m. mucahid 的个人资料Mucahid Akinci'nin Ev Sa...照片日志列表 工具 帮助
5月31日

Ebe Doğuma Girdi

Daha en kötüyü görmedik

Haluk Bürümcekçi

Referans, 27.05.2008

Emtia fiyatları kaynaklı arz şokunun ulaştığı nokta merkez bankalarının tolere edebileceği boyutları aşmıştır. Ne yazık ki, Türkiye, gıda ve enerjiyle ilişkili harcamaların TÜFE içindeki yüksek ağırlığı gibi nedenlerle bu eğilimden olumsuz etkilenecek ülkelerin başında geliyor.

 

Emtia fiyatlarındaki durmak bilmeyen artışın niteliklerini, daha genele yayılmış, fiyat artışı olarak geçmiş ortalamaların üzerinde ve kalıcı fiyat artışı döneminin daha uzun sürdüğü şeklinde saptamış ve Türkiye'ye etkilerine bakma sözü vermiştik. Bu doğrultuda, enflasyon ve cari açık üzerindeki olası yansımalara aşağıda değinmekteyiz. Böylesi bir emtia şokunun genel enflasyon (TÜFE) üzerindeki yansımaları ileriye yönelik beklentileri bozarak enflasyonun temel eğilimini olumsuz etkileme potansiyeline sahiptir.

Nisan sonunda yıllık artışı yüzde 9,7 seviyesinde olan Tüketici Fiyat Endeksi'nin (TÜFE) 6 puandan fazlası gıda ve enerji fiyatlarından kaynaklanmıştır. Türkiye'de gıdanın TÜFE üzerindeki etkisi ağırlıkların bilinmesi nedeniyle daha net olarak izlenebilmektedir. Buna karşılık petrolün doğrudan ve birincil dolaylı etkileri daha karanlıkta kalmaktadır.

 

Petrol TÜFE için risk

Petrol fiyatlarının Merkez Bankası'nın kötümser senaryosuna doğru hareketlendiği bugünlerde, buradaki risklere değinmek faydalı olacaktır. Hesaplamalarımıza göre, doğrudan etki diyebileceğimiz akaryakıt fiyatlarının Tüketici Fiyatları Endeksi içindeki ağırlığı yüzde 4'e yakındır. Bir kısmı idari kararlara bağlı olan birincil dolaylı etkilerin (elektrik, doğalgaz, ulaştırma v.b) ağırlığı ise yüzde 10'a yakındır. Ancak bu kısımdaki yansıma birebir olmayacağı gibi zamana yayılarak da gerçekleşebilir. Dolayısı ile, fiyatlama davranışı açısından en kötü durumda buna karşılık YTL'de belirgin bir değişim gözlenmemesi şartıyla, petrol fiyatlarında bir yıllık dönemde görülen yüzde 10'luk artışın yıllık TÜFE'ye etkisinin (doğrudan ve dolaylı) 1,3-1,4 puan düzeyinde olduğu söylenebilir.

Merkez Bankası, 2008 yılı petrol fiyatı beklentisini 85 dolardan 105 dolara çıkarmış ve buradan TÜFE'ye gelecek katkının 0.9 puan olacağını söylemiştir. Petrol fiyatı varsayımıyla yıllık artışın yüzde 15'den fazla olacağı düşünüldüğünde Banka'nın sadece doğrudan etkileri dikkate aldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, petrol fiyatları yeni varsayımın bile 30 dolar üzerinde seyretmeye başlamıştır. Bu ise, Merkez Bankası'nın yeni yıl sonu Tüketici Fiyatları Endeksi tahmini (yüzde 9,3) açısından önemli bir risktir.   

 

Cari açık 18 milyar $ artar

Petrol fiyatlarındaki durmak bilmeyen artışın cari dengeye etkisine gelince, petrol fiyatlarının doğalgaz fiyatlarına 6-9 ay gecikme ile yansıyacağı varsayıldığında, petrol fiyatlarındaki 1 dolarlık fiyat artışının cari açığı 400 milyon dolar yükselteceği söylenebilmektedir. Bir diğer deyişle, 10 dolarlık bir fiyat artışı cari dengeyi GSYH'ya oranla 0.5 puan yukarı çekmektedir. Bu durumda, 2007'yi ortalama 73 dolar seviyesinde bitiren ham petrol bu yılın kalanında, bugünlerdeki 130 dolar seviyesinde devam eder ve yıllık ortalama olarak 120 dolar seviyesinde tamamlarsa, diğer şartlar aynı kalmak üzere bunun 2008 yılı cari açığını 18.8 milyar dolar artışla 52.7 milyar dolara, Gayrisafi Yurtiçi Hasıla'ya (GSYH) oranını ise 1.8 puan artışla yüzde 7'ye çıkarması beklenebilir.

 

Temkinli olmak gerekiyor

Sonuç olarak, emtia fiyatları kaynaklı arz şokunun ulaştığı nokta merkez bankalarının tolere edebileceği boyutları aşmıştır. Bu fiyat patlamasının öncekilere göre farklı nitelikler göstermesi belirsizliği artırmakta ve daha temkinli yaklaşmayı gerektirmektedir. Ne yazık ki, Türkiye, enerji ithalatçısı olması ile gıda ve enerjiyle ilişkili harcamaların Tüketici Fiyatları Endeksi'ndeki içindeki yüksek ağırlığı gibi nedenlerle artık daha kalıcı olacağı düşünülen bu eğilimden olumsuz etkilenecek ülkelerin başında gelirken, özellikle petrol fiyatlarının bugünlerde bulunduğu seviyeyi koruması durumunda enflasyon ve cari açık en kötü beklentilerin bile üzerinde gerçekleşebilecektir.

 

New World Order

Dünyayı akıllılar ve ahlaklılar yönetmelidir

Ege Cansen
Hürriyet, 31.05.2008
BU fikir doğru değil mi? Zaten siz de böyle düşünmüyor musunuz? Öyleyse bu önerinin hayata geçirilmesi için önce birkaç meseleye çözüm üretelim.

1. Kimlerin akıllı ve ahlaklı olduğuna, güçlü olanlar karar verecektir.

2. Akıllı bir toplum olmanın göstergesi de zaten güçlü olmaktır. Bir milletin rütbe-i aklı, sanata, fenne ve bilime yaptığı katkıyla ölçülür.

3.Aklın ve ahlakın şaşmaz göstergesi, ülkenin imar ve trafik düzenidir. Teknolojik üstünlük ve yüksek milli gelir düzeyine ulaşmış olmak bunu izler. Petrol zengini ülkeleri ayrıca değerlendirmek gerekir.

4.Akıllı ve ahlaklı olanların dünyayı yönetmesine karşı çıkacaklara, "önce etmeli tekdir, tekdirle uslanmayanın hakkı kötektir" yöntemi uygulanacaktır.

Yukarıda yazılanlar bugün dünyada geçerli olan düzendir. Buna "Yeni Dünya Düzeni" veya İngilizce olarak "New World Order" diyebilirsiniz.

* * *

Müslüman bir gezgin dünyayı dolaşıp şöyle demiş: "Diyarı küfrü gezdim; káşaneler, beldeler gördüm; Diyarı İslám’ı dolaştım; harabeler, viraneler gördüm". Şüphe yok aynı tabloyu Hıristiyan gezginciler de görmüş ve kendi toplumlarına izlenimlerini aktarmıştır. Peki, eyleme dönük olarak bu tablodan kim, ne sonuç çıkarmıştır? Müslüman ülkelerin yöneticileri ve özellikle savaş kaybeden komutanları "Mademki onlar bizden ileri gitmişler ve savaşlarda bizi yenmişler, öyleyse biz değişip, onlara benzeyelim" demiştir. İşte Türkiye’de 250 yıldır süre giden Batılaşma akımının ve onun yarattığı "imam, öğretmeni yendi" şeklinde sonucu ilan edilen kültürel çatışmanın kaynağı budur. Aynı tablodan Hıristiyan Batı insanının çıkardığı hüküm ise "mademki biz daha akıllı ve ahlaklıyız, öyleyse dünyayı biz yönetelim" olmuştur. Hatta buna "Dünyayı yönetmek, Tanrının bize verdiği bir görevdir" bu bizim yeryüzüne yollanış misyonumuzdur demişlerdir. Emperyalizmin ahlaki dayanağı da budur.

* * *

Gelelim günümüzün anlaşılması hiç de zor olmayan çelişkisine. Nasıl oluyor da Batılılar, kendilerine en çok benzeyen ulusal laikleri değil de, "medeniyet çatışmasına" girdikleri İslamcıların partisi olan AKP’yi destekliyor? Cevap çok basittir. Çünkü onların amacı dünyayı yönetmektir. Buna Türkiye de dáhildir. Yabancı ülkelerini yönetebilmek için yerli bir ortağa ihtiyaç vardır. Batılılar, önceleri yerli ortak olarak bu ülkenin laiklerini seçmişlerdi. Çünkü Doğulu láikler, Batılıların "iyi, güzel, doğru" tanımını (değer sistemini) benimsemişti. Ancak, Doğulu láikler Batılaştıkça, kendi toplumlarından uzaklaştılar. Laiklerin, seçimle iktidara gelip, Batı’nın "yerel yönetim ortağı" olma şansı kalmadı. Bunun üzerine Batı, ülkesinde borusu öten ve kendileriyle işbirliğine hevesli yeni bir yerel ortak aramaya başladı. Batı düşmanı "Milli Görüş" ten uzaklaştığını ilan eden AKP’nin Batı’da "en fazla himayeye mazhar" siyasi parti kabul edilmesinin sebebi budur. Aynı Batılı, Avrupa’da yaşayan "cami cemaati tipik AKP"liden ise hiç hazzetmiyor. Orada tersine laiklerle dost oluyor. AKP dışardan Batı’ya yaklaştıkça, AKP’li içerden Batı’dan uzaklaşıyor.

Son Söz: Göze girmek için çırpınan, birden gözden düşebilir.

Tanrısızcin

Gafilcan...


Yılmaz Özdil
Hürriyet, 31.05.2008


Ali Babacan haklı.

Bu ülkede Müslümanlar sıkıntıda.


*

Mesela, türban takmıyorsan, seni Müslüman’dan saymıyorlar...

Daha nasıl sıkıntı olsun?

*

Yalan söylüyor musun? Hayır.

Rüşvet alıyor musun? Hayır.

Ahalinin kıçında don yokken, sen parmağına kuru soğan büyüklüğünde, 70 milyar liralık yüzük takıyor musun? Hayır.

Vatanı sattın mı? Hayır.

Bırak şimdi bunları...

- Türban var mı, türban?

- Yok.

- Olmadı ki...

*

Normal insan evladı gibi flört edersen, bu ülkenin Diyanet’i seni "zina" yapmakla suçluyor... Ama, "dindarım" ayaklarıyla, 9 yaşındaki kızı koynuna alırsan, çıt çıkarmıyor! Üç eşin, dört eşin varsa, normal... Tek eşin varsa, "kerhaneci" diyorlar... "Dini nikáh"ımızı "prezervatif" haline getirdiler... Takıyorsun, her türlü rezilliği yapabilme özgürlüğüne kavuşuyorsun!

*

"Ruhban sınıfı yok" diye gurur duyardık... İmam olmayana su yok! Takkeli, takunyalı cahil cühelanın "kanaat önderi" diye, eli ayağı öpülüyor. Camilere tezgáh açıp, "zihin makinesi icat ettik" diye para tokatlıyorlar. Devleti yönetenler, "Davul Tozu Minare Gölgesi Holding"lerin açılışlarını yapıyor. "Faiz haram"sa... Dünyanın en yüksek faizi nerede?

*

Ali Babacan haklı.

"Samimi" Müslümansan eğer, şu anda dünyada dinimiz adına daha büyük sıkıntının yaşandığı bir ülke yok.

Özyunanlı

Koç: Global dalgaya rağmen para kasamıza girdi Migros’u devrettik

 
Hürriyet, 31.05.2008
Koç Holding CEO’su Bülent Bulgurlu, global dalgalanma ve belirsizlik ortamında dahi Koç Holding’in daha önce öngördüğü zaman zarfında ve tatmin edici bir bedelle Migros’un satışını tamamlamalarının, kendileri için büyük bir başarı olduğunu bildirdi.

Koç Holding’ten yapılan açıklamada, holdingin 13 Şubat 2008’de imzaladığı satış anlaşması doğrultusunda, Migros’taki yüzde 50.83 nispetindeki Koç Holding hissesinin 30 Mayıs 2008 itibariyle BC Partners’ın kontrolündeki Moonlight Capital S.A.’ya satışını başarıyla tamamladığı belirtildi. Açıklamaya göre, söz konusu anlaşmanın imza tarihinde 20 milyon YTL alan Koç Holding, Migros tarafından ödenen nakit temettü 54 milyon YTL düşüldükten sonraki bakiye 1.904 milyon YTL’yi de almış oldu.

Dalgaya rağmen

Bulgurlu, içinde bulunulan global dalgalanma ve belirsizlik ortamında dahi zamanda ve tatmin edici bir bedelle Migros’un satışını tamamlamalarının, kendileri için büyük bir başarı olduğunu; bu satışın yabancı yatırımcıların Türkiye piyasalarına ve potansiyeline olan güveninin de önemli bir göstergesi olarak addedilebileceğini vurguladı. Bulgurlu, Migros hisse satışının tamamlanmasıyla Koç Holding’in net nakit pozisyonunun önemli derecede güçlendirdiğini ve odaklandıkları dört ana sektörde yapacakları yeni yatırımlarla Türkiye’de ve dünyada büyümeye hızla devam edeceklerini kaydetti.

Daha da güçlendik

Bulgurlu, son yıllarda yaptıkları güçlü şirket alım ve satışları sonrası izlemekte oldukları odaklı büyüme stratejisi doğrultusunda hem daha kárlı hem de piyasa dalgalanmalarına karşı çok daha güçlü bir portföy yapısına ulaştıklarını ve bundan böyle de ana hedeflerinin, kárlılıklarındaki istikrarlı artış ile paydaşlarına en yüksek katma değeri yaratmak olduğunu dile getirdi. Bulgurlu, Türkiye’deki yatırımlarına hız kesmeden devam edeceklerini vurgularken, bu kapsamda, enerji alanında önemli yatırımlara imza atacaklarını, bankacılıkta şube ağlarını genişletmeye yönelik yatırımlarına hız verdiklerini, otomotivde ise Türkiye’yi her geçen gün daha güçlü bir küresel üretim ve ihracat merkezi haline getirmek için çalışmalarını sürdürdüklerini kaydetti.

Özaydınlı: Tekrar Migros’un dümenine geçmek çok güzel

BC Partners’ın ortağı Nikos Stathopoulos, "BC Partners için yeni bir pazarda ve zorlu kredi piyasası koşullarında böyle büyük ve kompleks bir işlemi sonuçlandırdığımızdan memnuniyet duyuyoruz. Yönetim Kurulu Başkanı Bülend Özaydınlı’nın liderliğinde, şirketin başarılarını daha da ileriye taşıyacak Migros yönetim takımı ve 15.000 çalışanla birlikte olmaktan gurur duyuyoruz" dedi. BC Partners’ın diğer ortağı Francesco Conte, "Migros, pazar pozisyonu açısından çok önemli bir yatırım fırsatı, güçlü, güvenilir bir marka, çok formatlı stratejiye ve tüm Türkiye’de yaygın mağaza ağına sahip bulunuyor. Türk ekonomisinin pozitif dinamikleri ve gelişen demografik eğilimlerin oluşturduğu ortamda, ülkenin hızlı büyüyen organize perakende pazarından büyük pay almak için Migros ideal pozisyonda bulunuyor" dedi. Migros Yönetim Kurulu Başkanı Bülend Özaydınlı, "Yaklaşık son 20 yıldır büyümede çok önemli başarı hikayesi yazan Migros’un dümeninde tekrar olmaktan kişisel olarak memnuniyet duyuyorum. Şirketin birinci sınıf yönetim kadrosu, 15.000 seçkin ve güçlü çalışanı ve yeni sahibi BC Partners’ın güçlü desteği ile hızlı büyümenin devam edeceğine ve dünya klasmanında bir şirket olacağımıza inancım tamdır" dedi.

5月30日

Kanlı Bakla

Kredi kartı yasaklansa dünyanın sonu olmaz

 
Hürriyet, 30.05.2008
Bankalar Birliği Başkanı Ersin Özince, kredi kartı faizlerine üst sınır istenmesinin serbest piyasa açısından gereksiz olacağını söylerken, "Türkiye’de kredi kartları yasaklansa da, ticari sonuçları olur ama dünyanın sonu olmaz" diye konuştu.

TÜRKİYE Bankalar Birliği’nin dün yapılan genel kurulunda, konuşmalar genel olarak ekonomi ve finansal piyasaların geleceği üzerine yapılsa da gündem yine, kredi kartı faiz oranlarına getirilmek istenen sınırlama oldu. Bankacıların ortak beklentisi "böyle bir teklifin kabul edilmeyeceği" yönünde olurken, Bankalar Birliği Başkanı Ersin Özince, bunun dünyanın sonu olmayacağını söyledi.

Gerekli olmayan bir düzenleme

Bankalar Birliği Başkanlığı’nı bir dönem daha sürdürmesine kesin gözüyle bakılan İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, genel kurul sırasında gazetecilerin faize yönelik çalışmalara ilişkin sorularına şu yanıtı verdi: "Şöyle kötü olur, böyle kötü olur diye düşünmeye hiç gerek yok, hiç bir şey olmaz. Yani dünyanın sonu olmaz. Kredi kartları Türkiye’de yasaklansa da hiç bir şey olmaz. Ticari sonuçları olur ama dünyanın sonu olmaz. Ama şu önemli bir problem olur, Türkiye Cumhuriyeti’nde serbest piyasa ekonomisiyle ilgili gerekli olmayan bir düzenleme yapılmış olur kaygısındayım. Ama onun gerekli olup olmadığına da benim kanaatim değil TBMM karar verir."

Reel faiz azalsa iyi olur

Özince, "Bu işlerin çaresi rekabettir" diyerek sözlerine şöyle devam etti: "Bu nedenle rekabete imkan tanınması ve rekabette de en kaliteli hizmeti en ucuza almaya gayret edilmesi gerekir. Ana görüşümüz serbest piyasa mantığı ile uyumlu olmayan her türlü düşünce ve aksiyonu değerlendirmek. Bankacılık alanındaki ve ticaretle ilgili düzenlemelerin serbest piyasa ekonomisine uygun olmasını istiyoruz. Bu arada faiz oranlarının ülkemizde düşmesi yani reel faizin azalması iyi olacaktır. Kredi kartı faizleri de bu kapsamda düşerse iyi olur ama bu iyilik mutlaka serbest piyasada olan gelişmelerle ortaya çıkmalıdır."

Kanun normalleşmeli

Bankacılık kanununun son gelişmelere cevap verecek ve rekabeti artıracak şekilde güncellenerek "normalleştirilmesi" taleplerini dile getiren Özince, konuşmasında şu noktalara dikkat çekti. "Ülkemizde bazı düzenleme ve uygulamalar finansal sektörün büyümesini maalesef desteklemiyor. Bu olumsuzluklar büyümeyi sınırlandırıyor, ürün çeşitlemesini engelliyor ve risk yönetimini zorlaştırıyor. Türkiye’deki bankaların yurtdışındaki bankalar karşısında rekabet gücünü zayıflatıyor. Bu nedenle Bankacılık Kanunu’nun hukukuk ve ekonominin temel ilkeleri, uluslararası uygulamalar ve yeniden yapılanması sonraki gelişmeler doğrultusunda normalleşmesini talep ediyoruz."

Yerli-yabancı ayrımı kalktı, yönetim aktife göre oluştu

BANKALAR Birliği’nde yerli-yabancı banka ayrımının ortadan kaldıran düzenlemenin ardından yapılan ilk genel kurulda, yeni yönetim aktif büyüklüğe göre belirlendi. Eski düzenlemede yabancı bankalar arasından sadece 1 üye yönetime girebilirken, yeni yönetimde Denizbank ve Oyakbank birlikte yer aldı. 51’inci genel kurul sonuçlarına göre birliğin yeni yönetimi şöyle belirlendi: "Mevduat bankaları içinden bilançolarına göre aktif toplamları en büyük ilk 10 banka arasından Akbank, Denizbank, Ziraat Bankası, Garanti Bankası, Halkbank, İş Bankası, Vakıfbank ve Yapı Kredi Bankası. Ardından gelen 8 banka arasından Oyakbank, Şekerbank ve Türk Ekonomi Bankası. Bunları izleyen bankalar arasından Turkish Bank. Kalkınma ve yatırım bankalarını temsilen de Türk Eximbank."

Ekren İyimaya ile görüşecek

DEVLET Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, kredi kartı faizine bir üst sınır getirilmesi talebine yönelik soruları yanıtlarken, "BDDK Başkanı bu konuda bir açıklama yaptı. Ben de Ahmet İyimaya ile döndüğümde görüşeceğim. O konudaki tercih önceliklerimizi belirlemiş olacağız" diye konuştu.

Teklifimi geri çekmem

KREDİ kartlarının faizine üst sınır getirilmesine ilişkin teklifi Meclis’e sunan Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya, "Yasa teklifinin geri çekilmesi söz konusu değil" dedi. Hesap Uzmanları Kurulu’nun düzenlediği panelde gazetecilerin sorularını yanıtlayan İyimaya, "İzlenen süreçte tasarı değerlendirilecek. Teklif muhtemelen (Meclis’te) haziranda olmasa bile, eylülde tartışılır" dedi.

Tüketici bu parayı nasılsa ödeyecek bunu bilsin

SANAYİ ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, kredi kartı faizlerine yasa ile ilgili düzenleme getirilmesine karşı çıkarken, tüketicinin bilinçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Çağlayan, şu değerlendirmeyi yaptı: "Kredi kartlarına serbest piyasa kuralların hakim olduğu ekonomide bu tür sınırlama getirmek doğru değil. Bunu 27 yıldır sanayicilik yapmış biri olarak söylüyorum. Bu konuda bir sınırlama bir kısıtlama yapılması serbest piyasa kuralları ile bağdaşmaz. Ancak şunu da ifade edeyim tüketici haklarının korunması noktasında çok yönlü gayret içindeyiz. Bakanlık olarak bir yasa tasarısı hazırlığı içindeyiz. 70 milyon insanın tüketici olduğunu kabul ederek tabi ki de tüketicilerimizi de korumak zorundayız. Bir diğer konuda burada kredi kartı kullananların mutlak suretle bilinçlendirilmesi. Tüketicilerin zamanı geldiğinde söz konusu parayı ödeyeceklerini bilincinde olmaları çok önemli."

Var Mısın Yok Musun

Kredi kartında sorun ‘ödeyememe’

Güngör Uras

Milliyet, 30.05.2008

Kredi kartında sorun faiz sorunu değil, kredi kartı kullananların borçlarını ödeyememeleri sorunudur.
Kredi kartı borcunu vaktinde ödeyenlerin faiz sorunu yok. Kredi kartıyla yaptıkları harcamaları, bankadan gelen hesap özetine göre, bankanın belirlediği tarihte borçlarını ödediklerinde faiz vermiyorlar.
Dahası var. Başka ülkelerde olmayan bir uygulamayla, bankalar kredi kartı borçlarını taksitlendiriyor. Yapılan ödemenin türüne göre kart kullanana taksit imkânı sağlanıyor. Hatta bazı durumlarda taksit belli bir süre sonra başlıyor. Bu tür taksitleri de hesap özetinde yazılı tarihte ödeyenin faiz vermesi söz konusu değil.
Faiz, hesap özetiyle bildirilen ödemenin zamanında yapılmaması halinde başlıyor. Açık anlatımıyla, belirlenen günde ödeme yapılmadığında kart borcu banka kredisine dönüşüyor. Daha doğrusu, “cezalı krediye dönüşüyor”. Cezalı kredi (gecikme) faizi olduğu için de faiz, diğer işlemlerin faizinden yüksek oluyor. 

Kart, günü kurtarmaya yarıyor
Kredi kartı ödemesini zamanında kim yapamaz? Ödeme gücü olmayan yapamaz. Ödeme gücünün üzerinde harcama yapanlar, yüksek faiz yükünü bile bile çaresizlikten ödeme yapamaz.
Çaresizleri 2 gruba ayırmak gerekir. (1) Birinci gruptaki çaresizler, kendilerini kontrol edemediklerinden, başlarına geleceği düşünemediklerinden, imkânlarının üzerinde harcama yapanlardır. (2) İkinci gruptakiler ise mecburiyetten, çaresizlikten ayakta kalabilmek için kredi kartını bir borçlanma aracı olarak kullananlardır. Bir kredi kartı ile öbür kartın taksitini ödeyerek sonu felaket olan yola girmek zorunda kalanlardır. Şimdilerde insanların kredi kartı borçlarını neden ödeyemedikleri konusu üzerinde hiç durulmuyor da kredi kartında ödeme gecikmelerinde bankaların aldıkları yıllık faizin yüzde 50’lerden yüzde 25’lere nasıl çekileceği konuşuluyor.

Sorun çaresizlik
Faizin yüzde 50’lerden yüzde 25’lere “kanun zoruyla” indirilmesi kredi kartı kullananlardan “ödeme imkânına kavuşabileceklerin” yükünü hafifletebilir ama, kredi kartındaki temel sorunu çözemez. Tekrarda yarar var, temel sorun, insanların işin sonunu ve riski düşünmeden gelirlerinin üzerinde harcama yapmalarından ve daha da önemlisi, çaresizlik sonucu kredi kartını bir borçlanma fırsatı olarak sonuna kadar zorlamalarından kaynaklanmaktadır.
Ekonomide gelir dağılımının bozulması, alt ve hatta orta gelir grubundakilerin (işçinin, memurun, emeklinin ve işsizin) ekonomideki bozulmadan olumsuz etkilenmeleri, kredi kartlarını kullananların ödemeleri zamanında (veya hiçbir şekilde) yapamamaları sonucunu ortaya çıkarmıştır. Bu tabloda düzelme olmadan, faiz indirmekle kredi kartı sorunu çözülemez.
BDDK’nın verilerine göre, 2008 Mart ayı itibariyle toplam banka kredilerinin yüzde 32’sini tüketici kredileri ve kredi kartı alacakları oluşturmaktadır. Bankaların kredi kartı alacakları 28.8 milyar YTL ile toplam banka kredilerinin yüzde 9’u büyüklüğündedir.

guras@milliyet.com.tr

Taşımalı Bela

Carry Trade’e yüklenmek...    

Salih Neftçi

Star, 29.05.2008

Bu yazıyı Singapur’dan yazıyoruz. Bir günlük bir konferans için Singapur’a geldik. Bu aralar anormal yoğun diye tanımlayabileceğimiz bir Asya turunun son ayağı.

Singapur ciddi ülke... Büyüme hızı yüzde 10 civarında. Bu nedenle de Singapur yönetimi gayrı ciddi spekülatif yatırımlar konusunda çok hassas. Örneğin, konut fiyatlarının Hong Kong’a benzer bir şekilde yükselmemesi için elinden gelen her şeyi yapıyor.

Elbette seçenekleri yok. Konut fiyatları yine de yükseldi. Ama ‘Hong Kong benzeri bir spekülasyon’ da yok.

Bu da Singapur’da orta halli ailelerin konut sahibi olmasına yardım ediyor. Toplumsal barış daha rahat sağlanabiliyor.

Ama...

Gelin görün ki bu yazıyı yazmak için Bloomberg’i açtık.

Ve ilk haberle karşılaştık.

Carry trade’e olan ilgi Yen’in Euro karşısında gerilemesine neden olmuştu.

Diğer bir deyimle...

Konut balonu ararsanız pek Singapur’da bulamazsınız. Ama Carry trade dünyanın her köşesinde hakimiyetini artırıyor. 

Evet...

Carry Trade’e olan ilgi son aylarda birden arttı. Oysa kredi krizinden dolayı azalması bekleniyordu. Tersi oldu.

Hem de bizlerin gayet iyi bildiği bir nedenden. 

* * * 

Kredi krizi sırasında alınan tedbirler büyük Merkez Bankalarının bilançosunu bozdu. Bu da dünyanın her köşesinde enflasyon korkusunu artırdı. Petrolden, gıda fiyatlarına büyük bir spekülasyon başladı Hem de korkutucu bir şekilde.

Aslında bu çeşit bir enflasyon sorununa karşı klasik merkez bankası tedbirlerinin çalışmayacağını ‘herkes’ biliyor.

Ama bize öyle geliyor ki... Merkez Bankaları... ‘Yapabileceğimiz başka bir şey de yok.’ diye düşünüyor ve faiz yükseltiyor.

İzlanda’dan... Macaristan’a... Brezilya’ya ve elbette Türkiye’ye faizler son aylarda kayda değer bir artış gösterdi. Üstelik önümüzdeki aylarda daha da artması bekleniyor.

Anlamı? 

* * * 

Anlamı pozisyonları şimdiden açın...

YTL’yi Brezilya parasını vs ‘ucuzken’ satın alın. Bunu fonlamak için de Japon YEN’ini satın.

Klasik Carry trade stratejisi.

İyi de çalışacağa benziyor.

Ne de olsa... Kredi krizi şu an için gündemden düştü. Bu da Carry Trade’de ani bir çözülme riskini ciddi biçimde azalttı.

Oyuncular bir süredir...

Carry trade’e daha da yüklü giriyor.

salih-neftci@sneftci.com
5月29日

Yalan Dünya

Libor Banks Misstated Rates, Bond at Barclays Says

By Gavin Finch and Elliott Gotkine

The Bloomberg, May 29, 2008

Banks routinely misstated borrowing costs to the British Bankers' Association to avoid the perception they faced difficulty raising funds as credit markets seized up, said Tim Bond, a strategist at Barclays Capital.

``The rates the banks were posting to the BBA became a little bit divorced from reality,'' Bond, head of asset- allocation research in London, said in a Bloomberg Television interview. ``We had one week in September where our treasurer, who takes his responsibilities pretty seriously, said: `right, I've had enough of this, I'm going to quote the right rates.' All we got for our pains was a series of media articles saying that we were having difficulty financing.''

The London interbank offered rate, the benchmark for 6 million U.S. mortgages and more than $350 trillion of derivatives and corporate bonds, has been called into question since the Bank for International Settlements said in March some lenders may have understated borrowing costs. In the first four months of 2007, the difference between the highest and lowest rates for three-month Libor didn't exceed 0.02 percentage point, according to JPMorgan. In the same period this year, it was as wide as 0.17 percentage point.

BBA Announcement

Libor is set through a daily survey by the BBA of 16 member banks, which report the rates they would pay for loans in various currencies and maturities ranging from overnight to one year. The BBA plans to announce tomorrow the first changes to the 24-year-old system in a decade.

The rate surged in August as banks suddenly became wary of lending to each other because of mounting losses on assets tied to U.S. subprime mortgages. Writedowns have reached $382 billion, according to data compiled by Bloomberg. The gap between Libor and the three-month U.S. Treasury bill, known as the TED spread, widened to 2.40 percentage points on Aug. 20 and has since narrowed to 0.77 percentage point.

Barclays Plc, the U.K.'s third-biggest bank and parent of Barclays Capital, quoted three-month dollar rates to the BBA that averaged 7 basis points more than those of their peers in the first week of September. Barclays dropped 9.1 percent on the London Stock Exchange that week, compared with the 5.5 percent decline in the 59-member Bloomberg Europe Banks and Financial Services Index.

`Above the Parapet'

``Other banks tried to push their head above the parapet on occasions as well, but with every attempt you were met with a lot of rumor and innuendo,'' Bond said in the interview. ``It wasn't a very easy environment.''

Simon Eaton, a spokesman for Barclays Capital in London, declined to comment.

The BBA, an unregulated trade group, asks member banks each day how much it would cost them to borrow from each other for 15 different periods, in currencies from dollars to euros and yen. It then calculates averages, throwing out the four highest and lowest quotes, and publishes them at about 11:30 a.m. in London. Three-month dollar Libor was set at 2.68 percent today.

``We have every confidence in the integrity of the BBA Libor-setting process and the accuracy of the figures it produces,'' Brian Mairs, a spokesman for the BBA in London, said today.

The BBA said on April 16 that any member deliberately understating rates would be banned. The cost of borrowing in dollars for three months rose 0.18 percentage point to 2.91 percent in the following two days, the biggest increase since the start of the credit squeeze in August.

``The issue is critical for the BBA and involves the City of London's credibility,'' said Peter Hahn, a fellow at the London-based Cass Business School and a former managing director at Citigroup Inc. ``If you can't believe Libor then what else that comes out of London needs second guessing.''

To contact the reporters on this story: Gavin Finch in London at gfinch@bloomberg.net; Elliott Gotkine in London at egotkine@bloomberg.net

Boktaş Cumhuriyeti

Popülizmin bir adı da elektrik

Erdal Sağlam
Hürriyet, 29.05.2008
TÜRK Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, önceki gün yaptığı konuşmada, reform sürecinde geriye gidiş olduğunu, ekonomi politikalarında ise popülist uygulamalar dönemine geri dönüş işaretlerinin görüldüğünü söyledi.

Popülizmin örnekleri olarak da; özelleştirme gelirlerinin borç azaltmak yerine kamu yatırımlarında kullanılmasını, İşsizlik Sigortası Fonu’nun amacı dışında kamu yatırımlarında kullanılmasını, SSK ve Bağ-Kur prim borçlarına af getirilmesini, banka borçları ve tarımsal krediler için sicil affı uygulamasını, Kamu İhale Yasası’nın değiştirilmesini ve faiz dışı fazla oranının önemli ölçüde düşürülmesini saydı...

Bu örnekler popülizme dönüşü gösteren, kimsenin inkar edemeyeceği örnekler.

Aynı toplantıda Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan bunların popülizm amaçlı olmadığını, böyle değerlendirilmemesi gerektiğini söylemiş ama ekonomiye önyargılı bakmayan hiç kimse, bunların popülizm uygulamaları olmadığını söyleyemez.

Aslında popülizm örnekleri sadece bunlarla sınırlı da değil.

Şu anda hasır altı edilen ama Hükümetin mutlaka uygulamak istediği, çiftçi borçlarına kapsamlı af, ulaştırma ve enerji altyapı yatırımları için de özelleştirme fonunun kullanılması ve bütçe dışında harcamaları artıracak fon benzeri uygulamalar da sırada...

Popülizm uygulamaları arasında enerji sektöründe yapılanları mutlaka eklemek gerekiyor.

Örneğin yapılmayan elektrik zammı, bu nedenle Botaş başta olmak üzere enerji KİT’lerinin içine düştüğü zor durum, popülizmin çarpıcı örneklerinden biridir.

Enerji bürokratları hatta Bakan biran önce otomatik fiyatlandırmaya geçip, bu geçişte biriken zam gereğini hayata geçirmek gerektiğini söylüyor ama Başbakan ısrarla elektrik zammı yapılmasını istemiyor.

İşte bu tarih öne alınamadığı için, 1 Temmuz itibariyle geçilecek otomatik fiyatlandırma uygulamasına geçilirken yapılması gereken elektrik zammı yüzde 30’a kadar çıkıyor.

Enerji KİT’leri kara delik

İŞİN içindeki herkesin kaygısı şu ki; Başbakan yine elektrikte zam yapmamak için otomatik fiyatlandırmaya geçişi daha da erteleyebilir.

Ya da otomatik fiyata geçerken tüm birikmiş zamların yapılması gerekirken, Başbakan bu zammı düşük tutturabilir.

O zaman da sistem iyice çarpık hale gelir, gizli sübvansiyon uygulaması devam eder.

Gizli sübvansiyon diyoruz çünkü mevcut uygulama böyle.

Şu anda enerji KİT’leri "tam bir kara delik" haline gelmiş durumda.

Özellikle Botaş’ın durumu çok ama çok zor.

Çünkü, borcu olan belediyesi de borcunu ödemiyor, doğalgaz kullanıp elektrik üreten de ödemiyor.

Bütün KİT’ler birbirine borçlu, gerekli zam yapılmadığı için tahsilat da az olunca yani elektrik fiyatı maliyetin altında satılınca, biriken zararlar da büyüyor.

Bu zarar giderek büyürken, sistemin kilitlendiği en önemli kuruluş Botaş oluyor.

Botaş dışarıdan aldığı gazın parasını bankalardan borç alıp ödüyor ama o da limitlerine gelmiş durumda.

Bütün sıkıntı gerekli zamların yapılmamasından doğuyor.

Buna rağmen de elektrik arzı yetersiz, bu yaz önemli elektrik sıkıntıları yapılabilir.

Bunun nedeni de elektrik üretecek tesisler yapmak için lisans alan firmaların elektrik fiyatlarında sübvansiyon sürdüğü için, yani devletin piyasa ekonomisi uygulamasına inanmadıkları için bu tesisleri yapmamaları...

Çok gecikildi ve artık kısıntıların başlaması kaçınılmaz.

Başbakan daha önce bekletip yüzde 20 zam yaptı ama bu yetmiyordu.

Bunun ardından gerekli zamların küçük küçük devam etmesi gerekiyordu ama yaptırmadı.

Sonuçta bir yandan elektrik kesintileri gündemde öte yandan ise oluşan kara delik artık tüm ekonomiyi tehdit eder boyutlara ulaşmaya başladı...

Bunun sorumlusu da, parti kapatma davası değildir herhalde, değil mi?

Muh-tır-aaaaa ve Darbe

Muhtıra...

Bekir Coşkun
Hürriyet, 29.05.2008
"MUHTIRA" Arapça’dır. Sözlüklere göre anlamı: Bir işi hatırlatmak üzere ya da hatıra getirmek amacıyla sunulan yazı, ikaz, uyarı...

Eskiler "muhtıra"nın çivi çakmak anlamına geldiğinden şüphelenip içine mıh (çivi) koyup "mıhtıra" demişlerse de, içinde çivi-mivi yoktur.

Muhtıra’nın ilk hecesi "Muh"tur.

"Muh" büyüklerin bize öğrettikleri ilk eylemin adıdır:

"Hadi, amcaya muh yap..."

Ki her "muh"tan sonra yorumlar başlar:

"Nasıl da muh yaptı..."

"Yani bu kadar güzel muh kimse yapamaz..."

"Şimdi yine muh yapacak yengesi..."

*

İkinci hece "tır"dır.

Kelimelerin sonuna geldiği zaman, ona daha derin anlamlar katan çok değerli bir hecedir tır:

"Kaptır..."

"Saptır..."

"Hastır..."

Kelimenin başına geldiğinde ise kazandığı anlam yanında, kişinin başına geldiğinde "tırlatmak" olur ki, "muhtıra"nın "tır"ını cümle içinde kullanacak olursak: "Beyefendi tırlattı" gibi...

*

"Muh" ve "tır"dan geriye "a" kalıyor. O her muhtıradan sonra en çok çıkartılan sesi oluşturur:

"Aaa..."

"A"
sayısının çokluğu, daha çok muhtıranın şiddetine ve verenin kimliğine bağlıdır.

Misal gece telefonla arayıp "Abdullah Bey, yargı muhtıra verdi" yerine "Abdullah Bey askerler muhtıra verdi" denilmesi "a"da artış sağlar: "Aaaaaaaaaaa..."

*

Her neyse...

Yüksek yargıçların, hukuk devletini savunan bildirisine "muhtıra" diyenlerin ciddiyetine uygun bir yazıdır bu.

Hukuk devleti çökertilirken, yüksek mahkemelerin endişelerini halk ile paylaşmalarını ve anayasayı savunmalarını "suç" sayanların zekalarına göredir...

"Muh"un peşine "tır" koyup arkasından "a.." diyeceksiniz.

O kadar...

Saldırmak Zorunda

Amerika İran'a saldırmak zorunda...

Yiğit Bulut

Referans, 29.05.2008

Son 20 yılda zaman zaman savaşa dönen ama son 5 yıl içinde 11 Eylül saldırısı ve Irak işgali ile dünya düzenine hâkim olan gerilim dinamiğinden en çok kim kazandı? Tek bir kazanan var: Yıllarca kızıl tehdit ile varımızı yoğumuzu silaha yatırtan, tez-antitezin çökmesi ile Ortadoğu kökenli tehdit unsuru yaratarak yeni bir diyalektik yapı kuran askeri-endüstriyel kompleks.

Konu hakkında hiç yorum yapmadan bugünden geçmişe bazı olayları hatırlayalım;

* Putin, Amerikan, İngiliz, Fransız ve Alman petrol şirketlerinin haklarını elinden aldı, Rusya'yı yabancı yatırıma kapattı

* ABD'de mortgage krizi "tepe" yaptı, Amerikan bankaları zorda, Amerikan ekonomisi yüksek petrol fiyatı üzerinde duruyor

* ABD'de "İran saldırısı" için Kongre'de görüşme yapıldı

* Putin Rusya'yı yeniden "nükleer tehdit" olarak konumladı.

* ABD, Irak'tan çekilme sinyali verdi.

* İran sorunu BM gündemine geldi.

* Bush, son yaptığı konuşmada ABD halkından ve Senato'dan, halkının özgürlüğünü korumak adına, İran'a karşı manevi destek ve en önemlisi ek bütçe istedi.

* Karikatür krizi büyüdü, ilk etapta geri adım atan Avrupa, sonrasında biz bunu ifade özgürlüğü adına yapabiliriz noktasına geldi.

* ABD, İran ve Suriye'nin tehdit olduğunu açıklayıp dünyayla işbirliği yapma konusunda uyardı.

* Türk askerlerinin başına çuval geçirildi, ABD, Ortadoğu'da Türkiye'ye meydan okudu.

* ABD, dünya barışını koruma adına Irak'ı işgal etti, nükleer tesislerini saklayan Saddam'ın ülkesi, ABD ordusu tarafından ele geçirildi.

Türkiye'ye dönelim:

* Kurtlar Vadisi bir ilk, yapılan yorumlara göre; Türk milliyetçilerinin yapısı değişti, Amerikan destekli özel harekâtçılar artık Amerikan askerine karşı savaşır hale geldi.

* Türkiye, İran için de ABD'ye destek olmama yoluna girdi.

* Türkiye, tarihinin en büyük ekonomik krizinden çıktı. Dolar 5 yıldır ortalamada sabit kalırken, borsa tarihi rekorlara imza attı. 2001 sonrası Türkiye'ye giren her 1 dolar 5 ile 55 dolar arasında kâr sağladı.

* Sıcak para tarihi rekor getirilere imza atarken, bazı akademisyen ekonomistler karamsar yorumlar yaptı: Derviş'in 'Aman dolar satmayın' açıklamasından sonra 3 yıl boyunca kendisini evinde ağırlayanlar TV programlarında 'dolar 1 milyon 700 bin TL'de mi durur yoksa 2 milyon TL'de mi durur'u tartıştılar...

* Ekonominin başındaki isim Kemal Derviş 'Dolar satanın eli yanar' dedi. Doların ilk defa 1 milyon 300 bin TL seviyesini aşağı zorladığı

dönemde, halkı dolar satmaması konusunda uyardı.

* Türkiye, tarihinin en büyük ekonomik krizine girdi. Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında Anayasa fırlattı krizi çıktı.

* 2002 sonrası Türkiye'de "yeni siyasal sentez" ortaya çıktı. "Milli görüş" çizgisinden gelen bir isim, "Kemalist sistemin" kalbi olan Cumhurbaşkanlığı makamına oturdu. Bu gelişmeyi "ABD ve AB'deki düşünce kuruluşları"; Türk halkının 1920'lerde "aniden ilişkisi kesilen geçmişi ile" barışma girişimi olarak algıladı.

* ABD ekonomisi "yüksek petrol fiyatına rağmen" devinemeyen "sistemin" tıkanması ile "yeni bir kargaşaya ihtiyaç" duyar hale geldi.

* ABD, İran'a da saldırıp, "tıkanan sistemi açabilir miyim" diye sorgularken, Türkiye'de "Cumhurbaşkanlığı" koltuğunu kaptıran 1923 "ruhu" bu devletin sahibi benim diyerek harekete geçti.

Değerli dostlar, yukarıdaki olaylar yaşadıklarımızın onda birinin, detay vermeden sadece hatırladığımız kısmı. Bunları, ana hatları ile sizler de hatırlayın diye aktardım. Bu noktada başa dönmek ve sistemin özünü anlamak açısından, biz bunları bu şekilde yaşar ve algılarken acaba bu olayların yarattığı dinamiklerin sonuçları ne oldu, sorusunu sormak istiyorum...

Gelin, dünya genelinden başlayarak birlikte cevap arayalım. Son 20 yılda zaman zaman savaşa dönen ama son 5 yıl içinde 11 Eylül saldırısı ve Irak işgali ile dünya düzenine hâkim olan gerilim dinamiğinden en çok kim kazandı?

Tek bir kazanan var: Diyalektik yapı içinde yıllarca kızıl tehdit ile varımızı yoğumuzu silaha yatırtan, tez-antitezin çökmesi ile Ortadoğu kökenli tehdit unsuru yaratarak yeni bir diyalektik yapı kuran ve bugün de artık tartışmasız olarak ABD yönetimine hakim olduğu görülen askeri-endüstriyel kompleks. Bu noktada konuyu detaylandırmak isteyenler; petrol şirketlerini son 5 yıldaki piyasa değeri artışına, kârlarının nasıl katlandığına ve son 5 yılda silah şirketlerine aktarılan trilyon dolarlık bütçeye bakabilirler... Peki bu lobi nasıl kazanmaya devam edebilir? Tek bir yol var: Ortadoğu'da patırtı bitmeyecek, petrol 100 doların üstünde kalacak hatta İran ile birlikte zirveyi de kıracak ve bütün dünya özgür olma yolunda savaşıldığını düşünürken yeni diyalektik sistem ayakta tutularak, kaynaklar onlara akacak... Aynen kızıl tehdit adı altında yıllarca paramızı hurdalara yatırmamız gibi.

Sonuç: İçinde yaşadığımız "nasıl bir sistem, neyi, nasıl algılıyoruz" ve "bizim devre dışı kaldığımız ana bölümde kimler, neler kazanıyor?"...

Son soru : Aşağıdaki petrol grafiğin lütfen bir bakın, buradan döner diyenler, acaba kırılmadan giden ve her defasında açısı dikleşen trendi göremiyorlar mı ?

Son 20 yılda zaman zaman savaşa dönen ama son 5 yıl içinde 11 Eylül saldırısı ve Irak işgali ile dünya düzenine hâkim olan gerilim dinamiğinden ...

Dubara

Bush Ağustos'ta İran'ı vuracak!      

Star, 28.05.2008

ABD'de Bush yönetiminin, Ağustos ayında İran'a yönelik hava saldırısı düzenleyeceği öne sürüldü. Asia Times gazetesi, güvenilir bir kaynağa dayandırarak verdiği haberinde, saldırıda İran Devrim Muhafızları üslerinin hedef alınacağını yazdı.

Muhammed Cohen imzasıyla yayımlanan haberde, saldırı planı hakkında bilgilendirilen ABD'li iki senatörün, operasyona yönelik muhlefetlerini kamuyouna açıklayacaklaını, bu çerçevede New York Times gazetesinde açık bir mektup yayımlamayı planladıkları belirtildi.

Cohen, ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcılığı da yapan ve halen dış politika çevrelerinde aktif olan kıdemli bir diplomata dayandırarak verdiği haberde, ABD Hava Kuvvetleri'nin, İran'da doğrudan dini lider Ayetullah Ali Hamaney'e bağlı olan Devrim Muhafızları'nın seçkin birliği Kudüs Tugayları'na ait karargahları hedef alacağını belirtti. Saldırıda Devrim Muhafızları'ın, İran'ın, Irak sınırı boyunca uzanan üslerini vuracağı öne sürülüyor.

Cohen, Beyaz Saray'ın, İran'a hava operasyonunu, Tahran'ın Irak'a yönelik müdahalesine karşı 'cezalandırıcı ancak sınırlı' bir eylem olarak değerlendirdiğini kaydetti. Baba Bush yönetiminde büyükelçi de olan kaynağın, saldırıda kullanılacak silahlar, operasyon planının geldiği safha ya da konuyla ilgli olarak müttefik ülkelerle görüşmeler yapılıp yapılmadığı hakkında ise ayrıntılı açıklama yapmadığı kaydedildi.

OPERASYON CUMHURİYETÇİLERE YARAYACAK

Bush yönetiminin operasyon hazırlıklarının Capitoll Hill'de alarm zillerinin çalmasına yol açtığını söyleyen Cohen, plan hakkında bilgilendirilen California'nın Demokrat Senatörü Diane Feinstein ile Indiana'dan Cumhuriyetçi Senatör Richard Lugar'ın operasyona muhalefetlerini New York Times'a gönderecekleri açık mektupla dile getirmeyi düşündüğünü yazdı. Feinstein, Senato'nun İstihbarat Komitesi üyesi, Lugar ise Dış İlişkiler Komitesi'nin etkili üyeleri arasında yer alıyor.

Senatörlerden konuyla ilgili henüz bir açıklama yapılmadığını da ekleyen Cohen, gizli dosylarla ilgili açıklama yapmama sorumlulukları olduğunu ancak muhalefetlerini kamuyona ilan etmeleri halinde Bush yönetiminin başını ağrıtabileceklerini kaydetti.


ABD'nin saldırısının bölgedeki muhtemel yansımalarını da değerlendiren Cohen, operasyonun ABD iç politikası ve özellikle başkanlık yarışını da etkileyeceği tahmininde bulundu. Cohen, askeri operasyonun Cumhuriyetçi Başkan adayı Senatör McCain'in elini güçlendireceğini, savaş kararının ABD kamuyounu Cumhuriyetçi adayın arkasında toplayabileceğini kaydetti.

5月28日

Millipolis

Yunan bahis devi MP’yi gözlüyor

Avrupa’nın en büyük bahis şirketi OPAP’nin CEO’su Christos Hadjiemmanuil, Milli Piyango özelleştirmesine teklif verebileceklerini söyledi.

REUTERS, 28.05.2008

ATİNA - Dünya genelinde bahis piyasasının daha liberal bir hale gelmesiyle Yunan OPAP şirketi de, Yunanistan’da 2020 yılı yılında tekel hakkının sona ermesinin ardından muhtemel zararlardan kaçınmak için dünya piyasalarında genişleme fırsatlarını yakından izliyor.

OPAP CEO’su bir analist konferansında dün yaptığı konuşmada, “Uluslararası genişlemeyi düşünmenin zamanı çoktan geldi. Milli Piyango gibi bir özelleştirmeye kayıtsız kalamayız” dedi.

Yunan basına daha önce Yunan oyun sistemleri sağlayıcısı Intralot’un da, özelleştirmesi önümüzdeki aylarda yapılması beklenen Milli Piyango için teklif sunmayı düşündüğünü bildirmişti.

Vampirlerin Raconu

Kredi kartlarıyla ilgili bazı ince noktalar

Şükrü Kızılot
Hürriyet, 28.05.2008
BİR süredir banka kredi kartlarının faiz oranları ve "kredi kartı faizine sınır" konusu tartışılıyor.
Bankalararası Kart Merkezi (BKM), bankalar tarafından kredi kartlarına uygulanan en yüksek faizin yüzde 54 olduğunu ve bankalar tarafından bileşik faiz uygulanmadığını açıkladı. Bu arada Meclis’e sunulan tek maddelik yasa teklifine göre; kredi kartına uygulanacak faiz, Merkez Bankası tarafından açıklanan, bir aylık ağırlıklı ortalama mevduat faizi oranının iki katını geçemeyecek.

YABANCI ÜLKELER

Türkiye’de enflasyon, Nisan ayı itibariyle yıllık bazda, ÜFE yüzde 14.56, TÜFE ise yüzde 9.66. Uygulanan en yüksek faiz; ÜFE’nin 3.7 katı, TÜFE’nin ise 5.6 katı...

Bu oranı görünce, ister istemez "Peki yabancı ülkelerde, kredi kartlarına uygulanan faiz oranları yüzde kaç?" sorusu akla geliyor.

Bu konuda 10 ülke bazında yaptığımız araştırmayı, tablo haline getirdik.

Tablodan da fark edileceği gibi, yabancı ülkelerde de kredi kartına uygulanan faiz oranı, enflasyonun çok üzerinde.

Örneğin; ABD’de 6 katı, Fransa’da 8.5 katı. En düşük olan Macaristan’da 4. İngiltere’de 4.5 katı. Uç bir örnek olan Brezilya’da ise 34 katı!..

EKONOMİYE ETKİSİ

Banka kredi kartı kullanmanın, ülke ekonomisine değişik açılardan yararı var.

1) Belgesiz Alış-Verişi Önlüyor: Kredi kartı ile yapılan ödemelerin karşılığında, mutlaka fiş ya da fatura düzenlendiği için vergi kaybı önleniyor. Daha açık bir anlatımla;

a) KDV satıcının cebine gitmiyor.

b) Elde edilen kazancın gelir ya da kurumlar vergisi ödeniyor.

2) Satıcıyı da Belge Almaya Zorluyor:

Banka kredi kartı ile yaptığı satışlara fiş ya da fatura düzenleyenler, mal alışları için de fatura almak mecburiyetinde kalıyorlar.

Örneğin; konfeksiyon satan-toptancıdan, toptancı-fabrikadan, fabrika-kumaşçıdan, kumaşçı-iplikçi ve boyacıdan, iplikçi-pamukçudan

tüm mal alışları için belge almak zorunda kalıyor.

Böyle olunca, kayıtdışılık azalıyor.

3) Ekonomide Canlılık Yaratıyor:

Taksit gibi uygulamalarla, tüketicinin alım gücü artıyor. Perakende satışlarda, cironun yüzde 80-85’i taksitli satışlardan oluşuyor.

Bu da ekonomide canlılık yaratıyor.

4) Kayıtdışı İstihdam Önleniyor:

Ücret ödemelerinin bankalar aracılığıyla ve kartlı sistemler kullanılarak yapılması, kayıtdışı istihdamı önleyeceği gibi, kayıt içinde kayıtdışılığı yani bordroda düşük ücret göstermeyi de engelleyebilecek.

5) Ücretlilere Vergi İadesinin Kaldırılmasının Olumsuz Etkilerini Önlüyor:

Banka kredi kartları ile yapılan ödemelerin karşılığında, mutlaka fiş veya fatura düzenleniyor.

Bu da ücretlilere vergi iadesinin kaldırılmasından kaynaklanan, belgesiz alış-verişi, önemli ölçüde önlüyor.

Kartlı harcamalara, yüzde 2-3 nakit puan verilmesi, sistemi daha etkin kılabilir.

Yukarıda sıralananlar, banka kredi kartı kullanımının ekonomiye olumlu etkilerinden sadece bir kaçı...

Diğerlerini de bir başka yazımızda ele alacağız.

skizilot@yaklasim.com

a

 

5月27日

Upside Down

Bay tersine...

Bekir Coşkun
Hürriyet, 27.05.2008
NE derse tersine...

Diyelim ki Başbakan, "İşçi kardeşlerimizin 1 Mayıs’ı emek ve dayanışma günü kutlamaları için karar almış bulunuyoruz" dediği an, işçilerin 1 Mayıs’ta dayak yiyeceklerini anlamışımdır.


Nitekim "Çiftçimizin artık yüzü gülecek" dedikten sonradır ki ana tarım ürünlerimizin ithali açıldı ve çiftçiler traktörlerini galericilerin önüne götürüp sattılar.

"Şimdi sıra üniversitelerin iyi çalışmasında" dediğinde üniversiteler, "Şimdi de Merkez Bankamızın yerini düzeltiyoruz" dediği zaman Merkez Bankası karıştı.

"Genel Sağlık Sigortası ile iş hayatında reform yapıyoruz" dediği an, insanlar 1.5 yaşındaki çocuklarının elinden tutup onu "frezeci ustası" yapmaya gittiler.

"En az üç çocuk doğurun" demesi, Anadolu’dan İstanbul’a gelenlere, "Bu kadar çok kalabalık olmaz, vize uygulayalım" önerisinden hemen sonraya denk gelir.

"Şimdi hep birlikte doğayı koruyacağız" dedikten hemen sonradır; ormanların kesilip yerine otel yapılmasına ilişkin yasanın yürürlüğe girmesi...

*

Ne derse tersine...

"Şimdi bilin bakalım yapmamız gereken hakikaten önemli neye sıra gelmiştir..."

"....?"

"Hortumları kesmeye..."


İşte; torbayla altın toplama düğünlerinin, 14.5 yaşında şirket sahibi olmanın, likit yumurta ve mısır gevreği işinin, gemiciliğin, damada ihalesiz ve kamu bankalarının parası ile gazete-TV kapatma sürecinin başlama tarihidir bu "hortumları kesme" sözü.

*

"Yargının bağımsızlığı için reform yapmaya sıra geldi"
dedikten sonra ne çıktı?..

Yargı krizi...

Çünkü yargıçlar; yargı bağımsızlığının, yargının AKP’lileştirilmesi olduğunu anladılar.

Tıpkı, "Laik Cumhuriyet ilkeleri doğrultusunda Anayasa’yı düzeltiyoruz" dedikten hemen sonra "Türban serbestisi getiren Anayasa düzeltmesi" yapıldığı... Ya da "Bu noktada düşünce özgürlüğünde sıra..." dedikten sonra yazarların sabaha karşı evlerinden toplatıldığı gibi...

Ben bakarım:

Ne dedi?..

Ne dediyse tersine...

Karta Kurşun Sıkmak

Büyüme ve kredi kartı müdahalesi

Erdal Sağlam
Hürriyet, 27.05.2008
KÜRESEL krize rağmen hükümet büyüme oranlarının düşmesine izin vermiyor.

Yıllardır, acı faturalar ödenerek bir yola sokulan enflasyonla mücadeleden taviz vermek pahasına, büyümeyi artırmak için elinden geleni yapıyor.

Bu ayın sonunda belki enflasyon yeniden çift haneye çıkacak ama hükümet enflasyonu göz ardı edip, büyümede ısrar ediyor.

Büyümeyi desteklemek adına kamu harcamalarını yeniden artırmaya başlayan hükümet, bu arada geçmiş yıllarda istikrarı getiren sıkı mali kuralları da gevşetmekten, sulandırmaktan geri durmuyor.

Ulaştırma ve enerji altyapı yatırımlarını canlandırmak için bütçe dışı fon benzeri uygulamalara gidiyor, işsizlik fonunu yatırımlara harcıyor, yetmedi özelleştirmeden elde edilen gelirleri de, bütçe dışından kamu harcamalarına aktarıyor.

Yani hükümet bir anlamda sağlanan ekonomik istikrarı bozacak kararlara uygulamalara imza atıyor.

Bütün bunları da büyüme oranlarını düşürmemek adına yapıyor.

Çünkü büyüme düştüğü zaman toplumdaki hoşnutsuzluklar artar.

Çünkü pasta büyümeyeceği için artık pastadan pay alamayanlar hoşnutsuz olur, siyasi destek azalır...

BÜYÜK RİSK ALINIYOR

Özetle; AKP Hükümeti büyüme adına büyük riskler alıyor.

Sadece kendi risk almıyor ülkeyi de, ekonomik ve siyasi açıdan önemli risklerin içine atıyor...

Bir yandan büyüme adına bu kadar tehlikeli işler yapan hükümet öte yandan ise hiç gereksiz biçimde büyümenin düşmesine neden olacak "Kredi kartı faizlerine sınır getirilmesi" kararına imza atıyor.

Bu yasa parti veya hükümet teklifi olarak gelmedi ama hükümet, kendi milletvekillerinin verdiği yasa tasarısı taslağına ses çıkarmayarak, destek veriyor.

Yoksa hükümet "bu taslağı çekin" dese hiçbir milletvekili aksini yapmaya cesaret edemez...

Kredi kartı faizlerine sınır getirilmesini öngören taslağa, bankacılardan çok perakendeciler karşı çıktı.

Dünkü gazetelerde bu konudaki haberleri okumuşsunuzdur.

Perakendeciler diyor ki; "Satışlarımızın yüzde 85’i kredi kartıyla yapılıyor, bu yasa çıkarsa önemli ölçüde satışlar düşer. Çünkü artık kredi kartlarına taksit gibi uygulamaların yapılması mümkün olmaz"...

Popülizme düşen bankalara yüklenir

YILLARDIR şahit olduğumuz, denenip ispatlanan bir gelişme vardır: ne zaman ki hükümet partileri oy desteğini yitirir, yeniden oy kazanabilmek için popülizme başlarlar, işte o zaman yüklendikleri kesimlerin başında bankalar gelir...

Hükümetin kredi kartlarına sınır getirilmesini öngören taslağa karşı çıkmamasının, desteklemesinin nedeni de popülizmdir.

Yine, hesap edilmemiş o kadar ucuz bir popülizm ki, sözde tüketiciye yaranacağım derken, tüketicinin aleyhine dönecek bir iş yapıyorlar.

Halbuki ilk bakışta kredi kartı faizlerine sınır getirilmesi kredi kartı kullananın lehine gibi gözüküyor.

Dolaylı etkilerini, sonuçta tüketicinin daha fazla mağdur olacağını söylemiyorlar.

Bu sonucun ötesinde kredi kartı faizine sınırlama getirmek demek, piyasanın işleyişine müdahale etmek, fiyatların devlet tarafından belirlenmesi anlamına da geliyor.

Yani bir hükümetin, TBMM’nin, banka ile müşterisi arasında karşılıklı irade konularak yapılan sözleşmelere müdahale hakkı yoktur.

O zaman devlet kimin ne kadar kredi kullanacağına, hangi bankanın kime kredi vereceğine, kart limitlerine, kimin hangi parayı ne zaman ödeyeceğine de karar versin...

Bir farkı yok ki...

Piyasa ekonomisi deyip de böyle uygulamalara girmek akıl kárı değildir.

Sonuçta doğal işleyişine çomak soktuğunuz piyasa gelip sizi vurur.

Bir kez daha söyleyelim; piyasa da demokrasi de evrensel kurallara dayanır.

"Benim için piyasa", "Benim için demokrasi" deyip, bu temel kuralları yok sayamazsınız...

esaglam@hurriyet.com.tr

Kart Yerine Makarna

İki yanlış bir doğru etmiyor

Ercan Kumcu
Hürriyet, 27.05.2008
KREDİ kartları yoluyla yapılan borçlanmalara bankalarca uygulanan faizin ne olacağına devletin burnunu sokması yanlış. Bu faizin bir biçimde bir başka faize ya da fiyata endekslenmesi ise bir başka yanlış.

İki yanlış bir doğru yapmıyor.

Aksine, yanlışlar katlanarak gidiyor.

Kaş yapmaya çalışırken göz çıkarmak oluyor.

Kredi kartları yoluyla yapılan borçlanmalarda faizin devlet tarafından sınırlandırılması kulağa hoş geliyor.

Ama, düşük faizlerle bankaların kredi kartı müşterilerine borç verip vermeyecekleri göz ardı ediliyor.

Diyelim ki, devlet aslında kredi kartı yoluyla borçlanmaları engellemek istiyor.

O takdirde, bu çeşit borçlanmaları doğrudan yasaklamak en doğru çözüm olur.

Amaç buysa, kredi kartlarından çıkıp alacak (debit) kartlarına geçmek gerekiyor.

Bunun da istendiğini sanmıyorum.

BU MU İSTENİYOR?

Kredi kartı borcu faizinin bir başka faize endekslenmesi bu kez bir başka piyasada da çarpıklık yaratacaktır.

Diyelim ki, kredi kartı borç faizi mevduat faizine endekslendi.

Yine diyelim ki, bankalar kredi kartı borçlarına yüksek faiz uygulayabilmek için mevduat faizlerini artırdılar.

Bu yolla mevduatlarını da artırabilme olanağına kavuştular.

Ama, topladıkları paranın maliyeti arttığından, yalnızca kredi kartı borçlarına uygulanan faizler değil, diğer tüm kredilerine uygulanan faizler de artacaktır.

Kredi kartları borçları faizi düşürülmek istenirken bu mu isteniyor?

Sanmıyorum.

Diyelim ki, bankalar daha düşük faizlerle kredi kartı yoluyla müşterilerine borç vermeye devam ettiler.

Bu piyasayı genişletmek ve piyasa paylarını artırmak için bu çeşit kredilerden daha düşük faiz almaya da razılar.

Ama, doğal olarak bu iş alanından kazançları düşük olacak, belki zarar dahi edebileceklerdir.

Çünkü, kredi kartı borçlarındaki batak oranı diğer kredilere göre oldukça yüksektir.

Bu takdirde, kárlarını başka yollardan artırmaya çalışacaklarıdır.

Kredi kartı ücretleri ve/veya diğer bankacılık işlemlerinden aldıkları komisyonları artırmaya çalışacaklardır.

Büyük bir olasılıkla,bankalar kredi kartı kullanımını müşterileri için daha pahalı yapacaklardır.

Kredi kartı yoluyla borçlanmayanların kredi kartı kullanma maliyeti artacaktır. Bankalarla iş yapmak daha pahalılaşacaktır.

Bu mu isteniyor?

Sanmıyorum.

SOYGUNU DURDURMAK

Bu çeşit örnekler artırılabilir. Bütün bu örneklerden çıkarmamız gereken ders şudur: Kredi kartı borçlarına uygulanan faizlerin düşmesi gerekiyorsa, rekabet bunu zaten sağlardı.

Çünkü, bankalar kredi kartı vermek ve verdikleri kredi kartları yoluyla müşterilerinin borçlanmaları için can atıyorlar.

Rekabet bu faizleri belli bir düzeyin altına düşürmüyorsa, bir sorun var demektir.

Önce, o sorunun ne olduğu iyi analiz edilmelidir.

"Bankalar halkı soyuyor" yaklaşımı ile "devletin soygunu durdurması" girişimleri siyasi açıdan hoş görünür, ama iktisadi bir çözüm değildir.

Çoğu kez, siyasi puan kazanmak için yapılan bu girişimler bir tarafı tamir etmeye çalışırken, her tarafı bozan niteliğe kavuşurlar.

Son dönemlerde pirinç fiyatları da çok arttı.

Neden pirinç fiyatlarına bir tavan getirilmiyor?

Pilav yemek isteyen vatandaşlar soyulmuyorlar mı?

Pilav yerine makarna yemeyi tavsiye etmek ne denli doğruysa, faizini yüksek bulanlara kredi kartı yoluyla borçlanmamalarını tavsiye etmek o denli doğru olarak görülmelidir.

Aksi takdirde, bu çeşit yaklaşımlarla çok daha büyük sorunlara yol açmış oluruz.

Salaklık Rekoru ve USD 10.70 per Gallon

Benzinde yeni dünya rekoru

 
Hürriyet, 27.05.2008
Benzin fiyatlarında açık ara dünya lideri olan Türkiye bu rekorunu bırakmaya niyetli değil. Benzine dün gelen 6 YKr'lik son zamla birlikte pompa fiyatı 3.54 YTL'ye ulaşırken, dolar bazında da 2.82 dolara çıktı.

Petrol fiyatlarındaki yükseliş, benzinde otomatik fiyat sistemi uygulayan Türkiye'de fiyatların hızla yükselmesine neden oluyor. Özellikle son aylarda tüketicilerin gelen zamlardan başı dönerken, neredeyse her 10 günde bir zam geliyor.

Son olarak dün gelen zamla akaryakıt ürünlerinden 95 oktan kurşunsuz benzinin litre fiyatı 6 YKr arttı. Ortalama fiyat 3.54 YTL'ye yükselirken, yılbaşından bu yana benzine gelen zam yüzde 13.8'e ulaştı.

Pompa fiyatında dünya lideriyiz

Türkiye'de benzinin pompa fiyatı 2.82 dolara yükselirken, Avrupa ülkelerinde fiyatlar 2.5 doların altında. Hollanda benzini 2.3 dolardan satarken, Belçika'da 2.2, İtalya'da 2.1 dolar seviyesinde bulunuyor. Benizn fiyatı komşumuz olan Yunanistan'da ise 2 doların altından satılıyor.

Ahlak Dışılık

SEC probing main credit rating agencies

By Sudip Kar-Gupta

CNBC, The Reuters, May 26, 2008

PARIS (Reuters) - The U.S. Securities & Exchange Commission (SEC) is looking into the workings of the three main credit rating agencies, prompted by their handling of the subprime crisis and a report of computer errors at Moody's <MCO.N>.

"We sent letters to Moody's, Standard & Poor's and Fitch asking for them to get back to us on aspects of their methodology," said Erik Sirri, director of the SEC's trading and markets division.

"We asked them to explain the policies and procedures used to detect errors in ratings of structured finance products and to tell us about any errors that they found in structured finance products over the last four years, including steps that they followed to correct the problem," he added.

Rating agencies have come in for criticism for not giving early warning of a number of big corporate debt scandals, and also for their ratings of complex products that were hit hard by widespread defaults on U.S. subprime mortgages and the ensuing credit market crisis.

Supervisors have also drawn criticism for inadequate scrutiny of events.

SEC Chairman Christopher Cox had earlier told Reuters that his regulatory body had started an inquiry into Moody's, whose shares have plummeted over the last week on concerns that it may have made ratings errors.

"We have ample jurisdiction to look into this," said Cox.

"On June 11, the SEC will formally propose new rules concerning credit rating agencies," he added.

The Financial Times reported last week that Moody's had wrongly assigned triple-A ratings to complex European debt products called constant proportion debt obligations, or CPDOs.

Moody's said it rated 44 European CPDO tranches totaling about $4 billion. It said it had hired law firm Sullivan & Cromwell to conduct an investigation into why the coding error in a computer model caused the products to be given a rating four notches higher than they merited.

LONG-STANDING PROBLEMS

Cox, who was speaking on the sidelines of the 2008 International Organisation of Securities Commissions conference in Paris, said there were long-running problems concerning the rating agencies.

The agencies had already come under fire from 2001-2002 for not having spotted signs of problems at Enron and WorldCom, the U.S. utility and telecoms giants that went bankrupt after the publication of fraudulent accounts.

Cox said there were similarities between the rating agencies' decision to rate certain subprime assets with investment grade ratings and earlier decisions to give out similarly high ratings to assets that later proved worthless.

"In the largest municipal bankruptcy in American history, in Orange County (1994), we had the same problem of paper being rated very highly on the eve of collapse," said Cox.

"These problems are long-standing, and they need to be addressed."

Cox also reiterated that plans were under way for the SEC to tighten up its monitoring of the top five U.S. investment banks, following the collapse of Bear Stearns due to the subprime crisis.

The SEC currently monitors Morgan Stanley, Lehman Brothers, Merrill Lynch & Co Inc, Goldman Sachs Group and Bear Stearns as part of its consolidated supervised entities program.

"We are discussing with each of the firms various stress scenarios that include not only impairment of unsecured funding but also of secured funding," Cox said.

"We now live in a post Bear Stearns reality."

(Editing by Will Waterman)

Canavarlar ve Canavarcılar

Petrol Piyasalarında Kriz ve Köpük

Ergin Yıldızoğlu

27.05.2008

Petrolün varil fiyatındaki hızlı artışlar ve bu artışların nedenlerine ilişkin bir mutabakat, petrol piyasalarında bir köpüğün oluştuğunu düşündürüyor.

200 dolar olması bekleniyor
Geçen hafta petrolün varil fiyatı, günlük piyasada 135 dolara, beş yıllık kontratlarında 140 dolara ulaştı. Böylece, fiyatlar yıllık yüzde100 artmış ve bir önceki zirve noktası olan 1979 düzeyini, sabit fiyatlarla yüzde15 geçmiş oluyordu. Financial Times, The Economist, Wall Street Journal gibi önde gelen gazeteler fiyat artışlarını arz yetersizliğine ve talep artışına bağlıyorlardı.
Hafta sonuna doğru medya Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA), dünya petrol stoklarının sanılandan daha önce tükeneceğini ileri süren bir çalışmasını aktarıyordu. CNN pazar günü, IEA Baş Ekonomisti Fatih Birol’a atıfla “enerjide bir yeni dünya düzeni”nin şekillenmekte olduğunu haber veriyordu.

Bunlar petrol piyasalarının uzun yıllar direndikten sonar aniden “zirve” teorisini benimsediğini, IEA’nın da benzer bir çizgiye geldiğini gösteriyor. “Zirve teorisine” göre petrol bir gün mutlaka bitecek ama, önce petrol üretimi bir zirve noktasına ulaşacak, ondan sonra giderek azalacak. Zirveden sonra petrol giderek daha kıt ve daha pahalı bir mal olacak. Benim de büyük ölçüde katıldığım bu teze göre 20 yıldır dünyada zirve yapan büyük petrol kuyularının sayısı gittikçe artıyor, buna karşılık yeni büyük kuyu bulma oranı büyük bir hızla düşüyor. Dünya petrol piyasalarına Çin ve Hindistan’dan gelen yeni talep, “zirve” tezinin öngördüğü arz-talep dengesizliğinin çok daha büyük bir hızda ve şiddette şekillendiğini gösteriyor.

Petrolün kıt bir kaynak olması gibi yapısal, kalıcı etkenlerin yanı sıra, dünyada rafineri ve tanker kapa-sitesi yetmezliği, yetişmiş eleman kıtlığı gibi sorunlar da üretimi ve dağıtımı olumsuz etkileyerek fiyatları arttırıyor. Nihayet, siyasi ve jeopolitik nedenlerle piyasalarda oluşan risk primi de fiyatı yukarı çeken bir başka kısa dönemli etken.

Tüm bunlar göz önüne alındığında, petrol fiyatındaki artışları açıklamak zor değil. Bu yüzden petrol fiyatının yıl sonuna kadar 150 dolara, bir yıl içinde de 200 dolara ulaşacağına ilişkin öngörüler ilk bakışta akla yakın geliyor.

Ama mutabakat kuşku verici
Her türlü toplumsal “mutabakata”, özellikle de ekonomi teorileri ve piyasa hareketleri söz konusu olduğunda kuşkuyla yaklaşmak gerekir. Nitekim, geçen hafta petrolün yıl başından bu yana yüzde 40 artarak 135 dolara ulaşan varil fiyatına ilişkin açıklamalardaki mutabakat, bu “kuşkuyla yaklaşmak gerekir” tavsiyesini destekliyor. Birincisi, “zirve” teorisinde, petrolün fiyatına ilişkin yapısal ve kısa dönemli etkenlerde iki yıldır, özellikle de bu yılın başından bu yana yüzde 40 artışa yol açabilecek bir değişiklik olmadı. Aksine, mali krizin etkisiyle ABD’de ekonomik yavaşlama, bunun, geçen hafta aktardığımız gibi giderek dünya ekonomisini resesyon düzeyinde etkilemeye başlamış olması, emtia ve enerji piyasalarında talebin gerileme eğilimine girmesini beklememiz gerektiğini söylüyor. Nitekim, son aylarda pirinç, gıda, buğday ve domuz eti piyasalarında yüzde 20 - yüzde 30, sanayide girdi olarak kullanılan birçok metalde yüzde 40-60’a varan gerilemeler görülüyor (The Times, 22/05; The Asia Times, 23/05).

Aynı gözlemciler, ABD tüketicisinin petrole yönelik talebinde, Çin’in petrol ithalatında gerileme olduğuna işaret ediyorlar. Diğer bir deyişle, fiyatların yukarı doğru sıçraması değil, en azından artış hızının yavaşlaması gerekirdi. Finansal analiz ve haber portalı Prudentbear’in yorumcularından Martin Huthchinson da, halen petrol piyasalarındaki günlük 85 milyon varillik üretimle, 87 milyon dolarlık talep arasındaki açığa dikkat çekerek fiyatların artmasının doğal olduğunu; ancak, yüzde 10’luk fiyat esnekliğiyle, açığın, yüzde 60’lık değil, yüzde 24’lük bir artışa yol açması gerektiğini vurguluyor(23/05). Gerek yapısal gerekse de kısa dönemli özellikleri, petrol piyasalarındaki fiyat artışlarını açıklamaya yetmiyor. Fiyat artışlarını açıklamak için bu etkenlere yapılan ısrarlı vurgular da ister istemez kuşku yaratıyor.

‘Canavarlar’ ve simyacılar
ABD ve dünya ekonomisi bir resesyona girerken bu vurguları kim yapıyor diye sorduğumuzda da karşımıza, T. Boon Pickens gibi ünlü spekülatörler, Financial Times’ın aktardığına göre Goldman Sachs, Merrill Lynch, Barclays Capital, Deustche Bank Morgan Stanley, Societe General gibi finans kurumları geliyor. Bu kurumların bir ortak özellikleri, ABD ev piyasasında başlayan mali krizde, son derecede karmaşık ve riskli yatırım enstrümanlarıyla oynarken ellerini kötü yakmış olmaları. İkinci özellikleriyse başta Goldman Sachs olmak üzere, petrol ve emtia piyasalarında oynuyor olmaları. Kısacası bunlar menkul kıymetlere dayalı olarak üretilen kredi piyasalarında yarattıkları köpük patlayınca, oluşan kayıplarını şimdi emtia piyasalarında bir köpük yaratarak telafi etmeye çalışıyorlar. Çünkü, bu piyasalarda da 1/10, 1/16 gibi kaldıraç oranlarıyla (1 lira koyup 16 lira borçlanarak) çalışmak olanaklı hale gelmiş durumda. Bu nedenle, türev piyasalarının hacmi (kredi köpüğü) kredi krizi yaşanırken daralacağına artmaya devam ederek yıl başında 510 trilyon dolardan, şimdi 590 trilyon dolara ulaşmış durumda. (Money Week, 23/05)

Financial Times’a göre, eskiden petrol fiyatlarının kaderi Suudi Petrol Bakanı’nın iki dudağının arasındaydı, “şimdi New York ve Londra merkezli bir analistler çetesinin demeçleri ve raporları belirliyor” (21/05). Bu analistlerin kimlere çalıştığını da sanırım tahmin ettiniz. Petrol ve emtia piyasalarındaki işlemler içindeki payı yüzde 60’a ulaşan Goldman Sachs’ın Jefferey Curie ve Arjun Murti gibi analistlerinin demeçlerinin özellikle etkileyici olduğunu yazıyor. 200 dolar varil fiyatı öngörüsünü yapanlar da bunlar. Dün köpüğü FED körüklüyordu.. bugün de bu görevi galiba ‘IEA’ üstlenmiş durumda…

Bu finans kurumlarının spekülatif etkinlikleri dünya ekonomisinde bir resesyon başlatırken, bir de enflasyon tehlikesine yol açıyor. Çünkü, kimi analistlere göre son fiyat artışlarının en az yüzde 60’ı spekülatif talepten kaynaklanıyor (Engdahl, The Asia Times 23/05). Böylece ekonomiyi yönetmek durumunda olanlar, birbirine ters iki rüzgârın altında ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Resesyon; faizleri düşürmeyi, talebi canlandırmayı gerektiriyor.. enflasyon ise faizleri arttırmayı, talebi daraltmayı...

Bu yüzden, Almanya Devlet Başkanı ve IMF eski başkanı Horst Köhler, küresel mali piyasaları, varlıkları yok eden bir canavara; spekülatif bankerleri de simyacılara benzetiyor (International Herald Tribune, 23/05).