|
|
3月31日 Turkish Lira Falls as Court Grants Trial Against Ruling Party
By Yon Pulkrabek and Ewa Krukowska
The Bloomberg, Mar 31, 2008
Turkey's lira declined to the lowest level since August against the dollar as the country's highest court voted unanimously to hear a case to ban Prime Minister Recep Tayyip Erdogan and shut down his ruling party.
The lira fell for a fifth day as the Constitutional Court ruled legal charges brought by chief prosecutor Abdurrahman Yalcinkaya against the Justice and Development Party are admissible. The AKP is accused of trying to introduce Islamic law in secular Turkey. Erdogan denies the charge.
``This is horrible news for debt assets and the lira,'' Luis Costa, an emerging-market debt strategist in London at Commerzbank AG, Germany's second-largest lender, said today. ``Nobody wants to extend exposure to Turkish-lira denominated assets.''
The lira fell as much as 1.7 percent to 1.3268 per dollar, its lowest level since Aug. 30, and was at 1.3243 by 4:57 p.m. in Istanbul. Turkey's currency has lost 13 percent this year.
The Constitutional Court's 11 judges voted to accept Yalcinkaya's case after a meeting in Ankara. Erdogan and 70 other party officials face being barred from politics for five years. The AKP has presided over 23 quarters of economic growth, during which the country has attracted a record $42 billion of foreign money, helping it finance a trade gap swelled by the rising cost of commodities, including energy.
The ruling party was re-elected in a landslide in July on a pledge to sell state-owned companies and pursue membership talks with the European Union.
Negative News
Acceptance of the case is ``negative for both the lira and local yields,'' analysts led by Nick Chamie, head of emerging- market research in Toronto at RBC Capital Markets, the investment-banking arm of Royal Bank of Canada, wrote in a client note. The lira will trade at 1.38 by the end of the year, RBC forecast.
To contact the reporters on this story: Yon Pulkrabek in Prague at ypulkrabek@bloomberg.netEwa Krukowska in Warsaw at ekrukowska@bloomberg.net
| Cep Telefonları Kansere Yol Açıyor
|
| Ödüllü ingiliz beyin cerrahı Khurana'ya göre cep telefonları tehlikeli |
TRT NET, 31.03.2008 |
| Tıp alanında çok sayıda ödül sahibi İngiliz beyin cerrahı Prof. Vini Khurana, cep telefonlarının sigaradan da asbestten de daha zararlı olduğunu ve kansere yol açtığını öne sürdü.
Cep telefonu üreticilerine seslenen Khurana, cep telefonlarındaki radyasyon oranının mutlaka düşürülmesi gerektiğini savundu.
Halka da "cep telefonlarınızı mümkün olduğu kadar az kullanın, mecbur olmadıkça kullanmayın" çağrısında bulunan Prof. Vini Khurana, hükümetin de acil önlemler alması ve cep telefonu üreticilerinin radyasyon seviyesini düşürmesini sağlaması gerektiğini ifade etti.
Khurana'nın araştırmasının sonuçları, cep telefonlarının sağlığa muhtemel zararları konusunda bugüne kadar yapılmış en olumsuz tahmin olarak kabul edilirken, Khurana'nın araştırmasının sonucunda hazırladığı makale Ios adlı sağlık dergisinde yayımlandı.
Khurana, 10 yıl boyunca cep telefonu kullananların beyin kanserine yakalanma oranlarının iki kat arttığını öne sürdüğü araştırmasında, beyin kanserlerinin gelişmesinin de 10 yıl kadar süre aldığını belirtti.
Bilimsel araştırmalar alanında 16 yılda 14 ödül alan ve 40'a yakın makalesi bulunan Prof. Khurana'nın, araştırması sırasında cep telefonlarının etkileri konusunda bugüne kadar yapılmış 100'den fazla araştırmanın sonuçlarını da yeniden değerlendirdiği bildirildi.
Cep telefonlarının beyin tümörlerine yol açtığının gelecek 10 yıl içinde kesinlikle kanıtlanmasını beklediğini de belirten Khurana, hemen önlem alınmazsa gelecek 10 yılda beyin tümörü vakalarında büyük artış görülebileceğini ifade etti. |
|
| TÜM HABERLER
|
| Siyasetin ekonomiye faturası asıl orta vadede çıkacak
Erdal Sağlam
Hürriyet, 31.03.2008 BUGÜN büyük ihtimalle Anayasa Mahkemesi, AKP’nin kapatılması için açılan davayı kabul edip, görüşmelere başlayacak. Zaten Mahkeme’nin fazla bir inisiyatifi bulunmuyor. En fazla "evrakların tamamlanması"nı isteyebilir, ki bu bile çok küçük bir ihtimal.
İşte bu nedenle piyasaların bu hafta içinde çok kötü olmasından kaygı duyuluyor.
Ancak piyasa yetkilileri ile görüştüğümüzde, geçtiğimiz Cuma günü zaten Mahkemenin davaya başlayacağının öngörülüp bu gelişmenin büyük ölçüde satın alındığını söylediler.
Yani bugün piyasalar biraz yukarı çıksa bile, daha sonra bunu düzeltebilir diyorlar.
Özellikle kurlarda, bu nedenle çok fazla artış olmayacağı tahmin ediliyor.
Ancak piyasaların bu tahminleri kısa vadeye; bir güne, bir haftaya, en fazla da bir aya ilişkin olarak yapılan tahminler.
AKP’nin kapatılması davasının "Hükümetsiz kalınacak bir dönem"e kadar gidebileceği, yani krizin çok büyüyebileceği beklentisi oluşmaya başladı. Bu nedenle de kısa vadede etkisi az olsa da, "orta ve uzun dönemde yaşanan bu siyasi krizin faturasının ekonomiye ağır biçimde çıkacağı" kaçınılmaz bir gerçek. Ancak, dediğimiz gibi; piyasalar şimdi kısa vadeye bakıyor. Orta ve uzun döneme ilişkin ise elbette hazırlıklar, planlar yapılıyor ama bu vade henüz satın alınmıyor.
"Ne olur ne olmaz, bakarsınız bir formül bulunur da ortalık yumuşar" umudunun da hala korunduğunu, bu nedenle henüz orta vadenin satın alınmadığını da söyleyebiliriz.
Tabi sadece içerideki siyasi hava değil, belki bundan da fazla, küresel krizin alacağı şekil bilinmediği için de orta ve uzun dönem satın alınamıyor.
Piyasa yetkilileri ABD hisse senedi piyasalarının Cuma gününü eksi 1 gibi bir düşüşle tamamladığını hatırlatarak, bunun da bu sabahki piyasa açılışına olumsuz etki edeceğini söylüyorlar. Yani sadece içerideki siyasi kriz değil dışarıdan da kaynaklı bir olumsuz açılış da söz konusu olabilir.
GERİ ADIMIN ÖNEMİ
Ancak güne kötü başlansa bile, gün içerisinde yumuşama yaşanabileceği, daha doğrusu fazla bir olumsuzluk olursa düzeltmenin geleceğini kaydediyorlar. Bunun gerekçesi olarak da yabancıların ve bankaların açık pozisyonları bulunmamasını gösteriyorlar.
Buna karşılık özel şahıs ve şirketlerin döviz satmak için bekledikleri, ancak bunun daha ileriki aşamalarda gerçekleşmesi, yani satış için daha yüksek kurların bekleneceği görüşündeler. Özetle; küresel kriz kaynaklı çok dalgalı bir dönem yaşanacakken, buna bir de içerdeki siyasi krizden etkilenecek dalgaların eklenmesi artık kaçınılmaz görülüyor.
Bunu düzeltmenin yani içeriyi sakinleştirmenin, hatta dışarıdaki krizi fırsat haline dönüştürme imkanımızın hala kaybolmadığını da söyleyebiliriz.
Ancak bu umudun giderek azaldığını, özellikle Başbakanın demeçleri ve muhalefetin tavrına bakarak söyleyebiliyoruz.
Gördüğünüz gibi; sivil toplum "geri adım" diye bas bas bağırıyor ama siyasilerin bu çağrıları duymaya pek niyetleri yok. Herkes "geri adım ne ki?" diyor. AKP, kapatma ve Başbakanın yasaklı olmasını önlemek için sorunu iyice içinden çıkılmaz hale getirebilecek adımları atmaya kararlı görünüyor. Muhalefet de, AKP’nin işi buraya getirdiğini, şimdi yargı ile baş başa kalıp sorunu kendisinin çözmesi gerektiğini söylüyor.
Siyasi krizin asıl faturası orta ve uzun dönemde çıkacak. Bunu piyasalar da, bizce siyasiler de görüyor ama herkes geri adımı karşısından bekliyor. Bu nedenle de tarafların birer adım geri çekilip, ortada bir uzlaşma zemini yaratmaları, şu anda çok zorlaşmış görünüyor.
Ergin Yıldızoğlu
30.03.2008
(Emek Araştırmaları Merkezi tarafından düzenlenen konferansta yaptığım sunuş, 29 Mart 2009)
(Konuşma notları ham metni)
Dünya ekonomisi “1929’dan bu yana en tehlikeli mali kırılmayı” yaşıyor. Bu mali kırılma Bir taraftan 1970’lerde egemen sermaye birikim rejiminin tükenmesiyle başlayan “yapısal krize”, diğer taraftan, 1980’lerde başlayan büyük Restorasyonun çözülme sürecine ait bir “olay”. Ve bu çözülmenin özel bir “aşamaya” ulaştığını, insanlığın bir kez daha bir yol ayrımına geldiğini düşündürüyor.
Bu çözülme hem, kapitalizmi aşma, eşitliğe özgürlüğe açık gelecekler tasarlama çabalarına yeni olanaklar yaratacak. Hem de bu olanaklara karşı gerici bir tepkiyi, yeni bir “barbarlık” dönemi olasılığını da gündeme getirebilecek.
Bir üçüncü yolun, geçmişin ulusal Keynesyen ekonomik modellerine, sınıf uzlaşmasına dayalı refah devletine dönmenin bu günün kojonktüründe çok zor olduğunu düşünüyorum. (İşçi hareketinin, sosyalist tehdidin yokluğu; kitlesel üretim birimlerinin krizi, Küreselleşme gibi güçlü etkenler var)
-I-
Önce, bu günkü krizin arka planına, 1980’lerde başlayan Restorasyona kısaca değineceğim. ► Restorasyon, insanın kaderini, piyasanın “gizli eline” adeta denetleyemediği metafizik güçlere bırakmayı amaçlıyordu. Aynen, Aydınlanma “olayı” ve kapitalizm öncesinde insanın kaderini tanrının, ama aslında onun sözcüleri olduğunu iddia edenlerin eline terk eden toplumsal düzenlerde olduğu gibi. ► Bu yüzden Restorasyon, "toplumsal gelişme" düşüncesinin, usçuluğun, bilimsel düşüncenin temelini, atan Aydınlanma “olayına” yönelik bir düşmanlıkla birlikte gelişti. ► Restorasyon’un, insanın “yaşam dünyasını”, eşitlik, özgürlük, kardeşlik prensipleri etrafında iyileştirebileceğini, tarihin akışını değiştirerek yeni başlangıçlar tasarlayabileceğine ilişkin Aydınlanma geleneğine tahammülü yoktur. ► Restorasyon zenginlerin iktidarının doğal ve mükemmel, eşitsizliğin gerekli olduğuna inanır. Karşıtlarını ya popülizmle ya da Jacobinizmle suçlar. Restorasyon süreci boyunca, ♦ İkinci dünya savaşı sonrasında Kitlesel sendikal hareketin, sosyal demokrasinin, komünizm korkusunun ve aşırı üretim eğiliminin basıncıyla şekillenen Keynesyen refah devleti, dolayısıyla sınıf uzlaşması terk edildi. Emekçilerin kazanımlarına yönelik büyük bir saldırı düzenlendi. ♦ Gelişmekte olan ülkelerde de ulusal kalkınma politikalar terk edildi, emperyalist liberalizmin egemenliği kuruldu. ♦ Merkez sermayenin, çevre ülkelerde, sömürge sitemi yıkılırken kaybettiği egemenliği, borç kriziyle oluşan konjonktürde, IMF-Dünya bankası, eliyle, restore edildi. ♦ 1970’lerde ekonomik kriz, Vietnam savaşı gibi etkilerle gerileyen ABD hegemonyası, 1980’lerde Reagan yönetimi altında restore edildi… ♦ Nihayet, post-modernizmin de katkısıyla, sınıf mücadelesi düşüncesi siyasi ontolojinin merkezinden kovuldu. Boşalan yer dini temelde betimlenen uygarlıklar çatışması düşüncesiyle, etnik aidiyetlere dayalı milliyetçi projelerle doldurulmaya çalışıldı.
Restorasyon, bu yeni düzende, “herkesin kazanacağını” iddia etti. Ama gerçekte, Restorasyon sermayeye açık küresel, birleşik, bir avlanma alanı oluşturmayı amaçladı. Buna karşılık insanlığı ülkelerin, bölgelerin, kentlerin içinde ve arasında, ekonomik, etnik, dinsel, ulusal temellerde, sınırlarla, duvarlarla, dikenli tellerle, askerle, polisle, bölmeyi hızlandırdı.
Vatandaşlık, sınıf aidiyetleri gibi birleştirici öğeleri yıkmak için elinden geleni yaptı. Restorasyon ulus devletin gücünü yitirdiğini iddia etti. Gerçekteyse, ulus devlet toplum içindeki uzlaştırma işlevini terk ederek toplumun üstündeki yerine geri dönmeye başladı.
Bu arada, ABD gibi emperyalist devletlerin saldırganlaştığını, insan haklarını, hatta onurunu hiçe saydığını gördük; büyük güçler dengesinin oluşmaya başladığına şahit olduk.
1989’da, Restorasyon, tarihin sonuna geldiğimizi iddia etti. Ama aradan on yıl bile geçmeden, Hem tek kutuplu dünyanın, hem de “tarihin sonunun” birer fantezi olduğu ortaya çıktı. Artık restorasyon tükenmişti ve çözülüyordu.
1- Soğuk savaş bitince önce Batı bloğu çatladı, sonra Avrupa Birliği, Rusya ve Çin yeni büyük güçler olarak yükselmeye başladılar. 2- Dünyada Merkez ülkelerin egemen kapitalizmine açık birleşik avlanma alanı yaratma çabası, neo-liberalizm- 1997’de Asya kriziyle ilk darbeyi yedi. Patlayan borsa köpükleri 2001 başında, kapitalizmin krizinin gerçeğini, aşırı üretim/yetersiz talep sorununun aşılamadığını gösterdi; 1929 buhranının hayaleti dünya piyasalarında dolaşmaya başladı 3- Küreselleşmenin, böldüğü insanlık, etnik, ulusal, dini çelişkilerle birbirine girmeye, ABD’yi ve Avrupa’yı ekonomik ve güvenlik açısından tehdit etmeye başladı. 4- Restorasyona karşı tepkiler güçlenerek, 1999-2001 arasında dünyanın gündemine oturdu… “Bastırılan” yeniden geri geliyor yeni bir dalga başlıyodu. Kitleler dünyanın başkentlerinde sokaklardaydı. Kapitalizm yeniden sorgulanıyordu.
Bu koşullarda, çözülmeye başlayan Restorasyonu, kurtarma çabaları bizi bugünkü konjonktüre getirdi.
Birincisi 2001 resesyonunda, büyük bir mali genişlemeyle depresyonu erteleme çabasıydı İkincisi, kaçan tek “kutuplu dünya” anını, 11 Eylül saldırısının yarattığı şoktan yararlanarak, yeniden, bu kez askeri güce dayanarak yakalamak çabası. ABD Afganistan’a ve Irak’a saldırarak, enerji kaynaklarını ele geçirmeye, askeri gücünün rakipsizliğini kanıtlayarak yarı resmi bir imparatorluk kurmaya çabalıyordu.
Yaklaşık beş yıl sonra bu çabaların tükendiğini, daha önemlisi çözmeleri beklenen sorunları daha da ağırlaştırdıklarını görüyoruz.
-II-
Şimdi ben bu tükenişin esas olarak ekonomik yanı üzerinde duracağım Önce somut gelişmelere, sonra bunlarla kapitalizmin gelişme eğilimleri arasındaki ilişkiye, son olarak da uzun tarihsel süreçteki yerine bakacağım.
1) Somut gelişmeler: ABD ev piyasalarında başlayan mali bir sarsıntı, hızla, kredi piyasalarına, oradan bankalara, bankalardan banka dışı mali piyasalara sıçradı. Avrupa’ya bulaşmaya başladı. Bu sırada dünya borsaları arasındaki senkronizasyon güçlendi dalgalanmaların şiddeti arttı, 70’yılın en yüksek düzeyine ulaştı.
ABD ekonomisi resesyona girdi, İngiltere giriyor, Almanya Japonya ekonomileri sallanıyor… Dünya ekonomisi yavaşlıyor, enerji ve emtia fiyatları durgunluğa rağmen yükseliyor. ABD – AB merkez bankaları ilk aşamada piyasalara bir triyon dolardan fazla para bastılar, FED Faizleri altı kez indirdi. Kredi piyasalarındaki güven sorunu aşılamadı.
Diğer bir değişle son 30 yılın olağan çözümleri işlemiyor. FED 1929’dan bu yana ilk kez banka sektörü dışındaki finans kurumlarını kurtarmaya başladı. Tüm eşik altı konut kedilerinin, batık bankaların geçici olarak devletleştirilmesi, mali piyasaların yakından denetlenmesi gündemde. FT’den Martin Wolf “serbest piyasa rüyası” öldü diyor.
Peki ne oluyor? 1990’da 100 milyar dolar düzeyinde seyreden kredi ve türev piyasalarının hacmi, 2007 de 516 trilyona dolara ulaşmıştı. Bu köpük delindi. Kredi piyasası hızla daralıyor. Gündemde üç gelişme var:
i. Bazı büyük bankalar batacak, bazıları birleşecek, heç fon piyasası büyük ölçüde temizlenecek. Trilyonlarca dolarlık sermaye devalüe olacak! ii. Kredi piyasasındaki daralma, reel ekonomiyi etkileyecek o da, kredi piyasasını. Böylece bir fasit daire oluşacak kriz durgunluğu, durgunluk krizi besleyecek iii. Artan işsizlik ve yoksullaşma, dünyanın emekçilerinde büyük refah kaybına neden olacak.
2) Kapitalizmin eğilimleri: Kar oranları düşme eğilimi, 1950-70 döneminin egemen sermaye birikim rejimini sınırlarını delerek yeniden kendini dayatmaya başlayınca, egemen kapitalizm dünya çapında bir krize girdi. Bu krizin dışa vurumu olan aşırı üretim-eksik tüketim sorununun, 1970’lerden bu yana aşılamaması, krizin yapısal olduğunun gösteriyordu. Bizi bu günkü duruma, sermaye sınıfının bu krize karşı geliştirdiği tepkiler, siyasi refleks getirdi.
Özetle: i. Kar oranları gerilemeye başlayınca sermaye, birikmeye devam edebilmek için dolaşıma, spekülasyona kaymaya başladı. ii. Hükümetler, sömürü oranını arttırmak için işçi sınıfının sosyal haklarına, kurumlarına ücretlerine saldırdı. İşçi sınıfının tüketim kapasitesi daralmaya başladı. iii. Sermaye, aşırı üretim, talep yetersizliği sorununu aşmak, kaynak maliyeti sorunu hafifletmek için, ihracat ve dış yatırımlar yoluyla başka coğrafyalara göç etmeyi hızlandırdı. iv. Bu iki süreci desteklemek için finansallaşma, iletişim, veri işlem teknolojilerinin gelişimi hızlandı. Talep yetersizliğini aşmada kredi mekanizması önem kazandı:
Sonuç
a) Sermayelerin, mali devreler, yeni teknolojiler, tedarik zincirleri yoluyla yoğunlaşan uluslararası bütünleşmesi, kırılganlığı ve bulaşıcılık eğilimini arttırdı. b) Finansallaşma, gayrimenkul ve kredi köpüğüne dönüştü. Sonra bu köpükler delindi c) Şimdi, kredi hacmi daralırken, talep doğal sınırına, ücret, kira ve kar gelirlerine daralıyor, emekçileri büyük refah kayıpları bekliyor. d) Aşırı üretim, talep yetersizliği sorunu yeniden öne çıkıyor
Bu ortamda üç dinamik çok önemli a. Devletlerin kaynak dağıtma kapasitesi giderek önem kazanıyor: Sermaye grupları arasında devletten yararlanma savaşı sertleşiyor. b. Hammadde, enerji kaynaklarını denetleme, piyasaları rakiplerine karşı koruma refleksi yeniden güçleniyor- büyük güçler arası siyasi kültürel askeri rekabet keskinleşiyor. c. Emekçi sınıfları denetim altında tutabilmek için, yeni yasalar, teknolojiler, sınıf mücadelesinin önünü kapatacak, bölünmüşlüğü güçlendirecek, dini, etnik kimlik siyaseti körükleniyor.
Bu kez bir de hızlandırıcı etken var: Küresel ısınma, su ve gıda kaynaklarını daraltarak, rekabeti daha da yaşamsal hale getiriyor. Kapitalizmin üretim ve tüketim modelinin sürdürülemeyeceğini gösteriyor.
3) Peki Kapitalizmin tarihi açısından neredeyiz: a. Yapısal Krizin bir düzenleme ve finansallaşma dönemi (neo-liberalizm-küreselleşme) son eriyor: Kriz tüm birikmiş sorunlarıyla birlikte kendini dayatıyor. b. Örneğin 1873 de başlayan krizi, emperyalizm, sömürgecilik, mali genişleme, yeni teknolojilerle aşma süreci 1929’da çöktü: Mali kriz depresyona dönüştü ve nihayet bir hegemonya değişimi süreci başladı c. Ama o sırada, işçi hareketinin, Paris Komünü yenilgisini izleyen yaklaşık 40 yıllık durgunluktan çıktığını, yeni bir teorik, kültürel ve örgütsel atılım başlattığını görüyoruz: Lenin, Rosa, Troçki, Bukharin Gramsci: Emperyalizm teorisi, hegemonya teorisi, devlet-parti teorisi, Sovyetler, yeni devletler vb… d. Şimdi yine böyle bir yenilenmeye uygun bir döneme giriyoruz diye düşünüyorum. Ama şunu unutmamak gerekir. 20. Yüzyılın başında yenilenen hareket bir önceki dönemin hem devamıydı hem de yaratıcılığıyla onu aşıyordu: Gramsci’nin “kapitale karşı devrim” sözlerini, Parti devlet yapılarını, cephe örgütlenmelerini, anımsayalım.
Bu kez de hem geçmişin devamı olmak hem de onu, tekrarlamaya kalkmadan yaratıcı bir biçimde aşmayı başarmak gerekiyor. Başarısızlığın faturası tüm insanlık açısından çok ağır olacak! Çünkü bu kez kriz, hızlandırıcı, küresel ısınma etkeninden dolayı bir “uygarlık krizine” dönüşmüş durumda…
3月30日 Olan dul kadınlara olacak Şükrü Kızılot
Hürriyet. 30.03.2008 İNANILIR gibi değil ama gerçekten olan dul kadınlara olacak.
Sosyal Güvenlik Reformu olarak açıklanan tasarı aynen yasalaşırsa, bundan en çok zarar görenler, ölen SSK’lı eşinden aylık almakta olan "dul kadınlar" olacak.
Dul kadınların bazı hakları, bütünüyle ellerinden alınacak, bazı hakları da makaslanacak.
EVLİLİK YARDIMI YOK
SSK’lı eşinden aylık almakta olan dul kadınlar evlendiklerinde, kendilerine 24 aylıkları tutarında "evlilik yardımı" başka bir anlatımla "çeyiz parası" ödeniyordu.
Yeni düzenlemede, dul kadınlara ödenen evlilik yardımı, bütünüyle kaldırılıyor.
Dul kadınlar evlendiklerinde, hem almakta oldukları aylık kesilecek hem de 1 YTL dahi "evlilik yardımı" ödenmeyecek.
Bu durumda dul kadınlar, yasa çıkmadan evlenmekte acele ederlerse, 24 aylık "çeyiz parası" alabilecekler.
Bu arada, evlenme yardımı alamayan bazı dul kadınların "nikahsız seviyeli birliktelik" yolunu seçip, dul aylıklarını almaya devam etmeleri de bir başka ihtimal.
AYLIKLAR DA DÜŞÜYOR
Öteden beri süregelen uygulamaya göre, çocuksuz dul kadınlara, ölen SSK’lı eşinden dolayı, yüzde 75 oranında aylık bağlanıyordu.
Sosyal Güvenlik Reformu(!), aynen yasalaşırsa, dul kadınlara bağlanan aylığın oranı, yüzde 75 yerine yüzde 50 olacak. Buna göre, şu anda 750 YTL aylık bağlanan dul kadına, tasarı yasalaştığında, 500 YTL aylık bağlanacak.
Görüldüğü gibi, Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı’nın aynen yasalaşması halinde, dul kadınlar da perişan olacaklar.
Currencies at mercy of deficits
By Peter Garnham
The Financial Times. Mar 26, 2008
Turmoil on the world’s financial markets could further damage the currencies of countries which rely on capital inflows to fund their spending.
Since the start of the year, growing risk aversion has prompted investors to focus again on economic fundamentals and punish the currencies of countries that have high current account deficits.
The pressure has been particularly severe on debtor emerging market currencies, such as the South African rand and Turkish lira, and those of smaller, open economies that run high deficits like the Icelandic krona.
Paul Mackel at HSBC says currencies such as the rand, lira and krona are vulnerable to another rise in risk aversion such as that following Bear Stearns’ rescue.
He says: “These currencies tend to do well when risk appetite is improving. As soon as it loses some of its shine these currencies are picked off quickly”.
The South African rand has fallen nearly 18 per cent and the Turkish lira is down almost 6 per cent against the struggling dollar since the start of January.
Meanwhile, Iceland’s central bank raised interest rates on Tuesday to try to stem the fall of the Icelandic krona, down more than 20 per cent against the euro since January 1. The bank said the currency’s weakness had made it harder for the country to finance its current account deficit.
Other deficit currencies have also been hit, with the Hungarian forint losing 1.8 per cent against the euro so far this year and the Romanian leu falling 5 per cent.
Bilal Hafeez, global head of foreign exchange strategy at Deutsche Bank, says while all eyes are on the funding issues in the credit markets, the currency markets have similar concerns.
Before last summer, risk premiums in the financial markets had been on a clear downward trend since 2003, with volatility on the currency markets falling, risky assets outperforming and cross-border capital flows soaring.
This meant deficit nations found it relatively easy to secure foreign funding. However, since the first signs of the credit crisis emerged last summer, there has been a sharp slowdown in the pace of cross-border capital flows.
Mr Hafeez says the implication for currency markets is clear: “Countries that have large current account deficits require funding for those deficits.
“However, they can no longer rely on readily available cross-border capital flows as before, and so the currency will have to give way and weaken.”
Analysts say that as risk aversion increases and becomes a bigger driver of the market, the trend to reward current account surplus currencies relative to current account deficit currencies will intensify.
Themos Fiotakis at Goldman Sachs says: “We have long argued that in times of global turmoil suppliers of capital are poised to outperform countries in need of capital.
“However, it is only since January 2008 that we have seen the current account theme really gain momentum in the FX market.”
He says the strong recent performance of surplus currencies such as the Taiwanese dollar, the Malaysian ringgit and the Singapore dollar can be partly linked to this trend, while the underperformance of such currencies as the Turkish lira, the South African rand and the Hungarian forint confirm the theme.
Analysts say this theme has gained traction among leading currencies. The yen and the Swiss franc, which both run healthy current account surpluses, have both risen more than 10 per cent against the dollar so far this year.
Meanwhile, the pound, Australian dollar and New Zealand dollar, which all sport sizeable deficits, dropped sharply as funding issues came to the fore last week as credit markets wobbled.
Mr Mackel said the pound could be vulnerable to the release of UK fourth quarter current account figures this Friday, especially given the fact the deficit hit a 30-year high in the third quarter.
He says: “If the current account disappoints again, the risk premium on holding sterling will rise”. 3月28日
| Cumhuriyet 28.03.2008
|
|
MUSTAFA BALBAY
Dik Çene Niçin Geldi?
ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney 'nin genel duruşuna, konulara yaklaşımına bakınca, adını Türkçeye şöyle çevirmek abartı olmaz:
Dik Çene!
Beyaz Saray'ın Bush dahil en güçlü kişisi olarak tanımlanan Cheney, Türkiye'de açıklama yapmadı. Amerikan basınına şu görüşleri aktardı:
"Türkiye'yi programa ben koymadım. Bush özellikle istedi. Kürdistan'a ilk ziyaretimi de yaptım."
Cheney Ortadoğu turunu noktalarken Amerikalı gazetecilere alçakgönüllülük gösterisinde bulunmayı da ihmal etmedi:
"Biliyorsunuz ben sadece danışmanlık görevi yapıyorum. Başkan Bush önerilerime katılır ya da katılmaz."
Cheney'nin Türk medyasına konuşmaması 3 nedenle olabilir:
1- Türk medyası meşgul, kendi iç işlerine bakıyordur. Meşgul etmeyeyim.
2- Türkiye'den istediğimi alamadım. Diyecek bir şeyim yok.
3- Türkiye'ye neler istediğimizi söyledik. Ne kadarını nasıl yapacaklarına kendileri karar versinler. Açıklamayı da kendileri yapsın!
***
Birinci şık, kara mizah... İkinci şık yüzde 40, üçüncü şık yüzde 60 olsa gerek!
Cheney'nin, Türkiye'ye gelmeden önce Bağdat'ta Talabani ile yaptığı görüşmenin içeriği şöyle açıklanmıştı:
Irak-Türkiye ilişkileri de ele alındı.
Durumu ters çevirip baktığımızda, Ankara'da da Türkiye-Irak ilişkilerinin ele alındığı ortaya çıkıyor.
Sızan haberlerle birlikte gözlemleri ve olasılıkları birleştirdiğimizde durum şöyle görünüyor:
1- Cheney, Gül 'le yaptığı görüşmede, Irak'ta BM kararlarına dayalı bir koalisyon gücü olarak durduklarını, BM izninin 2008 sonunda biteceğini ve çekileceklerini söyledi.
2- ABD'nin bir manda gücü olarak çekilme kararı alması, elbette bu ülkeyi terk etmesi anlamına gelmiyor. ABD, Irak yönetimiyle özel bir ikili anlaşma yapacak ve daha kalıcı hale gelecek.
3- Bu anlaşma çok büyük olasılıkla, Türkiye ile yapılan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması (SEİA) gibi olacak ama, ABD'nin kalıcılığı açısından daha ileri maddeleri içerecek.
4- Böyle bir anlaşmayı Kürtler çok ama çok istiyor. Şiilerle Sünnilerin nasıl ikna edileceği henüz belli değil.
***
Yukarıdaki durum ilk bakışta şöyle yorumlanabilir:
Bu bir ABD-Irak ilişkisidir, bize ne?
Kazın ayağı öyle değil!
Böyle bir anlaşmanın Türkiye'yi etkilememesi olanaksız. Her şey bir yana, terörle mücadelemizin geleceği belirsizleşebilir.
ABD terör örgütü PKK için hâlâ "tamamen bitirilmeli" diyemiyor. Kullandığı en ileri tanım şu:
"İzole edilmeli."
Bunun yanında önümüzdeki dönem çok konuşacağımız bir durum daha var:
1991'de Sovyetler'in çökmesinden sonra yapısı adım adım değişen NATO, yeni görevler, işlevler üstlenecek ve tümüyle kabuk değiştirecek.
Hani Anadolu'da derler ya; kurt, tüy değiştirir, huy değiştirmez! NATO da yapı değiştirmekle elbette ABD'nin ana gücü olma özelliğini yitirmeyecek. Hatta arttıracak. BOP'un da yeni kolluk gücü haline gelecek.
Bölgede hem BOP'un içinde olan, hem NATO üyesi olan tek ülke var:
Türkiye...
İster misiniz bize her ikisinde de aktif görev verip, NATO üyesi Türkiye ile BOP eşbaşkanı Türkiye'yi ayrı ayrı kullanıp kişiliksiz hale getirsinler!
ankcum@cumhuriyet.com.tr |
Yeni yasayla nikahsız yaşayanlar artacak
Sosyal güvenlik uzmanı Ali Tezel, TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeleri süren Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı’yla ilgili, vatandaşlardan gelen binlerce soruyu NTVMSNBC’de yanıtlamaya devam ediyor.
NTV-MSNBC, 28.03.2008
İSTANBUL - “Yeni yasa yürürlüğe girmeden önce çocuklarınıza sigorta yaptırın” önerisiyle yankı yaratan Ali Tezel’e en çok bu çağrısı nedeniyle soru geldi. Tezel, İş Kanunu’na göre 15 yaşından küçüklerin çalışamadığını, ama sigortalı olma konusunda yaş sınırlaması bulunmadığını belirterek, ‘oyunculuk’ ya da ‘mankenlik’ yapan bebeğin bile sigortalı olması gerektiğini, yasa çıkmadan bir gün bile sigortalı olan çocuğun emeklilik yaşı ve maaşı açısından avantajlı olacağını duyurdu. Tezel, yeni yasayla gelen önemli bir başka değişikliğin ise, eşinin ölümü üzerine ‘dul maaşı’ alanlara, yeniden evlenmeleri halinde “çeyiz yardımı”nın kaldırılması olduğunu söyledi. Tezel’e göre, bu düzenlemeye tepki gösteren dullar, hem çeyiz parası alamayacak, hem de dul maaşından olacağı için, nikahsız yaşamayı tercih edecek.
FOTOĞRAFI ÇEKİLEN BEBEK DE SİGORTALI OLMALI “Reform yasası yürürlüğe girmeden önce çocuklarınızı sigortalayın” öneriniz üzerine okurlardan çok sayıda soru geldi. Dünkü söyleşimizde sıfır yaşındaki çocukların bile sigortalı olabileceğini söylediniz. Çalışma yaşı ile sigortalılık yaşı birbirine karıştırılıyor. İş yasalarında çalışma yaşı sınırı var. Mevcut yasalarda sigortalı olmakla ilgili ise herhangi bir yaş sınırı yok. Sıfır yaşındaki bir bebek bile sigortalı olabilir. Çocukları sigortalı yapmakta fayda var ama bunu evinde oturan çocuk için söylemiyoruz. Çalışan çocuk olması lazım. İş Kanunu’na göre 15 yaşından önce çocuklar işçi olamazlar. Ama fabrikada işçi olamazlar, demek, sigortalı olamaz anlamına gelmiyor. Tabii işçi olanlar mutlaka sigortalı olacak ama çocuklar bir reklam ajansında mankenlik, reklam filminde oyunculuk, yine bu ajanslarda fotoğrafının çekilmesi gibi görevler alırlarsa yasa gereğince sigortalı olmak zorundalar. Bu işi yaptıran kişiler sigorta yaptırmak zorundalar.
Bir gün dahi sigortalı olmaları yeterli oluyor mu? Tabii. Reformun yürürlük tarihinden önce işe girmiş olmak, reformdan önceki şartlara tabi olmayı gerektiriyor. İleride emekli olduklarında hem daha az prim günü sayısı ile emekli olacaklar, hem de reformdan sonra işe girenlere göre yüzde 10 oranında daha fazla emeklilik maaşı alacaklar.
SORUN ASGARİ ÜCRETİN DÜŞÜK OLMASINDA Emekli aylıklarının yüksek olduğuna ilişkin değerlendirmeler için ne düşünüyorsunuz? Türkiye’nin gerçekleri bu tezleri doğruluyor mu, ne dersiniz? Emekli aylıkları yüksek mi, değil mi? Emekli aylıkları yüksek veya düşük derken bir şeyle karşılaştırmak gerekiyor: Neye göre yüksek, neye döre düşük? Söylenen şu aslında: Çalışırken asgari ücretle çalışan birisi 435 YTL maaş alıyor, emekli olunca 558 YTL alıyor. Bu doğru mu, diyorlar. Yanlış yerden bakıyorlar. Burada yanlış olan asgari ücretin düşük olması, 435 YTL olması. Olması gereken asgari ücret rakamının üç kişilik bir ailenin geçimine yetecek kadar, ya da yoksulluk sınırına yakın olması lazım. Burada biz eşitliği veya yüksekliği yanlış yerde arıyoruz.
ASKER VE POLİS 8 YIL BOŞTA KALACAK Asker ve polisler için yeni düzenlemede nasıl bir çarpıklık doğuyor? Polisler, askerler, telgrafçılar gibi meslek mensupları, 52 yaşından sonra çalışamıyorlar. 5434 sayılı yasanın 40. maddesinin başlığı “yaş hadleri”dir. Yani bu yaşlardan sonra insanlar bu mesleklerde çalışamazlar. 5434 sayılı yasaya göre polisler ve astsubaylar 52 yaşından sonra çalışamazlar. Bu nedenle 52 yaşına gelmiş astsubay veya polis, meslekten emekliliğe sevkedilir. Ama emekliliğe sevketmek, o kişilerin emekli olacağı anlamına gelmez. Biliyorsunuz yeni yasayla emeklilik yaşı 65’e çıkıyor. 65’e çıkıyor ama, polislerin yıpranması aynen devam ediyor. Bir farkla devam ediyor; polisler şu anda çalıştıkları sürenin dörte biri kadar fiili hizmet zammı alıyorlar. Mesela 30 yıl çalışan bir polis, dörtte bir olan 7,5 yıl fiili hizmet zammı alıyor. Bu 7,5 yılın tamamını yaştan düşürebiliyor. Ama yeni gelen kanun diyor ki, fiili hizmet zammının en fazla 5 yılını düşebilirim, diyor. Şu anda işe girmiş olan bir polis 65 yaşında emekli olacak demektir. 65 yaşında emekli olacak ama 52 yaşından sonra polislik yapamayacak. Bu durumda 20 yıl polislik yapıp, 65 yaştan 5 yaş indirim kazandığında da, 60 yaşında emekli olacak demektir. Peki 52 yaşından 60 yaşına kadar 8 yıl ne yapacak? Bu sorunun cevabı kanunda yok.
Unutulmuş mu? Unutulmuş demeyelim ama bununla ilgili sorun 45 yıl sonra çıkacağı için... Şimdi sorun çıkarmayacak, 45 yıl sonra çıkaracak. Çünkü reformdan sonra işe girenler 65 yaşında emekli olacağı için o nedenle de önümüzde daha 45 yıl var, o zamana kadar da sorun nasıl olsa çözülür, diye düşünmüş olabilirler.
DULLAR NİKAHSIZ YAŞAMAYA BAŞLAYACAK Dullara çeyiz yardımının yeni yasada kaldırılacak olması da eleştiriliyor. Bu konuda çok fazla eleştiri ve serzeniş geliyor, dul kadın ve erkeklerden. Şu andaki yasaya göre SSK’dan dul aylığı alan kadın veya erkekler veya Emekli Sandığı’ndan dul aylığı alan kadın ve erkekler, evlendikleri takdirde aylıklarının belli bir oranı kadar çeyiz yardımı alıyorlar. SSK’lılar son aldıkları dul aylığının 24 katı tutarında, Emekli Sandığı’na tabi olanlar ise 12 katı tutarında çeyiz parası alıyorlar. Bağ-Kur’lular için ise yok. Reform, bütün dullara ve yetim kızlara çeyiz yardımı verilmesini öngördü, 12 katı tutarına indirdi. Emek Platformu SSK’lılara yardımın yine 24 katına çıkartılması için talepte bulundu. Hükümet de 24 kata çıkarırırız, ama sadece yetim kızlara veririz, dul kadınlara ve dul erkeklere çeyiz yardımı vermeyiz, dedi. 1 Nisan Salı günü bu konuda da 5535 sayılı yasanın değiştirilmesi konusunda önerge verilecek. Dul kadın ve dul erkekler çok tepkililer. “Çeyiz parasının kaldırılması, nikahsız yaşamanın önünü açar” diyorlar. Evlenince 24 maaş tutarında çeyiz parası alan dul kadın ve erkekler, resmi nikah kıyıp bu parayı alabiliyorlardı. Şimdi bu çeyiz parasını alamayacakları gibi, dul aylığından da olmamak için, nikahsız birlikte yaşamaya başlayacaklardır.
Bu durumdan kaç kişi etkilenecek? Şu anda yaklaşık 1,5 milyona yakın dul aylığı alan kişi var.
Çeyiz yardımı yaklaşık ne kadardır? Bir kadın şu anda tek başına dul aylığı alıyorsa yaklaşık 8-10 bin YTL alıyor. Bu az para değil. İnsanlar dul aylığı almaya devam edebilmek için resmi nikah yapmayıp, biz de resmi nikah kıymadan aynı evde yaşayacağız, diyeceklerdir.
| Hakan da yeni formayı beğenmedi
| |
|
Star, 28.03.2008
|
Galatasaray Futbol Takımı Kaptanı Hakan Şükür, gelecek sezon da futbola devam etmek istediğini belirterek, bu takımın Galatasaray olmasının kendisini çok mutlu edeceğini söyledi.
Hakan, NTV Spor kanalında yayınlanan röportajında, bu sezon rotalarının şampiyonluk olduğunu dile getirerek, “Şu anda Fenerbahçe ile birlikte averajla ikinci durumdayız. Baştan koyduğumuz hedeflerde, Avrupa kupasında talihsiz bir mağlubiyetle saf dışı kalmamız dışında sapma olmadı. Bugüne kadar 7 şampiyonluk yaşadım ve İnşallah kaptan olarak 8. şampiyonluğumu kazanmak istiyorum” dedi.
Futbol oynamaya devam etmek istediğini belirten Hakan Şükür, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu şampiyonluk çok önemli. Fiziksel yönümün güçlü olduğunu düşünüyorum. Futbola devam etmek istiyorum, bu Galatasaray'da olursa beni çok mutlu edecek. Yeni bir başkan yeni bir yönetimle, gerçi geçmişten de aramızda olan saygıdeğer insanlar, onlarla oturup beraber karar vereceğiz. Darılma gücenme yok, bizler bu camianın insanlarıyız. Ama şartlar ne olur şu an bilemiyorum.”
Hakan, “Gideceğin yer ABD olabilir mi?” şeklindeki bir soruyu, “Bu anlamda teklifleri 1.5 ay önce çok aldım. Ama burada yapacağım şeyler olacağına inandığım için kaldım. Okula giden çocuklarım var. Yaşım da 37 oluyor. Buna sezon sonu karar vereceğim, ama bu tür teklifleri alıyorum” diye yanıtladı.
Sezon sonunda rüzgarın her yerden esebileceğini dile getiren Hakan, “Ben her şeye hazırlıklıyım. Bıraksam da kalsam da. Benim işim mücadele etmek. Çok karamsar değilim. Oynarsam elimden geleni yaparım” ifadesini kullandı.
“İDARİ BİR KARAR”
Teknik direktör Karl Heinz Feldkamp'ın gelecek sezon takımdan ayrılmasını “İdari bir karar” olarak değerlendiren Hakan, yönetimin yeni bir hocayla devam etme düşüncesi bulunduğunu, kendilerinin de bu sürece şampiyon olarak katkı sağlamaya çalışacaklarını söyledi.
Hakan Şükür, bir dönem Feldkamp'ın sağlık sorunları nedeniyle takımla birlikte olamadığını dile getirerek, şöyle konuştu: “Bu tür talihsizlikler herkesin başına gelebilir. Ancak Galatasaray'ın hedefleri belli, bugüne kadar hocamızın söyledikleri belli, oynadığımız rakipler belli, bazen hocamızın anlatmasına bile gerek olmayan maçlar bile oluyor ki, Türkiye'de yaşıyorsunuz, bir çok spor kanalı var, bir çok oyuncuyu tanıyorsunuz, sizin de istekleriniz doğrultusunda maça çıkıyorsunuz. Bizler, belki bir hoca kadar olmasa bile, bu tecrübemizi, arkadaşlarımızla, yardımcı hocamızla paylaşıp hocamızın olmadığı süreci iyi geçtiğimizi düşünüyorum. Sezon sonuna kadar Türkiye Ligi ve Fortis Türkiye Kupası şampiyonluğuna kilitlenmiş durumdayız.”
“FENERBAHÇE, BAŞARIMIZI TEKRARLADI”
Röportajda, Avrupa'da elde ettikleri başarıya ortak takımın, halen Fenerbahçe olduğunu kaydeden Hakan, “Hakikaten önemli başarı elde ettiler” dedi. Hakan, şöyle devam etti:
“Bizim daha önce yaptığımız şeyi tekrarladılar, şu anda önleri de açık. Sadece sportif değil idari açıdan da bunu yakaladılar. Örnek olarak bunun devamının gelmesi lazım. Türkiye'de yeni statlar yapılıyor, Kayseri'de yapılıyor, bizim de stadımız yapılıyor. Bu statlarda oluşacak ambianslarla başarılar da gelecek. Mühim olan bunu ekonomik olarak değerlendirmek. Galatasaray'ın herkesin diline pelesenk olmuş şekilde borçları konuşuluyor. İnşallah yeni yönetim bunun üstesinden belki kısa sürede olmasa da gelecek. Başta Avrupa'ya açılan Galatasaray olmak üzere diğer takımlardan da bu başarıları bekliyoruz.”
Genel olarak yabancı futbolcuların, Türkiye'ye çok büyük paralara geldiklerini ancak çok fazla şey vermediklerinin görüldüğünü ifade eden Hakan, “Türkiye, geçmişe kadar oyuncuların 'çok büyük paralara gidebiliriz' dedikleri bir ligdi. Ama Avrupa'da yakalanılan başarılarla buraya ilgiyi arttırabiliriz. Fenerbahçe'nin yakaladığı başarı bu anlamda bence güzel. Yabancı oyuncunun, para kadar hedef için de gelme olasılığı arttı. Yeni federasyonun, yeni düzenlemelerinin Türk futboluna çok şeyler getirebileceğine inanıyorum. Kimsenin gözünün yaşına bakılmaması örnek olarak alınabilir, ama burada standardın yakalanması lazım” ifadelerini kullandı.
Statlarda yaşanan küfür ve kavga gibi olayların çözümünün, seyircisiz maç cezası vermek olmaması gerektiğini savunan Hakan, yöneticilerin ve sporcuların amigo gibi davranmaması, doğruları söylemesi, biraz alttan almayı başarması gerektiğini söyledi.
TURKUAZ FORMA
Hakan Şükür, Milli Takım'ın yeni “Turkuaz renkli forması” için, “Özümüze, kendimize ait değerleri pek bulmadım” yorumunu yaptı.
Sponsorların dünyada çeşitli şeyler yapmaya çalıştığını belirten Hakan, “Ben buna biraz espri ile yaklaşıyorum. Turkuaz deniliyor, ama Türk'ü az bir milli takım olmaz. Aurelio'yu bunun dışında tutuyorum. Kendisi çok değerli bir oyuncu. Ama ben kırmızı ve beyaz renkleri olan formayı seviyorum. Bu benim kişisel fikrim. Ama futbolda ekonomi önemli tabii” diye konuştu.
Hakan, “Milli takıma alınırsan eleştiri alır mısın?” şeklindeki bir soruyu, futbol oynadığı her dönemde eleştiri aldığını belirterek yanıtladı.
Hakan, şöyle devam etti: “Eleştiri olur tabii, benim eleştirilmediğim zaman olmadı. Herkesin bir futbol görüşü var, ideolojik yönü var. Nasıl baktığınız önemli. Maalesef insanlar futbola başka gözle bakamadığı müddetçe, başarılara aç kaldığımız çok dönemler olmuştur. Bunu kendimden örnek vererek söylemiyorum. Bu genelde böyledir. Ben oraya gitmek için var gücümle çalışırım. Elemelerde de bir çok maç oynadım. Oraya layık görülürsem gidip oynamak isterim. Ama maalesef yine öyle yaklaşılmayacak, oraya gitmek çeşitli spekülasyonlar getirecektir. Başındaki hocadan oradaki arkadaşlara kadar etkilenecekse ben gitmemeye razıyım. Ama bir yerde, sizin de öyle bir hakkınız varsa, oraya gitmeyi hak ediyorsanız, bir şeyler yapmışsanız ve yapabilecekseniz bunu da insanların engellememesi lazım.”
Avrupa Şampiyonası finallerinde milli takıma alınmaması halinde tepki gösterme hakkına sahip olmadığını kaydeden Hakan Şükür, “Oraya gitmeyi isteyen çok kişi var. Başımızdaki insanı çok iyi tanıyorum. Oraya gitmesem, onun da haklı bir gerekçesi olduğunu biliyorum. Üzülüyorum, ama bunu farklı bir tepkiye dönüştürmek 37 yaşındaki bir kişiye yakışmaz. O üzüntüyle yaşamasını bileceksiniz, futbolun kuralı bu” dedi.
Fatih Terim'i, bayram veya özel günlerde aramaya dahi çekindiğini anlatan Hakan, “Biz kendisini ararsak, Avrupa şampiyonası finallerine gitmek istiyoruz gibi algılanabilir” ifadesini kullandı.
“MİLLİ TAKIMI, AİLEMLE TATİLE TERCİH EDERİM”
Hakan Şükür, milli takımla birlikte Avrupa şampiyonası finallerine gitmeyi, ailesiyle tatil yapmaya tercih edeceğini söyledi.
Milli takıma alınmaması halinde ailesiyle belki çok uzun bir tatil yapacağını anlatan Hakan, şöyle konuştu: “Alındığım zaman da o ambiansı yaşayacağım için mutlu olurum.Öncelikle ben futbol oynuyorum, buradaki en büyük hedef milli takımda olmaktır. Ülke için bir şeyler yapabilmek. Ailenle tatil yapmayı mı, Avrupa şampiyonasına gitmeyi mi istersin, derseniz, bana her şeyimi veren futbola daha önem veririm. Çünkü ailemle daha çok vakit geçirecek günüm olacak.”
“LINCOLN NARİN BİR OYUNCU”
Brezilyalı takım arkadaşı Lincoln ile ilgili bir soruyu yanıtlayan Hakan, takım arkadaşını överken, narin bir yapısı olduğunu da dile getirdi.
Hakan, “Lincoln önemli ve çok kaliteli bir futbolcu. Gelmeden önce Halil ve Hamit Altıntop'tan dolayı bunu biliyordum. Türk futbolunun kolay bir futbol yapısı yok. İsim olmak, çok yetenekli olmak yetmiyor. Güçlü olmak, buranın şartlarına adapte olmak lazım. Örneğin Avrupa'da adam markajı yok. Lincoln'un biraz narin bir yapısı var ama futbol özellikleri gelişmiş. Aldığı ağır darbeler oluyor, sahada göremiyoruz ama sonra bakıyorum, hakikaten faul, hakikaten penaltı. Çok sakatlıklar yaşadı. Ama biz onun katkı sağlayacağına inanıyoruz. Önemli başarılar kazanacağına inanıyorum. Belki benden sonra olacak, bana denk gelmeyecek ama buna inanıyorum” diye konuştu.
“POLİTİK GÖRÜŞÜM HİÇ BİR ZAMAN OLMADI”
“Politik bir görüşüm hiç bir zaman olmadı, sadece ülkesini her şeyini verecek kadar seven bir insanım” diyen Hakan, “Muhafazakar bir yapım var. Son dönemde, bu yapımla bağdaşlaştırılan çok şeyler çıktı. Ama ben sporcuyum, hep bununla gündeme geldim. Hep başka şeylerin içine çekilmek istendim. Hep içinde oldum, isteyerek ve istemeyerek. Spora katkım olacaksa, o mücadelenin içinde olmak isterim. Onun dışında siyasetin bana göre olan bir tarafını göremiyorum” ifadesini kullandı.
Futbolculuk ve teknik direktör olarak tanıdığı Hagi'yi unutamadığını anlatan Hakan, Avrupa'da Leeds maçında attığı golün kendisi için büyük önem taşıdığını söyledi. Hakan, 2002 Dünya Kupası'nda Güney Kore'ye attığı rekor golü de unutamadığını, ayrıca Fenerbahçe'ye attığı gollerin de kendisi için önem taşıdığını, bunun da Fenerbahçe'nin büyüklüğünü gösterdiğini anlattı.
“DERBİ BERABERE BİTSİN”
Hakan Şükür, hafta sonunda oynanacak Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinin berabere bitmesini istediğini dile getirdi. Şampiyon olabilmek için bu tip maçlardan beraberlik ve puan kaybı beklemelerinin doğal olduğunu kaydederek, sözlerini şöyle tamamladı: “İki rakibinizin de puan kaybetmesi bizim işimize yarar. Fenerbahçe'nin biraz daha oturmuş, büyük maçlarda nasıl oynanması gerektiğini bilen bir yapısı var, o anlamda avantajları var. Beşiktaş ise derbi maçlarda farklı oynuyor. Bizle oynadıkları maçta gol atana kadar üstün gözükmemelerine rağmen maçı kazanmasını bildiler. Maçın berabere bitmesi bize yarar.”

| | Yağlarınız nerede birikiyor
Osman Müftüoğlu
Hürriyet, 28.03.2008 Kilo almak, vücutta ihtiyaçtan çok yağ biriktirmek, yani "yağlanmak" demektir ve bu durumdan kimse hoşlanmaz.
Fazla yağ bedene hiçbir fayda sağlamaz. Olsa olsa zarar verir. Yağ oranı arttıkça sağlık problemleri gelişir! Az miktarda yağ birikiminin sağlığa pek zararı olmaz. Bu sadece kozmetik bir problemdir. Sağlıklı bir vücudun ortalama yağ miktarı erkek ve kadınlarda farklıdır. Kadınlarda yüzde 22-30, erkeklerde yüzde 20-25 yağ bulunması normal kabul edilir. Siz, eğer biraz toplu olmayı kabul ediyorsanız üst limitlerde dolaşabilirsiniz. Eğer "dal gibi biri" olmayı istiyorsanız en alt sınırları hedeflemelisiniz.
DIŞTAN ZAYIF, İÇTEN ŞİŞMAN BİRİ OLABİLİRSİNİZ
Arkadaşınızın ya da kendinizin yağ oranını tahmin ederken sakın dış görünüşe aldanmayın! Yağ, bazı insanlarda cilt altında birikirken, bazılarında içeride, özellikle karın içi organların etrafında depolanır. Dışarıdan formda ve fit biri gibi görünmenize rağmen içeriden fazla kilolu, hatta şişman biri olabilirsiniz. Araştırmalar beden kitle indeksi normal bulunan çok sayıda insanda hayati iç organların (özellikle karaciğer, pankreas, kalp ve böbreğin etrafında) ve "omentum" adını alan içyağının miktarında ciddi bir artışın olabileceğini gösteriyor. Yalnızca "beden kitle indeksi" dikkate alındığında normal hudutlar içinde olan birinde içyağı çok fazla olabiliyor. Bunlar genellikle "gövdesel şişmanlayanlar", yani "elma biçiminde kilo alanlar". İşte bu nedenle yalnızca tartıya çıkmak, hatta boy ve kiloyu dikkate alan beden kitle indeksini hesaplamak bazen yanıltıcı olabiliyor.
BİYOMETRİK ÖLÇÜMLER DAHA GÜVENLİ
Biz bu durumda "biyometrik ölçümler"den yararlanmayı ve düşük glisemik yüklü beslenmeyi hedefleyen bir "biyometrik diyet planı" uygulamanızı öneriyoruz. Yani, beden kitle indeksi ile birlikte bel çevrenizi de ölçmenizi "biyolojik" ve "metrik" yönden yağ birikimini belirlemenizi tavsiye ediyoruz. Beden kitle indeksi yüksek olmasına rağmen yağları karnında değil, bacaklarında ve kalçalarında toplanan insanlar. Bunlarda iç yağ oranı çok düşük olabiliyor. Bu insanların sağlık risklerinin daha düşük olduğu belirtiliyor. Bu durumda olanlar için "armut biçiminde kilo alanlar" tanımı yapılıyor. Yani, "elma dersem tehlikeli, armut dersem tehlikesiz" gibi bir durum söz konusu. Biyometrik ölçümler işte bu karmaşayı ortadan kaldırıyor.
7 günlük uzun yaşam diyeti: Üçüncü gün
1 bardak su
Kahvaltı
Sebzeli omlet (1 tam yumurta veya 2-3 yumurta akı.)
1 dilim tam tahıl ekmeği
1 tabak çilek veya 1 elma
Bir fincan Türk kahvesi veya filtre kahve
Vitamin takviyesi
(Protein içeren omlet başrolde.)
Ara Öğün
1/2 bardak yağsız sade yoğurt ve bir yemek kaşığı kuru üzüm ya da meyveli yoğurt.
Çay (Yeşil çayın antioksidan değeri daha yüksektir.)
Öğle Yemeği
Tavuk beyaz eti ve sebzeyle pişirilmiş çorba
Doğranmış elmalı, cevizli, zeytinyağı- limon soslu ıspanak salatası
Portakal
Sade soda
(Bu öğünün yıldızları meyveler ve sebzelerdir.)
Ara Öğün
30 gr. fındık (15 adet) ile çiğ sebzeler
Çay
Akşam Yemeği
Zeytinyağı ve sirkeyle çeşnilendirilmiş bol salata
Karışık deniz ürünü ¾ bardak tam tahıl makarna
Buharda pişmiş enginar
Kaçamak bir dilim pasta
1/2 bardak çay ve 1/2 bardak limonata
(Deniz ürünleri protein olarak başrolde.)
Ara Öğün
Üzerine tarçın serpilmiş elma dilimleri
Bel ağrısında teşhis için "MR" her zaman şart mı
Hayır değil. Hatta çoğu zaman fiziki muayenede elde ettiğimiz bulgularla MR sonuçları örtüşmez. Bazen MR’a bakıp "Bu hasta nasıl yürüdü de geldi" diye düşünürüz, bazen de MR’a bakıp "Bu hastanın çok büyük bir sorunu olmaması lazım" deriz ama hasta sedyeyle gelir. Doktorun görevi sinirlerle kaslar arasındaki bağlantıyı belirleyerek hangi sinirin hangi kası etkilediğini bulmak. Bu da ancak fiziki muayeneyle yapılabilir. Ancak ülkemizde sadece MR’a bakılarak veya MR raporuna bakılarak"Ameliyat olsun" kararları verilebiliyor. Bu doğru ve bilimsel bir yaklaşım değildir. Oysa uzman bir doktor ciddi bir fiziksel muayeneyle ilk bakışta teşhis koyabilir.
Hindiba: Atalarımızdan kalan değerli bir miras
Eski Mısır’da, Eski Yunan’da ve Çin’de bilinen ve tedavi amacıyla kullanılan bir bitki olan "yabani hindiba" (Chicorium Intybus) acımsı, buruk tadı nedeniyle mutfaklarda yer bulmakta zorluk çekmiştir. Tüketilebilir lezzette olan endiv, radika gibi türevleri çeşitli biçimlerde çiğ ya da pişmiş halleriyle sofralara gelmeye başlamıştır.
Doğal temizlikçi
Doğanın, bize, yoğun birikimler yaptığımız kış aylarından sonra sunduğu bu bitki, yüzyıllar boyu, sarılık, karaciğerde birikim, akciğer hastalıkları, hazımsızlık ve kabızlıkta kullanılmıştır.
İçerdiği "inülin" beden tarafından emilemeyen bir şeker olduğundan şeker hastalarına da yardımcı olabilir. Karaciğer ve safra yollarının temizliğinde kullanılan "kara hindiba" (taraxacum officinale), radika, arslandişi gibi adlarla da anılır. Kan temizleyici özelliğinin yanı sıra idrar ve ter söktürücü etkisi de vardır. Uygun dozları karaciğer için yararlıyken yüksek dozları zararlı olabilir. Genellikle, bir su bardağına 12 çorba kaşığı kıyılmış hindiba ölçüsüyle kaynar suda 15 dakika bekletildikten sonra kullanılmaktadır. Günde 1-2 bardak tüketmek yeterlidir.
Biyometrik diyet nedir
Yaşasın Hayat! Kliniği Beslenme ve Kilo Yönetimi uzmanları tarafından geliştirilen bu diyet planı kişiye özeldir ve öncelikle bu "sağlık zararlısı yağları" yok etmeyi yani, karın içi ve beldeki yağları eritmeyi hedefliyor. Bu yağlarla birlikte kısa bir sürede kalça ve diğer bölgelerde biriken yağlara da veda edebiliyorsunuz. Bu diyet planının uygulanması son derece kolay, özel bir çaba gerektirmiyor. Plan, günlük toplam kalori tüketiminizde yüzde 25-40 oranında bir sınırlama yapıyor. Ortalama olarak günde 150-250 kalorilik ek bir bedensel faaliyet yapmayı da istiyor. Besin dengesini yüzde 30 yağ, yüzde 50 karbonhidrat, yüzde 20 protein olarak planlamaya gayret ediyor. Karbonhidratlarda doğal olanları (tam tahıl, bakliyat, sebze, meyve) öneriyor. Şekerlemeleri, şekerli besinleri, tatlıları biraz sınırlıyor. Beslenme aralıklarını kısaltıyor. Ara öğünler almayı tavsiye ediyor. Bir kez daha hatırlatalım: Biyometrik beslenme ve aktivite planı sizi yalnızca zayıflatmıyor. Bel çevrenizi de inceltiyor. Kalıcı bir kilo kaybı sağlıyor.
İçyağ fazlalığı sağlığı tehdit ediyor
"Biyometrik ölçüm ne anlama geliyor?" İşte açıklaması: Kilonuzu bir takıntı haline getirmeyin ama kilonuz ve beden kitle indeksiniz kadar bel çevrenizi de izleyin. Bel çevrenizin erkekseniz 100 cm, kadınsanız 88 cm’yi geçmemesine gayret gösterin. Bel çevreniz fazla ise içyağınızın fazla, riskinizin yüksek olabileceğini hatırlayın.
Eğer "biyometrik ölçümler"de daha da detaylı sonuçlar almak istiyorsanız bir "X-Scan ile yağ-kas analizi" size yardımcı olabilir. Bu basit analiz ile sadece vücudunuzda ne kadar yağ olduğunu değil, yağların dağılımını da öğrenebilirsiniz. Hangi bölgenizde fazla yağ biriktirdiğinizi en doğru şekilde bu ölçümler gösterecektir.
Vitaminler neden pahalı
Özellikle yurt dışından ithal edilen ve yabancı markalar tarafından pazarlanan vitaminlerin ülkemizde çok pahalı satıldığı doğrudur. Fiyat, farklı bazı ürünlerde üç-dört katına bile çıkabiliyor. Bunun cevabını ithalatçı firmalar da doğru dürüst veremiyor. Özellikle çok sık kullanılan bazı markaların ürünlerinde yurt içi ve yurt dışı fiyatlarla mukayese edildiğinde ortaya korkunç farklar çıkabiliyor. Yapmanız gereken şey gayet basit. Fiyat mukayesesi yaparak daha ucuz olanlarını satın alacaksınız. Vitamin ve minerallerin ilaç firmaları tarafından üretilenlerini tercih edeceksiniz.
DİYET GÜNLÜĞÜ
Kızım 14 yaşında ve yediği yiyecekler genellikle yağlı ve çok tuzlu. Gittikçe karın çevresinde yağlanma olduğunu görüyorum. Bütün yemeklerine tadına bile bakmadan çok tuz atıyor. Ailemizde yüksek tansiyon hastaları da var. Nasıl yardımcı olabilirim?
Çocuklarımızı şişmanlatan gizli bir ajan: Tuz
2008 Şubat ayında yayınlanan bir çalışmanın sonuçları çocuklarda artan tuz tüketiminin obezite riskini tetiklediğini göstermektedir. Burada alınan tuz sadece yemeklere kendi istekleri ile tuzluktan ilave ettiklerinden çok ara öğünlerde atıştırdıkları cips, kraker ve ana öğünlerde yedikleri fastfood yiyeceklerden gelen "endüstriyel tuz"dur. Yani günlük tuz tüketimlerinin yüzde 80’ini hazır-işlenmiş yiyeceklerden almaktadırlar. Tuzun buradaki olumsuz etkisi susuzluk hissini artırarak kalori yüklü şekerli içecek tüketimine yöneltmesidir. Bu tarz kalori yüklü şekerli içeceklerle alınan kalori vücut tarafından da verimli bir şekilde kullanılamayan ve depolanan bir kaynaktır. Tuz tüketimi damak tadı ile ilgili olup değiştirilebilir bir faktördür. Yapılan çalışmalar azaltılan tuz tüketimin çocukların tükettiği kalorili içecekleri yüzde 18 oranında azalttığını göstermektedir. Bu aşamada çocuklarımıza hazırladığımız yemeklerdeki tuzu önemli ölçüde azaltarak ve sofradan tuzluğu kaldırarak ilk adımı atmış oluruz.
Son birkaç haftadır kendimi çok yorgun hissediyorum. Diyetime devam ediyorum ama kendimi daha iyi hissetmek için diyetime neler eklemeliyim?
Diyet döneminde aktivitelerinizi artırın
Mevsim geçişlerinde bu tarz yorgunluklar hissedilebilir. Bu dönem yediklerinizde değişiklik, uyku düzeninizde değişiklik, günlük aktivitenizde yorgunluk ve halsizlik ortaya çıkar. Yoğun ve hareketli yaz aylarından, sakin ve hareketsiz kış aylarına geçerken vücudunuzu ve zihninizi bu kışa hazırlamak gerekiyor. Bu dönemde salgın halinde olan grip vb. hastalıklardan da korunmak için bağışıklık sistemini kuvvetlendirmekte fayda var. Daha güçlü olabilmek için:
- Bu dönemde düşük kalorili diyet yapmayın, aktivitenizi artırın!
- Sebze porsiyonunuzu artırın.
- Günlük meyve tüketiminiz 2 porsiyonun altına düşmesin.
- Hergün ceviz, fındık ve badem tüketin (size önerilen miktarlarda).
- Bol su için.
- Salatalarda kırmızıbiber, domates, havuca ağırlık verin.
- Günde 5 öğünün altına düşmeyin.
- Çay, kahve tüketimini azaltın.
- Sadece taze sebze, meyve, tahıl az yağlı süt grubu ve balık gibi az yağlı etlerden yana tercihinizi yapın.
Hamsi bizi korur mu?
Hurşit Güneş
Milliyet, 28.03.2008
Fransızların sürrealist şairi Rene Char, “Hatasız bir insan kıvrımları olmayan bir dağ gibidir. Hiç ilgimi çekmez” demiş. Çok doğru. Bizi insan yapan hatalarımız değil mi? Ancak hatayı ne kadar yaparsak o denli de ilginç olmayız. Bir şair ile ekonomistin ayrıldığı eşik herhalde bu olsa gerek! Hoşgörünün de bir sınırı var; bu da hatanın boyutuna ve tekrarına göre değişir. İskoç tarihçi Thomas Carlyle ise “Hataların en büyüğü bunların hiçbirinin farkında olmamaktır” demiş. Hata kimi zaman yapan kişi tarafından fark edilir. Kimi zaman edilmez ve ikaz edilir. Ancak bunları duymaya hazır olmak gerekir. Eğer “Yoğurdum kara diyen olmaz” atasözünde olduğu gibi, kendinizi hatasız sanırsanız batarsınız. Kimi insanlar masaya ayağını çarpar, sonra ayağı acıyınca masaya yahut onu oraya yerleştirene kabahat bulur. Tarih de hatalarını duymak istemeyen liderlerle doludur. Hatta bunlardan kimisi dehası nedeniyle ülkesini uzun süre yönetse de sonunda hüsrana uğramıştır. Çünkü her insan hata yapar.
223 milyar dolar geldi Çin feylesofu Konfüçyüs de buna benzer biçimde “Asıl hata, hataları düzeltmemektir” demiş. İki yıldır bu sütundan hükümete makro dengelerin kırılgan olduğunu, mevcut duruma itibar etmemeleri gerektiğini yazıyoruz. Hatta hâlâ rehavet içinde her şey yolunda mesajı vermeye çalışıyorlar. Ya gaflet içindeler, ya da hıyanet. Türkiye ekonomisi 2003-2007 arası olağanüstü şanslı bir dönem yaşadı. Dünyada likidite olağanüstü boldu. Türkiye de, AB gazıyla, bundan fazlasıyla nasibini aldı. Rakamları verelim; bu dönemde Türkiye’ye 56.5 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye, 42.1 milyar dolar sıcak para diye bilenen portföy yatırımı geldi. Bankalar bu dönemde yurtdışından 35.8 milyar dolarlık kredi buldu. Diğer özel kesim ise aynı dönemde 78.5 milyar dolarlık kredi olanağı elde etti. (Gerçi kredi rakamlarına özelleştirme ve satın almaların finansmanı da dahil.) Rakamları alt alta toplarsak ekonomiye tam 223 milyar dolar para girdiği görülüyor. Tabii bu paradan dış açık verdik, borç ödedik, dışarıya para kaçtı, vs. ama giren paranın cesametini ve dünyadaki likidite bolluğunu görmek açısından bu son derece önemli. Şimdi Türkiye ekonomisi kendisini etkileyebilecek üç etmenin arasında sıkışmış görünüyor. Birincisi, dünyada ekonomik gelişmeler Türkiye’nin aleyhine. ABD ekonomisinin kalıcı ve uzun bir durgunluğa girdiği anlaşılıyor. Yani Türkiye Batı finans merkezlerinden finans bulmakta da zorlanacak, ihracat yapmakta da. İkincisi, Türkiye’deki siyasal gelişmeler Türkiye ekonomisinin aleyhine. İktidar partisinin kapatılması davası son derece önemli.. Kaldı ki başkaca can sıkan gelişmeler, gerginlikler gözleniyor. Üçüncüsü, Türkiye’de makroekonomik yapı hiç de sanıldığı gibi sağlam değil. Rekor düzeyde bir cari açık var ve artan petrol fiyatlarıyla bu daha da tırmanacak. Eh geriye ne kaldı ki? Bol miktarda “Bize bir şey olmaz ağabeycim” muhabbeti! Bakanlar sık sık mikrofonlar önüne çıkıp bunu anlatıyor. Hani Karadenizli adamın sık sık Rus hayat kadınlarla beraber olması karşısında gazetecinin “AIDS hastalığından korkmuyor musun?” diye sorması üzerine, “Bize bir şey olmaz ağabeycim, biz hamsi yiyoruz” demesi gibi.
hgunes@milliyet.com.tr Krugman: ABD’de resesyon iki yıl sürer
Ünlü ekonomist Paul Krugman, ABD ekonomisinin durgunluğa girdiğini ve bu durumun 2010 yılının ortasında kadar süreceğini öngördü. Krugman, ABD ekonomisinde iyi giden tek şeyin zayıf dolar olduğunu belirtti.
NTV-MSNBC, CNBC-E, 28.03.2008
İSTANBUL - ABD’li finans dergisi Fortune’a konuşan ünlü ekonomist Paul Krugman, ABD’de yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Durgunluktan tamamen çıkabilmek için iş gücü piyasasının toparlanması gerektiğini belirten Krugman, Ocak 2008’de resesyonun başladığını ve Temmuz 2010’a kadar devam edeceğini öngördü.
2008 sonuna kadar borcu, değerini aşan konut sayısının 20 milyona çıkacağını belirten Krugman, krizin sektörde beklentilerin çok ötesinde, 6 ila 7 trilyon dolarlık sermayeyi eriteceğini ifade etti.
Krugman, subprime krizinin başka yerlere de yayılmaya başladığını ve bundan sonraki sıkıntının ticari gayrimenkul alanında meydana geleceğini ifade etti.
FAİZ YÜZDE 0’A BİLE İNSE İŞE YARAMAYABİLİR Krugman, ABD hükümeti ve Fed’in önlemlerine de değindi. Başkan Bush’un ekonomiyi kurtarma planını pek yerinde bulmadığını belirten ünlü ekonomist, paranın büyük kısmının mali zorluk yaşamayan kesime gittiğine işaret etti. Krugman, Fed’in 200 milyar dolarlık likidite desteğinin emlak sektörünün toplam büyüklüğü ile karşılaştırıldığında son derece küçük kaldığına dikkat çekti. Ekonomide belirsizliğin yüksek olduğunu vurgulayan Krugman Fed’in ekonomiye destek olmak için faizleri yüzde sıfıra bile indirebileceğini ancak bunun bile işe yaramama ihtimali olduğunu belirtti.
Libor ile ABD hazine tahvilleri arasındaki faiz makasının açılmasının kendisini en çok kaygılandıran konuların başında geldiğini söyleyen Krugman, bu durumun bankalar arasındaki güvenin yok olduğu anlamına geldiği tespitinde bulundu.
İYİ GİDEN TEK ŞEY DOLARIN ZAYIFLAMASI Krugman’ın dolarda yaşanan değer kaybından memnun olması dikkat çekti. “Şu an ABD ekonomisinde iyi giden tek şey doların zayıflaması” diyen ünlü ekonomist, bu sayede ABD’nin ihracatının artacağını ve büyümenin hız kazanacağını öngördü.
3月27日 TCMB
21.03.2008
TARİH TOPLAM TÜKETİCİ KREDİ KARTI TAKSİTLİ TAKSİTSİZ
12-05-2006 56668972.00000 38140885.00000 18528087.00000 6731395.00000 11421002.00000 19-05-2006 57499115.00000 38750145.00000 18748970.00000 6865269.00000 11487754.00000 26-05-2006 58398484.00000 39789682.00000 18608802.00000 6868208.00000 11330972.00000 02-06-2006 59901132.00000 40686394.00000 19214738.00000 7077622.00000 11696376.00000 09-06-2006 60403510.00000 41213608.00000 19189902.00000 7104036.00000 11663253.00000 16-06-2006 60817249.00000 41287485.00000 19529764.00000 7207263.00000 11913443.00000 23-06-2006 60786826.00000 41555275.00000 19231551.00000 7310288.00000 11503827.00000 30-06-2006 61872750.00000 42000309.00000 19872441.00000 7495320.00000 11929850.00000 07-07-2006 61950840.00000 42111323.00000 19839517.00000 7541881.00000 11860396.00000 14-07-2006 62386342.00000 42233217.00000 20153125.00000 7605171.00000 12126811.00000 21-07-2006 61793435.00000 42052279.00000 19741156.00000 7594186.00000 11724382.00000 28-07-2006 62323884.00000 42313037.00000 20010847.00000 7589284.00000 11975243.00000 04-08-2006 62756779.00000 42465930.00000 20290849.00000 7722187.00000 12134601.00000 11-08-2006 63007524.00000 42624892.00000 20382632.00000 7758499.00000 12183565.00000 18-08-2006 62782823.00000 42474546.00000 20308277.00000 7743506.00000 12131961.00000 25-08-2006 62745831.00000 42617336.00000 20128495.00000 7747372.00000 11935660.00000 01-09-2006 63444765.00000 42744188.00000 20700577.00000 7871301.00000 12372696.00000 08-09-2006 63538207.00000 42902497.00000 20635710.00000 7856308.00000 12327157.00000 15-09-2006 63878820.00000 42834910.00000 21043910.00000 7936305.00000 12673103.00000 22-09-2006 63585427.00000 43039191.00000 20546236.00000 7936159.00000 12157478.00000 29-09-2006 64001862.00000 43342356.00000 20659506.00000 8031919.00000 12137447.00000 06-10-2006 64165934.00000 43437891.00000 20728043.00000 8013030.00000 12238787.00000 13-10-2006 64441743.00000 43708559.00000 20733184.00000 8030885.00000 12253591.00000 20-10-2006 64292950.00000 43776720.00000 20516230.00000 8114855.00000 11938971.00000 27-10-2006 64834045.00000 43795265.00000 21038780.00000 8206316.00000 12350861.00000 03-11-2006 64975544.00000 43957402.00000 21018142.00000 8383881.00000 12145901.00000 10-11-2006 65056946.00000 44161470.00000 20895476.00000 8388391.00000 12035548.00000 17-11-2006 64998653.00000 44124081.00000 20874572.00000 8367123.00000 12042416.00000 24-11-2006 65148456.00000 44394457.00000 20753999.00000 8384706.00000 11900004.00000 01-12-2006 66074014.00000 44860967.00000 21213047.00000 8508755.00000 12210060.00000 08-12-2006 66202634.00000 45093447.00000 21109187.00000 8494493.00000 12140657.00000 15-12-2006 66591302.00000 45205386.00000 21385916.00000 8558131.00000 12379767.00000 22-12-2006 66619694.00000 45627537.00000 20992157.00000 8680771.00000 11844896.00000 29-12-2006 67812298.00000 46151088.00000 21661210.00000 9026454.00000 12152102.00000 05-01-2007 68174397.00000 46023583.00000 22150814.00000 9057343.00000 12590466.00000 12-01-2007 68012367.00000 46203073.00000 21809294.00000 8980655.00000 12373069.00000 19-01-2007 67772528.00000 46090787.00000 21681741.00000 9016410.00000 12220660.00000 26-01-2007 67649297.00000 46314954.00000 21334343.00000 8813938.00000 12016291.00000 02-02-2007 68332962.00000 46515126.00000 21817836.00000 8855736.00000 12437496.00000 09-02-2007 68362188.00000 46677109.00000 21685079.00000 8827611.00000 12350096.00000 16-02-2007 68922466.00000 46758982.00000 22163484.00000 8946603.00000 12723692.00000 23-02-2007 68502382.00000 46917673.00000 21584709.00000 8853426.00000 12240543.00000 02-03-2007 68989201.00000 47062603.00000 21926598.00000 8817975.00000 12569099.00000 09-03-2007 68991872.00000 47329290.00000 21662582.00000 8762974.00000 12378166.00000 16-03-2007 69116326.00000 47443914.00000 21672412.00000 8724241.00000 12450425.00000 23-03-2007 69226956.00000 47931003.00000 21295953.00000 8703752.00000 12077050.00000 30-03-2007 70342648.00000 48467419.00000 21875229.00000 8792366.00000 12525397.00000 06-04-2007 70370336.00000 48653753.00000 21716583.00000 8784589.00000 12389247.00000 13-04-2007 71180709.00000 48900605.00000 22280104.00000 8836260.00000 12911095.00000 20-04-2007 71274271.00000 49031025.00000 22243246.00000 8865673.00000 12837771.00000 27-04-2007 72292993.00000 49834246.00000 22458747.00000 8906691.00000 12995720.00000 04-05-2007 73351960.00000 50367838.00000 22984122.00000 8970590.00000 13419108.00000 11-05-2007 73596781.00000 50737434.00000 22859347.00000 8979692.00000 13312637.00000 18-05-2007 73670724.00000 50798306.00000 22872418.00000 9005482.00000 13312154.00000 25-05-2007 74073761.00000 51240488.00000 22833273.00000 9067578.00000 13172531.00000 01-06-2007 75360328.00000 51774018.00000 23586310.00000 9214891.00000 13750066.00000 08-06-2007 75522606.00000 51992670.00000 23529936.00000 9203008.00000 13700255.00000 15-06-2007 75830013.00000 52003229.00000 23826784.00000 9240413.00000 14008071.00000 22-06-2007 76497366.00000 52935354.00000 23562012.00000 9299502.00000 13651986.00000 29-06-2007 77564763.00000 53582046.00000 23982717.00000 9469326.00000 13847555.00000 06-07-2007 78117893.00000 53883303.00000 24234590.00000 9518083.00000 14082188.00000 13-07-2007 78734352.00000 54418213.00000 24316139.00000 9538865.00000 14160969.00000 20-07-2007 78471528.00000 54607479.00000 23864049.00000 9477897.00000 13771379.00000 27-07-2007 78875417.00000 55138424.00000 23736993.00000 9373246.00000 13736829.00000 03-08-2007 80125101.00000 55678284.00000 24446817.00000 9255433.00000 14537815.00000 10-08-2007 80666771.00000 56164311.00000 24502460.00000 9541098.00000 14316126.00000 17-08-2007 80799179.00000 56313588.00000 24485591.00000 9493381.00000 14358637.00000 24-08-2007 81180755.00000 56891435.00000 24289320.00000 9473708.00000 14179526.00000 31-08-2007 81907714.00000 57414337.00000 24493377.00000 9590354.00000 14219302.00000 07-09-2007 82617847.00000 57760471.00000 24857376.00000 9652542.00000 14547651.00000 14-09-2007 83182619.00000 58223117.00000 24959502.00000 9696974.00000 14630123.00000 21-09-2007 83167187.00000 58353575.00000 24813612.00000 9610988.00000 14576174.00000 28-09-2007 83732144.00000 59120617.00000 24611527.00000 9589672.00000 14363885.00000 05-10-2007 84177974.00000 59387487.00000 24790487.00000 9613570.00000 14523851.00000 12-10-2007 84931708.00000 59966042.00000 24965666.00000 9710368.00000 14615995.00000 19-10-2007 84963760.00000 60298420.00000 24665340.00000 9744638.00000 14265036.00000 26-10-2007 85523446.00000 60786432.00000 24737014.00000 9774489.00000 14298399.00000 02-11-2007 86782039.00000 61249087.00000 25532952.00000 9957452.00000 14848216.00000 09-11-2007 87268739.00000 61683763.00000 25584976.00000 9969359.00000 14920050.00000 16-11-2007 87941794.00000 61982115.00000 25959679.00000 10066426.00000 15218304.00000 23-11-2007 88139939.00000 62676603.00000 25463336.00000 10086835.00000 14695889.00000 30-11-2007 89543934.00000 63534421.00000 26009513.00000 10163181.00000 15123466.00000 07-12-2007 90121478.00000 63943048.00000 26178430.00000 10216289.00000 15288694.00000 14-12-2007 91015566.00000 64688302.00000 26327264.00000 10310483.00000 15362703.00000 21-12-2007 91162544.00000 64838037.00000 26324507.00000 10453663.00000 15224996.00000 28-12-2007 91944895.00000 65585611.00000 26359284.00000 10489862.00000 15221412.00000 04-01-2008 93033318.00000 65944672.00000 27088646.00000 10733358.00000 15695364.00000 11-01-2008 93456454.00000 66418326.00000 27038128.00000 10662927.00000 15739656.00000 18-01-2008 93308898.00000 66412074.00000 26896824.00000 10592442.00000 15677223.00000 25-01-2008 93717142.00000 66897086.00000 26820056.00000 10622949.00000 15552941.00000 01-02-2008 94911693.00000 67407523.00000 27504170.00000 10668307.00000 16163639.00000 08-02-2008 95233922.00000 67800062.00000 27433860.00000 10677038.00000 16093774.00000 15-02-2008 96005792.00000 67995750.00000 28010042.00000 10814087.00000 16547829.00000 22-02-2008 96066250.00000 68612342.00000 27453908.00000 10810650.00000 15974075.00000 29-02-2008 96896041.00000 69210396.00000 27685645.00000 10834788.00000 16158342.00000 07-03-2008 97364904.00000 69610591.00000 27754313.00000 10735692.00000 16325143.00000 14-03-2008 98255423.00000 70360629.00000 27894794.00000 10727986.00000 16515491.00000 21-03-2008 98237811.00000 70723305.00000 27514506.00000 10690924.00000 16126650.00000 SEÇİLEN SERİLERİN AÇIKLAMALARI ============================== TP.KM.J001: 1-TUKETICI KREDILERI VE KREDI KARTLARI TP.KM.J003: 3-TUKETICI KREDILERI YTL Not: 27.04.2007 Tarihinde gözlenen artış bir bankanın tüketici kredilerinin kapsamında yaptığı 442 442 BİN YTL tutarındaki değişiklikten kaynaklanmaktadır. TP.KM.J011: 5-KREDI KARTLARI (Bireysel+Kurumsal) TP.KM.J016: 6Aa-Taksitli TP.KM.J017: 6Ab-Taksitsiz
Home-Equity Loans May Be Next Round in Credit Crisis
CNBC, The New York Times, 27.03.2008
Little by little, millions of Americans surrendered equity in their homes in recent years. Lulled by good times, they borrowed — sometimes heavily — against the roofs over their heads.
Now the bill is coming due. As the housing market spirals downward, home equity loans, which turn home sweet home into cash sweet cash, are becoming the next flash point in the mortgage crisis.
Americans owe a staggering $1.1 trillion on home equity loans — and banks are increasingly worried they may not get some of that money back.
To get it, many lenders are taking the extraordinary step of preventing some people from selling their homes or refinancing their mortgages unless they pay off all or part of their home equity loans first. In the past, when home prices were not falling, lenders did not resort to these measures.
Such tactics are impeding efforts by policy makers to help struggling homeowners get easier terms on their mortgages and stem the rising tide of foreclosures. But at a time when each day seems to bring more bad news for the financial industry, lenders defend the hard-nosed maneuvers as a way to keep their own losses from deepening.
It is a remarkable turnabout for the many Americans who have come to regard a home as an A.T.M. with three bedrooms and 1.5 baths. When times were good, they borrowed against their homes to pay for all sorts of things, from new cars to college educations to a home theater.
Lenders also encouraged many aspiring homeowners to take out not one but two mortgages simultaneously — ordinary ones plus “piggyback” loans — to avoid putting any cash down.
The result is a nation that only half-owns its homes. While homeownership climbed to record heights in recent years, home equity — the value of the properties minus the mortgages against them — has fallen below 50 percent for the first time, according to the Federal Reserve.
Lenders holding first mortgages get first dibs on borrowers’ cash or on the homes should people fall behind on their payments. Banks that made home equity loans are second in line. This arrangement sometimes pits one lender against another.
When borrowers default on their mortgages, lenders foreclose and sell the homes to recoup their money. But when homes sell for less than the value of their mortgages and home equity loans — a situation known as a short sale — lenders with first liens must be compensated fully before holders of second or third liens get a dime.
In places like California, Nevada, Arizona and Florida, where home prices have fallen significantly, second-lien holders can be left with little or nothing once first mortgages are paid.
In December, 5.7 percent of home equity lines of credit were delinquent or in default, up from 4.5 percent in 2006, according to Moody’s Economy.com.
Lenders and investors who hold home equity loans are not giving up easily, however. Instead, they are opposing short sales. And some banks holding second liens are also opposing refinancings for first mortgages, a little-used power they have under the law, in an effort to force borrowers to pay down their loans.
“Acknowledging a loss is the most difficult thing to do,” said Micheal Thompson, the executive director of the Iowa Mediation Service, which has been working with delinquent borrowers and lenders. “You have to deal with the reality of what you are facing today.”
While he has been able to strike some deals, Mr. Thompson said that many mortgage companies he talks with refuse to compromise. Holders of second mortgages often agree to short sales and other changes only if first-lien holders pay them a small sum, say $10,000, or 10 percent, on a $100,000 debt.
Disagreements arise when the first and second liens are held by different banks or investors. If one lender holds both debts, it is in their interest to find a solution.
When deals cannot be worked out, second-lien holders can pursue the outstanding balance even after foreclosure, sometimes through collection agencies. The soured home equity debts can linger on credit records and make it harder for people to borrow in the future.
Experts say it is in everyone’s interest to settle these loans, but doing so is not always easy. Consider Randy and Dawn McLain of Phoenix. The couple decided to sell their home after falling behind on their first mortgage from Chase and a home equity line of credit from CitiFinancial last year, after Randy McLain retired because of a back injury. The couple owed $370,000 in total.
After three months, the couple found a buyer willing to pay about $300,000 for their home — a figure representing an 18 percent decline in the value of their home since January 2007, when they took out their home equity credit line. (Single-family home prices in Phoenix have fallen about 18 percent since the summer of 2006, according to the Standard & Poor’s Case-Shiller index.)
CitiFinancial, which was owed $95,500, rejected the offer because it would have paid off the first mortgage in full but would have left it with a mere $1,000, after fees and closing costs, on the credit line. The real estate agents who worked on the sale say that deal is still better than the one the lender would get if the home was foreclosed on and sold at an auction in a few months.
“If it goes into foreclosure, which it is very likely to do anyway, you wouldn’t get anything,” said J. D. Dougherty, a real estate agent who represented the buyer on the transaction.
Mark Rodgers, a spokesman for CitiFinancial, declined to comment on the McLains’ situation, citing privacy considerations.
“We strive to find solutions that are acceptable to the various parties involved,” he said but two lenders can “value the property differently.”
Other lenders like National City, the bank based in Cleveland, have blocked homeowners from refinancing first mortgages unless the borrowers pay off the second lien held by the bank first. But such tactics carry significant risk, said Michael Youngblood, a portfolio manager and analyst at Friedman, Billings, Ramsey, the securities firm. “It might also impel the borrower to file for bankruptcy,” and a judge could write down the value of the second mortgage, he said.
A spokeswoman for National City, Kristen Baird Adams, said the policy applied only to home equity loans originated by mortgage brokers.
Underscoring the difficulties likely to arise from home equity loans, a Democratic proposal in Congress to refinance troubled mortgages and provide them with government backing specifically excludes second liens. Lenders holding a second lien would be required to write off their debts before the first loan could be refinanced. That could leave out a significant number of loans, analysts say.
People with weak, or subprime, credit could be hurt the most. More than a third of all subprime loans made in 2006 had associated second-lien debt, up from 17 percent in 2000, according to Credit Suisse. And many people added second loans after taking out first mortgages, so it is impossible to say for certain how many homeowners have multiple liens on their properties.
“This is turning out to be a real impediment to solving this problem,” said Mark Zandi, chief economist at Economy.com, “at least, solving it quickly.”
Akaryakıt sektöründe denetim
Sabah, Anadolu Ajansı, 27.03.2008

Akaryakıt sektöründe başlatılan fiili envanter çalışmasının boyutları büyüyor.
Tüpraş ve Petkim de envanter çalışmasına dahil edilirken, mal hareketlerinin ardından sektördeki para hareketlerinin de mercek altına alınması kararlaştırıldı.
Maliye Bakanlığının Gümrük Müsteşarlığı ve diğer ilgili kuruluşlarla işbirliği yaparak dün başlattığı fiili envanter çalışmasında, halen 23 ilde faaliyet gösteren 100'e yakın akaryakıt şirketinin depolarında sayım yapılıyor.
Gelirler Kontrolörlerinin koordinasyonunda yaklaşık 750 denetim elemanının iştirak ettiği bu çalışmada, fiili envanter tespitinin yanı sıra depolama bölgesinde depolama lisansında yer alanlar dışında akaryakıt tankı bulunup bulunmadığı, depolarda ayrı bölme ve depolar arasında kaçak akaryakıt ikmaline işaret edecek tesisat ve vana gibi ekipman olup olmadığı da araştırılıyor.
İncelemeler sırasında depolama tesislerindeki her tanktan daha sonra ilgili kurumlarca analiz yapılmak üzere numune de alınıyor.
TÜPRAŞ'TA DA SAYIMA BAŞLANDI
Denetim elemanları, bugün de Tüpraş'a bağlı rafinerilerinde fiili envanter çalışması başlattı.
Aynı şekilde petro kimya tesisi olmasına karşın fiili envanterin Petkim'de de yapılması kararlaştırıldı. Ambarlı'daki Depolama Hizmetleri Limited Şirketi de envanter çalışması kapsamına alındı.Yetkililer, akaryakıt sektöründeki fiili envanter çalışması sırasında, dağıtım şirketlerinin depo olarak kullandıkları gemilerde de araştırma yapılacağını bildirdi.
Akaryakıt sektörünün ülke çapında fiili envanter çalışmasına tabi tutulduğuna dikkat çeken yetkililer, şu değerlendirmeyi yaptılar:''TBMM Araştırma Komisyonunun akaryakıt kaçakçılığının ekonomiye insan ve çevre sağlığına verdiği zararın araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla düzenlediği raporun ardından Başbakanlık Genelgesine istinaden Maliye Bakanlığında Akaryakıt Kaçakçılığı İle Mücadele Komisyonu oluşturuldu.
Bu kapsamda da eş zamanlı olarak 100'e yakın akaryakıt depolama lisansına sahip depoda fiili envanter çalışması başlatıldı. Bu çalışmayla, mal hareketleri kontrol ediliyor.
İkinci aşamada, işletmelerin nakit hareketlerine bakacağız. Parasal hareketler izlenecek. Nakit hareketleri nasıl düzenleniyor, paralar kimlerin üzerinden geliyor? Bunlar araştırılacak. Bu uzun soluklu bir çalışma olacak. Bu çalışmaların ardından da akaryakıt kaçakçılığının parasal akım şeması ortaya konacak.''
KAPSAMDAKİ FİRMALAR
Gelirler Kontrolörleri koordinatörlüğünde fiili envanter çalışması yürütülen bazı işletmeler şöyle:
-Toros Tarım San. Tic. -Bölünmez Petrolcülük -Denge Petrol -Termopet -Akpet -Çekisan Depolama hizmetleri -Mobil Oil T.A.Ş -Petrol Ofisi -Siyam Petrolcülük -Park Denizcilik ve Hopa Liman İşl. A.Ş -Altınbaş Petrol -Goldser Turizm Otelcilik ve Petrol San. -OPET -Birleşik Petrol A.Ş -Delta Petrol Ürünleri T.A.Ş -Eksim Dış Ticaret A.Ş -Ambarlı Depolama Hizmetledi Ltd. Şti. -BP -GS Petrol Ürünleri Tic. A.Ş -Total Oil Türkiye A.Ş -Damla Petrol -Enerji Petrol Ürünleri T.A.Ş -Kaleli Best Oil Petrolcülük -Pet-Line -TP Petrol Dağıtım -Tur Oil Depoculuk Petrolcülük -İzgin Depolama San. -Lukoil Eurasia Petrol A.Ş -Poliport Kimya San. T.A.Ş -Solventaş Teknik Depolama A.Ş -Turkuaz Petrol Ürünleri A.Ş -Yılport Konteyner Terminali ve Liman İşletmeleri A.Ş -Zülfikarlar Kimyevi Maddeler İthalat İhracat ve Depoculuk A.Ş -Garzan Petrol Nakliyat Kuyumculuk İth. İhr. -Balpet Petrol Ürünleri -Turkish Petroleum International Company Limited -Siyam Petrolcülük -Shell Turcas Petrol Sorun varlık fiyatlarının şişmesiyse çözüm enflasyon
Ercan Kumcu
Hürriyet, 27.03.2008 EKONOMİ ilginç bir uğraşı alanı. İlginç olmasının bir boyutu ekonomi hakkında kendine göre herkesin bir fikri olması. İyi ve kötünün durduğunuz yere göre farklı olması.
Borsa yükselirse, iyi. Çünkü, hisse senedine yatırım yapanların varlıkları artıyor. Ama, tükettiğiniz peynirin fiyatı artarsa, kötü. Çünkü, peynir tüketicileri aynı miktarda peynir tüketmek için daha fazla harcama yapmaları gerekiyor. Halbuki, her şey aynı kalırsa, peynir fiyatlarının artması peynir üreticileri için iyi. Onların kárları artacak.
HANGİ ENFLASYON?
Günlük hayatta, "enflasyon" denen kavram tüketilen mal ve hizmetlerin ortalama fiyatlarındaki artış olarak alınıyor. Dolayısıyla, enflasyon kötü bir şey. Çünkü, tüketiciler enflasyon arttıkça aynı gelirleriyle daha az mal ve hizmet alabiliyorlar. Halbuki, enflasyon genel bir kavram. Konut fiyatlarının ya da hisse senetlerinin fiyatlarının artması da enflasyon. Ama, konut ya da hisse senetleri fiyatlarının artması iyi bir şey. Bu varlıkların sahiplerinin servetleri daha da artmış oluyor.
Ekonomik dengeler göreli fiyatlar üzerine kurulur. Orta-uzun dönemde, ücretler, mal ve hizmet fiyatlarıyla varlık fiyatları arasında belli bir ilişki olması kaçınılmazdır. Diyelim ki, normal şartlarda on yıllık ücret gelirliyle bir ev alınabiliyorsa, birdenbire bir ev almak için otuz yıllık gelirinizi harcamak durumunda kalabilirsiniz. Ama, bu denge kalıcı olamaz. Bir süre içinde eski ilişkiye yakın bir yerde göreli fiyatlar yeniden oluşur. Teknoloji, verimlilik ve demografik değişim gibi dışsal etkenler göreli fiyat düzeylerini etkileyebilirler. Ama, değişme kısa sürede çok hızlı ve büyük boyutta olamaz.
Merkez bankaları, çok doğru olmayan bir yaklaşımla, genellikle mal ve hizmet fiyatlarındaki istikrara odaklanır. Varlık fiyatlarındaki artışa (enflasyona) önemli ölçüde kayırsız kalırlar. Son beş yıldır da küresel bazda bu olgu yaşandı. Mal ve hizmet fiyatları ve ücretlerde yaşanan göreli istikrara rağmen, varlık fiyatları baş döndürücü hızda yükseldi. Günlük hayatta kullandığımız "enflasyon" olgusu yaşanmadı, ama varlık fiyatlarında ciddi ölçüde enflasyon söz konusuydu. Varlıklarla mal ve hizmetler arasındaki göreli fiyatlar ciddi boyutlarda değişti.
YARININ SORUNU
Şimdi, kısa dönemli dinamikler değişti. Orta-uzun vadeli dinamiklerin daha baskın olduğu bir döneme girdik. Göreli fiyatların yeniden eski düzeylerine dönmesi söz konusu. Önümüzde iki olasılık var: ya mal ve hizmet fiyatlarıyla ücretler nominal olarak artıp varlık fiyatları aynı kalacak ve eskiden olduğu gibi on yıllık ücret gelirimizle yine aynı konutu alma durumuna geleceğiz ya da konut fiyatları düşüp mal ve hizmet fiyatlarındaki istikrarla on yıllık ücret gelirimiz aynı konutu almaya yetecek.
Amerika’da politika yapıcıları birinci seçeneği benimsediler. Konut fiyatlarının nominal olarak düşmesi yerine mal ve hizmet fiyatlarıyla ücretlerin nominal olarak artması tercih edildi. O nedenle, konut ve diğer varlık fiyatları düşmesin diye piyasaya para pompalanıyor. Pompalanan para ileride enflasyon yaratacak. Avrupa bu konuda henüz kesin kararını vermiş gibi görünmüyor.
Politikacılar açısından bu yöndeki seçim her zaman tercih edilir. Çünkü, enflasyon yarının sorunudur. Bugünün sorunu ise, varlık fiyatlarının nominal olarak düşmesiyle yaşanacak rahatsızlıktır. İleride, enflasyonun yeniden düşürülmesinin getireceği sorunlar bugün önemli değildir.
Sorun Amerika ile sınırlı kalsa, bizler için yine sorun yoktur. Ama, dünyanın belli başlı ekonomilerinde bozulan fiyat istikrarı bizim gibi ekonomileri de kaçınılmaz olarak olumsuz etkileyecektir.
|
|
|
Salih Neftçi
Star, 27.03.2008
|
|
Altın son aylarda birden ön plana çıktı. Elbette özellikle Türkiye gibi ülkelerde vatandaş her zaman altını önemli bir yatırım aracı olarak görmüş ve geleneksel olarak bu madene yakın ilgi duymuştur.
Ancak şu anda sözünü ettiğimiz durum altının geleneksel bir yatırım olmanın çok ötesinde hisse senedi ve döviz gibi düşünülen bir araca dönüşmüş olmasıdır.
Bunun arkasında da emtialara gelen yeni talepten tutun, Amerikan dolarının değer kaybına birçok neden var.
Altını bir çeşit döviz olarak düşünürseniz... Dolar düştükçe bu dövizin fiyatının yükselmesi de gayet doğal oluyor. Aynı Euro-dolar kuru gibi. Ama aynı zamanda altın bir maden, bir sınai ham madde de olduğundan emtia piyasalarındaki yükselişten de payını alıyor ve fiyatlar hızla yükseliyor.
Nitekim altının 1000 doları geçmesi burada psikolojik değeri olan önemli bir olay şeklinde yorumlandı.
Ve geçen hafta yaşananlarla da altın kredi krizindeki gelişmeleri de etkilemeye başladı.
Olanları anlatalım...
* * * Altındaki son hareketler kredi krizi ile ilgili.
Şöyle bir durum var.
Dikkat ederseniz arkasında paketlenmiş konut kredileri olan bonolar Amerika’da bankacılık sektörünün en önemli sorununa dönüşmüş durumda. Bu bonoların miktarı çok yüksek ve değeri de ciddi biçimde düşmüş. Bankaların bilançosunda duruyor. Ve bunları almak isteyen de yok.
Talep olmadan bu bonoları satmaya çalışmak demek bu çeşit bonolarda daha da büyük paralar kaybedilmesi demek.
Bu da büyük kurumları bile zora sokabilecek bir şey.
* * * İşte FED burada şöyle bir strateji izledi. Bankalara para verip bu bonoları kısa vadeli olarak aldı bilançosuna taşıdı. Bu 200 milyar tutarında bir işlem oluşturdu.
Daha sonra FED bilançosundaki Amerikan Hazine bonolarını verdi... Bunlara karşılık olarak yine konut kredili bonoları aldı. Bu da 200 milyar dolarlık yapıldı...
Ne var ki... Bu miktarlar büyük ama bankaların sorununu çözmesi için yeterli değil.
* * * İşte bu durumda bazı piyasa oyuncularından şöyle bir öneri geldi.
‘FED altın satsın...
...elde edeceği parayla da gidip konut kredili bono satın alsın.’
Böyle bir politika izlenmiş değil. Ama bunun dedikodusunun çıkması bile geçen hafta altının bir günde yüzde 10 gerilemesine neden oldu. Altın 1000 dolar civarından 900 dolara geriledi. Bu da petrol fiyatlarını hızla geriletti.
* * * FED böyle bir politika izler mi bilmiyoruz. Ama seçeneklerinden birisidir.
Elbette altın satmanın kısa vadeli etkileri altın fiyatları üzerinde olumsuz etki yapacak ama uzun vadede altın yine uzun vadeli trendler neyse onları izleyecektir.
Nitekim... 900 dolara geriledikten sonra dün altın yine 947 dolara yükselmişti.
Yine de... FED’in veya diğer merkez bankalarının elindeki altın satma seçeneği de unutulmamalı. Olacak demiyoruz... Ama bir seçenektir.
salih-neftci@sneftci.com
| |
Currencies at mercy of deficits
By Peter Garnham
The Financial Times, Mar 26, 2008
Turmoil on the world’s financial markets could further damage the currencies of countries which rely on capital inflows to fund their spending.
Since the start of the year, growing risk aversion has prompted investors to focus again on economic fundamentals and punish the currencies of countries that have high current account deficits.
The pressure has been particularly severe on debtor emerging market currencies, such as the South African rand and Turkish lira, and those of smaller, open economies that run high deficits like the Icelandic krona.
Paul Mackel at HSBC says currencies such as the rand, lira and krona are vulnerable to another rise in risk aversion such as that following Bear Stearns’ rescue.
He says: “These currencies tend to do well when risk appetite is improving. As soon as it loses some of its shine these currencies are picked off quickly”.
The South African rand has fallen nearly 18 per cent and the Turkish lira is down almost 6 per cent against the struggling dollar since the start of January.
Meanwhile, Iceland’s central bank raised interest rates on Tuesday to try to stem the fall of the Icelandic krona, down more than 20 per cent against the euro since January 1. The bank said the currency’s weakness had made it harder for the country to finance its current account deficit.
Other deficit currencies have also been hit, with the Hungarian forint losing 1.8 per cent against the euro so far this year and the Romanian leu falling 5 per cent.
Bilal Hafeez, global head of foreign exchange strategy at Deutsche Bank, says while all eyes are on the funding issues in the credit markets, the currency markets have similar concerns.
Before last summer, risk premiums in the financial markets had been on a clear downward trend since 2003, with volatility on the currency markets falling, risky assets outperforming and cross-border capital flows soaring.
This meant deficit nations found it relatively easy to secure foreign funding. However, since the first signs of the credit crisis emerged last summer, there has been a sharp slowdown in the pace of cross-border capital flows.
Mr Hafeez says the implication for currency markets is clear: “Countries that have large current account deficits require funding for those deficits.
“However, they can no longer rely on readily available cross-border capital flows as before, and so the currency will have to give way and weaken.”
Analysts say that as risk aversion increases and becomes a bigger driver of the market, the trend to reward current account surplus currencies relative to current account deficit currencies will intensify.
Themos Fiotakis at Goldman Sachs says: “We have long argued that in times of global turmoil suppliers of capital are poised to outperform countries in need of capital.
“However, it is only since January 2008 that we have seen the current account theme really gain momentum in the FX market.”
He says the strong recent performance of surplus currencies such as the Taiwanese dollar, the Malaysian ringgit and the Singapore dollar can be partly linked to this trend, while the underperformance of such currencies as the Turkish lira, the South African rand and the Hungarian forint confirm the theme.
Analysts say this theme has gained traction among leading currencies. The yen and the Swiss franc, which both run healthy current account surpluses, have both risen more than 10 per cent against the dollar so far this year.
Meanwhile, the pound, Australian dollar and New Zealand dollar, which all sport sizeable deficits, dropped sharply as funding issues came to the fore last week as credit markets wobbled.
Mr Mackel said the pound could be vulnerable to the release of UK fourth quarter current account figures this Friday, especially given the fact the deficit hit a 30-year high in the third quarter.
He says: “If the current account disappoints again, the risk premium on holding sterling will rise”. 3月25日 Musa Kart
Cumhuriyet, 25.03.2008
Aman ha!
Yılmaz Özdil
Hürriyet, 25.03.2008 İSTİHBARATI, ABD’ye bağladık.
Ekonomiyi, IMF’ye.
Yasaları, AB’ye.
Telefonu, Arap’a verdik.
Cep, İngiliz’in.
Öbür cep, Lübnanlının.
Bi limanı, İsrailliye sattık.
Bi limanı, Hong Kongluya.
Garaj, Dubailinin.
Araç muayeneye, Alman bakıyor.
Petkim’i Kazak aldı.
Kazak’ı bi çıkardık...
Fanila Ermeni!
Sigorta, Fransız’ın.
Çimento fabrikaları da...
Rakı, Amerikalının.
Sigara, British-American.
Banka, Yunanlının.
Öteki, Hollandalının.
İtalyan var.
Belçikalı var.
Rus var.
Televizyon, Amerikalının.
Radyo, Kanadalının.
*
90 metrekarelik kooperatif evinden, sabahın köründe polis zoruyla alınan, 83 yaşındaki İlhan Selçuk’a "yurtdışına çıkış yasağı" getirildi bu arada.
*
Aman dikkat edin ha!
İlhan Selçuk yabancıya mabancıya gider... Biteriz.
|