerin sıkılaştırılmış maliye politikası ile düzeltilmesi. 2月13日 Bu bütçe açığı ile ekonomide denge filan kalmaz
Erdal Sağlam
Hürriyet, 12.02.2009
OCAK ayı bütçe rakamları çok kötü geldi.
Bu rakamlar hem küresel kriz nedeniyle ekonominin iyice yavaşladığını, hem de uygulanan seçim ekonomisiyle bütçe disiplininin kalmadığını açıkça ortaya koyuyor. Bütçe açığında geçen yıla göre kaydedilen 6 kat artışın, bundan sonraki aylarda da devam etmesi beklenirken, mutlaka önlem alınması gereği de çarpıcı biçimde ortaya çıkıyor.
Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakçı, bu rakamlar karşısında acil olarak revizyona ihtiyaç olduğunu söylemiş. Aklı başında herkes artık 2009 için yapılan bütçe rakamlarının hiçbir geçerliliğinin kalmadığını, yeni hedeflere ihtiyaç olduğunu zaten görüyor.
Bu revizyonun yapılması için ise IMF ile üzerinde uzlaşmaya varılacak bir bütçe dengesine dolayısıyla mali disiplini yeniden sağlamak için alınacak ek önlemlere ihtiyaç duyuluyor.
Ya da hükümet biran önce çıkıp, "IMF ile anlaşma yapmıyorum" deyip, kendi revize ettiği yeni bütçe rakamlarını açıklamak zorunda.
Aksi takdirde piyasaya güven vermenin, hiç mi hiç imkanı yok.
Hükümet şimdiye kadar ekonomik vizyonun orta vadeli mali çerçevede yazılı hedefler olduğunu söylemişti. Piyasalar bunun yerine IMF programına bakmak istiyor ama hükümet ısrarla bu kendi mali çerçevesine göre hareket edeceğini duyurdu.
Şimdi orta vadeli mali çerçeve de kalmadı, ne olacak?
Hazine hangi açığa göre borçlanma yapacak, piyasalar hangi açık ve borçlanma oranına göre hesap yapıp, faizler için tavır belirleyecekler, artık bunlar belli değil.
Bu bütçe açıklarının devam eden aylarda da süreceği beklentisi var. Bu nedenle piyasalara güven vermek, önlerini görebilmelerini sağlamak için, acil olarak yeni programa, yeni hedeflere ihtiyaç var. Aksi takdirde hiçbir ekonomik denge kalmaz.
Bu açıklarla Hazine daha fazla borçlanmak zorunda kalacak, bu da ister istemez faiz oranlarının yükselmesine neden olacak. Bu kaçınılmaz bir sonuç.
Aslında faiz de kalmaz, döviz de. Öyle olunca zaten zor durumda olan, zaten finansman bulamayan reel sektör ne olacak? Acaba hükümet bunu düşünüyor mu?
GELİRLER AZALIRKEN HARCAMALAR ARTARSA
Hükümet IMF anlaşması bittikten sonra, 2008 ortasında belediyelere aktarılacak kaynak başta olmak üzere, harcama artırıcı yeni düzenlemeler yaptı. İşte seçim ekonomisi uygulamıyorum diye övünen hükümetin, IMF'siz kaldığında ortaya çıkardığı bütçe tablosu böyle.
Harcamaların artmasına karşılık küresel kriz nedeniyle vergi gelirlerindeki düşüş de eklenince, ister istemez böyle bir tablo ortaya çıkıyor. Bu tablonun böyle devam etmesi kaçınılmaz çünkü hükümet hem seçim ekonomisi uygulamalarına gün geçtikçe hız veriyor, hem de küresel kriz daha da derinleşiyor.
Buna karşılık hükümet, bir şey yapmadan, seyrederek yola devam etmek istiyor.
Bunun göstergesi olarak da sürekli olarak IMF ile anlaşma konusu hakkında çelişkili demeçler verip, oyalama taktiğini uygulamaya devam ediyor.
Küresel kriz nedeniyle 2009 için esnek bir mali politikayı hemen herkes kabul ediyor. IMF de bu konuda esnek davranacağını açıkça ilan etti. Ancak mali disiplindeki esnek uygulama başka, mali disiplinin tümüyle kaybolması, ekonominin hedefsiz kalması başka şeyler.
Hükümetin yaptığı mali disiplini tümüyle unutup, ekonomiyi hedefsiz bırakmaktır.
Bu tavrın sonunda, ekonomik dengelerde artık onarılamayacak hasarlar yaratılacağının hükümet ne zaman farkına varacak, bilmiyom.
IMF ile anlaşma konusunda Başbakan "ülke menfaatine davranıp, bu şartlarla anlaşmayı imzalamayacağını" söylüyor. Şu şartlar ortaya çıksa da artık IMF'nin önlem önerilerinin gerçekten ülke menfaatine mi aykırı, yoksa parti menfaatine mi aykırı olduğunu bir görsek.
Bu bütçe rakamları ülke menfaatine değil çünkü, bu açık.
esaglam@hurriyet.com.tr
Bu kriz 2001 krizi kadar kötü olabilir
Hurşit Güneş
Milliyet, 13.02.2009
2001 krizi hepimizi şoka sokmuştu. Milli gelir o tarihteki hesaplanma yöntemine göre yüzde 9.4 daralmıştı. Sonra revize edildi ve daralma yüzde 7.5 olarak belirlendi. Geçen yıl milli gelir hesaplama yöntemi değişince 2001 daralması da yüzde 5.7 olarak saptandı. Bu hafta açıklanan Aralık ayı sanayi üretiminin yüzde 17.6 daralma göstermesi de benzer bir şok yarattı. Peki, 2009 yılında ekonomik daralma 2001 kadar kötü olabilir mi? Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur. 2008 yılı 2009 hakkında bize epeyce bilgi veriyor. 2008 yılında sanayi üretimi yıllık bazda yüzde 0.9 küçülmüş. Kuşkusuz 2001 yılında ise daralma daha fazlaydı. Şubat ayında birdenbire krize girilmiş ve ekonomi yıl boyunca yüzde 10 kadar daralmıştı. 2008 yılında ise yavaşlama birdenbire değil, kademeli olarak başladı. Yılın ikinci yarısında yavaşlama daralmaya dönüştü. 2009 yılına ilişkin ise IMF yüzde 3.5 civarında bir daralma bekliyor.
Sanayi kesimi % aylık büyüme trendi (2001 ve 2008)
 Bize kalırsa son verilerden sonra IMF tahmini iyimser bile kalabilir. Uyaralım; dünyada toparlanma çabuk olmazsa Türkiye ekonomisi yüzde 4’ü aşan bir daralmaya gidiyor! Elbette 2001 yılı ile bugünü karşılaştırdığımızda epeyce farklar var. Fakat bunların kimisi olumlu olsa da, kimisi değil. Örneğin 2001’de dünya olumlu bir ekonomik hava içindeydi. İhracatta sorun yoktu, çünkü kurdaki değişim de ihracata yaramıştı. Öte yandan hızla girmeye başlayan sıcak para iç borçların dönmesinde büyük kolaylık sağlamıştı. Sıkı mali disiplinle de iç borç sorunu aşıldı. Dış açık büyüdü ama küresel likidite bolluğuyla o sorun da halloldu. Kısacası o zaman dış konjonktür çok elverişliydi. Oysa 2008 ve 2009 yılında dış dünya berbat bir durumda. Öylesine ki, dış açık büyük, finansman gerekiyor. Ama bunu sağlayacak kreditör (borç veren) bulmakta zorlanıyoruz. Başbakan ise sürekli tek çare IMF ile restleşiyor.
Yukarıdaki tabloda dayanıksız tüketim malları imalatındaki düşüş oranının (son 5 ayda bir önceki yılın aynı ayına göre ortalama) yüzde 5’e yakın olması dikkat çekiyor. Öte yandan otomobil, beyaz eşya gibi dayanıklı tüketim malları imalatının da yüzde 7.9 düştüğü görülüyor. Yatırım malı üretimindeki düşüş ise yüzde 17’den fazla. Yani güven öylesine bozuk ki, kimse yatırım yapmaz hale gelmiş. Bu da 2009 konusunda iyimser olmayı çok zorlaştırıyor. Kısacası, dış konjonktürün bu denli bozuk olduğu bir halde hükümetin IMF finansmanına ayak sürümesi 2009 yılının 2001 yılı kadar kötü geçeceğine işaret ediyor.
hgunes@milliyet.com.tr
Bu kriz 2001 krizi kadar kötü olabilir
Hurşit Güneş
Milliyet, 13.02.2009
2001 krizi hepimizi şoka sokmuştu. Milli gelir o tarihteki hesaplanma yöntemine göre yüzde 9.4 daralmıştı. Sonra revize edildi ve daralma yüzde 7.5 olarak belirlendi. Geçen yıl milli gelir hesaplama yöntemi değişince 2001 daralması da yüzde 5.7 olarak saptandı. Bu hafta açıklanan Aralık ayı sanayi üretiminin yüzde 17.6 daralma göstermesi de benzer bir şok yarattı. Peki, 2009 yılında ekonomik daralma 2001 kadar kötü olabilir mi? Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur. 2008 yılı 2009 hakkında bize epeyce bilgi veriyor. 2008 yılında sanayi üretimi yıllık bazda yüzde 0.9 küçülmüş. Kuşkusuz 2001 yılında ise daralma daha fazlaydı. Şubat ayında birdenbire krize girilmiş ve ekonomi yıl boyunca yüzde 10 kadar daralmıştı. 2008 yılında ise yavaşlama birdenbire değil, kademeli olarak başladı. Yılın ikinci yarısında yavaşlama daralmaya dönüştü. 2009 yılına ilişkin ise IMF yüzde 3.5 civarında bir daralma bekliyor.
Sanayi kesimi % aylık büyüme trendi (2001 ve 2008)
 Bize kalırsa son verilerden sonra IMF tahmini iyimser bile kalabilir. Uyaralım; dünyada toparlanma çabuk olmazsa Türkiye ekonomisi yüzde 4’ü aşan bir daralmaya gidiyor! Elbette 2001 yılı ile bugünü karşılaştırdığımızda epeyce farklar var. Fakat bunların kimisi olumlu olsa da, kimisi değil. Örneğin 2001’de dünya olumlu bir ekonomik hava içindeydi. İhracatta sorun yoktu, çünkü kurdaki değişim de ihracata yaramıştı. Öte yandan hızla girmeye başlayan sıcak para iç borçların dönmesinde büyük kolaylık sağlamıştı. Sıkı mali disiplinle de iç borç sorunu aşıldı. Dış açık büyüdü ama küresel likidite bolluğuyla o sorun da halloldu. Kısacası o zaman dış konjonktür çok elverişliydi. Oysa 2008 ve 2009 yılında dış dünya berbat bir durumda. Öylesine ki, dış açık büyük, finansman gerekiyor. Ama bunu sağlayacak kreditör (borç veren) bulmakta zorlanıyoruz. Başbakan ise sürekli tek çare IMF ile restleşiyor.
Yukarıdaki tabloda dayanıksız tüketim malları imalatındaki düşüş oranının (son 5 ayda bir önceki yılın aynı ayına göre ortalama) yüzde 5’e yakın olması dikkat çekiyor. Öte yandan otomobil, beyaz eşya gibi dayanıklı tüketim malları imalatının da yüzde 7.9 düştüğü görülüyor. Yatırım malı üretimindeki düşüş ise yüzde 17’den fazla. Yani güven öylesine bozuk ki, kimse yatırım yapmaz hale gelmiş. Bu da 2009 konusunda iyimser olmayı çok zorlaştırıyor. Kısacası, dış konjonktürün bu denli bozuk olduğu bir halde hükümetin IMF finansmanına ayak sürümesi 2009 yılının 2001 yılı kadar kötü geçeceğine işaret ediyor.
hgunes@milliyet.com.tr
Citigroup Mersin’e HSBC tersine
Metin Münir
Milliyet, 13.02.2009
Hatırlayacaksınız. Geçenlerde bir yazımda üst düzey bir Türk bankacısına atfen HSBC’nin önümüzdeki 10-20 yıl içinde en iyi durumda olacak bankalardan biri olacak dediğini yazmıştım. Citigroup ise, işlerin daha da kötüye gitmesi halinde, ABD hükümeti tarafından el konulacak bankaların başında geliyor. Bu konuyu neden açtığıma gelmeden önce... Uluslararası bankaların sırat köprüsünden geçmekte olduğu bu günlerde hangi bankanın başına yakın gelecekte ne geleceğini bilmenin neredeyse imkânsız olduğunu biliyorum. Bankalar gerçek mali durumlarını hala gizli tutuyorlar. Ama biliyoruz ki bazı bankaların borçları aktiflerinden fazladır, bazılarının ise aktifleri borçlarından. Türkçesi: Bazıları iflasın eşiğindedir, bazıları değil. Ama hangisinin hangisi olduğu muammadır.
İki ayrı sınıf Bunu biz ölümlüler değil bankalar bile bilmiyorlar. İnterbank faaliyetlerinin felç durumunu koruyor olmasının (yani bankalar birbirlerine borç alıp vermekte bile olağanüstü çekingen davranmaları) bu nedenledir. Bu çerçevede, HSBC ve Citigroup iki ayrı sınıftadır. Ve bunun böyle olacağının ipuçları Türkiye’ye giriş için ödedikleri “duhuliye” de saklıydı ama zamanında göremedik. En azından, ben göremedim. HSBC, 2001’de, devletin el koymuş olduğu Demirbank’ı satın alarak piyasaya girdi. Bankanın yüzde yüzü için 350 milyon dolar ödedi. Ama sıkı pazarlıklardan ve Demirbank’ın içindeki kötü varlıkları ayıklayıp devlete bıraktıktan sonra. Bankacı bir arkadaşımın deyimiyle “Kemiksiz et aldılar.” Aradan beş yıl geçti. ABD’deki konut kredilerinden kaynaklanan krizin patlamasına 11 aydan az zaman kala, Citigroup Akbank’ın yüzde 20’sine 3.1 milyar dolar ödedi. Yani HSBC’nin Demirbank’ın tamamına ödediği paranın neredeyse on mislini.
Ölümüne istiyordu Bu kadar da değil. Citigroup, ileride payını satmaya karar vermesi halinde Akbank’ın sahibi olan Sabancı ailesine “ön alım ve ön teklif hakkı” verdi. Ayrıca piyasadan hisse toplayarak Akbank’taki payını yüzde 20’nin üzerine çıkarmamayı taahhüt etti. Bankanın yönetimine de karışmayacaktı. Yönetim kurulunda bir temsilci olacaktı ama oy hakkına sahip olmadan. O zamanlar bu ortaklığın eşit olamayan iki banka arasında yapıldığı izlenimi vardı: Citigroup dünyanın en büyük finansal grubu olan dev, Akbank “küçük” bir Türk bankasıydı. Şimdi insan gerçek durumun tam tersi olduğunu anlıyor. O günlerdeki çılgın banka alma furyası içinde Citigroup, Akbank’ı almayı o kadar ölümüne istiyordu ki, fiyat dahil, Erol Sabancı’nın bütün taleplerine “tamam” dedi. HSBC akıllı ve zamanlı davranmış, herkesin Türkiye’den uzak durduğu bir dönemde, tutumlu olarak Türkiye’ye girmişti. Citigroup ise herkesin akın ettiği, fiyatlarının rekorlar kırdığı bir dönemde, hovarda giriş biçimini seçti. Öyle anlaşılıyor ki bu tavır (tutumluluk/savurganlık) bu bankaların genel bir karakteristiği idi. Bu bugünkü mali durumları eskiden aldıkları bu gibi önemli kararların toplamının bir sonucunu aksettiriyor. Herkes Mersin’e giderken tersine gitmek iş hayatında çok kârlı olabilir.
mmunir@milliyet.com.tr
|
IMF may 'deny' Ukraine loan
|
Ukraine is facing tough economic problems |
The head of President Yushchenko's economic office has said Ukraine could miss out on the second part of an International Monetary Fund (IMF) loan.
BBC, Feb 10,, 2009
Roman Zhukovsky said the IMF has demanded that Ukraine reduce its budget deficit to 1% of GDP in 2009, from the current forecast at 3%.
In November Ukraine received $4.5bn (£3.04bn) of a $16.4bn IMFloan to help weather the economic crisis.
The second tranche - worth $1.9bn- is now due.
"As we are not going to honour the engagements set out in the memorandum, it will be very difficult to count on the second tranche of the loan," said Mr Zhukovsky.
The IMF will decide whether it will pay the second part of the loan on February 15.
Mr Zhukovsky denied suggestions that the Ukraine will be required to repay the first tranche it had missed its fiscal targets.
Rocky road
If Ukraine were to lose its IMF funding, it would only serve to compound the already deteriorating state of its economy.
Ukraine's currency has halved in value against the dollar during the past six months, and inflation is running at more than 22% per year.
Meanwhile government decisions are being delayed as President Viktor Yushchenko and Prime Minister Yulia Tymoshenko are at loggerheads.
Last week the country was host to an IMF mission who conceded that Ukraine still had "a few issues outstanding".
In an increasingly bizarre turn of events, on Monday the Russian finance ministry said it could lend Ukraine up to $5bn to help plug its budget deficit.
Until recently the two countries were locked in a dispute which saw Russia increase the heavily-discounted price at which Ukraine had been paying for gas and then cut off supplies over late payments. | 2月12日
Sabancıların bölünmesinde yol ayrımı
Metin Münir
Milliyet, 12.02.2009
Ayrı kampa bölünen Sabancı ailesi arasındaki sıkıntılar dün ilk defa sonuçları itibariyle en ciddi eşiğe ulaştı. Sakıp Sabancı’nın ölümünden sonra aile arasında grubu kimin yöneteceği konusunda bir iktidar savaşı patlak vermişti. Mücadelede Erol Sabancı öne geçti. Müttefikleri rahmetli Sakıp Sabancı’nın eşi ve çocukları ile Güler Sabancı idi. Erol Sabancı Akbank’ı yönetmeye devam etti, Güler onun desteğiyle Sabancı Holding’in başına geçti. Ailenin diğer fertleri - Şevket Sabancı, oğlu Ali Sabancı ve kızı Emine Kamışlı; Hacı Sabancı’nın eşi Özcan ile kızı Demet ve oğlu Ömer Sabancı karar mekanizmasından uzaklaşınca ayrılmayı tercih ettiler. Ali Sabancı babasıyla Pegasus Havayolları’nı da içinde barındıran ayrı bir grup kurdu. Ama düne kadar Sabancı şirketlerindeki ortaklıkları devam etti.
Doğru zaman mı? Dün bu ekip ellerinde bulunan yaklaşık yüzde 8 Akbank ve yüzde 15 Sabancı Holding hissesini satışa çıkardı. Borsaya yaptıkları bildirimde bulunarak hisssseleri 10 yıllık bir zaman dilimi içinde ellerinden çıkartmak niyetinde olduklarını açıkladılar. Borsada herhangi bir şey satmak için bundan daha kötü bir zaman bulmak zor olduğu düşünülecek olursa, bu kollektif karar neden alınmış olabilir? Hem Akbank hem de Holding hisseleri pik noktalarının çok çok altında. Üstelik, satış kararının açıklanmasının ardından Akbank yüzde 6.6, holding yüzde 8.9 daha düştü.
Erol Sabancı ne dedi? Bu tür büyük hisse satışlarında kaide bir yatırım bankasınının rehberliğine ve aracılığına baş vurmaktır. Böyle bir yol tutulmaması olaydaki şaşırtıcı boyutlardan biridir. “Ekonomik bir karar değil. Hissi bir hareket. Ve yanlış” diye konuştu, durumu yakından izleyen bir kaynağım. Ama ‘hissi’ kararın nedenini açıklamadı. Dün telefonda görüştüğüm Erol Sabancı ise olayı geçici bir sıkıntı olarak gördüğü izlenimini verdi. “Hissedarlarımızın kendi hisseleri ile ilgili olarak aldıklara karar kendi takdirleridir” dedi. “Bankamızın, holdingimizin bilançoları, kar zarar hesapları ve performansları fevkalade iyidir. Birkaç gün sonra açıklandığında görülecek. Temettü dağıtılacak.” Akrabalarının toptan hisse senedi satma kararının hisselerin piyasa fiyatına etkisinin kısa vadeli olacağını söyledi. “Bunda da endişe edecek bir şey yoktur” dedi. Erol Sancı, Akbank hisselerinin 2006’da rekor fiyata Citigroup’a satıldığında akrabalarının satışa yanaşmadığını hatırlattı. “O zaman satmadılar. Fiyatlar geri gitti. Canları yandı. Yanlış yapıyorlar demiyorum. Kendi bilecekleri iş. Bizim için endişe edecek bir şey yoktur” dedi. Ancak dün konuştuğum bir bankacı bu gelişmenin iyi olmadığını söyledi. “Bu toptan satış olayı bir demokles kılıcı gibi hisselerin üzerinde duracak ve aşağı doğru baskı yapacak” dedi. “Artık Akbank hisseleri bir süre borsayla aynı yükselmeyebilir.“
mmunir@milliyet.com.tr 2月10日 Sanayideki çöküşü ”baz yılı” da sıvayamıyor
Alaattin Aktaş
Dünya, 10.02.2009
Sanayi üretimini yıllarca 1997'yi baz yılı kabul ederek izledik, sonra ne olduysa oldu ve ekim ayında birden baz yılı 2005 olarak değiştirildi. Bu değişiklik yapıldığında geride kalan dönem için iki endeksi karşılaştırmıştık; oranlar paralel seyrediyordu, aralarında çok önemli bir fark yoktu. Yani ekim ayından önceki dönemler için eski ve yeni seri arasında kayda değer bir fark gözlenmiyordu. Ama daha sonrasında durum değişmeye başladı. Kasımda iki endeksle bulunan oranlar arasındaki fark biraz açıldı. Aralık ayına geldiğimizde ise farkın iyice açıldığını gördük.
TÜİK'in dün açıkladığı ve tekstilden kaynaklanan hatadan sonra gün içinde düzeltmek zorunda kaldığı 2005 bazlı veriler, sanayi üretiminin aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre toplamda yüzde 17.6 azaldığını gösterdi. İmalat sanayi üretimi ise yüzde 19.9 geriledi. Bunlar, sanayinin nasıl bir kriz içinde olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyan, çok ciddi oranlar. Ama, merak bu ya, yılın olmadık bir ayında; ekimde baz yılı değişikliğine gidilmeseydi, yani hesaplama 1997 yılını esas alan endekse göre yapılsaydı aralık ayındaki üretim gerilemesi acaba hangi oranda gerçekleşirdi...
Lamı cimi yok, sanayi üretiminde tam bir çöküş yaşıyoruz. 2005 bazlı yeni endekse göre bile rekor düzeye ulaşan üretim gerilemesi, eski endeksle çok daha dramatik. 1997 baz alınan eski endekse göre aralık ayındaki toplam sanayi üretimi 2007'nin aynı ayına göre tam yüzde 24.6, imalat sanayi üretimi ise yüzde 28.4 geriledi. Düşünebiliyor musunuz, 2007'nin aralık ayında 4 olan üretimin 1'ini yapamaz duruma düşmüşüz. İmalat sanayinde 1'in de üstüne çıkmış, neredeyse üçte birlik bir üretim gerilemesi yaşamaya ramak kalmışız.
Baz yılının değiştirilmesiyle ortaya çıkan fark tabii ki yalnızca aralık ayı için geçerli değil. Geçen yılın son çeyreğindeki üretim gerilemesi toplam sanayide yeni bazlı endekse göre yüzde 12.5, eski endekse göre yüzde 16.4 düzeyinde. Yeni ve eski endeks sırasına göre imalat sanayindeki üretim gerilemesinin oranları da yüzde 14.2 ve yüzde 19. Aynı eğilimi yıllık gerçekleşmede de görüyoruz. Yeni endekse göre geçen yıl sanayi üretimi yüzde 0.9 geriledi; oysa eski endeksle üretim gerilemesini yüzde 2.2 olarak ölçecektik. İmalat sanayinde yeni endeksle yüzde 1.8 olan yıllık üretim düşüşü de eski endeksle yüzde 3.4 olacaktı.
Her endeks, zaman içinde yenilenir, bu doğaldır. Ancak, ekim ayında bir yenilemeye gidiliyorsa ve bu aydan itibaren oranlar görece daha iyi çıkmaya başlıyorsa, orada durup düşünmek gerekir. Acaba bu değişikliğe neden ihtiyaç duyuldu? Daha da önemlisi, bir çeyrek beklenip yeni endeks hesaplamasına bu yıldan itibaren geçilemez miydi? Yoksa bu acelenin altında özellikle 2008'in son çeyreğini bir şekilde "kurtarma", ya da "daha iyi" veya "daha az kötü" gösterme çabası yatıyor olabilir miydi?
Son zamanlarda yoğun bir şekilde büyüme hızını tartışıyoruz. Yılın son çeyreğinde ekonominin daralacağı da kesin. İmalat sanayi, GSYH'nin dörtte birini oluşturuyor ve burada ortaya çıkacak üretim gerilemesinin boyutu, toplam GSYH için ciddi bir belirleyici. Yani, imalat sanayi üretimindeki çöküşü ve bunun GSYH üstünde yapacağı olumsuz etkiyi endekste değişikliğe giderek hafifletebileceğimizi mi düşünüyoruz acaba? Belki... Ama sanayi öyle bir duruma geldi ki, istediğimiz kadar endeks yenilemesine gidelim, durumun değişeceği yok.
Bu arada bir not olarak aktaralım; TÜİK 2009'la birlikte eski endeksi hesaplamaya son verecek.
Sanayi Üretimindeki Değişim (Yüzde)
Toplam Sanayi İmalat Sanayi
2005 Bazlı 1997 Bazlı 2005 Bazlı 1997 Bazlı
Ekim -6,8 -8,2 -8,2 -10,1
Kasım -13,3 -16,8 -14,9 -19,2
Aralık -17,6 -24,6 -19,9 -28,4
Son Çeyrek -12,5 -16,4 -14,2 -19,0
Yıllık -0,9 -2,2 -1,8 -3,4
ala.aktas@gmail.com Kötü yönetimin, beceriksizliğin yeni örneği TÜİK
Erdal Sağlam
Hürriyet, 10.02.2009 BU ülke, ekonomi, cidden kötü yönetiliyor...
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)nun dün sanayi üretimiyle ilgili yaptığı hata, hiç bir çağdaş istatistik kurumunun yapmayacağı bir hatadır. Çünkü bu verilerin hem toplanırken, hem de hesaplanırken, birkaç kez, değişik kişiler ve kademeler tarafından kontrol edilmesi lazım. Dün TV programlarına, özür dilemek için çıkan TÜİK yetkililerinden dinlediğimde, hata için araştırma yapıldığını, vergi girişlerinde zincirleme hata olabileceğini, sorunun bilgisayardan kaynaklandığını filan söylüyorlardı.
Böyle bir hatanın hiç bir mazereti olamaz. TÜİK’in işi sadece bu. Suçu bilgisayara yükleyip de kimse kendini kurtaramaz. Aynı bilgisayar programı daha önce hata yapmıyordu da şimdi mi hata yaptı?
TÜİK sabah saatlerinde aralık ayında sanayi üretiminin eksi 11.9 olduğunu açıkladı. Daha sonra Referans Gazetesi muhabirlerinin sorusu üzerine yeniden hesap yaptılar ve öğleden sonra aralık ayında sanayi üretimindeki gerilemenin eksi 17.6 olduğunu açıkladılar.
Biliyorsunuz bu rakamlar, piyasalar için hayati öneme sahip olabiliyor. Piyasanın beklentisi aralık ayında sanayi üretiminin yüzde 15.3 daralacağı yönündeydi. Sabah 11.9 rakamı açıklanınca piyasa oyuncuları beklenenin altında gelen, iyimser rakamlara göre alışveriş yaptılar. Dövizde, faizde, buna göre fiyat verdiler. Ancak öğleden sonra aslında daralmanın yüzde 17.6 olduğu, yani piyasa beklentilerinin epey üzerinde çıktığı anlaşıldı.
Şimdi bir piyasa oyuncusu TÜİK hakkında, kendisini yanıltıldığını, örneğin buna göre işlem yaptığı için zarara uğradığını ileri sürerek dava açsa ne olacak?
Piyasanın hiçbir şeye tepki vermeye niyeti yok, bu büyük düzeltmeden sonra bile tepki vermedi ama sağlıklı piyasalar bu verilere göre kendilerine yön bulurlar. Zaten TÜİK gibi kurumların önemi de buradan gelir. Karar alıcılar TÜİK gibi kurumların verilerine göre karar alırlar. Piyasa oyuncuları ona göre işlem yapar, siyasiler bu verilere göre politika belirlerler.
Şimdiye kadar istatistik kurumunda bu kadar bariz bir hata, hiç yapılmamıştı. Bu hatanın kasıtlı olduğunu düşünenlerden değilim. Bence bunun adı beceriksizlik.
Her yerdeki kötü yönetim TÜİK’e sıçramış durumda ve güvensizliği büyüten bir hata oldu.
BÜYÜMEDEKİ DÜŞÜŞ KESKİNLEŞİYOR
TÜİK’in sabah saatlerinde yaptığı hatalı açıklamada yer alan Aralık ayında tekstil üretiminin yüzde 40 arttığı yönündeki veri çok dikkat çekmişti. Yapılan düzeltme ile tekstil üretiminin aralıkta aslında yüzde 24 oranında düştüğü ortaya çıktı.
Böylece 2008’in son çeyreğinde sanayi üretiminin yıllık bazda yüzde 12.5 oranında, 2008’in tümünde de sanayi üretiminin yüzde 0.9 oranında daraldığı ortaya çıktı.
Özetle; ekonomideki gerileme piyasa beklentilerinin bile üzerinde çıktı. Ocak ayındaki ihracat tahminlerine bakan hemen herkes daralmanın daha da büyüyeceği görüşünde.
Mart ayında açıklanacak büyüme rakamları için bu sanayi üretim rakamı büyük ölçüde gösterge olacak. 2008 yılındaki büyüme rakamı, bu yıla ilişkin tahminlerin revize edilmesi açısından da çok önemli.
Yani Hükümetin bu yıl için açıkladığı yüzde 4 büyüme rakamı şimdiden hayal oldu.
Hükümet ekonomide hemen hemen hiçbir şey yapmadı. Hala esen küresel rüzgarın önünde bir o yana bir bu yana sallanıp duruyor. Sallanıp durdukça ekonomideki daralmanın keskinleşeceği de, dünkü rakamlarla birlikte bir kez daha ortaya çıktı.
Başbakan hala çıkıp, IMF ile anlaşma yapmayabileceğimizi, kendi kaynaklarımızla gidebileceğimizi söylüyor.
Kimsenin şüphesi olmasın; bu gidişle ekonomi daha çok daralır, işsizlik daha çok artar.
esaglam@hurriyet.com.tr
DÜNYA KAOSA GİDERKEN NOTLAR
Selim Somçağ, 21.01.2009
Şu anda dünyanın ve Türkiye’nin gündemi çok yüklü. Onun için âdetim olmadığı halde muhtelif konulara kısa kısa değinen bir yazı yazmak zorundayım.
IMF Meselesi Önceki yazımda IMF’nin dümenini tutan bütün gelişmiş ülkeler ekonomik durgunluğu aşabilmek için kamu harcamalarında artışa giderken, 2001 krizinde Türkiye’nin başına ekonomi valisi tayin edilen Cottarelli dahil IMF’nin birçok yetkilisi krizin aşılması için bütün hükümetleri kamu harcamalarını arttırmaya davet ederken, Türkiye IMF ile anlaşmaya kalkacak olursa IMF’nin kamu harcamalarının azaltılmasını şart koşacağını, bunun da krizin etkisini iyice derinleştireceğini yazmıştım. Nitekim bu öngörüm doğrulandı, hükümet IMF ile görüşmelere başladığını ve bu çerçevede 2009 bütçe harcamalarında kesintiye gidileceğini açıkladı. Yani başta bize IMF üzerinden bu talimatı veren ABD olmak üzere bütün dünya hükümetleri bütçe açıklarının büyümesine aldırış etmeden kamu harcamalarında gaza basarken biz zaten daralan ekonomimizi kendi elimizle daha da daraltacağız. Bir kere daha görülmüştür ki IMF’nin Türkiye hakkındaki kararları herhangi bir ekonomik mantığa dayanmamakta, ABD adına, Batı adına Türkiye’nin ekonomi üzerinden denetim altına alınması amacını gütmektedir. Türk halkı maalesef hükümetin bu basiretsiz kararı yüzünden ağır bir bedel ödeyecektir.
Krizden En Çok Etkilenen Ülke Türkiye’dir Başlık sizi şaşırttı mı? Şaşırtmasın, çünkü finansa değil de, reel ekonomiye bakacak olursak bu başlık tamamen doğru. Kasım ayında sanayi üretimi ithalatçı ülkelerden ABD’de % 2, İngiltere’de % 3, ihracatçı ülkelerden Almanya’da % 4, Japonya’da % 8 geriledi. Türkiye’de ise sanayi üretim hacmi Kasım ayında % 14 oranında geriledi. Bilumum yerli ve yabancı Amerikan nüfuz ve propaganda ajanlarının, IMF avukatlarının “Teğet geçecek, az etkilenecek, 2001’de çok direnç kazandı” martavallarına rağmen şu anda Türkiye üretim cephesinde dünya krizinden en çok etkilenen ülke!
Bu neden böyle? Beni izleyenlerin hatırlayacağı gibi, benim 2003’ten beri hemen her TV programında slogan gibi tekrarladığım bir söz vardır: “Türkiye bu döviz kuruyla yaşayamaz!”. İşte Türkiye’nin yapısal bir zorunluluk olmadığı halde krizden en ağır etkilenen ülke olmasının sebebi IMF tarafından dayatılan düşük kur ya da aşırı değerli TL politikasıdır. Kriz şu ana kadar ABD ve İngiltere gibi kredi balonuyla iç talebi şişiren ülkelerde daha çok iç talebi, Çin, Hindistan, Almanya, Japonya gibi ihracatçı ülkelerdeyse dış talebi azalttı. Türkiye’de ise hem iç, hem de dış talebin eşit boyutta darbe aldığını görüyoruz. Bunun sebebi şudur: Türkiye’de 2002’den beri aşırı değerli TL politikası izlendiği için Türk sanayiinin hem ihraç pazarlarında, hem de iç piyasada, ithal mal karşısında rekabet gücü giderek azaldı. Bu durum karşısında rekabetçi fiyat tutturabilmek amacıyla Türk sanayiinde ücretler baskılandı. Yine aynı sebepten istihdam da yıllar boyunca çok yavaş arttı. Bu yüzden Türkiye’deki iç talep 2001’den sonra çok uzun süre eski düzeyine ulaşamadı. İç talepte 2005’ten itibaren gözlenen canlanma ise küresel kredi balonu sayesinde yurtdışından daha kolay fon bulabilen bankaların tüketici kredisi dağıtmasıyla ortaya çıkabildi. Dolayısıyla, Türkiye’nin iç talebi de, dış talebi de küresel kredi balonuna bağlı hale geldi. Tabii şimdi balon patlayınca her iki kanalda da değirmenin suyu azalmaya başladı. Dünya pazarlarında talep daralması sonucunda rekabet artıp fiyat kırmalar başlayınca Türk sanayiinde kâr marjları aşırı değerli TL yüzünden çok düşük olduğu için biz bu yarıştan da hemen elendik. Böylece IMF’nin Türkiye’ye dayattığı düşük kur politikası yüzünden Türkiye şu an itibarıyla üretim/reel ekonomi cephesinde krizden en ağır etkilenen ülke oldu.
Hal böyleyken Türkiye yine Atlantik ötesinden gelen talimat ve TÜSİAD’ın, medyanın, siyasetin ve bürokrasinin zirvelerine çöreklenmiş Amerikancı örgüt sayesinde IMF’den destek alarak döviz kurlarını düşük tutmaya kalkışıyor. IMF emriyle kamu harcamalarının kısılması da devreye girince bu yıl içinde Türkiye’nin durgunluk, işsizlik ve bunların yarattığı toplumsal çalkantıyla yangın yerine döndüğünü göreceğiz.
(Bu arada, Amerikancı yapı hakkında ibretâmiz bir olay da Deniz Baykal’ın ipliği pazara çıkmış bir ABD görevlisi olan Kemal Derviş’in CHP’nin İstanbul Belediye Başkanı adayı olması için nabız yoklaması yaptırmasıdır. Derviş ABD tarafından UNDP başkanlığına getirildiğinde kendisinin oraya ileride Türkiye’de kullanılmak üzere park edildiğini söylemiştim.)
Obama-Gazze Barack Obama henüz Demokrat Partinin başkan adayı bile olmamışken ve Türk medyasında kerameti kendinden menkul bazı “istihbarat ve strateji uzmanı” yazarlar “Amerika’da bir zenci başkan olamaz” diye fetva verirken, ben 19 Haziran 2008 tarihli yazımda (Türkiye Hangi Gezegende) Obama’nın yeni Amerikan başkanı olacağını, bunun Amerikan devletinin başlamış olan ekonomik kriz sürecinin yaratabileceği toplumsal kargaşaya, hatta ayaklanmalara karşı savaş düzeni alması olduğunu yazmıştım. Washington’da iki gün önce yapılan devir teslim töreninin dev bir gösteriye dönüştürülmesi, bu törende Obama’nın Amerika’nın farklı etnik gruplardan meydana geldiğini vurgulayarak bunları milliyetçi bir söylemle birliğe davet etmesi yedi ay önceki tespitlerimi tamamen doğrulamıştır. Obama’nın yurtiçine dönük misyonu Amerika’da katlanılmaz boyuta ulaşacak olan işsizliğin, yoksullaşmanın yaratabileceği toplumsal patlama ihtimaline karşı ekonomik durumu daha zayıf, şiddet potansiyeli ise daha yüksek olan zencileri ve diğer azınlıkları devlete bağlı tutmaya çalışmaktır. Hem zenci, hem göçmen, hem Müslüman, hem de beyaz ve Hristiyan kökenleriyle Obama tam bir sentetik kimliktir, bir “Halkla İlişkiler” görevlisidir. Hiçbir şekilde bağımsız hareket etme gücüne sahip olmadığı, Bush’dan daha kişiliksiz bir başkan olacağı görülecektir. Çöken imparatorluklarda devlet başkanlığının içinin boşaltılarak yönetimi bir oligarşinin ele alması tarihin değişmez bir kanunudur.
Gelelim Obama’nın yurtdışına yönelik misyonuna. Burada da Obama’nın Irak’ın işgal edilmesi sonucunda ABD’nin üçüncü dünyada, özellikle İslâm ülkelerinde çok kötüleşen imajını düzeltmesi beklenmektedir. Babasının Müslüman olduğu iddiası da buna yöneliktir. Bu çerçevede Amerikan medyası son zamanlarda ABD’nin Irak’ı işgalini eski Başkan Bush’la özdeşleştiren ve Bush’u yerin dibine batıran bir kampanya yürütmüştür. Bunu ilkel toplumlarda görülen bir canlıyı toplum adına kurban ederek günahlardan arınma törenlerine benzetebiliriz. ABD dünya kamuoyunu kendi haksız saldırganlığına ait hesaplaşmanın Bush’un görevinin son bulmasıyla tamamlandığına, Obama’yla bir “beyaz sayfa” açıldığına inandırmaya çalışmaktadır. Ne var ki Amerikan işgal ordusu Irak halkının üstünde lök gibi oturmaya devam ederken buna kimseyi inandıramayacaktır. Dün Obama’nın yemin töreninin NTV ve CNNTürk adlı iki televizyon kanalında saatlerce yayınlanması Amerikan devletinin Obama imajından Türkiye’de de ne kadar çok şey beklediğinin bir göstergesidir. Bu arada ABD hesabına propaganda yayını yaptıkları gerçeği paçalarından akan bu iki televizyon acaba Türkiye’deki hangi olay için bu kadar uzun süre yayın yapmışlardır diye de sormak lâzım. Sanki Obama Amerika’ya değil de, Türkiye’ye başkan seçildi!
Tabii sempatik zenci Obama’nın uluslararası misyonu dünya milletlerinin kalbini fethetmekten ibaret kalmayacaktır. Obama ABD içinde iç savaşı önlemeye çalışırken, dünya arenasında ise Amerikan hegemonyasının çöküşünü engellemeye yönelik bir savaş çıkarmakla görevlidir. Bu savaş ABD ile Rusya-İran arasında olacaktır. ABD’nin neden böyle bir savaş çıkarmak zorunda olduğunu daha önceki yazılarımda açıkladığım için bu konuya yeniden girmiyorum. ABD ile Rusya-İran savaşında taraflar doğrudan karşı karşıya gelmek zorunda değildir. Bu ABD’nin birinci tercihi ve büyük temennisidir, çünkü tek başına böyle bir savaşı kazanma gücü yoktur. ABD’nin A planı, daha doğrusu hayali Rusya-İran blokunun ABD’nin müttefiki olan ülkelerle savaşa tutuşmasıdır. Böyle bir savaşa ABD ancak müttefikleri Rusya ve İran’ın belini kırdıktan sonra muzaffer kurtarıcı edasıyla girecektir. Aynen II. Dünya Savaşında olduğu gibi...
ABD hesabına Rusya-İran’la savaşa tutuşması umulan ülkeler genel olarak Avrupa, fakat özellikle de Türkiye’dir. Gürcistan’ın Rusya’ya saldırması bir Türk-Rus savaşı çıkarma girişimiydi. (Olayların ilk gününde Hürriyet gazetesinin attığı “Gürcistan Türkiye’den Yardım İstedi” manşetini önemle not edelim. Hem kışkırtma, hem nabız yoklama...) Hâlâ da bu kazan kaynatılmaktadır. İsrail’in Gazze’de yürüttüğü katliam ise İran-Suriye-Hizbullah ekseninin İsrail’e saldırmasını sağlamaya yönelik bir provokasyondur. Bunun delilleri pek çoktur: Normal şartlarda her türlü İsrail vahşetini gizleyen Amerikan medyasının başta CNN olmak üzere İsrail vahşetini her gün 24 saat dünyanın gözüne sokması, Türkiye dahil ABD güdümündeki bütün İslâm ülkelerinde kamuoyunun galeyana getirilmesi, her zaman İsrail aleyhine atıp tutan İran’ın oyunu görerek dut yemiş bülbüle dönmesi, bunun üzerine İsrail’in iki defa Lübnan’dan Hizbullah’ın İsrail’e roket attığını öne sürmesi, Hizbullah’ın bunu derhal reddetmesi, vs., vs. Düşünmeyi bilenler için senaryo apaçıktır. ABD başka ülkeleri kendi hesabına Rusya ve İran’la kapıştırmayı umduğu için Rusya ve İran’ı saldırgan ülkeler konumuna sokmaya çalışmaktadır.
Bu bağlamda sahneye konan başka bir tiyatro da İsrail saldırısının Bush-Obama arasındaki devir teslim dönemine denk getirilmesidir. Böylece ABD dünyanın gözünde bu saldırının kendi emriyle yapıldığını gizleyeceğini sanmaktadır. İsrail ABD’nin Ortadoğu’daki ileri karakolundan başka bir şey değildir. İsrail’in bütün dünya kamuoyunu ayağa kaldıran ve uluslararası imajını yerle bir eden böyle vahim bir olayı ABD’nin onayı olmadan başlatması mümkün değildir.
Bu konudan yola çıkarak Türk medyası hakkında başka bir not düşeyim. İsrail saldırısı başladığında Yeni Şafak’ta Fehmi Koru’dan Cumhuriyet’te Mustafa Balbay’a kadar sayısız kalem erbabı İsrail’in bu saldırıyı ABD'den ve Obama’dan habersiz yaptığını iddia eden yazılar yazdılar. Hatta bir tanesi “Bu Filistin’e değil, Obama’nın barış planlarına yapılmış bir saldırıdır” diyecek kadar coştu. Bu tipiktir. Görünüşte sağ-sol diye ikiye ayrılıp birbirinin gözünü oyar gibi yapan Türk medyası ABD için hayatî önem taşıyan konularda hep aynı doğrultuda dezenformasyon yapar, çünkü hepsi aynı yerden yönlendirilir.
www.selimsomcag.org
Amazon in Big Push for New Kindle Model
Michael Appleton for The New York Times
Jeff Bezos, Amazon's chief executive, unveiled the Kindle 2 on Monday in New York.
By BRAD STONE and MOTOKO RICH
The New York Times, Feb 9, 2009
Escalating its efforts to dominate the fledgling industry for electronic books, Amazon.com introduced on Monday a new version of its electronic book reader, called Kindle 2.
Amazon said the upgraded device had seven times the memory as the original version, allowed faster page-turns and had a crisper, though still black-and-white, display. The Kindle 2 also features a new design with round keys and a short, joysticklike controller — a departure from the previous version’s design, which some buyers had criticized as awkward. The new device will ship on Feb. 24. Amazon did not change the price for the device, which remains $359.
Though the improvements to the Kindle are only incremental, Jeffrey P. Bezos, Amazon’s founder and chief executive, defined some ambitious goals for the device. “Our vision is every book ever printed, in any language, all available in less than 60 seconds,” he said at a news conference in New York.
Amazon introduced several new features for the Kindle. A new text-to-speech function allows readers to switch between reading words on the device and having the words read to them by a computerized voice. That technology was provided by Nuance, a speech-recognition company based in Burlington, Mass.
Amazon is also allowing Kindle owners to transfer texts between their Kindle and other mobile devices. Amazon said it was working on making digital texts available for other gadgets (like mobile phones), though it did not specify which ones.
One competitive threat Amazon is facing in its effort to dominate the world of e-books is Google, which has scanned in some seven million books, many of them out of print. Google has also struck deals with publishers and authors to split the proceeds from the online sales of those texts.
Google recently said it would soon begin selling these books for reading on mobile devices like the Apple iPhone and phones running Google’s Android operating system.
Implicitly addressing the threat posed by Google, Mr. Bezos said that Amazon knew better than other companies what book-buyers wanted and stressed Amazon’s digital catalog of 230,000 newer books and best sellers.
“We have tens of millions of customers who buy books from us every day and we know what they want to read,” he said. “And we are making sure to prioritize those items.”
Markus Dohle, chief executive of Random House, the world’s largest publisher of consumer books and a unit of Bertelsmann of Germany, said the company was working with Amazon and other e-book makers to digitize its so-called backlist of older titles. When asked in an interview after the news conference if he was concerned about the effects of Amazon’s dominance in the e-book market, Mr. Dohle paused and laughed.
“It is not up to us to talk about Amazon’s competition,” he said. “I don’t think that any kind of defensive business strategy will succeed. We want to grow our business in all channels and one of the fastest-growing customers is Amazon in all areas.”
“We see the Kindle and we see e-books as a real opportunity because we think that it will not cannibalize the physical part of the business and it will also generate and create new readers of books,” Mr. Dohle said. 2月9日
Krizin yeni kurbanı kim olacak?
Yaşanan mali krizin ilk kurbanı İzlanda olmuştu, peki sırada kim var? Bunun için beş ülke aday gösteriliyor.
NTV-MSNBC, 09.02.2009
İSTANBUL - ABD’de yayımlanan Foreign Policy adlı derginin son sayısında, yaşanan mali krizin İzlanda’dan sonraki olası kurbanlarının hangi ülkeler olabileceği tahminine yer verildi. David Kennar’ın kaleme aldığı yazıdaki beş aday ülkenin dördünün Avrupalı oluşu, krizin iyiden iyiye Avrupa’ya yayıldığının bir belirtisi olarak görülüyor. Kennar, makalesinde ülkeleri yalnızca ekonomik verilerle değil, politik yapılarıyla da değerlendiriyor. İşte David Kennar’a göre krizin yeni kurbanı olmaya aday beş ülke;
İNGİLTERE
Ekonomik Hasar: Artık İngiltere’de ne zaman resesyona girileceği değil, 1930’larda yaşananla karşılaştırılabilecek şiddetli düşüş emareleri nedeniyle ne zaman depresyona girileceği soruluyor. 2008’in son çeyreğinde GSMH yüzde 1.5 oranında küçüldü ve Avrupa Birliği 2009 yılında yüzde 2.8 daha küçüleceğini tahmin ediyor. İşsizlik oranının yüzde 8 daha büyümesi bekleniyor ve yapılan araştırmalarda yetişkinler yüzde 23’ü, kişisel borçlarını artık döndürmediklerini belirtiyor.
Ülke, gelişmiş birçok ülkeden daha fazla finans sektörüne bağımlı olması nedeniyle İngiltere’deki ekonomik darboğaz çok şiddetli yaşanıyor. İngiltere bankalarının borcunun 4.4 trilyon doları bulduğu söyleniyor. (buna İzlanda bankaları nedeniyle oluşan borçlar da dahil.) Bu 2.1 trilyon dolarlık bir ekonomi için taşınması güç bir rakam.
Politik Düşüş: İngiltere Başbakanı Gordon Brown, krize yanıt vermede uluslararsı rol oynayarak seçmenlerin güvenini kazandı ama İngilizlerin hissiyatı hükümete karşı döndü. Her altı İngiliz’den bir iyileşme gösteren rakamların tekrar bozulacağını düşünüyor ve Muhafazakar Parti Brown’ın İşçi Partisi’nin 15 puan önünde görülüyor.
Devlet, şimdiden mali sektörün büyük bölümünü millileştirdi ve yatırımcılar yeni bir millileştirme adımının kapıda olduğundan endişe ediyorlar. Hükümet müdahaleleri o kadar yaygınlaştı ki, gelecek yıl tüm ekonominin neredeyse yarısının devlet harcamalarından oluşacağı tahminleri yapılıyor. Bu nedenle artık İngiltere’ye ‘Sovyet İngilteresi’ deniyor.
LETONYA
Ekonomik Hasar: Letonya, İzlanda’ya en çok benzeyen ülke ve bunun nedeni de sadece soğuk iklimi değil. Gelişmekte olan bu küçük ülkenin son yıllardaki yüksek büyüme rakamlarının arkasında Avrupa çapında yapılan yabancı yatırımla, ağır dış borç, artan tüketim ve azalan tasarruf yer alıyordu. 2006’da görülen olağanüstü yüzde 12.2’lik büyüme rakamından sonra bugün Letonya ekonomisi 27 AB ülkesi arasında en zayıf olanı. Avrupa Komisyonu raporu, GSMH’da 2009 yılında yüzde 6.9, bir sonraki yıl da 2.4 oranında daralma ve önümüzdeki yıl da işsizlik oranlarının çift haneli rakamlara ulaşacağını tahmin ediyor. IMF ülkeye 7.3 milyar dolarlık kredi verdi ama ekonominin düzlüğe çıkması için gidilecek daha çok yol var.
Küresel piyasaların daralması ve tüm dünyada konut piyasasının çöküşüyle, Letonya özel sektörü çöküş içine girdi ve hükümet de hizmetlerde büyük kesintilere gitti. Oluşturulan yeni program dahilinde, bütçede yüzde 25, maaşlarda yüzde 15’lik kesintiye gidilecek, ayrıca işten çıkarmalar yaygınlaşacak.
Politik Düşüş: Mali kriz Letonyalıların yalnızca geçimleri için değil, yeni kurulan demokratik sistemi için de tehdit oluşturuyor. Hükümetin popülaritesi yüzde 10’a kadar düştü. 1980’lerdeki Sovyet idaresine karşı yapılan gösterilerden beri, en büyük gösteri bu ay başında başkent Riga’da yapıldı. Hükümetin kötü yönetimine karşı yapılan gösteriye 10 binden fazla Letonyalı katıldı. Kızgın gençlerin polise taş ve yumurta atmasıyla şiddet eylemlerine dönüşen eylemde, Parlamento Binası’na kaldırım taşları fırlatıldı.
Hükümet, ekonomide karamsarlıkla suçladığı kişilere yönelik güvenlik kuvvetlerini devreye soktu. Bir üniversite hocası, krizin Letonya’da devalüasyona yol açabileceğini söylediği için gözaltına alındı ve iki gün hapsedildi.
YUNANİSTAN
Ekonomik Hasar: Borçlarının milli gelire oranı yüzde 90 düzeyine ulaştığı Yunan ekonomisi, Avrupa Birliği’ndeki en sallantılı ekonomilerinden biri. Euro’ya geçiş ekonomiyi uçurmuştu ama bu şimdi ülkenin borçlarının altından kalkması için birincil engel haline geldi. Ülkelerin bu tür durumlarda yaptıkları tipik uygulama paranın değerini düşürerek borçları gerçek miktarının altına indirmektir. Ama tüm Avrupa bölgelerinde geçerli tek bir para birimi varken, Yunanistan kendi para politikasını belirleyemiyor.
Kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s, artan bütçe açığı nedeniyle, ay başında ülkenin kredi notunu düşürdü. Şimdi Yunanistan, ekonomisinin yüzde 5.6’lık bölümünü (yüzde 2.5’ten fazlası Almanya’ya olmak üzere) 10 yıl vadeli borçlarını ödemeye ayırmak zorunda. Mali kriz devam ettikçe, zengin ve yoksul arasındaki uçurum diğer Avrupalı ülkelerdekinden daha büyük oranda açılıyor.
Politik Düşüş: Polis kurşununun neden olduğu ayaklanma, Aralık ayında tüm Yunanistan’ a yayıldı. Ayaklanmanın ilk günlerinde gençler 150’den fazla bankayı hedef aldı. Ülkenin hiç de iç açıcı olmayan ekonomisi, yaşanan kargaşanın altındaki en önemli neden olarak gösteriliyor. Yunan bankaları gelişen Balkanlarda büyük yatırımlar yaptılar ama krizin başlamasıyla birlikte kendilerini tehlikeli düzeyde aşırı gelişmiş buldular. Merkez sağ hükümet bankaları kurtarmaya zorlandı ama bu sosyal refah programları için ayrılan fonlarının geri çekilmesiyle yapıldı. Finans sektörü için çuvalla para harcayıp, halk için yapılan hizmetlerde kesintiye gidiyor imajı, hükümetin kredisini hızla düşürüyor.
UKRAYNA
Ekonomik Hasar: Ukrayna’nın ihracata dayalı ekonomisi ve kaygan politik sistemi ülkeyi mali kriz karşısında en zor durumdaki Doğu Avrupa ekonomilerinden biri durumuna getirdi. Çelik ihracatı ülke ekonomisinin can damarı ve uluslararası talepte yaşanan keskin düşüş tüm ülkedeki çarkların neredeyse durmasına neden oldu. 2008 Aralık ayında, çelik üretimi için gerekeli metal üretimi, Ukrayna dünyanın sekizinci büyük çelik üretici olduğu bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 43 azaldı. Ekim ayında IMF ile imzalanan ve bir Avrupa ülkesine verilen en büyük meblağ olan 16.5 milyar dolarlık kredi anlaşması Ukrayna’yı bir ekonomik çöküşten kurtardı. Ancak son dönemde parlamento, IMF ile yapılan anlaşmanın şartlarında denk bütçe öngörülmesine rağmen yüzde 3 açık veren bütçeyi onayladı. Bu Şubat ayında büyük gereksinim duyulacak IMF yardımlarının ertelenmesine neden olabilir.
Politik Düşüş: Ukraynalı politikacılar bu günlerde ülkenin iflasa sürüklenmesine dair ağız dalaşı yapmakla meşguller. Ekim ayının ilk günlerinde Başkan Viktor Yushchenko rakibi Başbakan Yulia Tymoshenko’yu seçimlerde yıpratmak için Parlamento’yu feshetti ve erken seçim çağrısında bulundu. Tymoshenko ise kriz döneminde seçim yapmanın sorumsuzluk olduğunu belirterek seçim için ayrılacak bütçeyi bloke etti. Aralık ayında yapılan kamuoyu yoklamaları, halkın yalnızca yüzde 26’sının mevcut hükümetin, krizin üstesinden geleceğine inandığını gösteriyor. Politikacıların ağız dalaşı ülke ekonomisine zarar vermeye devam ettikçe iktidar partileri bunun bedelini ödeyecek gibi görünüyor.
NİKARAGUA
Ekonomik Hasar: ABD’nin Soğuk Savaş dönemindeki düşmanı olan Başkan Daniel Ortega mali krizi şöyle tanımlamıştı; “Tanrı ABD’yi cezalandırıyor.” Ama krizin dalgaları onun da ülkesine ulaşacağa benziyor. Nikaragua ekonomisi, merkez bankasının verilerine göre yıllık 800 milyon ile 1 milyar doları bulan, yurtdışında çalışan vatandaşlarının gönderdiği dövizlere bağımlı. ABD’de yaşanan kriz, bu ülkede yaşayan Nikaragualıların daha az para gönderebileceği anlamına geliyor. Kriz aynı zamanda, yatırımcıların hammadde piyasasını terk etmesi sonucu, ülkenin başlıca ihraç ürünü olan kahve fiyatlarının düşmesine de neden oldu.
Politik Düşüş: Ortega’nın otoriter rejimine gelişmiş ülkelerin beslediği nefret, ilk yardım için bu ülkelere ihtiyaç duyan başkan için her şeyi daha da sıkıntılı hale getirdi. Kasım ayında yapılan yerel seçimlerde, Ortega’nın partisinin başlıca iki rakibi engellendi, rejim karşıtlarının polis marifetiyle gözlerini korkuttu ve seçimleri yerel bağımsız ve uluslararası gözlemcilere kapattı. Buna karşılık olarak da ABD ve altı Avrupa ülkesi kalkınma yardımı için verilen 150 milyon doları askıya aldı. Ortaga ülkesindeki etkilerini gördükçe, ABD ekonomisinin girdiği darboğaza ‘Oh’ dediği için pişman olabilir.
Korku Tüneli
Rahmi Turan
Hürriyet, 09.02.2009
ZAMAN zaman yazıyoruz... Halkın arasında dolaştıkça büyüyen endişeyi görmemek mümkün değil!
İşçi, memur, esnaf, çiftçi, emekli, dert küpü halinde...
Son aylarda kepenk kapatan işyerlerinin sayısı yüzlerce... Senetler ödenmiyor, çekler tahsil edilemiyor, borçlular kaçıyor. Kredi kartlarından ağzı yanan vatandaşlar "Yandım Allah" diyor. Kiracılar kiralarını ödeyemiyor. Elektrik, su, yakıt ve kapıcı borçlarını ev sahiplerine takıp kaçanlar var. Bunun sonu ne olacak?
İşsiz kalanların sayısı hızla artıyor. En büyük firmalar bile işçi çıkarıyor. İşsizler ordusu, milyonlarla ifade ediliyor. Borçlar nedeniyle canlarına kıyanlar bile var. Yazık değil mi bu millete?
Dünya ekonomik krizle sarsılırken, bizim bundan çok az etkileneceğimizi iddia edenler bu hazin tabloya bakıp sıkılmıyor mu? Aslında, dünyada finansal kriz başlamadan da bizde kriz vardı. Krizimiz hiç bitmedi ki... Üretmeden tüketen, yabancı ülkelerden aldığımız borçla geçinen bir toplum haline geldik. Televizyonlarda cep telefonu şirketlerinin "Bol bol konuşun" şeklindeki reklamlarını görünce gülmek mi, ağlamak mı lazım, anlayamıyoruz. Sanki cep telefonlarıyla konuşunca üretim artacak, gökten para yağacak!
Aslında ulusça çok konuşmaktan bu hale geldik!
Aklı başında işadamları ve ekonomistler bu yıl için şöyle diyor: "Hep beraber bir tünele giriyoruz. Sonunda aydınlık var mı, bilinmez! Allah yardımcımız olsun!"rturan@hurriyet.com.tr
Türkiye’nin krizi seçimden sonra
Yaman Törüner
Milliyet, 09.02.2009
Bunlar, “gemi azıya” aldılar. Yüzde 47 oy aldıkları için, Türkiye’de istedikleri gibi at koşturacaklarını zannediyorlar. Bence, bu mahalli seçimleri de kazansınlar ki, iyice azsınlar. Demokrasi adına, assınlar, kessinler; bütün muhalifleri sindirsinler. Oyları düşmesin diye, Boğaz’a yapılacak 3. köprünün yerini bile açıklamadılar. Bir kez daha kazansınlar diye, İstanbul’da Maslak-Levent metrosunu bitirmeden, çalıştırmadan, açtılar. Sadece İstanbul’da, cumhuriyet tarihi boyunca verilen “imar izni”nin 8 katı, bunlar tarafından, “diş kirası” alınarak verildi. Milleti, sadaka karşılığı oy vermeye alıştırdılar. Oysa, verdiklerinin bin mislini kendilerine alıyorlar. Bunlardan önce, yakınlarının kayırılma “durumu” değil, “ihtimali” var diye, nice bakanlar istifa ettirildi. Şimdi, Başbakan’ın, bakanların yakınları, her türlü “iş” yapıyorlar ve de, çalışmadan daha bol kazansınlar diye, yasalar çıkarılıyor. Bunların, din kisvesi altında, dinleri imanları, para olmuş.
Palavralara bakmayın Kimsenin harcamalarını kontrol edebilme olanağı olmasın diye, IMF ile anlaşmıyorlar. “Davos Fatihliği” de bir seçim yatırımı. Bir zamanlar, Ecevit de “Kıbrıs Fatihi” idi. O yüzden, 15 yıl “ambargo” yedik; ampul bile bulamadık. Ama, hiç olmazsa, Kıbrıs’ı kurtardık. Bakalım, bizim aslanların “Davos Fatihliği” bize kaça patlayacak? Hiçbir şey almadan, neler vereceğiz?
Dünyada kriz büyüyor Global Equity Outlook’un, 1970’den beri dünyanın karşılaştığı krizler üzerinde yaptığı araştırmaya göre, mevcut global krizin dip noktasına gelmesine, daha 12 ila 18 ay zaman var. Kriz, daha da derinleşecek. Dip nokta görülmeden önce de, hisse senetleri fiyatlarında artış olmayacak. Kriz bundan sonra, gelişmekte olan ülkelerde, gelişmiş ülkelerden daha ciddi hissedilecek. Kısacası, halen, dışarıda ve bizde hisse senedi yatırımı yapmanın zamanı değil. Moody’s ve Standard & Poors gibi değerlendirme kuruluşlarının, “not indirimleri” bundan sonra, yağmur gibi artacak. Sıfırcı hocaların, “yatırım yapılamaz”, yani “batabilir” olarak değerlendirebileceği firmaların oranının bu yıl, not alan firmalar toplamının yüzde 5’ine ulaşması bekleniyor. Citibank’ın yaptığı araştırmaya göre, sadece ABD’de, büyük şirketlerin bu yıl 518 milyar dolar ve gelecek yıl da buna ek olarak 473 milyar dolarlık, finansman ihtiyaçları var. Ayrıca, finans sektörünün bu yılki ihtiyacı, 1 trilyon 351 milyar dolar ve gelecek yıl için de ilave olarak, 1 trilyon 206 milyar dolar olacak. Kısacası, yerel seçimlerden sonra, Türkiye’nin “ekonomik” ve buna bağlı olarak da “siyasi” krizi başlıyor.
ytoruner@milliyet.com.tr TCMB
30.01.2009
TARİH TOPLAM TÜKETİCİ KREDİ KARTI TAKSİTLİ TAKSİTSİZ
12-05-2006 56668972.00000 38140885.00000 18528087.00000 6731395.00000 11421002.00000 19-05-2006 57499115.00000 38750145.00000 18748970.00000 6865269.00000 11487754.00000 26-05-2006 58398484.00000 39789682.00000 18608802.00000 6868208.00000 11330972.00000 02-06-2006 59901132.00000 40686394.00000 19214738.00000 7077622.00000 11696376.00000 09-06-2006 60403510.00000 41213608.00000 19189902.00000 7104036.00000 11663253.00000 16-06-2006 60817249.00000 41287485.00000 19529764.00000 7207263.00000 11913443.00000 23-06-2006 60786826.00000 41555275.00000 19231551.00000 7310288.00000 11503827.00000 30-06-2006 61872750.00000 42000309.00000 19872441.00000 7495320.00000 11929850.00000 07-07-2006 61950840.00000 42111323.00000 19839517.00000 7541881.00000 11860396.00000 14-07-2006 62386342.00000 42233217.00000 20153125.00000 7605171.00000 12126811.00000 21-07-2006 61793435.00000 42052279.00000 19741156.00000 7594186.00000 11724382.00000 28-07-2006 62323884.00000 42313037.00000 20010847.00000 7589284.00000 11975243.00000 04-08-2006 62756779.00000 42465930.00000 20290849.00000 7722187.00000 12134601.00000 11-08-2006 63007524.00000 42624892.00000 20382632.00000 7758499.00000 12183565.00000 18-08-2006 62782823.00000 42474546.00000 20308277.00000 7743506.00000 12131961.00000 25-08-2006 62745831.00000 42617336.00000 20128495.00000 7747372.00000 11935660.00000 01-09-2006 63444765.00000 42744188.00000 20700577.00000 7871301.00000 12372696.00000 08-09-2006 63538207.00000 42902497.00000 20635710.00000 7856308.00000 12327157.00000 15-09-2006 63878820.00000 42834910.00000 21043910.00000 7936305.00000 12673103.00000 22-09-2006 63585427.00000 43039191.00000 20546236.00000 7936159.00000 12157478.00000 29-09-2006 64001862.00000 43342356.00000 20659506.00000 8031919.00000 12137447.00000 06-10-2006 64165934.00000 43437891.00000 20728043.00000 8013030.00000 12238787.00000 13-10-2006 64441743.00000 43708559.00000 20733184.00000 8030885.00000 12253591.00000 20-10-2006 64292950.00000 43776720.00000 20516230.00000 8114855.00000 11938971.00000 27-10-2006 64834045.00000 43795265.00000 21038780.00000 8206316.00000 12350861.00000 03-11-2006 64975544.00000 43957402.00000 21018142.00000 8383881.00000 12145901.00000 10-11-2006 65056946.00000 44161470.00000 20895476.00000 8388391.00000 12035548.00000 17-11-2006 64998653.00000 44124081.00000 20874572.00000 8367123.00000 12042416.00000 24-11-2006 65148456.00000 44394457.00000 20753999.00000 8384706.00000 11900004.00000 01-12-2006 66074014.00000 44860967.00000 21213047.00000 8508755.00000 12210060.00000 08-12-2006 66202634.00000 45093447.00000 21109187.00000 8494493.00000 12140657.00000 15-12-2006 66591302.00000 45205386.00000 21385916.00000 8558131.00000 12379767.00000 22-12-2006 66619694.00000 45627537.00000 20992157.00000 8680771.00000 11844896.00000 29-12-2006 67812298.00000 46151088.00000 21661210.00000 9026454.00000 12152102.00000 05-01-2007 68174397.00000 46023583.00000 22150814.00000 9057343.00000 12590466.00000 12-01-2007 68012367.00000 46203073.00000 21809294.00000 8980655.00000 12373069.00000 19-01-2007 67772528.00000 46090787.00000 21681741.00000 9016410.00000 12220660.00000 26-01-2007 67649297.00000 46314954.00000 21334343.00000 8813938.00000 12016291.00000 02-02-2007 68332962.00000 46515126.00000 21817836.00000 8855736.00000 12437496.00000 09-02-2007 68362188.00000 46677109.00000 21685079.00000 8827611.00000 12350096.00000 16-02-2007 68922466.00000 46758982.00000 22163484.00000 8946603.00000 12723692.00000 23-02-2007 68502382.00000 46917673.00000 21584709.00000 8853426.00000 12240543.00000 02-03-2007 68989201.00000 47062603.00000 21926598.00000 8817975.00000 12569099.00000 09-03-2007 68991872.00000 47329290.00000 21662582.00000 8762974.00000 12378166.00000 16-03-2007 69116326.00000 47443914.00000 21672412.00000 8724241.00000 12450425.00000 23-03-2007 69226956.00000 47931003.00000 21295953.00000 8703752.00000 12077050.00000 30-03-2007 70342648.00000 48467419.00000 21875229.00000 8792366.00000 12525397.00000 06-04-2007 70370336.00000 48653753.00000 21716583.00000 8784589.00000 12389247.00000 13-04-2007 71180709.00000 48900605.00000 22280104.00000 8836260.00000 12911095.00000 20-04-2007 71274271.00000 49031025.00000 22243246.00000 8865673.00000 12837771.00000 27-04-2007 72292993.00000 49834246.00000 22458747.00000 8906691.00000 12995720.00000 04-05-2007 73351960.00000 50367838.00000 22984122.00000 8970590.00000 13419108.00000 11-05-2007 73596781.00000 50737434.00000 22859347.00000 8979692.00000 13312637.00000 18-05-2007 73670724.00000 50798306.00000 22872418.00000 9005482.00000 13312154.00000 25-05-2007 74073761.00000 51240488.00000 22833273.00000 9067578.00000 13172531.00000 01-06-2007 75360328.00000 51774018.00000 23586310.00000 9214891.00000 13750066.00000 08-06-2007 75522606.00000 51992670.00000 23529936.00000 9203008.00000 13700255.00000 15-06-2007 75830013.00000 52003229.00000 23826784.00000 9240413.00000 14008071.00000 22-06-2007 76497366.00000 52935354.00000 23562012.00000 9299502.00000 13651986.00000 29-06-2007 77564763.00000 53582046.00000 23982717.00000 9469326.00000 13847555.00000 06-07-2007 78117893.00000 53883303.00000 24234590.00000 9518083.00000 14082188.00000 13-07-2007 78734352.00000 54418213.00000 24316139.00000 9538865.00000 14160969.00000 20-07-2007 78471528.00000 54607479.00000 23864049.00000 9477897.00000 13771379.00000 27-07-2007 78875417.00000 55138424.00000 23736993.00000 9373246.00000 13736829.00000 03-08-2007 80125101.00000 55678284.00000 24446817.00000 9255433.00000 14537815.00000 10-08-2007 80666771.00000 56164311.00000 24502460.00000 9541098.00000 14316126.00000 17-08-2007 80799179.00000 56313588.00000 24485591.00000 9493381.00000 14358637.00000 24-08-2007 81180755.00000 56891435.00000 24289320.00000 9473708.00000 14179526.00000 31-08-2007 81907714.00000 57414337.00000 24493377.00000 9590354.00000 14219302.00000 07-09-2007 82617847.00000 57760471.00000 24857376.00000 9652542.00000 14547651.00000 14-09-2007 83182619.00000 58223117.00000 24959502.00000 9696974.00000 14630123.00000 21-09-2007 83167187.00000 58353575.00000 24813612.00000 9610988.00000 14576174.00000 28-09-2007 83732144.00000 59120617.00000 24611527.00000 9589672.00000 14363885.00000 05-10-2007 84177974.00000 59387487.00000 24790487.00000 9613570.00000 14523851.00000 12-10-2007 84931708.00000 59966042.00000 24965666.00000 9710368.00000 14615995.00000 19-10-2007 84963760.00000 60298420.00000 24665340.00000 9744638.00000 14265036.00000 26-10-2007 85523446.00000 60786432.00000 24737014.00000 9774489.00000 14298399.00000 02-11-2007 86782039.00000 61249087.00000 25532952.00000 9957452.00000 14848216.00000 09-11-2007 87268739.00000 61683763.00000 25584976.00000 9969359.00000 14920050.00000 16-11-2007 87941794.00000 61982115.00000 25959679.00000 10066426.00000 15218304.00000 23-11-2007 88139939.00000 62676603.00000 25463336.00000 10086835.00000 14695889.00000 30-11-2007 89543934.00000 63534421.00000 26009513.00000 10163181.00000 15123466.00000 07-12-2007 90121478.00000 63943048.00000 26178430.00000 10216289.00000 15288694.00000 14-12-2007 91015566.00000 64688302.00000 26327264.00000 10310483.00000 15362703.00000 21-12-2007 91162544.00000 64838037.00000 26324507.00000 10453663.00000 15224996.00000 28-12-2007 91944895.00000 65585611.00000 26359284.00000 10489862.00000 15221412.00000 04-01-2008 93033318.00000 65944672.00000 27088646.00000 10733358.00000 15695364.00000 11-01-2008 93456454.00000 66418326.00000 27038128.00000 10662927.00000 15739656.00000 18-01-2008 93308898.00000 66412074.00000 26896824.00000 10592442.00000 15677223.00000 25-01-2008 93717142.00000 66897086.00000 26820056.00000 10622949.00000 15552941.00000 01-02-2008 94911693.00000 67407523.00000 27504170.00000 10668307.00000 16163639.00000 08-02-2008 95233922.00000 67800062.00000 27433860.00000 10677038.00000 16093774.00000 15-02-2008 96005792.00000 67995750.00000 28010042.00000 10814087.00000 16547829.00000 22-02-2008 96066250.00000 68612342.00000 27453908.00000 10810650.00000 15974075.00000 29-02-2008 96896041.00000 69210396.00000 27685645.00000 10834788.00000 16158342.00000 07-03-2008 97364904.00000 69610591.00000 27754313.00000 10735692.00000 16325143.00000 14-03-2008 98255423.00000 70360629.00000 27894794.00000 10727986.00000 16515491.00000 21-03-2008 98237811.00000 70723305.00000 27514506.00000 10690924.00000 16126650.00000 28-03-2008 99216703.00000 71401793.00000 27814910.00000 10777054.00000 16336170.00000 04-04-2008 99860426.00000 71785485.00000 28074941.00000 10756480.00000 16587982.00000 11-04-2008 100385124.00000 72139805.00000 28245319.00000 10772911.00000 16738279.00000 18-04-2008 100549177.00000 72161574.00000 28387603.00000 10736411.00000 16910409.00000 25-04-2008 100983806.00000 72494329.00000 28489478.00000 10818417.00000 16904299.00000 02-05-2008 101970702.00000 73020210.00000 28950491.00000 10906879.00000 17257575.00000 09-05-2008 102472493.00000 73606258.00000 28866235.00000 10936403.00000 17192277.00000 16-05-2008 102908651.00000 73638141.00000 29270510.00000 10975969.00000 17557912.00000 23-05-2008 103147036.00000 74042733.00000 29104303.00000 10980769.00000 17349616.00000 30-05-2008 104388063.00000 74847455.00000 29540608.00000 11113904.00000 17604014.00000 06-06-2008 105069664.00000 75236799.00000 29832865.00000 11238420.00000 17780275.00000 13-06-2008 106401218.00000 76072022.00000 30329196.00000 11404582.00000 18087333.00000 20-06-2008 106324085.00000 76262689.00000 30061396.00000 11517495.00000 17723027.00000 27-06-2008 107318987.00000 76949457.00000 30369531.00000 11619289.00000 17908682.00000 04-07-2008 108369093.00000 77309384.00000 31059709.00000 11771758.00000 18431293.00000 11-07-2008 108765124.00000 77722155.00000 31042969.00000 11777068.00000 18445641.00000 18-07-2008 108661397.00000 77717063.00000 30944334.00000 11663025.00000 18442366.00000 25-07-2008 109300278.00000 78203269.00000 31097009.00000 11796259.00000 18482223.00000 01-08-2008 110678240.00000 78840816.00000 31837424.00000 11901545.00000 19123447.00000 08-08-2008 111106403.00000 79322976.00000 31783427.00000 11860525.00000 19124856.00000 15-08-2008 111613656.00000 79416224.00000 32197432.00000 11862658.00000 19548507.00000 22-08-2008 111789679.00000 79997908.00000 31791771.00000 11847435.00000 19159914.00000 29-08-2008 112848213.00000 80651106.00000 32197107.00000 11938127.00000 19461408.00000 05-09-2008 113452886.00000 80981772.00000 32471114.00000 12017202.00000 19668433.00000 12-09-2008 114134192.00000 81564510.00000 32569682.00000 12038438.00000 19741434.00000 19-09-2008 113950411.00000 81771139.00000 32179272.00000 12085848.00000 19284370.00000 26-09-2008 114903610.00000 82733896.00000 32169714.00000 12332326.00000 19030233.00000 03-10-2008 115899456.00000 82626165.00000 33273291.00000 12484867.00000 19962306.00000 10-10-2008 116005973.00000 82922360.00000 33083613.00000 12400537.00000 19870336.00000 17-10-2008 115450612.00000 82736999.00000 32713613.00000 12316570.00000 19586540.00000 24-10-2008 115292920.00000 82918794.00000 32374126.00000 12293578.00000 19257075.00000 31-10-2008 116111697.00000 83006330.00000 33105367.00000 12341610.00000 19932284.00000 07-11-2008 115710515.00000 82630551.00000 33079964.00000 12264268.00000 20004408.00000 14-11-2008 116061688.00000 82580482.00000 33481206.00000 12218948.00000 20459147.00000 21-11-2008 115075772.00000 82096577.00000 32979195.00000 12142523.00000 20051830.00000 28-11-2008 115351810.00000 82005007.00000 33346803.00000 12193123.00000 20360059.00000 05-12-2008 114998340.00000 81491786.00000 33506554.00000 12449015.00000 20217087.00000 12-12-2008 115904899.00000 81366564.00000 34538335.00000 12476237.00000 21201206.00000 19-12-2008 115037320.00000 81134948.00000 33902372.00000 12055549.00000 21083696.00000 26-12-2008 114545792.00000 81093747.00000 33452045.00000 12019929.00000 20690186.00000 02-01-2009 115172810.00000 81044863.00000 34127947.00000 12106994.00000 21262780.00000 09-01-2009 114566784.00000 80898289.00000 33668495.00000 11970978.00000 20958367.00000 16-01-2009 114211626.00000 80382401.00000 33829225.00000 11870534.00000 21216299.00000 23-01-2009 113652590.00000 80374296.00000 33278294.00000 11703284.00000 20832392.00000 30-01-2009 114187152.00000 80445175.00000 33741977.00000 11643443.00000 21340534.00000 SEÇİLEN SERİLERİN AÇIKLAMALARI ============================== TP.KM.J001: 1-TUKETICI KREDILERI VE KREDI KARTLARI TP.KM.J003: 3-TUKETICI KREDILERI TL Not: 27.04.2007 Tarihinde gözlenen artış bir bankanın tüketici kredilerinin kapsamında yaptığı 442 442 BİN YTL tutarındaki değişiklikten kaynaklanmaktadır. TP.KM.J011: 5-KREDI KARTLARI (Bireysel+Kurumsal) TP.KM.J016: 6Aa-Taksitli TP.KM.J017: 6Ab-Taksitsiz
2月8日
Ekonomimiz küçülüyor, hükümetimiz seyrediyor
Osman Ulagay
Milliyet, 08.02.2009
Küresel krizin Türkiye ekonomisini fazla etkilemeyeceğini iddia eden Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının ataleti, Türkiye’yi krizden en fazla etkilenen ülkeler arasına soktu. Uluslararası Para Fonu IMF’nin verilerine göre Türkiye, küresel krizden en olumsuz etkilenen G-20 ülkelerinden biri olduğu halde ekonomiyi canlandırmak için en az çaba harcayan hükümet de Türkiye’de bulunuyor.
Küçülme şoku IMF, Türkiye ekonomisinin 2008 yılının son çeyreğinde (bir önceki yılın aynı çeyreğine göre) % 4.8 küçüldüğünü tahmin ediyor. Türkiye böylece ekonomisi 2008’in son çeyreğinde en çok küçülen G-20 ülkesi olurken ardından gelen Güney Kore’de ekonominin % 3.6, Japonya’da da % 3 küçüldüğü tahmin ediliyor. Aynı dönemde ekonomik büyümesini sürdüren G-20 ülkeleri arasında ise Çin % 6.8, Hindistan % 5.1, Brezilya % 4.3’lük büyüme oranlarıyla dikkati çekiyor. IMF’nin, nisan ayı başında Lond-ra’da yapılacak olan G-20 zirvesine hazırlık niteliğindeki G-20 yetkilileri toplantısı için hazırladığı notta yer alan tahminlere göre, Türkiye ekonomisinin 2008’deki yıllık büyümesi de % 1 olarak gerçekleşecek ve bu rakam, G-20 ülkelerinin ortalaması olan % 3.4’ün çok altında kalacak.
Yüzde 4 hayal IMF’nin 2009 yılı için yaptığı tahmine göre 2009’da dünya ekonomisi % 0.5 büyürken Türkiye ekonomisi % 1.5 küçülecek. Bu tahmin Türkiye’nin 2009 için belirlediği ve bütçesine esas aldığı % 4’lük büyüme hedefinin hayal ürünü olduğunu da bir kez daha kanıtlamış oluyor. Tabloda görüldüğü gibi, 2009 yılında Türkiye’den daha fazla küçülmesi beklenen G-20 ekonomileri de var ama bizim gibi ‘Yükselen Pazar’ kategorisinde bulunan Çin, Hindistan, Brezilya, Endonezya ve Güney Afrika gibi G-20 ülkelerinde ekonomik büyümenin sürmesi bekleniyor. IMF’ye göre Türkiye dışındaki bütün G-20 ülkeleri, krizin olası etkilerini gidermek için ekonomiyi canlandıracak mali önlem paketleri açıkladı.
Önlem almayan tek ülke G-20 ülkelerinin ağırlıklı ortalaması alındığında, bu mali önlem paketlerinin söz konusu ülkelerin GSYH’sına oranının 2008’de % 0.5’i, 2009’da % 1.4’ü bulacağı tahmin ediliyor. IMF’nin değerlendirmesine göre G-20 ülkeleri arasında önlem paketi açıklamamış olan tek ülke ise Türkiye.
oulagay@milliyet.com.tr
|