m. mucahid 的个人资料Mucahid Akinci'nin Ev Sa...照片日志列表 工具 帮助
5月27日

Sosyal Darbe

Karşılanmayan ihtiyaçlar...
Mehmet Uğur CİVELEK
Dünya, 27.05.2009
 
Uğur Civelek, ekonomideki gelişmeleri ve piyasaların nabzını Dünya okurları için tutuyor...
 

Küresel düzeyde sene başından bugüne kadar yaşanan gelişmeler nedeniyle bazı eğilimler değişti, sorunlar farklılaştı fakat çözülmedi. Yabancı sermaye, mali sektör ve IMF bu gerçeği görmezden gelir iken dünya bankası yetkililerinin sosyal patlama riskine işaret etmesi oldukça önemli ve dikkate alınması gerekiyor. Orta vadede küresel fiyat hadleri zorunlu ihtiyaç maddeleri ve reel yatırım araçları lehine, fakat diğerleri ve sabit getirililer aleyhine bir eğilim sergileyebilir; bu durumda küresel ekonomi daralırken işsizlik artabilir, enflasyonda güven bunalımını derinleştirecek dalgalanmalar yaşanabilir. Zira gelir dağılımı ve rekabet koşullarında ki olumsuz eğilimler tehlike yaratmayı sürdürüyor, belirsizlik ve kırılganlık artıyor. Özellikle net dış borçlanmaya bağımlı ve zorunlu ihtiyaç malları ithalatçısı durumunda olan ekonomiler çok ciddi sıkıntılara katlanmak durumunda kalabilirler.

Ülkemizdeki uygulamaları, yukarıda özetlemeye çalıştığımız beklentiler ışığında değerlendirmeye çalıştığımızda endişemiz büyüyor. Sorunların ağırlaşması pahasına günün kurtarılması, olası küresel eğilimlere karşı tedbirli olmak yerine böyle olmayacağı umuduna bağımlı beklentilerle gerçekçilikten uzaklaşılması, sorunların kökenine inmek yerine sonuçların yapay olarak farklılaştırılmaya çalışılması belirsizliği artırıyor. Dünya Bankası yetkililerinin dile getirdiği sosyal patlama riskinin yüksek olduğu ekonomilerden biri haline geliyoruz.

Türkiye net dış borçlanmaya bağımlı ve zorunlu ihtiyaç mallarının ithal etmek durumunda olan bir ekonomi; ayrıca iç talebin daralması durumunda büyüme şansı olmayan, bütçe açığı ve kamu finansman açığı kontrolsüz bir şekilde artabilecek, küresel eğilimlerden aşırı ölçüde etkilenecek kırılgan bir yapısı var. Böyle bir durum yokmuş gibi yabancı sermaye mali sektör ve IMF'nin, olası riskleri düşünmeden katı önlemlerde ısrarlı olmasını anlamak kolay olmuyor; belli ki her olasılığı hesaba katan bir çözüm üretilemiyor, sorunların ağırlaşması pahasına günün kurtarılması başarı sayılıyor!..

Gerçekçi olmasa da beklentilerin aşırı iyimser çizgide tutulması, bireylerin azalan faaliyet gelirlerinden daha çok tüketmeye teşvik edilmesi gibi eğilimler görüntüyü farklılaştırdı fakat sosyal dokuyu yıprattı. Eğer böyle yapılmamış olsa idi ülke ekonomisinin mevcut küresel eğilimlere karşı direnci çok daha yüksek olabilirdi. Bireylerin tüketimini ötelemiş olduğunu varsayıp onları bu davranıştan vazgeçirecek yaklaşımlar gerçekçi olamaz; tam aksine insanlar gelecekteki tüketimlerini hayali beklentilerle erkene alıp borçlarını büyüttüğü için bugün aşırı kırılgan bir yapımız var, bu durumu görmezden gelen eğilimler ise deva getirmiyor. Tüketim, yatırım ve borçlanmada aşırıya kaçılmış olması diğer kesimlerden mali sektör ve kamuya büyük bir kaynak transferi yaratarak görünümü farklılaştırmamıştır. Bu durumun sürdürülebilir olmadığı biliniyordu. Bugün için bu transferin duraklamış olması ciddi sıkıntı yaratıyor. Yabancı sermaye, mali sektör ve IMF eski eğilimin devamını talep ederek mümkün olmayanı istiyor. Dünya Bankası ve siyasi irade böyle devam edemeyeceğini, zorlamanın işe yaramayacağını görüyor fakat elinden bir şey gelmiyor. Tercihler ne olur ise olsun geniş kesimlerin yaşam koşulları dalgalı bir şekilde olumsuzlaşmaya devam edecek gibi görünüyor.

5月26日

Hükümet Çürüdü

Ekonomide sözler anlamını yitirince

Erdal Sağlam
Hürriyet, 26.05.2009
EKONOMİYLE ilgili verilen sözler elbette ileriye dönük beklenti yaratmak açısından çok önemli. Ancak sürekli aynı sözleri tekrarlayıp, uygulamada hiçbir şey görülmediği zaman, sözler anlamını yitiriyor. Hatta, anlamını yitirmesinin ötesinde verilen sözlerin yerine getirilmemesi, getirilmeyeceği artık kesinleştiğinde, tersine olumsuz etkilerde bulunabiliyor.

Son IMF ile ilgili haberin piyasalarda yarattığı etkide, bunu açıkça görebiliyoruz.

Hükümet IMF ile anlaşma konusunda "kesin yapacağız" diye açıklama yapmıyor ama bir ileri-bir geri adım atarak, piyasaları oyalamaya devam ediyor. Oyalama işlemini de zaman zaman işadamlarını, bankacıları, bizleri yani gazetecileri kullanarak yerine getirebiliyor.

Yani "IMF ile anlaşma" konusu, kaba bir deyimle "yalama" olmuş durumda.

ETİ ÇÜRÜTMEK İÇİN

Şimdi Başbakan başta olmak üzere hükümet üyeleri, daha önce söyledikleri gibi, çıkıp "Biz IMF’yle anlaşmayı kesin yapacağız demedik, yararımıza olursa yaparız, yararımıza olması için de müzakereleri sürdürüyoruz" diyecektir. Dışarıdan biri baksa, bu sözlere hak da verir...

Ancak bu sözlerin samimi olmadığını, altında bir sürü kaygının ve hesabın yattığını, "eti çürütmek için böyle davranıldığını" artık herkes biliyor.

Dün artık bu konuda sözlerin anlamını yitirdiğini bir kez daha anladık.

Hafta sonunda Başbakan Tayyip Erdoğan’ın büyük işadamları ile yediği sohbet yemeğinden sızan "İşadamlarının yine IMF ile anlaşma istediklerini, Başbakanın da eylülden sonra bu anlaşmayı yapacakları konusunda izlenim verdiğini" bir haber olarak Referans’ta duyurduk. Bu haberin etkisini gözlediğimizde ise, piyasada yine "iyi haber duymak isteyenlerin" bu haberi olumlu bir haber olarak algılama eğiliminde olduklarını ancak daha rasyonel bakmaya çalışan piyasa aktörlerinin ise haberi "yine başka bir oyalama taktiği" olarak algıladıklarına şahit olduk. Yani zaten inanmak isteyen bu haberi istediği gibi algılarken, artık güvenini yitirenlere de bu haber olumlu bir haber gibi gelmedi.

BELİRSİZLİK FİYATLARI ETKİLEMEYE BAŞLADI

Haberin yazarı olarak benim ne düşündüğüme gelince; inanın artık hiçbir şey söyleyemiyorum. Bence önemli bir haberdi yazdım ama Başbakan’ın verdiği izlenime güveniyor musun derseniz, inanmıyorum da... Ama haberdi ve yazılması gerekiyordu...

IMF ile anlaşma konusunda ne düşündüğümü ise artık herkes biliyor... Mutlaka mali disiplin gerekiyor. Mutlaka oluşmaya başlayan kara delikler tam açılmadan kapamak için radikal yapısal tedbirler gerekiyor. Mutlaka dış kaynak sağlayacak dolayısıyla ekonomideki büyümeyi ivmelendirecek yabancı sermayeye ihtiyacımız, bunun için de dört başı mamur orta vadeli bir programa ihtiyacımız var. Böyle bir programı ekonomi yönetimi tek başına yapar mı derseniz, yapabilir. Ancak Hükümet buna izin verir mi derseniz, işte bu noktada kesinlikle eminim ki; hükümet tek başına böyle bir kararın altına imza atamaz...

O zaman da bunları sağlamak için IMF ile program yapmanın şart olduğunu söylüyorum. Ancak IMF ile anlaşma konusunda artık bir an önce kesin açıklamanın yapılması lazım. Çünkü ben inanıyorum ki, şimdi yapmasa bile, önümüzdeki 1 yıl içinde Hükümet başı sıkışacağı için bu anlaşmayı yapmaya mecbur kalacak ve o zaman IMF’nin şartları çok daha ağır olacaktır...

Artık IMF konusunda sözler anlamını yitirdi, piyasalar daha fazla oyalanmak istemiyor. "şimdiye kadar oyaladım, bundan sonra da böyle idare ederim" demek bir yanılgı çünkü yerine getirilmeyen sözler, farkında olmasalar da olumsuz etki yapmaya başladı. Herkes biliyor ki; dolar-Euro paritesi 1.40’a geldiğinde eğer piyasada işler normal olsaydı, dolar kurunun 1.45 civarına inmesi gerekiyordu ama olmadı...

Yani IMF ile ilgili belirsizlik ve verilen sözlerin tutulmaması, yavaş yavaş fiyatların içine girmeye başladı.
5月20日

İnek Ülke Sağ Sağ Bitmiyor

Otomobilde vergi indirimi sanayiciye değil galericiye yaradı

Güngör Uras
Milliyet, 19.05.2009

 

2009 yılının ilk 4 ayında (krizin ekonomiyi inim inim inlettiği dönemde) Türkiye’de 105 bin 489 adet binek otomobili satıldı. Bir yıl önce (krizden kimse söz etmezken) aynı dönemde 104 bin 244 binek otomobili satılmıştı.
Demek bir bu yılın ilk 4 ayında kriz döneminde binek otomobili satışları azalmamış. Yüzde 1.2 oranında artmış.
Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) geçen hafta sonu ACEA’nın “Avrupa’da Binek Otomobilleri Satış İstatistikleri”ni yayımladı.

Otomobil sırası...
Bu istatistikler göre, Türkiye’de nisan ayında 36 bin 202 binek otomobili satılmış. Bu rakam geçen yılın nisan ayına göre yüzde 19.4 oranında bir satış patlamasını gösteriyor.
Halbuki nisan ayında 30 Avrupa ülkesinde otomobil satışları bir yıl öncenin nisan ayına göre yüzde 12.3 oranında azalmış. Nisan ayında, Türkiye gibi, satışını yüzde 19.4 oranında artıran tek ülke Almanya.
Bitmedi... Yılın ilk 4 ayında sadece Almanya’da satışlar yüzde 18.4 oranında artmış. Diğer Avrupa ülkelerinde büyük satış gerilemeleri var. Satışlar İngiltere’de yüzde 28.5, İtalya’da yüzde 16.3, İspanya’da yüzde 43.7, Yunanistan’da yüzde 40.7, Portekiz’de yüzde 40.3 oranında düşerken, Türkiye’de yüzde 1.2 oranında artmış.
Tekrarlayalım... Ayşe Hanım Teyzem, “Burası Türkiye Abicim!” der ya... İşte o biçim. Burası Türkiye. Burada olan bitene akıl ermez.
Bizde kriz nedeniyle otomotiv sektörü güç duruma düştü. İşçi çıkarmaya başladı. ”Avrupa ülkeleri otomotive teşvik ediyor, biz de edelim, vergileri indirelim” denildi.
Krizden güç durumda olduğu sanılan halkımız binek otomobili satın almak için galerilerin önünde sıraya girdi. İthal araçlar tükendiği için 4 ayda bu kadar binek otomobili satılabildi. Galerilerde otomobil olsa, halkımız (evvel Allah) daha fazlasını almaya hazır. Kuyrukta bekliyor.
İşte bu ahval ve şerait tahtındadır ki, Sayın R.T. Erdoğan’ın anlatımıyla, “Kriz binek otomobili satan galerileri teğet geçti!” 

guras@milliyet.com.tr

5月13日

Baş Kasap

Fili yuttu bir yılan

Ege Cansen
Hürriyet, 13.05.2009
EKONOMİNİN üçte biri ulaştırmadır. Ulaştırmanın içine her tür taşıt aracı üretiminden, satışından, satış sonrası bakımından tutun da yolların yapımına ve araçların yakıtının temin ve tevziine kadar tüm faaliyet girer.

Zaten ekonomide değer yaratma ile taşıma arasında doğrudan ilişki vardır. Hiçbir şey durduğu yerde değerli değildir. Mutlaka az veya çok hareket etmelidir. Mesela tabakta duran gıdanın vücuda yarar sağlaması için mideye ulaşması gerekir.

* * *

Dünya yollarında 800 milyon adetten fazla binek arabası ve hafif ticari araç hareket halindedir. Bu araçların yıllık üretim miktarı da 72 milyondur. Yaşamakta olduğumuz küresel ekonomik kriz, en fazla bu sektörü vurmuştur. Çünkü taşıt araçları dayanıklıdır. Elde mevcut araçlar kullanılmaya devam edilebileceği için, yeni araç alımları kolaylıkla bir süre ertelenebilir. Bu sebeple, ekonomi yavaşlayınca otomotiv sektöründe çok büyük talep düşmesi olur.

* * *

Amerika’da otomobil bir taşıt aracı değil, yaşam tarzıdır diye bir değiş vardır. Nüfusla orantılanırsa Dünyanın en büyük taşıt aracı pazarı Amerika’dır. Dünyanın hangi ülkesinde kurulmuş olursa olsun, her otomobil üreticisinin hayali Amerika pazarında kendine yer edinmektir. Rekabet çok yüksek, fiyatlar çok düşüktür. Bu sebeple en sorunlu otomobil üreticileri de Amerika’daki bir zamanlar kartal olan Amerikan firmalarıdır.

* * *

Bizim TOFAŞ dolayısıyla yakından tanıdığımız İtalyan FIAT firması, uzun yıllar yerlerde süründü. Hem muhasebeci hem avukat ve hem İtalyan hem Kanadalı olan Sergio Marchionne adındaki bir "Baş Yönetici" (CEO) FIAT’ı son yıllarda başarılı ve para kazanan bir firma haline getirdi. Şimdi bu arkadaş, Dünya’nın 9’uncu büyük otomobil firması olan FIAT’ı, dünyanın ilk beş firmasından biri, hatta mümkünse 3’üncü büyük otomobil üreticisi haline getirmek için müthiş bir hamle yaptı. Chrysler’in tamamını ve General Motors’un Avrupa bölümünü (Opel ve Vauxhall) FIAT’ın içine almak üzere yaklaşık 7 milyar Euro’luk bir teklif paketiyle ortaya çıktı. İlk bakışta palavra gibi duran bu "büyük birleşme" projesine yakından bakmaya çalıştım. Anladığım kadarıyla Marchionne iki fikre güveniyor. Birincisi verim artışıdır. Bunu sağlamak için düşük kapasitede çalışan çok sayıda fabrikanın önemli bir kısmını kapatıp, üretimi az sayıda, yüksek kapasitede verimli çalışacak fabrikalarda gerçekleştirmektir. İkincisi yönetim biçimidir. Amerikan otomotiv firmalarında çok katlı hantal bir bürokratik yapı vardır. O ise fabrika müdürlerini doğrudan kendine bağlayarak karar alma sürecini hızlandıracak. Daha önemlisi fikirlerinin hayata geçmesine engel olacak üst kademeleri elimine ederek tercüme hatalarından kurtulmaktır.

Son Söz: Bilen, yapmasını bilendir.

Teğetteki Batak

Bankalar parayı ne yapıyor?

Güngör Uras
Milliyet, 13.05.2009

 

Başbakan Tayyip Erdoğan, bir süredir banka sitemini eleştiriyor. (1) Banka sisteminin reel sektöre kredi vermediğini eleştiriyor. (2) Banka sisteminin kârının yüksekliğini eleştiriyor.
Çatalca’da rüzgâr enerjisi santralı açan Başbakan, bankacılara çatarak, “Finans sektörü üzerine düşen görevi yerine getirmiyor, sadece bariyer oluşturmaya devam ediyor” dedi. Finans sektörüne karşı tavır almadığını iddia eden TOBB Başkanı’nı eleştiren Başbakan, kürsüye çıkan Hisarcıklıoğlu’nun elini sıkmayarak yavaşça itti. Başbakan’ın Hisarcıklıoğlu’na olan tepkisi tüm katılımcıları şaşırttı. (Milliyet Ekonomi, 11 Mayıs 2009, sayfa 8) 

Parayı nereden buluyorlar?
Banka sisteminin durumu nedir? Bankalar nereden para buluyor, nereye yatırıyor? Nasıl para kazanıyor? BDDK’nın yayımladığı 2008 Şubat ayı bilgilerine göre özetleyeyim: 
-  Şubat sonunda bankalarımızdaki mevduat toplamı 463 milyar TL. Bankaların kullandırdıkları kredilerin toplamı 365 milyar TL. Bankalar topladıkları mevduatın bir bölümünü nakit olarak tutar, bir bölümünü teminat olarak Merkez Bankası’na yatırır. Kalanını kullanır. Bankalar şubat sonunda mevduatın yüzde 79’unu krediye dönüştürmüş durumda. 
-  Bankalar sadece reel sektöre kredi vermiyor. Devlet Baba’ya da kredi veriyor. Çünkü Devlet Baba’nın bütçesi açık. Bankalardan para bularak bütçe açığını kapatıyor. Bankaların bono ve tahvil olarak Devlet Baba’ya verdikleri para 204 milyar TL. (Reel sektöre kullandırılan kredilerin yüzde 56’sı büyüklüğünde parayı Devlet Baba’ya kredi veriyorlar.) 

Parayı nereye yatırıyorlar? 
-  Bankaların kredilere bağladıkları para 365 milyar TL+Tahvil ve bonoya bağladıkları para ise 204 milyar TL = Toplamı 569 milyar TL. Halbuki bankaların topladıkları mevduat 463 milyar TL. Aradaki farkı bankalar nereden buluyor? Bankaların tek kaynağı mevduat değil. Kendi özkaynakları (89 milyar TL) var. İçeriden ve dışarıdan borçlanıyorlar. 
-  Reel sektöre daha fazla kredi verebilmeleri için bankaların ya dışarıdan borçlanmaları ya da tahvil ve bonoya para yatırmaktan vazgeçmeleri gerekiyor. Bankaların paraları var ise, bu parayı kasada saklayamazlar. Mutlaka reel sektöre veya Devlet Baba’ya kredi olarak vermek zorundadırlar. Çünkü paranın günlük ağır bir maliyeti vardır. 
-  Bankaların 2009’un ilk 2 ayında faiz geliri 15 milyar TL. Faiz gideri 9 milyar TL. Kredilerden aldıkları faiz 9 milyar TL. Mevduata verdikleri faiz 7 milyar TL. 
-  Bankaların faiz gelir gider farkı 6 milyar TL. Sorunlu kredilere 2 milyar TL karşılık ayrılıyor. Bankalara kalan faiz 4 milyar TL. 
-  Bankaların faiz dışı gelirleri (komisyon geliri v.s) ve giderleri (personel gideri v.s) var. Giderleri 4 milyar TL. Gelirleri 3 milyar TL. 
-  Sonuçta, bankalar 2009’un ilk 2 ayında vergi öncesi 4 milyar TL kâr etmiş durumda. 
-  Bankalar 2008’de 16 milyar TL (vergiden önce ) kâr göstermişlerdi. Demek ki bankaların geçen yıl vergiden önceki kârları özkaynaklarının yüzde 15’i dolayında olmuş.

guras@milliyet.com.tr

5月12日

Tümü Yargılık

Başbakan’ın anlayışıyla bankalar yeniden zora girer

Erdal Sağlam
Hürriyet, 12.05.2009
BAŞBAKAN Erdoğan bir yandan "bankacılığımız sağlam" diye övünürken, öte yandan tüm kesimlerin bankalar üzerinde baskı yapmasını istiyor. Son olarak Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nu "bankalara yüklenmiyor" diye eleştirmiş.

Halbuki Hisarcıklıoğlu’nun 5 Nisan’da Kartepe’de ekonomi gazetecilerine verdiği, bankalara yüklenen demeci, bence aşırı bir eleştiri dozu taşıyordu. Yine son genel kurulda bankaları şirketlerin üzerine gitmekle suçladı ve bankaların bu tavırları için "unutmayacağız" dedi.

Hisarcıklıoğlu, tabanından gelen tepkileri, gerek Başbakana karşı olsun gerekse de bankalara yönelik olsun, yumuşatan ve ortalığı germeden, popülizme kaçmadan dile getiren bir başkan. Daha önce de söylediğim gibi; eğer Hisarcıklıoğlu, 2001 krizinden sonra tabanına iyi liderlik yapmasaydı, ekonomiyi düze çıkaran ekonomik program uygulanamazdı. Yani AKP iktidarı uyguladığı ekonomik programa TOBB karşı çıksaydı, ekonomide bu kadar yol alamazdı.

Ama Hisarcıklıoğlu ve ekibinin, hangi partinin uyguladığına bakmaksızın, ekonomik programa destek vermesinin olumlu sonuçlarını da şimdi görüyoruz. Eğer Başbakanın da övündüğü gibi bankacılığımız sağlamsa, zamanında alınan önlemler sayesinde, taviz verilemez biçimde bağımsız kurumların koyup uyguladığı kurallar sayesindedir.

BANKACILIK SEKTÖRÜ GÜÇLÜ OLMASAYDI

Eğer bankacılığımız güçlü olmasaydı, AKP’nin son iki yıldaki kötü yönetimiyle beraber, şimdi çok bankamız batmış olurdu ve dolayısıyla ekonomimiz şimdi felç olmuştu.

Bankacılıkta gelinen aşama 2001’de alınan önlemler ve bağımsız kılınan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) nun eseridir. İyi ki Başbakan Erdoğan 2001 yılında iktidarda değilmiş... Son demeçlerinden de anlaşılacağı gibi, o dönemde yönetim Başbakanda olsaydı, demek ki gerekli bankacılık önlemlerini alamayacaktık...

Evet, diğer sektörlerde durum o kadar iyi değilken bankaların karı artmaya devam ediyor ama bu hem Hükümetin uyguladığı politikaların sonucudur, hem de ekonomik ortamın. Vizyonu olan yönetici, bankaların karından korkmaz, kar ediyor diye günah keçisi ilan etmez, aksine "bankacılık sağlam olunca ekonomi sağlam olur"u bilir ve ona göre davranır. Bankacılığın kredi vermesi için de ekonomik politikaları gözden geçirir, temelleri sağlam hale getirir.

BAŞBAKAN GENEL MÜDÜR OLSAYDI

"Acaba Başbakan bir bankanın genel müdürü olsa ne yapardı" diye düşünmeden edemiyorum.

Hükümet bu kadar bütçeyi açmış, borçlanmasını bu kadar artırmışken, karlı hale gelen risksiz Hazine kağıdı almak yerine alternatif plasman kalemlerine para verir miydi?

İşinin sermaye sahiplerinin karını maksimize etmek olduğunu, bankacılığın bir ticari iş olduğunu, profesyonelliğin buna göre davranmayı gerektirdiğini bilmez miydi?

Krediyi risksiz ve daha karlı görse, kağıt almak yerine kredi vermek istemez miydi?

Büyüme oranı eksi çift hanelerde iken yani reel sektör üretimi durdurmuş işçi çıkartırken, zor durumda olduğunu bile bile bir şirkete kredi vermek ister miydi?

Zor durumda olduğunu bile bile bir şirkete kredi verdiği zaman, mevcut kanunlara göre bu kredinin batışından şahsi olarak sorumlu tutulacağını, kredinin kendisinden ve ailesinden tazmin edileceğini, yoksa hapis yatacağını bilse, yine de kredi verir miydi?

Bütün bu gerçekleri bildiği halde Oda başkanlarının, TOBB başkanının çıkıp da "Kardeşim niye kredi vermiyorsun?" diye çıkışmasına içerlemez miydi?

Hele hele bir Başbakan çıkıp da, kendisinin de içinde bulunduğu, banka yöneticilerine karşı toplumun tüm kesimlerini tepki göstermeye çağırsa, acaba en hafifiyle ne derdi?

Bu tür davranış içine giren Başbakanı, "Milli görüş anlayışını bırakmamış, tam bir faiz karşıtı söylem" diye suçlamaz mıydı? Bu anlayışın çağdışı bir anlayış olduğunu, bu anlayışla bankaların yeniden zor duruma düşeceğini, ekonominin duracağını düşünmez miydi?

Aklından "Başbakan mali disiplini sağlayıp, dışardan kaynak girişi sağlayacak IMF anlaşması yapmak yerine, gündem değiştirip bizi günah keçisi yapmak istiyor" diye geçmez miydi?

Nerede Yanlış Yaptık

İl Genel Meclisi Üye seçim sonuçları Türkiye genelinde şöyle gerçekleşti:

Hürriyet, 12.05.2009

Siyasi Partiler Geçerli Oy Kazanılan Asıl Üyelik
Sayı Oran(%) Sayı Oran(%)
Anavatan Partisi 304.361 0.76 4 0.12
Milliyetçi Hareket Partisi 6.386.279 15.97 414 12.62
Liberal Demokrat Parti 2.285 0.01 0 0.00
Demokratik Sol Parti 1.139.878 2.85 26 0.79
Demokratik Toplum Partisi 2.277.777 5.70 235 7.16
İşçi Partisi 114.243 0.29 0 0.00
Cumhuriyet Halk Partisi 9.229.936 23.08 612 18.65
Hak ve Özgürlükler Partisi 29.392 0.07 0 0.00
Büyük Birlik Partisi 943.765 2.36 18 0.55
Barış ve Demokrasi Partisi 36 0.00 0 0.00
Millet Partisi 41.818 0.10 0 0.00
Özgürlük ve Dayanışma Partisi 67.984 0.17 0 0.00
Türkiye Komünist Partisi 85.507 0.21 0 0.00
Demokrat Parti 1.536.847 3.84 45 1.37
Saadet Partisi 2.079.701 5.20 29 0.88
Adalet ve Kalkınma Partisi 15.353.553 38.39 1.889 57.57
Bağımsız Türkiye Partisi 167.986 0.42 1 0.03
Emek Partisi 48.939 0.12 0 0.03
Halkın Yükselişi Partisi 6.197 0.02 0 0.00
Bağımsız 172.279 0.43 7 0.21
Toplam  39.988.763 100 3.281 100

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Halk Resmen Oyuk (Seçimde Uyansalardı)

TCMB
01.05.2009
 
TARİH               TOPLAM            TÜKETİCİ          KREDİ KARTI          TAKSİTLİ          TAKSİTSİZ 
12-05-2006   56668972.00000  38140885.00000  18528087.00000   6731395.00000  11421002.00000
19-05-2006   57499115.00000  38750145.00000  18748970.00000   6865269.00000  11487754.00000
26-05-2006   58398484.00000  39789682.00000  18608802.00000   6868208.00000  11330972.00000
02-06-2006   59901132.00000  40686394.00000  19214738.00000   7077622.00000  11696376.00000
09-06-2006   60403510.00000  41213608.00000  19189902.00000   7104036.00000  11663253.00000
16-06-2006   60817249.00000  41287485.00000  19529764.00000   7207263.00000  11913443.00000
23-06-2006   60786826.00000  41555275.00000  19231551.00000   7310288.00000  11503827.00000
30-06-2006   61872750.00000  42000309.00000  19872441.00000   7495320.00000  11929850.00000
07-07-2006   61950840.00000  42111323.00000  19839517.00000   7541881.00000  11860396.00000
14-07-2006   62386342.00000  42233217.00000  20153125.00000   7605171.00000  12126811.00000
21-07-2006   61793435.00000  42052279.00000  19741156.00000   7594186.00000  11724382.00000
28-07-2006   62323884.00000  42313037.00000  20010847.00000   7589284.00000  11975243.00000
04-08-2006   62756779.00000  42465930.00000  20290849.00000   7722187.00000  12134601.00000
11-08-2006   63007524.00000  42624892.00000  20382632.00000   7758499.00000  12183565.00000
18-08-2006   62782823.00000  42474546.00000  20308277.00000   7743506.00000  12131961.00000
25-08-2006   62745831.00000  42617336.00000  20128495.00000   7747372.00000  11935660.00000
01-09-2006   63444765.00000  42744188.00000  20700577.00000   7871301.00000  12372696.00000
08-09-2006   63538207.00000  42902497.00000  20635710.00000   7856308.00000  12327157.00000
15-09-2006   63878820.00000  42834910.00000  21043910.00000   7936305.00000  12673103.00000
22-09-2006   63585427.00000  43039191.00000  20546236.00000   7936159.00000  12157478.00000
29-09-2006   64001862.00000  43342356.00000  20659506.00000   8031919.00000  12137447.00000
06-10-2006   64165934.00000  43437891.00000  20728043.00000   8013030.00000  12238787.00000
13-10-2006   64441743.00000  43708559.00000  20733184.00000   8030885.00000  12253591.00000
20-10-2006   64292950.00000  43776720.00000  20516230.00000   8114855.00000  11938971.00000
27-10-2006   64834045.00000  43795265.00000  21038780.00000   8206316.00000  12350861.00000
03-11-2006   64975544.00000  43957402.00000  21018142.00000   8383881.00000  12145901.00000
10-11-2006   65056946.00000  44161470.00000  20895476.00000   8388391.00000  12035548.00000
17-11-2006   64998653.00000  44124081.00000  20874572.00000   8367123.00000  12042416.00000
24-11-2006   65148456.00000  44394457.00000  20753999.00000   8384706.00000  11900004.00000
01-12-2006   66074014.00000  44860967.00000  21213047.00000   8508755.00000  12210060.00000
08-12-2006   66202634.00000  45093447.00000  21109187.00000   8494493.00000  12140657.00000
15-12-2006   66591302.00000  45205386.00000  21385916.00000   8558131.00000  12379767.00000
22-12-2006   66619694.00000  45627537.00000  20992157.00000   8680771.00000  11844896.00000
29-12-2006   67812298.00000  46151088.00000  21661210.00000   9026454.00000  12152102.00000
05-01-2007   68174397.00000  46023583.00000  22150814.00000   9057343.00000  12590466.00000
12-01-2007   68012367.00000  46203073.00000  21809294.00000   8980655.00000  12373069.00000
19-01-2007   67772528.00000  46090787.00000  21681741.00000   9016410.00000  12220660.00000
26-01-2007   67649297.00000  46314954.00000  21334343.00000   8813938.00000  12016291.00000
02-02-2007   68332962.00000  46515126.00000  21817836.00000   8855736.00000  12437496.00000
09-02-2007   68362188.00000  46677109.00000  21685079.00000   8827611.00000  12350096.00000
16-02-2007   68922466.00000  46758982.00000  22163484.00000   8946603.00000  12723692.00000
23-02-2007   68502382.00000  46917673.00000  21584709.00000   8853426.00000  12240543.00000
02-03-2007   68989201.00000  47062603.00000  21926598.00000   8817975.00000  12569099.00000
09-03-2007   68991872.00000  47329290.00000  21662582.00000   8762974.00000  12378166.00000
16-03-2007   69116326.00000  47443914.00000  21672412.00000   8724241.00000  12450425.00000
23-03-2007   69226956.00000  47931003.00000  21295953.00000   8703752.00000  12077050.00000
30-03-2007   70342648.00000  48467419.00000  21875229.00000   8792366.00000  12525397.00000
06-04-2007   70370336.00000  48653753.00000  21716583.00000   8784589.00000  12389247.00000
13-04-2007   71180709.00000  48900605.00000  22280104.00000   8836260.00000  12911095.00000
20-04-2007   71274271.00000  49031025.00000  22243246.00000   8865673.00000  12837771.00000
27-04-2007   72292993.00000  49834246.00000  22458747.00000   8906691.00000  12995720.00000
04-05-2007   73351960.00000  50367838.00000  22984122.00000   8970590.00000  13419108.00000
11-05-2007   73596781.00000  50737434.00000  22859347.00000   8979692.00000  13312637.00000
18-05-2007   73670724.00000  50798306.00000  22872418.00000   9005482.00000  13312154.00000
25-05-2007   74073761.00000  51240488.00000  22833273.00000   9067578.00000  13172531.00000
01-06-2007   75360328.00000  51774018.00000  23586310.00000   9214891.00000  13750066.00000
08-06-2007   75522606.00000  51992670.00000  23529936.00000   9203008.00000  13700255.00000
15-06-2007   75830013.00000  52003229.00000  23826784.00000   9240413.00000  14008071.00000
22-06-2007   76497366.00000  52935354.00000  23562012.00000   9299502.00000  13651986.00000
29-06-2007   77564763.00000  53582046.00000  23982717.00000   9469326.00000  13847555.00000
06-07-2007   78117893.00000  53883303.00000  24234590.00000   9518083.00000  14082188.00000
13-07-2007   78734352.00000  54418213.00000  24316139.00000   9538865.00000  14160969.00000
20-07-2007   78471528.00000  54607479.00000  23864049.00000   9477897.00000  13771379.00000
27-07-2007   78875417.00000  55138424.00000  23736993.00000   9373246.00000  13736829.00000
03-08-2007   80125101.00000  55678284.00000  24446817.00000   9255433.00000  14537815.00000
10-08-2007   80666771.00000  56164311.00000  24502460.00000   9541098.00000  14316126.00000
17-08-2007   80799179.00000  56313588.00000  24485591.00000   9493381.00000  14358637.00000
24-08-2007   81180755.00000  56891435.00000  24289320.00000   9473708.00000  14179526.00000
31-08-2007   81907714.00000  57414337.00000  24493377.00000   9590354.00000  14219302.00000
07-09-2007   82617847.00000  57760471.00000  24857376.00000   9652542.00000  14547651.00000
14-09-2007   83182619.00000  58223117.00000  24959502.00000   9696974.00000  14630123.00000
21-09-2007   83167187.00000  58353575.00000  24813612.00000   9610988.00000  14576174.00000
28-09-2007   83732144.00000  59120617.00000  24611527.00000   9589672.00000  14363885.00000
05-10-2007   84177974.00000  59387487.00000  24790487.00000   9613570.00000  14523851.00000
12-10-2007   84931708.00000  59966042.00000  24965666.00000   9710368.00000  14615995.00000
19-10-2007   84963760.00000  60298420.00000  24665340.00000   9744638.00000  14265036.00000
26-10-2007   85523446.00000  60786432.00000  24737014.00000   9774489.00000  14298399.00000
02-11-2007   86782039.00000  61249087.00000  25532952.00000   9957452.00000  14848216.00000
09-11-2007   87268739.00000  61683763.00000  25584976.00000   9969359.00000  14920050.00000
16-11-2007   87941794.00000  61982115.00000  25959679.00000  10066426.00000  15218304.00000
23-11-2007   88139939.00000  62676603.00000  25463336.00000  10086835.00000  14695889.00000
30-11-2007   89543934.00000  63534421.00000  26009513.00000  10163181.00000  15123466.00000
07-12-2007   90121478.00000  63943048.00000  26178430.00000  10216289.00000  15288694.00000
14-12-2007   91015566.00000  64688302.00000  26327264.00000  10310483.00000  15362703.00000
21-12-2007   91162544.00000  64838037.00000  26324507.00000  10453663.00000  15224996.00000
28-12-2007   91944895.00000  65585611.00000  26359284.00000  10489862.00000  15221412.00000
04-01-2008   93033318.00000  65944672.00000  27088646.00000  10733358.00000  15695364.00000
11-01-2008   93456454.00000  66418326.00000  27038128.00000  10662927.00000  15739656.00000
18-01-2008   93308898.00000  66412074.00000  26896824.00000  10592442.00000  15677223.00000
25-01-2008   93717142.00000  66897086.00000  26820056.00000  10622949.00000  15552941.00000
01-02-2008   94911693.00000  67407523.00000  27504170.00000  10668307.00000  16163639.00000
08-02-2008   95233922.00000  67800062.00000  27433860.00000  10677038.00000  16093774.00000
15-02-2008   96005792.00000  67995750.00000  28010042.00000  10814087.00000  16547829.00000
22-02-2008   96066250.00000  68612342.00000  27453908.00000  10810650.00000  15974075.00000
29-02-2008   96896041.00000  69210396.00000  27685645.00000  10834788.00000  16158342.00000
07-03-2008   97364904.00000  69610591.00000  27754313.00000  10735692.00000  16325143.00000
14-03-2008   98255423.00000  70360629.00000  27894794.00000  10727986.00000  16515491.00000
21-03-2008   98237811.00000  70723305.00000  27514506.00000  10690924.00000  16126650.00000
28-03-2008   99216703.00000  71401793.00000  27814910.00000  10777054.00000  16336170.00000
04-04-2008   99860426.00000  71785485.00000  28074941.00000  10756480.00000  16587982.00000
11-04-2008  100385124.00000  72139805.00000  28245319.00000  10772911.00000  16738279.00000
18-04-2008  100549177.00000  72161574.00000  28387603.00000  10736411.00000  16910409.00000
25-04-2008  100983806.00000  72494329.00000  28489478.00000  10818417.00000  16904299.00000
02-05-2008  101970702.00000  73020210.00000  28950491.00000  10906879.00000  17257575.00000
09-05-2008  102472493.00000  73606258.00000  28866235.00000  10936403.00000  17192277.00000
16-05-2008  102908651.00000  73638141.00000  29270510.00000  10975969.00000  17557912.00000
23-05-2008  103147036.00000  74042733.00000  29104303.00000  10980769.00000  17349616.00000
30-05-2008  104388063.00000  74847455.00000  29540608.00000  11113904.00000  17604014.00000
06-06-2008  105069664.00000  75236799.00000  29832865.00000  11238420.00000  17780275.00000
13-06-2008  106401218.00000  76072022.00000  30329196.00000  11404582.00000  18087333.00000
20-06-2008  106324085.00000  76262689.00000  30061396.00000  11517495.00000  17723027.00000
27-06-2008  107318987.00000  76949457.00000  30369531.00000  11619289.00000  17908682.00000
04-07-2008  108369093.00000  77309384.00000  31059709.00000  11771758.00000  18431293.00000
11-07-2008  108765124.00000  77722155.00000  31042969.00000  11777068.00000  18445641.00000
18-07-2008  108661397.00000  77717063.00000  30944334.00000  11663025.00000  18442366.00000
25-07-2008  109300278.00000  78203269.00000  31097009.00000  11796259.00000  18482223.00000
01-08-2008  110678240.00000  78840816.00000  31837424.00000  11901545.00000  19123447.00000
08-08-2008  111106403.00000  79322976.00000  31783427.00000  11860525.00000  19124856.00000
15-08-2008  111613656.00000  79416224.00000  32197432.00000  11862658.00000  19548507.00000
22-08-2008  111789679.00000  79997908.00000  31791771.00000  11847435.00000  19159914.00000
29-08-2008  112848213.00000  80651106.00000  32197107.00000  11938127.00000  19461408.00000
05-09-2008  113452886.00000  80981772.00000  32471114.00000  12017202.00000  19668433.00000
12-09-2008  114134192.00000  81564510.00000  32569682.00000  12038438.00000  19741434.00000
19-09-2008  113950411.00000  81771139.00000  32179272.00000  12085848.00000  19284370.00000
26-09-2008  114903610.00000  82733896.00000  32169714.00000  12332326.00000  19030233.00000
03-10-2008  115899456.00000  82626165.00000  33273291.00000  12484867.00000  19962306.00000
10-10-2008  116005973.00000  82922360.00000  33083613.00000  12400537.00000  19870336.00000
17-10-2008  115450612.00000  82736999.00000  32713613.00000  12316570.00000  19586540.00000
24-10-2008  115292920.00000  82918794.00000  32374126.00000  12293578.00000  19257075.00000
31-10-2008  116111697.00000  83006330.00000  33105367.00000  12341610.00000  19932284.00000
07-11-2008  115710515.00000  82630551.00000  33079964.00000  12264268.00000  20004408.00000
14-11-2008  116061688.00000  82580482.00000  33481206.00000  12218948.00000  20459147.00000
21-11-2008  115075772.00000  82096577.00000  32979195.00000  12142523.00000  20051830.00000
28-11-2008  115351810.00000  82005007.00000  33346803.00000  12193123.00000  20360059.00000
05-12-2008  114998340.00000  81491786.00000  33506554.00000  12449015.00000  20217087.00000
12-12-2008  115904899.00000  81366564.00000  34538335.00000  12476237.00000  21201206.00000
19-12-2008  115037320.00000  81134948.00000  33902372.00000  12055549.00000  21083696.00000
26-12-2008  114545792.00000  81093747.00000  33452045.00000  12019929.00000  20690186.00000
02-01-2009  115172810.00000  81044863.00000  34127947.00000  12106994.00000  21262780.00000
09-01-2009  114566784.00000  80898289.00000  33668495.00000  11970978.00000  20958367.00000
16-01-2009  114211626.00000  80382401.00000  33829225.00000  11870534.00000  21216299.00000
23-01-2009  113652590.00000  80374296.00000  33278294.00000  11703284.00000  20832392.00000
30-01-2009  114187152.00000  80445175.00000  33741977.00000  11643443.00000  21340534.00000
06-02-2009  114055211.00000  80416883.00000  33638328.00000  11531128.00000  21365059.00000
13-02-2009  114506961.00000  80528362.00000  33978599.00000  11573584.00000  21650951.00000
20-02-2009  113493548.00000  80185894.00000  33307654.00000  11447433.00000  21129646.00000
27-02-2009  113520647.00000  80311383.00000  33209264.00000  11313338.00000  21170774.00000
06-03-2009  113480281.00000  80175749.00000  33304532.00000  11147333.00000  21390012.00000
13-03-2009  113376265.00000  80371423.00000  33004842.00000  11022023.00000  21240588.00000
20-03-2009  112593029.00000  80146648.00000  32446381.00000  11002073.00000  20670102.00000
27-03-2009  113071981.00000  80449086.00000  32622895.00000  10928045.00000  20946632.00000
03-04-2009  113971889.00000  80804210.00000  33167679.00000  11051023.00000  21345080.00000
10-04-2009  114231818.00000  81100239.00000  33131579.00000  11038320.00000  21320338.00000
17-04-2009  114151410.00000  81093829.00000  33057581.00000  11124641.00000  21141844.00000
24-04-2009  114544762.00000  81355113.00000  33189649.00000  11180593.00000  21215080.00000
01-05-2009  115375782.00000  81773866.00000  33601916.00000  11302730.00000  21489958.00000
SEÇİLEN SERİLERİN AÇIKLAMALARI
==============================
TP.KM.J001: 1-TUKETICI KREDILERI VE KREDI KARTLARI
TP.KM.J003: 3-TUKETICI KREDILERI TL
   Not: 27.04.2007 Tarihinde gözlenen artış bir bankanın tüketici kredilerinin kapsamında yaptığı 442 442 BİN YTL tutarındaki değişiklikten kaynaklanmaktadır.
TP.KM.J011: 5-KREDI KARTLARI (Bireysel+Kurumsal)
TP.KM.J016: 6Aa-Taksitli
TP.KM.J017: 6Ab-Taksitsiz

111623/317666

Nisan'da işsizlik başvuruları yarı yarıya arttı

İŞKUR'a yapılan işsizlik başvuruları Nisan'da yüzde 51 artış gösterdi.

ntvmsnbc, 12.05.2009 

İSTANBUL - İstihdam piyasasında küresel krizin etkisi devam ediyor.

İŞKUR, Nisan ayında yapılan işsizlik başvurularının, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 51.50 artarak 111,623 olduğunu açıkladı.

İŞKUR'dan yapılan açıklamaya göre, kayıtlı işgücü sayısı geçen yılın aynı ayına göre 578,932 kişi artarak 1.4 milyon kişi, kayıtlı işsiz sayısı ise 532,862 kişi artarak 1.27 milyon kişi oldu. Kayıtlı işgücü yüzde 71.39 oranında, kayıtlı işsiz sayısı da yüzde 72.59 oranında arttı.

Açıklamaya göre, Nisan ayı içerisinde 118,025 kişi İŞKUR'un faaliyetlerinden yararlanmak için kuruma başvuruda bulundu. Başvuranlardan 111,623 kişisi işsiz, 4,141 kişisi şu an çalışmakla beraber daha iyi şartlarda iş arayanlar, 99 kişi emekli, 2,162 kişisi de belirli bir işyerinde çalışmak isteyenlerden oluşuyor.

Kuruma ay içerisindeki başvuranların yüzde 63.8'i erkek; yüzde 52.3'ü lise altı eğitimli, yüzde 32.8'i lise ve dengi okullu, yüzde 13.2'si lise üstü eğitim mezunu, yüzde 1.7'si okur-yazar olmayanlardan oluşuyor. Açıklamaya göre, başvuruların yüzde 31.5'i, 15-24 yaş arasında bulunuyor.

Kurum verilerine göre, açık işler geçen yılın aynı ayına göre yüzde 19.51 oranında azalarak 13,886 oldu. Açık işlerin yüzde 89.3'ü özel sektörden alındı. Açık işlerin yüzde 0.6'sı tarım, yüzde 49.8'i sanayi, yüzde 49.6'sı hizmetler sektöründe bulunuyor.

İşe yerleştirme geçen yılın aynı ayına göre yüzde 117.59 oranında artarak 6,332 kişi oldu. Nisan ayında İşsizlik Sigortası Fonu'ndan 317,766 kişiye 107.8 milyon lira ödeme yapıldı.

5月11日

İpe Simit Dizmek

Tarih yazarken 'tarih' olursunuz

Ertuğ Yaşar
Referans, 11.05.2009  
Sayın Başbakanımızın özellikle ekonomi ile ilgili konuşmalarını danışmanlarının yazdığı biliniyor. Ama bilinmeyen, bu ekonomik danışmanların ekonomi bilgisidir!
Çünkü Sayın Başbakanımız partisinin Afyon kongresinde öyle bir söz etmiş ki, ekonomiden anlayan hiç kimse bu sözü etmez! Tayyip Bey enflasyonun yüzde 6'ya indiğine işaret ederek (ve enflasyonu yüzde 30'dan devraldıklarını söyleyerek) "… aradaki fark 24 puandır. TC tarihinde böyle bir enflasyon oranı yok. Bu 24 puan benim çiftçimin, memurumun, esnafımın cebinde kaldı. Merkez Bankası faiz uygulaması şimdi bak tek haneli rakam. Bunu görmek için göz ister" demiş.
Bizde göz olmadığı için..
Kendilerini kutluyoruz. Enflasyon oranını tarihi en düşük düzeye çektiler. Ama bunu aynı, "şu okullar da olmasa ne güzel Milli Eğitim bakanlığı yapılır" dediği söylenen bakan anlayışı ile yaptılar!
Ekonomiyi tam anlamıyla öldürürsen, ülkede ekonomik faaliyet adına bir şey kalmazsa, kimse alışveriş yapmazsa, iş yapmazsa, yatırım yapmazsa; eh o zaman enflasyon yüzde 6'ya da düşer yüzde 0'a da!
Merak ediyorum, acaba ABD Başkanı Barack Obama da "Bakın biz merkez bankası faizlerini yüzde sıfıra çektik" diye övünüyor mudur? Malum ABD'de merkez bankası faiz oranları neredeyse birkaç aydır yüzde sıfır düzeyinde ya!
Peki ya Tayyip Bey hiç özel ve kamu bankalarının faiz oranlarına baktı mı? Bildiğiniz gibi başı sıkışan ve paraya gereksinimi olan her Türk vatandaşı ya da krediye gereksinimi olan her sanayici ve işadamı, Türkiye'de rahatlıkla merkez bankasının kapısını çalıp "hadi bana kredi verin" demekte ve teminatsız-kefilsiz istediği krediyi almaktadır ya!!!
Tayyip Bey de onu söylemiş…
Dinleyenler de "Yaşa, varol Tayyip Bey" diye bağırmışlardır… Nasılsa iki taraf da ne konuşulduğundan haberdar değil. Söyleyen söylediğini, dinleyen de dinlediğini anlamadıktan sonra sabaha kadar konuşursun…
 
* * *
22 Temmuz genel seçimleri öncesinde Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ekonomik başarısını değerlendirip partiyi başarılı bulmuştuk. Çünkü bize göre ekonomik başarı, şu kıstaslarla değerlendirilmeliydi: Enflasyona neden olmayan ama istihdam yaratan sürdürülebilir ekonomik büyüme.
Bizce diğer ekonomik kıstaslar hep yan etmenlerdi. Eğer bir politik yönetim, enflasyon yaratmadan ve istihdam yaratarak sürdürülebilir ekonomik büyümeyi sağlıyorsa ekonomik hedeflerine ulaşıyor demektir.
AKP, 2002 ile 2007 arasında ekonomiyi büyütmüştü (ortalama yıllık yüzde 7), enflasyonu tam olmasa da denetim altına almıştı (yüzde 10'lar dolayında), istihdam konusunda da önemli kazanımlar sağlamıştı (işsizlik yüzde 9'un altına gerilemişti).
Peki ya şimdi?
Aradan iki yıl dahi geçmeden, ortalama yıllık yüzde 7 olan ekonomik büyüme eksiye düşmüş; işsizlik en iyi olasılıkla yüzde 15'i geçmiş. Yani hem toplum olarak yediğimiz pasta küçülmüş hem de birçok kişi pasta yeme masasından zorla dışarı atılmıştır.
Böylesi bir ortamda enflasyon yüzde 6 olsa ne olur, yüzde 0 olsa ne olur? İşi olmayan vatandaş, satın aldığı ekmeğin fiyatının artmamasından ya da az artmasından mutlu olabilir mi?
Sayın Başbakanımız hâlâ yerel seçimlerdeki tutumundan kurtulamamış. Hani o, "İşini bilmeyen birkaç sanayici de tabii ki batacak. Onu da söyleyeyim" tutumundan…
Biz de şunu söyleyelim ki, Türkiye'de iktidarları (ne yazık ki) ya askeri darbeler götürmüştür ya da ekonomik krizler. Ekonomik krize çok hızlı bir çözüm bulunamazsa ve işler toparlanamazsa, kimse enflasyonun yüzde 6'ya gerilemesini iplemeyecektir!
Ve AKP ilk genel seçimde "tarih" olacaktır…

Akılları Olsaydı

Çaresizlik Siyaha Beyaz Dedirtir İse!..
 
Mehmet Uğur Civelek
Dünya 11.05.2009

Bir süredir, etkili ve yetkili kesimler tarafından soruldukça dile getirilen bir iddia var: Merkez Bankası'nın kısa vadeli faizleri düşürmesi döviz kurunu pek etkilemez imiş, bu iki değişken arasında ciddi bir ilişki yok imiş! Bu iddiayı dile getirenler ya herkesi aptal yerine koyuyor, ya da ekonomiden ve finansal piyasaların işleyişinden hiç anlamıyorlar. Yukarıda özetlemeye çalıştığımız iddiayı dile getirenler herhalde 1988 yılında alınan 4 Şubat kararları sonrasında uygulamaya giren ve altı ay öncesine kadar devam eden para politikası uygulamalarının ana ekseninin döviz kuru ile faizler arasındaki ilişkiye dayandığını hatırlayamıyorlar!.. Söz konusu kesimlere sormak gerekiyor; madem arada ciddi bir ilişki yok neden kredi faizleri Merkez Bankası ayarlamalarına paralel geriletilmiyor ve IMF ile mutlaka anlaşılması isteniyor? Neden altı ay öncesine kadar döviz kuru yükseliş yönünde hareketlendiğinde kısa vadeli faizlerin yükseleceği veya en azından daha fazla düşürülemeyeceği kanaatinde olanlar bugün farklı bir tavır sergiliyor?

Yanıtlayalım, gerek küresel kriz gerekse mevcut pozisyonlar beklentileri yönlendirerek günü kurtarmak adına böyle konuşulmasını gerektiriyor. Zira döviz kurunun yükselmesinde yükselmesin diye faizlerin yükseltilmesi veya yüksek düzeyde tutulmasına da sistemin tahammülü kalmadı. Üstelik ne kadar yüksek faiz verilir ise verilsin yeterli ve gerekli düzeyde yabancı sermayenin artık gelmeyeceği biliniyor. Çaresiz bir şekilde kısa vadeli faizler ile döviz kuru arasında ciddi bir ilişki olmadığını iddia etmek zorunda kalınıyor, döviz piyasasının mevcut tüm imkanlar kullanılarak manipule edilmesi gerekiyor!.. Başta bankalar olmak üzere tüm mali sektör, finansal piyasalar ve siyasi irade bu yapay yönlendirmenin aktif oyuncuları oluyor stratejiler ve ilişkiler yeniden şekillendiriliyor. Bu aşamada yine sormak gerekiyor; neden böyle bir değişikliği küresel kiriz kapıyı çalmadan yapmadınız veya yapmaya cesaret edemediniz?..

Daha somut örneklerle açıkça soralım: 2003-2005 yıllarında iş dünyası ne siyasi iradeden gelen telkinlere rağmen Bankalar ve Merkez Bankası kısa vadeli faizlerin daha seri bir şekilde düşürülmesine neden karşı çıktı? 2006 yılı Haziran ayında döviz kurlarında seri bir yükseliş yaşanınca neden kısa vadeli faizler hızla yükseltildi ve bu durum bankalar tarafından alkışlandı? Ya da tersten soralım söz konusu dönemlerde kısa vadeli faizler hızla düşürülse veya yükseltilmese neler yaşanırdı? O zaman yapılmayanların belirsizlik ve kırılganlığı arttıracağı iddia ediliyordu. O zaman yanlış olduğu iddia edilen yaklaşımlar nasıl oluyorda bugün doğru sayılıyor? Ayrıca mevcut pozisyonların faizler ile döviz kuru arasında ciddi bir ilişki olduğunun kabul edildiği dönemde alındığını da hesaba katmak gerekiyor...

Kendi görüşümüzü açıkça özetleyelim faizler ile döviz kuru arasındaki ilişki küreselleşmenin getirdiği kuralsız ortamda giderek güçlenmiş ve belirleyici unsur olmuştur. İddia edilenin aksine söz konusu ilişki sermayenin sınırsız özgürlüğü devam ettiği, etkili düzenlemeler devreye girmediği ve kambiyo rejimi değişmediği sürece de güçlü kalacaktır. Bu ilişkinin zayıflamış gibi görünmesi, bankalar tarafından yürütülen iç ve dış destekli yapay yönlendirmenin bir sonucudur ve kesinlikle sürdürülebilir değildir. Korkunun ecele faydası yoktur.

Merkez Bankasının mali sektörü döviz depoları yolu ile desteklemesi, bankaların kredi faizlerini düşürmekteki isteksizliği ve son G-20 toplantısı sonrasında gelişmekte olan ülkelerde organize bir şekilde finansal piyasaların manipule edilmesi gibi faktörler geçici olarak döviz kuru ile faizler arasındaki ilişkiyi zayıflamış gibi göstermektedir. Ekonomideki genel eğilimler ile son iki ay içinde finansal piyasalarda yaşananlar taban tabana zıttır. Olumsuz rekabet koşulları ve giderek hızlanan gelir dağılımı bozukluğu nedeniyle küresel kriz ağırlaşmakta, ve bu durum finansal piyasalar tarafından şimdilik görmezden gelinmektedir.

Küresel düzeyde gelir dağılımı bozuldukça para ve maliye politikasının etkisiz kalması, beklentiler yolu ile giderek önemi azalan orta gelir grubunun yönlendirilmesi ekonomideki olumsuz eğilimlerin terse çevrilmesini engelleyecektir. Piyasaların yapay bir şekilde yönlendirilmesi olgusuna 2001 yılındaki 11 Eylül tarihi sonrasında tanık olduk ve sonuçlarını biliyoruz! Manipulasyonun kısa vadede finansal piyasalarda iyimser rüzgarlar estirmesi, fakat orta vadede ekonomi cephesindeki sorunları ağırlaştırması bilinen bir durumdur; bu kez sonucun farklı olması için bir sebep yoktur. Görüntüye bakarak belirsizlik ve kırılganlığın azaldığı, güven bunalımının aşıldığı kanaatine kapılanlar yanıltıldıklarını anladıklarında iş işten geçmiş olacak. Finansal piyasalar ekonomideki eğilimleri değil, ekonomi cephesindekileri diğer, ????? üzerinde belirleyici olacak. Piyasaları manipüle ederek günü kurtarmaya çalışanlar bu gerçeği unutmuş görünüyorlar, ama bir daha hiç akıllarından çıkmayacak şekilde öğrenmek zorunda kalacaklar...

5月9日

Kestane Helva Gülüm

BBC, May 9, 2009
 

Tevahhur-u Bok

Trilyonlarca dolar nasıl uçtu? Vallahi çok basit

Metin Münir
Milliyet, 09.05.2009

 

Global finans krizinin az anlaşılan yönlerinden biri, trilyonlarca doların nasıl tebahhur etmiş olduğudur.
Dünya tarihinin en büyük servet yok oluşu nasıl meydana geldi? Yok oluşun mekanizması neydi?
Bunu basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım.*
Paranın bol, faizlerin düşük olduğu bir ortam düşünün. Cebimde 100.000 dolarım var. Yüzde 10 faiz getirecek bir fırsat yakalıyorum. Fırsatı kullanıyorum ve 10.000 dolar kazanıyorum. Bu iş hoşuma gidiyor. Borçlanarak daha büyük oynamak istiyorum. Yüzde 5 faizle 900.000 dolar kredi buluyorum. 100.000 dolarımı ekleyerek bir milyonu yüzde 10 faizle yatırıyorum.
Eğer beklediğim getiriyi alırsam, param 1.100.000 dolar oluyor. Borcumu veee yüzde 5 olan ve 45.000 dolar tutan faizi ödüyorum. Elimde temiz 55.000 dolar kalıyor.
Ne oldu?
100.000 dolarım yüzde 55 gelir getirdi. Yaşasın!
Ama risk iki tarafı da kesen bir bıçaktır. Eğer yatırımım sıfır gelir getirse 45.000 dolar faiz ödemem gerekeceği için 100.000 dolarım 55.000’e inecekti.
Yukarıdaki örnekte bir sermaye dokuz borç kullandım. Bir zamanlar ABD bankaları için bu anormal bir oran değildi. Ancak, kriz öncesinde birçok finans kurumu, sigorta şirketleri, büyük birikimi olan gerçek kişiler 1’e 30 kredi kullanmaya başladı. Bear Stearns ve Lehman Brothers gibi artık aramızda bulunmayan yatırım bankaları bunun da üstüne çıktı. 

Saadet zinciri kopmadan
Farz edelim ki gözüm döndü ve bu defa 100.000 dolarıma eklemek üzere 2.9 milyon dolar borçlandım. Oran: 1 sermaye, 29 borç. Parayı istediğim yere yatırabilirim. Farz edelim ki yüzde 10 faiz getiren veya getireceğini umduğum bir kâğıt satın aldım.
Eğer her şey planladığım gibi giderse 2.9 milyon dolar anapara ile 145.000 dolar faizi öderim, 255.000 dolarla eve dönerim. Sermayem 155.000 dolar faiz getirdi. Yüzde 155.
Ama işler aksi gitse ve, örneğin, yatırımım sıfır faiz getirse, batarım. Çünkü hem anapara hem de 145.000 dolar faiz ödemem lazım. Benim ise sadece 100.000 dolarım var.
Ama bundan daha kötü bir senaryo var ki gerçekleşen budur: Gayrimenkul kredilerinden türetilmiş karmaşık tahvil satın aldım.
Yıl sonunda bunların dandik olduğu ortaya çıktı. Büyük değer kaybına uğradılar. Onları ne satabilirim, ne teminat gösterip kredi alabilirim. Ben 100.000 dolarımı kaybettim, bana borç veren finans kurumu 2.9 milyonunu kaybetti. Paralar tebahhur etti.
Daha da kötüsü var. Finans kurumları benden de açgözlü oldukları için bu dandik tahvillere yüz milyarlarca dolar yatırdı. Hem kendi kaynaklarını kullandılar, hem de başka mali kurumlardan borçlandılar.
Bu akılsızlığı neden yaptılar? Çünkü saadet zinciri kopmadan bu yöntemle çok para kazanmışlardı. Müzik çalarken neden oturacaklardı ki?
Şimdi ABD’de hangi banka ne durumda kimse bilmiyor. Hepsinin elinde değeri meçhul tonlarca tahvil vs. var. Ve ellerinde tonlarca değeri meçhul tahvil vs. bulunan başka finans kurumlarına borçları var. Hiçbir banka diğeriyle iş yapmak istemiyor.
Trilyonlar bu şekilde havaya uçtu. Sistem bu nedenle kilitli. Kilidin nasıl açılacağını kimse bilmiyor.


* Örnekler 1987’de Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanan, MIT profesörlerinden Robert M. Solow’un New York Review of Books’ta (14-27 Mayıs sayısı) yayımlanan yazısındandır.

mmunir@milliyet.com.tr 

5月7日

Kindle DX

 
 

Amazon unveils Kindle DX e-reader

By Maggie Shiels
BBC, May 7, 2009

 
Rachel Metz said it could appeal to students, but Lauren Gale said she would not want to carry it around with her

Amazon has unveiled a new version of its Kindle e-reader, aimed at reading newspapers, magazines and documents.

The device is 250% bigger than the recently-announced Kindle 2 gadget.

"You never have to pan, you never have to zoom, you never have to scroll. You just read," Amazon's chief executive Jeff Bezos said at the New York launch.

The device has a built-in PDF document reader and the company announced deals with three leading textbook publishers to put their content on the reader.

Amazon announced deals with the New York Times, Washington Post and Boston Globe to put their editorial on the device.

Despite the excitement surrounding the release of the new Kindle electronic book reader, reaction has been mixed.

Even though the Kindle DX screen is over double the size of previous models, the main criticism is the higher asking price

At $489 (£340) the difference represents an increase of $130 (£87).

"There is an initial sticker shock over the price you have to pay just to get more stuff," Joshua Benton of Harvard's Nieman Journalism Lab told the BBC.

VentureBeat's Anthony Ha also agreed that the cost of the new deluxe device is a drawback.

"I love to read and all, and I love newspapers, but there's no way I'm spending that kind of money just so I can see the New York Times on a big screen."

Other negatives about the new version of the Kindle included the fact it had 16 different colours of grey but no colour and no video capability.

"It isn't as revolutionary as its promoters might like us to think," said Alexandria Sage at Reuters Blogs.

Lance Ulanoff, editor of PCmag.com agreed, saying: "It's cool but lacks surprises. All Amazon did was announce a bunch of good and important upgrades."

"Paperless society"

Mr Bezos said the Kindle was "a step in the direction of a paperless society" and a new way to read newspapers.

But industry analysts do not believe it will save a business that has been battered by a faltering economy and falling readership.

Kindle 2
Kindle 2 allows users to download from a virtual book shop

"I can't see how an industry that's haemorrhaging money can subsidise a new-fangled tech product in order to lure people back to subscribing for something they are forced to publish for free online anyway," said Gizmodo's Wilson Rothman.

Taking part in the New York event were executives from the New York Times.

It, along with the Washington Post and the Boston Globe, will offer consumers a steep discount on the Kindle if they buy a long term subscription and there is no home delivery in their area.

"We knew for more than a decade that one day an e-reader would be a significant platform for distribution for our content," Arthur Sulzberger Jr, chairman of the New York Times told the audience of journalists and analysts.

But Mr Benton at Nieman Journalism Lab suggested the newspaper industry is fooling itself.

"I think a lot of folks in the newspaper industry think the Kindle is an opportunity to gain control over the channel in the way the web eliminated the benefit of owning a distribution network.

"The web is an open network and so I think there are some people who think this is a closed network and they can have a position of authority in it."

Mr Benton also said that as these devices improve and become more web enabled, newspapers will be back to square one.

"The Kindle is going to be a success when it becomes a really useful web surfing machine," he said.

"When that happens then the newspaper model of Kindle falls apart as people say 'Why pay for a subscription when you can go to NYTimes.com for free?'."

"Replacement"

Amazon has not revealed how many Kindles it has sold, but the publishing industry has said e-books account for less than 1% of all books sales.

What might surprise many is that during the New York event, Mr Bezos revealed that when a Kindle version of a book is available it makes up 35% of sales.

"If that's even close to accurate, it's hard to overstate the importance of it," said Henry Blodget of the Business Insider.

The new device can hold 3,500 books and has access to over 225,000 titles.

But Amazon is not the only business in the e-reader market. Sony is there and so too is the iPhone with a Kindle app (although that is only available in the US for now). Plastic Logic will unveil its version later in the year.

"The launch of the Kindle DX is further proof of the strength of the market for e-readers," said Neil Jones, the head of Interead, an English based company releasing Kindle-competitor in a few weeks.

"The fact is e-readers don't have many detractors left. Everyone agrees that people will continue to read books, and the time for an "iPod moment" for e-readers is now," Mr Jones told the BBC.

A trial of the new Kindle DX service will begin in the US this summer.

http://news.bbc.co.uk/1/hi/technology/8037699.stm

http://news.bbc.co.uk/1/hi/programmes/newsnight/8035525.stm

 

Saçların Neden Darmadağın Arkadaş

Avrupa Doğu'sunu kaybediyor

Seyfettin Gürsel 
Referans, 07.05.2009
Bugün AB dönem başkanı Çek Cumhuriyeti'nin başkenti Prag'da "Doğu Ortaklığı" (Eastern Partnership) Zirvesi toplanıyor. Amaç, AB ile Rusya arasına sıkışan Beyaz Rusya, Ukrayna, Moldavya, Gürcistan gibi Doğu Avrupa ve Kafkas ülkeleri ile AB arasında kurumsal bir "ortaklık" oluşturmak. AB düne kadar bu ülkelerle ilişkilerini oldukça muğlak bir içeriğe sahip "komşuluk politikası" aracılığı ile yürütmeye çalıştı. Bilanço sıfır. Beyaz Rusya ve Moldavya, Rusya yanlısı otoriter rejimler tarafında yönetilmeye devam ediyorlar. AB ile Rusya arasında şiddetli nüfuz rekabetine sahne olan bu coğrafyada iki ülke anahtar: Ukrayna ve Gürcistan. Gürcistan'da hâlâ umut var ama AB, Ukrayna'yı kaybetmek üzere.
European Council on Foreign Relations (ECFR) adlı araştırma kuruluşunun bilgi notundan öğrendiğime göre Ukrayna'da Rusya ile bütünleşme yanlılarının oranı yüzde 42'ye çıkarken AB ile bütünleşmeden yana olanların oranı yüzde 34'e gerilemiş. Çok değil bir yıl öncesine kadar bu oranlar tersineydiler. Arada ne oldu? İki şey oldu: Küresel kriz Ukrayna'yı şiddetle vururken bunu fırsat bilen Rusya çok ucuza verdiği doğalgaz fiyatını piyasa fiyatına çıkardı. Ve Ukrayna dizlerinin üzerine çöktü.
Ukrayna parası büyük ölçüde değer yitirdi. Enflasyon yükseldi. Cari açık ve bütçe açığı patladı ve Ukrayna, IMF ile ağır mali koşullar içeren bir anlaşma yapmak zorunda kaldı (Koşullar için bkz. Betam Araştırma Notu No. 23). Ukraynalı nihai tüketiciler Rus doğalgazını piyasa fiyatının yüzde 10-40 kadar altında kullanıyorlardı. Rusya ve IMF anlaşması birlikte bu "tanrısal ödüle" son verdiler. Ukrayna toplumu çok ağır bir ekonomik düzeltme ile karşı karşıya, IMF anlaşması toplumsal olarak, siyasal olarak dikiş tutmuyor.
Bu koşullarda Ukraynalılar AB'den yardım umdular. Ukrayna gibi zor durumdaki AB üyesi Macaristan'a yapıldığı gibi IMF'nin kredisinin yanı sıra AB'nin de kredi açmasını beklediler. Boşuna. Bir kere AB'nin AB dışı Doğu Avrupa için dişe dokunur bir bütçesi zaten yoktu. Yoktan var edecek kaynaklar da krizle birlikte tükendi. AB-27'de komisyonun son raporuna göre bütçe açıklarının GSYH'ye oranının 2009'da yüzde 6,6'ya, 2010'da da yüzde 7'ye çıkacağı tahmin ediliyor. Kimi ülkelerde açık oranı yüzde 10'ları aşıyor. Kısacası, talebi canlandırmak için seferber edilen kaynaklar AB'ye ekstra bir mali manevra alanı bırakmadı.
Başını Almanya'nın çektiği AB'nin tuzu kuru muhafazakârları, çünkü büyüme döneminde mali disipline önem vererek mali manevra alanı yaratmayı başarmışlardı, AB üyesi olan ve olmayan Doğu Avrupa ülkelerine mali desteğin IMF tarafından verilmesini ve AB'nin bu işe karışmamasını istiyorlar. Nisan başında G20 Londra Zirvesi'nde IMF'nin kredi olanakları 750 milyar dolara çıkarıldığını ve kaynağın herkese yeteceğini söylüyorlar.
Ama bu daha çok bahane. AB'nin Lafontaine karıncaları, ağustosböceklerini ağır ama zorunlu ekonomik uyumun AB'nin iç işi haline gelmesi durumunda, işin siyasallaşmasından ve Avrupa dayanışması çerçevesinde karıncalara yüklü bir fatura çıkmasından korkuyorlar. Çünkü iş siyasallaştıkça ekonomik uyumun sulanacağını ve bu konuda IMF'nin ne tecrübesine ne de yaptırım olanaklarına (kredi dilimlerini uyum ilerledikçe açmak gibi) sahip olmadıklarını biliyorlar.

Kısacası, acilen yardım bekleyen Doğu Avrupa'ya, özellikle de Ukrayna'ya AB'nin kısa vadede uyumun sancılarını hafifletmek için verecek parası yok. Onun yerine uzun vadeli ortaklık verelim diyorlar.ECFR'dan Andrew Wilson durumu özlü bir şekilde şöyle ifade ediyor: "Doğu ortaklığı ileri bir adım. Ama aynı zamanda tipik bir AB çözümü kısa dönemde krizle boğuşan bir bölgeye uzun dönemli teknokratik bir araç sunuluyor. AB, zayıf kamu kurumlarına sahip, aynı zamanda da Rusya'nın sürekli baskısı altında olan bu bölgenin pratik sorunlarına daha fazla yardımcı olmalı. Son tahlilde Doğu Avrupa, AB'nin kapı komşusu ve komşudaki sorunlar şimdiden AB'nin sorunları haline gelmeye başladı".

Gitti Gider, Bitti Biter

Otomotiv yeniden yapılanırken biz ne yapıyoruz?

Meral Tamer
Milliyet, 07.05.2009

 

Alman Daimler-Benz, 1998’de 36 milyar dolar ödeyerek, Amerika’nın 3. büyük otomobil şirketi Chrysler’i bünyesine katmıştı. Bu mutsuz evlilik, Daimler’in 2007’de Chrysler’in % 80 hissesini 7.4 milyar dolara bir yatırım fonuna satmasıyla noktalandı.
Aradan 11 yıl geçtikten sonra Avrupa’dan bir başka otomotivci - İtalyan Fiat, kıtalararası evliliğe hazırlanıyor. Üstelik yine Chrysler’le, dahası bu kez pek de elini cebine atmadan; çeşitli manipülasyonlarla yeni bir yönetim modeli yaratmaya çalışarak...
2000’li yıllarda köprülerin altından çoook sular aktı; devran değişti! Dün de yazdım; bu arada Fiat, batmanın eşiğinden döndü.
Türkiye’de ise otomotiv sektörümüz, 2000’li yılları çok başarılı geçirdi; ihracatımızın medar-ı iftiharı haline geldi. Ancak sektörün parlak isimlerinden Jan Nahum, daha aralık 2001’deki söyleşimizde, bugünleri öngörerek önemli bir uyarıda bulunmuştu:

Jan Nahum uyarmıştı
“Türkiye otomotivde üretim merkezi oldu ya, sittin sene böyle kalacağını düşünmeyin. Bugün üretim merkezi olarak sahip olduğumuz rekabet gücünü, 10 yıl sonra kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Otomotiv üreticileri, üretim merkezlerini Çin - Hindistan gibi maliyetin daha düşük olduğu ülkelere kaydırabilirler. 10 sene sonrası için şimdiden hazırlanmaya başlamalıyız. Bizim ne yapıp edip, elimizden yavaş yavaş kaybolacak olan üretim katma değerini, teknoloji yaratma katma değerine dönüştürmenin yolunu bulmamız lazım.”
PricewaterhouseCoopers’ın otomotiv sektörüyle ilgili son raporunda da karşılaştırma 2001 ile yapılmış: “Brezilya, Çin, Hindistan ve Rusya’dan oluşan BRIC ülkeleri, 2001’de hafif araçlarda 5.1 milyon adetlik üretimle dünya üretiminin % 9’unu karşılarken, 2009’da hafif araç üretiminin % 25’i, yani 13.8 milyon adedi bu 4 ülkede üretilecek!”
Nahum’un 8 yıl önce işaret ettiği gibi üretim, maliyetin daha düşük olduğu ülkelere kayıyor. Bu kaçınılmaz. Peki, Türkiye bu yıllar içinde üretim katma değerini, teknoloji yaratma katma değerine dönüştürmeyi başarabildi mi? Fiat Auto’nun CEO’su Sergio Marchionne’nin, ölçek ekonomisine erişmek için başlattığı müthiş hamle “mutlu son”la bitip de Avrupa’da 5.5 milyon adetlik bir üretim imparatorluğu oluşabilirse, bize nasıl bir rol düşecek? Biz yeniden yapılanan dünya otomotiv sektöründe etkin bir rol üstlenebilmek için ne tür hazırlıklar yapıyoruz?

Kan uyuşmazlığı mı?
Dün de yazdım. Marchionne çok atak, çok başarılı, ama astığı astık, kestiği kestik. Amerika’da Chrysler ayakta kalabilsin diye sendika, işçilerin belli haklarından vazgeçmeye zorlanacak; ama Almanya’daki sistemde işçilere her istediğini yaptırmak mümkün mü?
Daimler-Chrysler evliliği çok başarısız oldu; ama Renault - Nissan evliliği, kültürlerin bu denli farklı olmasına rağmen mükemmel yürüyor. İtalyan - Amerikan - Alman üçlü evliliği bakalım nasıl yürüyecek?
Sanayileşmede standartlaşmayı bir otomobil firması olan Ford başlatmıştı. Sanayileşmede, standartlaşmadan sonraki en önemli aşama olan Toplam Kalite Yönetimi’ne de yine bir otomobil firması, Toyota imza attı.
Otomotivdeki bu alt-üstlük, belki de sanayide yepyeni bir açılımın habercisi. Kim bilir?

mtamer@milliyet.com.tr

Ebediyen Number One

Formula One: İşkenceye devam

Metin Münir
Milliyet, 07.05.2009

 

Sene 2004. Beş ünlü işadamı ve profesyonel yönetici Formula One’ı Türkiye’ye getirmek için bir araya gelir. Hiçbiri cebinden bir kuruş koymak istemez. Çünkü projenin kâr etmesinin imkânsız olduğunu bilirler.
Bu tatlı çocuklar, o zaman başkan olan Mehmet Yıldırım’la konuşup İstanbul Ticaret Odası’nı projeyi sahiplenmeye ikna ederler.
Ama Formula One, ne işadamlarına ne de İTO’ya güvendiği için, parasal devlet garantisi ister. O zaman Spordan Sorumlu Devlet Bakan’ı Mehmet Ali Şahin “Ben ayarlarım” der. Eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan da takıma dahil olur. Şahin, Unakıtan ve işadamları en son Erdoğan’ı ikna ederler.
Kimse, “Bu proje fizibıl mıdır?” diye sormaz.
Yıldırım, Unakıtan’ın imzaladığı garanti mektubu ve çeki alıp Londra’ya gider ve dünyanın en paragöz ve açıkgöz işadamlarından biri olan Formula One patronu Bernie Ecclestone’la kontrat imzalar.
Formula One, İstanbul’a ün ve muazzam turizm geliri getirecek bir proje olarak satılır. Gazetelerde milyonlu, milyarlı rakamlar uçuşur. Projenin maliyeti hariç her şey abartılır.
Bütün rakamlar uydurma, bütün vaatler yalandır. Formula One’ın toplam gelirleri işletme giderlerini bile karşılayamayacaktır.
Zaten amaç spor değil, devletle iş yapıldığında daima olduğu gibi, Hazine’den para hortumlamaktır ki, bu TC’de sporların en büyüğüdür.
“Elli milyona biter” diye lanse edilen pist yüz milyonlarca dolara mal olur. İTO sıfırı tüketir. Bu kez TOBB devreye girer. Hazine’den para aktarılır. Bin bir skandal ve yolsuzluk haberi arasında proje biter. Ama beklenen yüz binlerce turist gelmez. Otel odaları dolmaz. Zengin Formula One müdavimleri İstanbul’un tüccarlarına para akıtmaz.

Ferrari’nin isyanı...
Pisti işletmek için kurulan şirket işin altından kalkamaz ve tesis, fındık fıstık fiyatına, Bernie Ecclestone’a kiralanır.
Gel zaman git zaman global kriz patlak verir. Ecclestone pisti işletmeden çekilmek ister. Çünkü başında daha büyük dertler vardır. Formula One takımlarını finanse eden Toyota gibi büyük araç üreticileri zarardadır. Formula One lüks haline gelmiştir.
Geçen aralıkta Honda yarıştan çekilir. Diğer üreticiler de naz etmeye başlar. Her sezon Formula One takımlarına 200 milyon sterlin para dökmek artık kimsenin harcı değildir. Ayakta kalma savaşı veren ING, RBS, Allianz gibi büyük sponsorlar da kontratları bitince desteklerini geri çekeceklerdir.
Özetle, Formula, bizim gibi “ayranı yok içmeye” ülkeler için değil, dünyanın en büyük şirketleri için bile lüks haline gelmiştir.
Formula One kurallarını koyan Federation Internationale de l’Automobile, sporu iflastan kurtarmak için gelecek yıldan itibaren takımlara 40 milyon sterlin harcama tavanı koyar.
Sporun en büyük takımı Ferrari isyan eder çünkü tepede olmasını en fazla parayı harcayan olmasına borçludur. Diğer büyük takımları kendisiyle bir olup başkaldırmaya davet eder.
Sonuç? Formula One için akıbetin ne olacağı bilinmez ama Türkiye’nin akıbeti bellidir: TC’de devletin ve belediyelerin finanse ettiği projelerin azımsanmayacak bir bölümü az veya çok Formula One gibi dandiktir, hortumsaldır. Ve bundan dolayıdır ki, Türkiye ebediyen “kalkınmakta olan” bir ülke kalacaktır.

mmunir@milliyet.com.tr 

5月6日

Kıyamete Kadar

Arılar, global finans krizi ve dürüstlük

Metin Münir
Milliyet, 06.05.2009

 

Dürüstlük en önemli ahlak kuralıdır.    Kâinatın kendisi de dürüstlük kuralına uygun kuruldu. Eğer yaratan “malzemeden” en küçük bir “parça” çalmış olsaydı, kâinat kısa zamanda içine çöküp başladığı yere geri dönecekti. Ne kâinat olacaktı, ne hayat, ne de o hayatın içinde bu satırları yazan ve okuyan kişiler.
Her insanın içinde ona neyin doğru, neyin yanlış olduğunu gösteren bir pusula var. Dürüstlük bu pusulanın doğruyu işaret ettiği yerdedir.
İnsan, böyle bir pusulaya sahip olma açısından, bütün canlılar içinde tektir. Bu nedenledir ki, onda başka hiçbir yaratıkta bulunmayan bir özellik daha var: Ayrım yapabilme yeteneği.
Amerika Birleşik Devletleri’nden kaynaklanan global krizden sonra birçok Batı ülkesinde yetkililer bu tür krizlerin tekrarlanmaması için çare arıyorlar. Değişik yayınlardan öğrendiğime göre, bu arayış sadece ekonomi veya finansa münhasır değil. Doğal sistemlere de bakıyorlar. Mesela, İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mervyn King ve diğer banka yetkilileri ünlü hayvanbilimci ve İngiliz hükümetinin eski baş bilim danışmanı Lord Robert May ile görüşüyorlar.*
Bankacılıkta olduğu gibi arı kovanında da bir sistem var. Ama bankacılıkta krizler meydana gelirken, kovan her zaman, her yerde saat gibi çalışıyor. Kovanın saat gibi çalışmasının nedeni optimum bir biçimde kurgulanmasından ve arıların bu kurgudan hiç sapmamasındandır.

Arı malzemeden çalmaz...
Arı, peteği altıgen şeklinde yapar. Altıgen, balı kovanın içinde depolamak için en ideal yoldur. Arıda her altıgeni bilgisayarla çizilmiş gibi doğru yapma özelliği var ve bu mucizevi bir beceridir. Arı bu modelden hiçbir zaman sapmaz. “Yoruldum, neme lazım, bu da beşgen oluverse ne çıkar, bunun duvarı biraz daha ince oluversin” demez. Kuraldan, yani dürüstlükten hiçbir zaman sapmaz. Her kovanda her altıgen tam ve mükemmeldir.
Finans, veya genellikle ekonomi için böyle altın formüller bulunsa bile uygulanamaz. Çünkü insan kendi çıkarı söz konusu olduğunda ahlaksızlığa eğilimlidir. İşine geldiğinde onu bozacaktır.
Finans krizinin temel nedeni, doğrudan sapma, ahlaksızlıktır. Ödeme gücü olmayanlara konut kredisi açanlar, neredeyse hiç kimsenin anlamadığı kadar karmaşık enstrümanlar uydurup astronomik hacimlerde piyasaya sürenler bunların dandik olduğunu pekâlâ biliyorlardı. Patronları da biliyordu.
Ama, ceplerini Karun’un hazineleriyle doldurmakta oldukları için, sistem çökünceye kadar ağızlarını açmadılar.
Dürüstlük sıcaklık gibi ölçülebilseydi en müreffeh ve en mutlu ülkelerin en dürüst insanlar tarafından yönetilen ülkeler olduğu ortaya çıkardı.
Bir başka şey daha ortaya çıkardı: Bizimki gibi ülkelerin mutlu ve müreffeh olmasının olanaksızlığı.
Çözüm arayanlara bol şans diliyorum. Ama şuna inanıyorum ki, finans krizi dürüst olmamanın bir ürünü olduğu için hiçbir zaman önlenemeyecek.
* Gillian Tett http://www.ft.com/cms/s/2/51f425ac-351e-11de-940a-00144feabdc0.html

mmunir@milliyet.com.tr

5月5日

Hükümetkulli

'Piyasakulli' ile kimse kalkınamaz

Yiğit Bulut
Referans, 05.05.2009 
Nazım Ekren artık yok, olmaması da lazım. Piyasa borçlan diyor, üretmeden borçlan-sıcak paraya rantı bas diyor, Nazım hoca anlamıyor. Ne oluyor, Nazım hocamız gidiyor yerine "laissez faire-laissez passer" diyen Ali Babacan geliyor. Ne oluyor, üretmeden kalkınmaya inanan tez eşliğinde Türkiye Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) yolunu tutuyor. Değerli dostlarım, tarih tekerrürden ibarettir. Tarih tekerrür ediyor. Daha anlaşılabilir ifadeyle, tarih kendini sürekli tekrar eden olaylar ile doludur.
 
Her şey kendini tekrar eder
Toplumların ekonomik-sosyal-siyasi "mutasyonlara" uğramasına yol açan "uçları" dışarıda bırakırsak; doğru bir saptama. Evet, sadece "tarih" değil "devam eden bütün dinamik" yapılar buna "piyasalar" da dahil, kendini tekrar eden "hücrelerden" oluşur. Bugünün Türkiyesi de bundan ayrı düşünülemez. Sadece kendi tarihimiz değil "dünya tarihi" bizim gibi "piyasakullilerle" doludur! Nasıl mı? Arz edeyim, siz çıkarın. Olay 1718 Fransa'sında geçmesine rağmen, modern dünyada hâlâ bire bir örneği görülüyor. Ben aktarayım, nerede böyle bir "hikâye gerçek oldu" siz karar verin.
Yıl 1718, yer Fransa. Ülke zar zor yoluna devam ediyor, ulusal borç 3 milyar libre, gelir 145 milyon. Hükümet harcamaları 142 milyon ve geri kalan para ancak faize zor yetiyor. Kısacası tam bugünün Türkiye'si. Borç boğazı aşmış. Daha durun, benzerliğin başındayız. İşte bu noktada Fransa Kralı önlem olarak parayı devalüe etmek gibi bir cin fikre sahip oluyor ve basılan yeni para ile birlikte yüzde 20 devalüasyon yapılıyor. Bundan sonrası tam bir keşmekeş.
 
Süper adam yine sahnede
Suistimaller, mahkemeler, hortumcular ve para karşılığı devlet çarklarında iş takibi yapan kontlar ve kont eşleri. Nasıl? Sanki bir yerleri andırıyor. İşte bu noktada süper adam sahneye çıkıyor. Süper yetkilerle donatılan Monsieur Law, büyük umutlarla ülkeye davet ediliyor ve saraya çıkıyor.
Halk yeni gelen bu şahsı hiç tanımadığı gibi anlatılan hikâyeler kulaktan kulağa yayılıyor. Uzun lafın kısası, bu şahıs Fransa'ya umut olma vaatleriyle işe başlıyor. Üstün fikirli ve ileri görüşlü Law, Fransız madeni parasının bütün dertlerin kaynağı olduğunu öne sürüyor ve borç takası benzeri bir operasyonla kâğıt para basarak, devlet tahvili kavramını ortaya atıyor. Esas benzerlikler bu noktada başlıyor. Monsieur Law üstün yetkilerle donatılıyor ve o günün hazinesi sayılabilecek bir şekilde kurulan bankanın başına geçiriliyor. Bu noktada duralım. Sonra ne oluyor dersiniz? Bu cin fikirli Monsieur Fransa'yı kurtarıp, tarihe mi geçiyor? Yoksa Fransa'yı daha mı dibe batırıyor?
 
Borçlanma tuzağına düşüş
Hazine ve ülkenin birçok kurumunun başına geçen M. Law ülkeyi tahvillere boğduğu gibi, ekonomi temeli olmayan bir borçlanma tuzağına düşüyor. Kısacası dövize dayalı borçlanan ama döviz fiyatı devamlı artan başka bir ekonomiye benziyor. İsim vermeyelim alınanlar olabilir. Bu çark Fransa'da bir süre dönüyor, ilk başta işler iyi gibi görünüyor. Law'un her hareketi halk tarafından izleniyor. Karısı ve kızı ilgiden bunalıyor. Gün batmadan yeni icatlar bulan Law en sonunda Fransız halkını öyle fakir bir hale getiriyor ki, hakkında şiirler yazılıyor. İşte bir örnek: "Güle güle yabancı ünlüye, eşsiz hesaplarıyla düşürdü Fransa'yı hastaneye. Bu duruma fazla dayanamayan ekonomi sonunda tamamen çöküyor. Law, 27 Mayıs sabahı görevden alınıyor ve yolda halkın taşlı saldırıları arasında saraya sığınıyor. Uzun bir süre sarayda yaşayan Law, daha sonra bir fırsatını buluyor ve yabancı eşini alarak Fransa'dan kaçıyor.
 
Şişen balon patladı
Bu olayı neden anlattım? Law geldiği zaman Fransa'nın durumu parlak değil. Halk orta halli ve mutlu. Fransa hakkında hiçbir fikri olmayan Law, parlak olmayan durumu felakete çeviriyor ve halkı perişan ediyor. Fransa'da "hiçbir yatırımı olmayan yabancı kökenli Law" sonunda geldiği yere dönmek, hatta kaçmak zorunda kalıyor. Değerli dostlarım, Nazım Hoca nerede! Kenarda! Suçu ne? IMF'ye "ümük sıktırmamak"! Peki yukarıdaki hikâye sonrası soralım, bildiğiniz bir ülke var mı; üç partili yüzde 55 üzerinde oy almış bir "koalisyon hükümeti" varken, ülke ekonomisinin "kontrolünü", "Dünya Bankası'ndan gönderilen" muhtar bile seçilmemiş birine devretti. O şahıs gerekli düzenlemeleri yaptı ve kurduğu sistem ile özellikle kurun kontrolünü "sıcak paranın insafına bırakması sayesinde", sonraki yıllarda sıcak paranın rantı dolar bazında yıllık yüzde 35'lere dayandı! Sonrasında iktidara gelenler aynı yöntemi uyguladılar. Dünya ile birlikte ekonomi şişti, dünya balonu ile birlikte patladı. IMF'nin yolunu tuttular! Birileri "olmaz" dedi, onlara "sen evine" dediler ve piyasakulliye döndüler! Bu hangi ülke acaba!
 
Derman içeriden gelir
Değerli dostlar; tarihlere, olaylara bir defa daha göz atalım. Nasıl? Tarih tekerrür ediyor mu? Etmiyor mu? Şu anda yaşadığımız sürecin sonunu merak edenler lütfen bu küçük hikâyeyi dikkatle okusun.
Sonuç: Her derdin bir çaresi vardır ama bu çare uzaktan değil derdi en iyi bilenden hatta çekenden gelir. Türk halkı çektiği sıkıntıların çözümünü yine kendi içinden çıkaracaktır. Uzaktan gelen merhem derde çare olamaz, tıpkı tarihte diğer halklara olamadığı gibi. Güle güle "yerli çözüm" diyen Nazım Hocam! Hoş geldin "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" ekolü!
5月3日

Tüm Dünyadan Özür Dilerim

Rahat olun, krizi ben yarattım

Osman Ulagay

Milliyet, 03.05.2009
Bu hafta sizi belki biraz şaşırtacak ve umarım rahatlatacak bir itirafta bulunacağım. Aslında küresel kriz falan yok, dünya ekonomisinde her şey yolunda. Türkiye ekonomisi de ehil ellerde, fevkalade yönetiliyor. Siz o “en derin kriz, büyümede rekor düşüş, işsizlikte patlama” türünden felaket haberlerine bakmayın, bunlar bizim, yani benim ve benim gibilerin, moral bozmak ve hükümeti zor durumda bırakmak için uydurduğumuz şeyler.
“Gene mi kriz yazısı” diye serzenişte bulunanları rahatlattı mı yoksa kızdırdı mı bu yazdıklarım bilmiyorum ama onların tepkisi bazen de düşündürüyor beni. Aylardan beri hemen her hafta, küresel krizden ve bazen de Türkiye’deki etkilerinden bahsediyorum bu köşede. Hatta, ABD’den bu krizin ilk sinyallerinin gelmesinden de önce, 2006 yılında başlamıştım ben küresel kriz riskinden söz etmeye. Kriz uzadıkça bu kriz muhabbetinin kimi okurları bıktırmaya başlaması aslında anlaşılabilir bir şey.
O halde ben ne yapayım? Küresel ekonomideki ve Türkiye ekonomisindeki gelişmeleri izlemeye çalışan biri olarak, krizin derinliğiyle, yaygınlığıyla, süresiyle, etkileriyle ilgili olarak edindiğim bilgileri göz ardı edip “Bahar geldi, ortalık yeşerdi, kriz geçti” muhabbetine mi katılayım? Ya da kriz bitene kadar kendime başka bir iş mi bulayım?

oulagay@milliyet.com.tr