m. mucahid 的个人资料Mucahid Akinci'nin Ev Sa...照片日志列表 工具 帮助
6月29日

Amerikan Ruleti

Newsweek: Yardıma ihtiyacı var ama Türkiye kumar oynuyor

Hürriyet, 29.06.2009
Newsweek: Yardıma ihtiyacı var ama Türkiye kumar oynuyor
Newsweek Dergisi’nde yer alan makalede, “Şu sıralarda Türkiye hasta. Ankara, şimdi yardıma ihtiyacı var ama onu reddediyor” yorumu yapıldı. Makalede Türkiye’nin ‘kumar oynadığı’ öne sürülerek, “Bu akıllıca bir kumar değil. IMF anlaşması hayati bir sigorta” denildi.

NEWSWEEK dergisi, Türkiye ekonomisinin zor durumda olduğunu ama hükümetin IMF’den (Uluslararası Para Fonu) kredi almaya çok isteksiz davrandığını savunarak, “Şu sıralarda Türkiye hasta. Ankara, şimdi yardıma ihtiyacı var ama onu reddediyor” yorumunu yaptı. Derginin son sayısında yer verilen bir makalede, ekonominin IMF kredisi olmadan toparlanacağı umudu ile Türkiye’nin ‘kumar oynadığı’ önü sürülerek, “Bu akıllıca bir kumar değil. IMF ile bir anlaşmayı imzalamak hayati bir sigorta” görüşü dile getirildi.

Türkiye ödülsüz kaldı

Haftalık Newsweek dergisi, New York’taki Traxis Partners Hedge Fund Yönetici Ortağı Barton Biggs imzası ile Türk ekonomisine ilişkin bir değerlendirme yayımladı. Makalesinde “Yazın sıcak ortamındaki Türkiye, puslu bir gelecekle karşı karşıya” diyen Biggs, Türkiye’nin kendisinin neden olmadığı bir ekonomik ve finansal krizden etkilendiğine işaret ederek, “Türkiye’nin ekonomisi küçülürken, lirası zayıflarken ve borsası gözardı edilirken son yıllarda gösterdiği disiplin ve uygun davranışları ödülsüz kaldı” değerlendirmesini yaptı.

Hüzün verici bir durum

Bu durumun büyük bir potansiyele sahip olan dünyanın 17’nci büyük ekonomisi için hüzün verici olduğunu belirten Biggs, Türkiye’nin nüfusu ve işgücünün arttığını, insanlarının, bankalarının ve kamu sektörünün ağır borç altında bulunmadığını, bankalarının sağlıklı olduğunu kaydetti. Biggs, büyük, işleyen, Ortadoğu’nun geri kalanı için örnek olabilecek ve Avrupa Birliği’nin doğu kanadında bir çıpa haline gelebilecek demokratik bir Müslüman ülkesi olarak tanımladığı Türkiye’nin için şu görüşü dile getirdi: “Ancak şu sıralarda Türkiye hasta. Ekonomi geçen sonbaharda Avrupa’nın geri kalanı ile birlikte çöktü. Bazı ‘toparlanma işaretleri’ olsa da birçok sorun pusuya yatıyor.”

IMF kredisi olmadan toparlanacağı umudu ile Türkiye’nin ‘kumar oynadığı’ savunan Biggs, şu değerlendirmeyi yaptı: “Ancak bu akıllıca bir kumar değil. IMF ile bir anlaşmayı imzalamak hayati bir sigorta. Eğer IMF, Türkiye’ye önümüzdeki iki yılda finansman uçurumunu kapatacak parayı sağlarsa, ekonomideki ayarlama, göreli olarak acısız olur. Ancak eğer IMF kredisi yoksa, lira düşecek, ekonomi yine zayıflayacak ve belki daha da ciddi olacak yeni, zenginliği yıkıcı gelişmeler meydana gelecek.”

Reel faizler fazla yüksek

MAKALESİNDE yüksek işsizliği de işaret eden Barton Biggs, “Zayıf ekonomiye rağmen, enflasyon yüzde 6-7 düzeyinde ve reel faiz oranları, nekahat dönemindeki bir ekonomi için fazla yüksek” dedi. Makalede şöyle devam edildi: “Yükselen petrol fiyatları büyük zarar veriyor. Hükümet bütçesi alt üst, yatırımlar ülke dışına akın ediyor ve para birimi kansız. Özel sektörün kısa vadeli borçları çok arttı ve bu borçları ödemek için gerekli olan dövizin, Türk para biriminin değerini önemli ölçüde düşürmesinden ve borç büyürken ve ödemeler daha zorlaşırken bir kısır döngü yaratacağından korkuluyor.”

Hükümetin ekonomik canlanma sorunları çözer beklentisi

BARTON Biggs, hükümetin IMF ile anlaşmaya yanaşmadığına dikkat çekerek, “Neden? Çünkü IMF parasının fiyatı, sert bir kemer sıkma dozudur. Hükümet, ekonomik canlanmanın Türkiye’nin sorunlarını çözecek ve IMF kredisini gereksiz kılacak kadar güçlü olacağını umarak kumar oynuyor” yorumunu yaptı. Makalede, ekonomide bazı toparlama işaretlerinin bulunduğu için bu sorunların büyük bir olasılıkla halk tarafından anlaşılmadığı belirtildi. Makalede ayrıca “Türkiye, hiç kimsenin gözde yükselen piyasalar listesinde değil. Fazla sorunları var, fazla yanlış başlangıçlar yapıldı” denildi.
6月28日

Bekleyen Derviş Gebermiş

TZOB: 3 milyon çiftçi buğday alım fiyatında iyileştirme bekliyor

Bayraktar, TMO'nun buğday alım fiyatının piyasa fiyatlarının çok altında olduğunu söyledi

Dünya, 28.06.2006

ANKARA - Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) 50 kr/kg olarak açıkladığı buğday alım fiyatının piyasa fiyatlarının çok altında olduğunu belirterek,"Hububat üreticisi 3 milyon çiftçi, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının fiyatta ve primde iyileştirme yapmasını bekliyor" dedi.

Bayraktar, birlik binasında düzenlediği basın toplantısında, tüm yurtta devam eden buğday hasadında verimin beklenenin altında gerçekleştiğini, piyasaların ise oldukça durağan seyrettiğini bildirdi.

TMO'nun, 50 Kr/kg olarak açıkladığı buğday alım fiyatını Kasım ayı itibarıyla 57,5 Kr/Kg;dan satacağını açıkladığını hatırlatan Bayraktar, şöyle devam etti:

"Piyasa müdahalesinin etkin olması durumunda fiyatın bu iki rakam aralığında oluşması beklenir. Ancak görünen o ki, bu piyasa düzeninde kaybeden yine çiftçi olacaktır. Müdahale etkin olmadığı için fiyat 41-42 Kr/kg aralığında oluşmuş hatta bazı bölgelerde 36 Kr/kg;a kadar düşmüştür.

TMO, ödemeyle ilgili düzenlemeleri piyasanın dengelenmesi için yeniden gözden geçirerek ödeme vadesini kısaltmalıdır. Hububat üreticisi 3 milyon çiftçi, Bakanlığın, fiyatta ve primde iyileştirme yapmasını bekliyor."

Küresel Çöküş ve Kapitalizmin Geleceği

Ulagay, ‘Eski düzeni unutun, yenisi geliyor’ diyor

Güngör Uras

Milliyet, 28.06.2009

Osman Ulagay’ın yeni kitabı “Küresel Çöküş ve Kapitalizmin Geleceği” başlığını taşıyor.
Osman Ulagay, bir söyleşide Miraç Zeynep Özkartal’a “25 yıldır ekonomi basınının içindeyim, en çok sorulan, paramı dolara mı yatırayım, lirada mı tutayım? Ben kendimi bu konuda hiç geliştiremedim... Benim yaptığım, küresel dönüşüm trendlerini yakalamaktır” diyor.
Osman Ulagay, dünyada olan biteni ve olup bitecekleri çok iyi izleyen bir yazardır. Türkiye’de olan biteni ve olup bitecekleri de, dünyada olan biteni ve olup bitecekleri de penceresinde değerlendirir.
ABD’de ekonominin zora gireceğini, küresel kriz çalkantısı başlamadan çok önceleri yazanlardan biridir.
Özgür Yayınevi tarafından bastırılan son kitabı, bir ekonomi söyleşisi formatında hazırlanmış. Murat Aksoy soruyor. Osman Ulagay cevaplıyor. Okunması, anlaşılması kolay. Bilgilendirici bir kitap.

Düzen değişiyor
İlk üç bölümde krizin analizi var. İkinci üç bölümde, kapitalizmin ve krizin geleceği konularına ve Türkiye ekonomisine ağırlık verilmiş.
Ulagay diyor ki, “Özal’ın başlattığı kökten piyasacı düzeni artık unutun. Eskiye dönüş şansı ve imkânı kalmadı. Kriz sonrası yeni bir dünya kurulacak. Ve de Türkiye bu yeni dünyada yerini alacak. Ama bunun için yeni düzene ihtiyaç var. Türkiye’nin (ABD’deki Başkan Obama benzeri) soldan gelecek bir yeni lidere ihtiyacı var.”
Osman Ulagay yeni düzen gereğini anlatırken de diyor ki, “Türkiye’nin artık günü kurtarmanın ötesine geçerek, ekonomisini kırılgan hale getiren yapıyı nasıl düzelteceğini düşünmesi lazım... Türkiye’nin hedefi, bir yerlerden dış kaynak bularak, büyüme hızlandıkça dış açık yaratan, istihdam sorununu çözemeyen, kayıtdışı ekonomiden destek alarak büyüyen bir ekonomik yapıyı sürdürmek olmamalıdır. Kaldı ki, istenilse bile bunu sürdürmek imkânı kalmadı.”

Eskiye dönüş zor
Osman Ulagay bu anlatımı şöyle bağlıyor: ”Dünyanın yeni bir dönüm noktasına geldiğini, küresel kapitalizmin değişim gösterdiğini kabul edecek olursak, bizim de bu değişime ayak uydurabilmek için kendi durumumuzu, kendi vizyonumuzu yeniden düşünmemiz gerektiği ortaya çıkar. Ancak bu konuda liderlik yapacak, Türkiye’nin yeni Özal’ı veya Türkiye’nin yeni Obama’sı henüz ufukta belirmiş değil.”
Osman Ulagay bu yeni döneme geçişin pek de kolay olmayacağını düşünüyor. “Bu yeni açılımı savunanlar ile krizi atlattıktan sonra eski anlayışı, eski düzeni sürdürme hevesinde olanlar arasında çetin bir mücadele yaşanacak önümüzdeki dönemde” diyor.
Osman Ulagay’ın “Küresel Çöküş ve Kapitalizmin Geleceği” başlığını taşıyan yeni kitabını okuyanlar kafalarındaki birçok sorunun cevabını bulacaklar. Kitapta yer alan sorular, tartışmalar, cevaplar, ekonomi konusunda ileriye dönük fikirlerin, görüşlerin oluşmasına yardım edecek. Farklı fikirlerin, görüşlerin ortaya çıkmasına, tartışılmasına imkân yaratacak.

guras@milliyet.com.tr

6月27日

Google E-Books

Preparing to Sell E-Books, Google Takes on Amazon 
The New York Times, May 31, 2009

Google appears to be throwing down the gauntlet in the e-book market.

In discussions with publishers at the annual BookExpo convention in New York over the weekend, Google signaled its intent to introduce a program by that would enable publishers to sell digital versions of their newest books direct to consumers through Google. The move would pit Google against Amazon.com, which is seeking to control the e-book market with the versions it sells for its Kindle reading device.

Google’s move is likely to be welcomed by publishers who have expressed concerns about the possibility that Amazon will dominate the market for e-books with its aggressive pricing strategy. Amazon offers Kindle editions of most new best-sellers for $9.99, a price far lower than the typical $26 at which publishers sell new hardcovers. In early discussions, Google has said it would allow publishers to set a suggested retail price, but that it would set the ultimate consumer price.

“Clearly, any major company coming into the e-book space, providing that we are happy with the pricing structure, the selling price and the security of the technology, will be a welcome addition,” said David Young, chief executive of Hachette Book Group, which publishes blockbuster authors like James Patterson, Stephenie Meyer and Nicholas Sparks.

Google’s e-book retail program would be separate from the company’s settlement with authors and publishers over its book-scanning project, under which Google has scanned more than seven million volumes from several university libraries. A majority of those books are out of print.

The settlement, which is the focus of a Justice Department inquiry about the antitrust implications and is also subject to court review, provides for a way for Google to sell digital access to the scanned volumes.

And Google has already made its 1.5 million public-domain books available for reading on mobile phones as well as the Sony Reader, the Kindle’s largest competitor.

Under the new program, publishers give Google digital files of new and other in-print books. Already on Google, users can search up to about 20 percent of the content of those books and can follow links from Google to online retailers like Amazon.com and the Web site of Barnes & Noble to buy either paper or electronic versions of the books. But Google is now proposing to allow users to buy those digital editions direct from Google.

Google has discussed such plans with publishers before, but it has now committed the company to going live with the project by the end of 2009. In a presentation at BookExpo, Tom Turvey, director of strategic partnerships at Google, added the phrase: “This time we mean it.”

Although Google generates a majority of its revenue from ad sales on its search pages, it has previously charged for content. Three years ago, it opened a Google video store, and sold digital recordings of N.B.A. games as well as episodes of television shows like “CSI” and “The Brady Bunch.” This year, Google said it might eventually charge for premium content on YouTube.

Mr. Turvey said that with books, Google planned to sell readers online access to digital versions of various titles. When offline, Mr. Turvey said, readers would still be able to access their electronic books in cached versions on their browsers.

Publishers briefed on the plans at BookExpo said they were not sure yet how the technology would work, but were optimistic about the new program.

Mr. Turvey said Google’s program would allow consumers to read books on any device with Internet access, including mobile phones, rather than being limited to dedicated reading devices like the Amazon Kindle. “We don’t believe that having a silo or a proprietary system is the way that e-books will go,” he said.

He said that publishers would be allowed to set list prices but that Google would price the e-books for consumers. Amazon also lets publishers set wholesale prices and then establishes its own prices for consumers. In selling e-books at $9.99, Amazon effectively takes a loss on each sale because publishers generally charge booksellers about half the list price of a hardcover ­ typically, around $13 or $14.

Mr. Turvey said that Google would probably allow publishers to charge consumers the same price for digital editions as they do for new hardcover versions. He said Google would reserve the right to adjust prices that it deemed “exorbitant.”

Miguel Helft contributed reporting.

6月21日

Kilo Vermek

Kilo vermek neden zor

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu
Hürriyet, 21.06.2009
Bir sabah duşu sonrasında aynadaki haliniz canınızı sıktı ve fazla kilolarınızdan sonsuza dek kurtulmaya karar verdiniz.

Önce ciddi bir tıbbi denetimden geçtiniz, doktorunuz sorununuzun nedenini bile belirledi. Kilo yönetimi ekibinde bulunan diyet uzmanının hazırladığı beslenme listesine, aktivite uzmanının önerdiği aktivitelere ve doktorunuzun tıbbi önerilerine dikkatle uyuyorsunuz. Başlangıçta her şey yolunda gidiyor. Kilolarınız azalıyor, yağlarınız eriyor. Ama 3’üncü veya 4’üncü haftada yapılan değerlendirmede kilo kaybının azalmaya başladığını öğreniyorsunuz. Doğal olarak canınız sıkılıyor, keyfiniz kaçıyor. Sakın üzülmeyin! Çünkü bu durum normal, fizyolojik ve beklenen bir gelişme. Nedeni vücudunuzun kendini koruma mekanizmalarını devreye sokması.

Kilo kaybı programlarında yağ kaybını yavaşlatan ilk uyarılar tiroid bezinden geliyor. Tiroid bezi metabolizmanızın en önemli düzenleyicisi, metabolik hızının başta gelen belirleyicisi. Metabolik hızınızı salgıladığı T3 ve T4 hormonlarıyla en çok bu küçücük, 25 gramlık iç salgı bezi etkiliyor. Siz zayıflamaya başlayınca tiroid bezinizin T4 hormonunu T3 hormonuna dönüştürme yeteneği bozuluyor. Sonuçta metabolizma hızının temel belirleyicisi T3 hormonunun miktarı azalıyor. Metabolizma yavaşlayınca kilo verme de yavaşlıyor, bazen durma noktasına geliyor. Sonra pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu da devreye giriyor. İnsülin hormonunun arttığı durumlarda ortaya çıkan açlık duygusu, kilo verme sürecinde diyete uyumu güçleştiriyor, kilo kaybını başarısız hale getiriyor. Ghrelin, Leptin gibi hormonlar da bu süreçte etkili.

MORALİNİZİ BOZMAYIN

Kısacası, vücudunuz belli bir kilo kaybından sonra dengeyi bulmaya ve yağ kaybını azaltmaya başlıyor. Bu fizyolojik cevap karşısında moralinizi bozmamalı, ümitsizliğe kapılmamalısınız. Sağlıklı beslenme planınızı ısrarla uygulamaya devam etmelisiniz. Yavaşlayan metabolizmanızı hızlandırmak için egzersizi bırakmak yerine biraz daha artırmalısınız. Buna rağmen kilo vermenizde duraklama sürerse sakın şok diyetler filan yapmaya kalkmamalısınız. Eğer kafanızda hâlâ bazı soru işaretleri varsa doktorunuzla görüşmelisiniz. En iyi çözümü o bulacaktır.

Ekonomişeş

IMF ile İlişkilerde ‘fars’tan ciddiyete

Osman Ulagay

Milliyet, 21.06.2009

Türkiye ile IMF (Uluslararası Para Fonu) arasında bin yılı aşkın süredir devam eden ilişkileri nasıl tanımlamak gerektiğini düşünürken önce “komedi” sözcüğü geldi aklıma. Daha sonra “vodvil” ya da “fars” da olabilir diye düşündüm. Sözcüklerin Türk Dil Kurumu sözlüğündeki karşılıklarına bakınca oynanmakta olan oyuna en uygun düşen sözcüğün “fars” olduğuna karar verdim. Fransızcadan alınan bu sözcüğün sözlükteki karşılığı şöyle: “İlkel, yalın güldürme öğelerinden yararlanan, bazen inanırlığın sınırlarını aşan, güldürmeyi amaç edinen oyun.”  
Türkiye ile IMF arasında oynanmakta olan oyunun amacı gerçekten insanları güldürmek mi, ya da bu oyunun sonunda birilerinin yüzü gerçekten gülecek mi, henüz belli değil ama oyunun bugüne kadar yaşanan bölümlerini izlerken sık sık gülmek ihtiyacını duyuyorum ben kendi hesabıma. Geçen perşembe günü, “IMF ile anlaşma oluyor” lafının yayılması üzerine yaşanan heyecanın İMKB’yi sıçratması da hayli güldürdü beni.

IMF coşkusunun nedeni?
Türkiye ile IMF arasında oynanmakta olan farsın ilginç özelliklerinden biri de birçok sahnenin büyük bir gizlilik perdesi arkasında cereyan etmesi ve olan bitenin net bir şekilde öğrenilememesi. Bu durumda izleyiciler kendi senaryolarını üretip oyunun gidişatı hakkında yorum yapmak zorunda kalıyor.
Geçen hafta oynanan son perdede de (tabii şimdilik son perde) gene böyle oldu. IMF Başkan Yardımcısı John Lipsky’nin Ankara’da hükümet yetkilileriyle yaptığı görüşmelerden sonra herhangi bir resmi açıklama yapılmadı ama “IMF ile anlaşma oluyor” haberi ortalığa yayılınca borsa zıpladı ya da zıplatıldı, faizler gevşedi. Türkiye’nin IMF ile en az 3 yıllık bir anlaşma yaparak 30 - 40 milyar dolar arasında bir destek alacağı söylenirken bu kez uçurulan balonda, 13 - 15 milyar dolarlık bir destekten ve 18 aylık bir anlaşmadan söz edilmesi bile yaratılan coşkuyu frenleyemedi.
Burada önemli olan nokta “IMF ile anlaşma” söylentisinin bile borsa ve mali piyasalarda ölçüsüz bir iyimserlik yaratması. Bunun nedeni ise, IMF’den sağlanacak parasal desteğin ötesinde, IMF ile yapılacak bir anlaşmanın yeni bir “güven çapası” oluşturacağına inanılması. Piyasalar, hükümetin tutarlı bir ekonomik program yapıp bunu uygulamaya kararlı olduğuna inanmak için IMF ile yapılacak anlaşmayı bir önkoşul olarak görüyor. Hükümetin son bir yıl içindeki performansı olayı bir farsa çevirerek bu güven eksikliğini yaratmış durumda.

Babacan ve Belka
Kendisi ile görüşmüş ya da özel bir duyum da almış değilim ama bana öyle geliyor ki Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, IMF ile ilişkileri bu şekilde götürmenin, olayı farsa dönüştürmenin iyi sonuç vermeyeceğinin farkında. IMF ile anlaşmanın önünü tıkayan temel nedenin, Türkiye’nin orta vadede sürdürülebilirliği olan bir programa angaje olmayı kabul etmemesinden kaynaklandığını da biliyor.
Lipsky, Ankara’daki görüşmeleriyle ilgili bir açıklama yapmazken IMF’nin Avrupa Bölümü Direktörü Marek Belka, aynı gün Washington’da yaptığı bir konuşmada açık konuştu, “Türkiye IMF ile bir program yapsa da yapmasa da, mali dengelerini sürdürülebilir bir çizgiye oturtmak için gerekli adımları atmak, gerekiyorsa harcamalarını kısmak zorunda”, dedi. Lipsky’de önceki gün TÜSİAD toplantısında yaptığı konuşmanın sonunda aynı noktanın altını çizdi.
Aynı toplantıda Ali Babacan’ın yaptığı konuşmayı dinlerken onun da, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ilk dönemdeki icraatının temel taşı olan mali disiplin ve öngörülebilirlik konusunu önemsemeye devam ettiğini hissettim. Eğer böyle ise Babacan’ın IMF ile ilişkileri, siyasi futbol topu olmaktan çıkartıp kendi mecrasına çekmesi ve sonuca giden yolu açması beklenebilir. Babacan’ın ikna gücünün bu oyunu sürdürmekten hoşlananları ikna etmeye yetip yetmeyeceğini ise kestiremiyorum.


Kredi notumuz neden yükselmiyor?
Türkiye, firmaların yanı sıra ülkelere de kredi değerliliği notu veren uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmesine göre bir türlü “kredi verilebilir ülke” konumuna gelemiyor. Biz bir kez bu kategoriye yükseltildik ama 1994 krizine sürüklenme sürecinde bu şansı kaybettik, bir daha da yeniden o sınıfa yükselemedik.
Halen de sürmekte olan küresel krizde, bizden çok daha üst sınıfta yer alan İrlanda gibi ülkelerde banka sistemi uçurumun kenarına geldi ve kurtarıldı ama İrlanda’nın notu hâlâ bizim üstümüzde, Türkiye ise bir türlü “kredi verilebilir ülke” statüsüne yükselemiyor.
Uluslararası “rating” kuruluşlarından Fitch’in Türkiye Genel Müdürü Ayşe Botan Berker’e sorulmuş bunun nedeni. Ayşe Hanım, Türkiye’de yaşanan siyasi çalkantılara ve somut olarak da 2007’de yaşanan “e-muhtıra” olayına değinerek ilginç bir cevap vermiş bu soruya: “Biz birkaç kere kendi aramızda tam Türkiye’nin not artırımını gündeme getirmeye kalktık, hep böyle bir olay oldu, komiteye pozitif görüş sunacakken vazgeçtik” demiş.

Notu düşüren ortam
Bu açıklamanın da ortaya koyduğu gibi bir ülkenin kredi notunun yükselmesi için ekonomik performansın başarılı olması, mali disiplinin korunması yetmiyor; o ülkede kalıcı bir siyasi istikrarın bulunması ve hükümetin icraat yapabilir konumda olması da gerekiyor.
Türkiye bu bakımdan güven vermeyen bir ülke çünkü ülkeyi 80 yıldır yönetmiş olan kadro ile şimdi kazandığı güçle onun yerini almak isteyen kadro arasında, yerine göre her yöntemin kullanıldığı bir mücadele yaşanıyor. Toplumsal mutabakattan giderek uzaklaşan, üstelik ekonomik performansı da bozulan bir ülkenin kredi notu sıralamasında sınıf atlayamamasına fazla şaşmamak gerekiyor.

oulagay@milliyet.com.tr

6月20日

UFO Geliş Nedeni

World hunger 'hits one billion'

An Indian boy eats rice
Most of the world's undernourished live in developing countries

One billion people throughout the world suffer from hunger, a figure which has increased by 100 million because of the global financial crisis, says the UN.

BBC, Jun 20, 2009 

The UN's Food and Agriculture Organisation (FAO) said the figure was a record high.

Persistently high food prices have also contributed to the hunger crisis.

The director general of the FAO said the level of hunger, one-sixth of the world's population, posed a "serious risk" to world peace and security.

The UN said almost all of the world's undernourished live in developing countries, with the most, some 642 million people, living in the Asia-Pacific region.

In sub-Saharan Africa, the next worst-hit region, the figure stands at 265 million.

Just 15 million people are left hungry in the developed world.

"The silent hunger crisis - affecting one-sixth of all of humanity - poses a serious risk for world peace and security," said Jacques Diouf.

"We urgently need to forge a broad consensus on the total and rapid eradication of hunger in the world and to take the necessary actions."

'Contradiction'

The increase in the number of hungry people was blamed on lower incomes and increased unemployment, which in turn reduced access to food by the poor, the UN agency said.

But it contrasted sharply with evidence that much of the developed world is richer than ever before.

WORLD HUNGER
Asia-Pacific: 642m
Sub-Saharan Africa: 265m
Latin America and Caribbean: 53m
Middle East and North Africa: 42m
Developed world: 15m
Source: FAO

"It's the first time in human history that we have so many hungry people in the world," said FAO spokesman Kostas Stamoulis, director of the organisation's development department.

"And that's a contradiction, because a lot of the world is very rich despite the economic crisis."

Mr Diouf urged governments to provide development and economic assistance to boost agriculture, particularly by smallholder farmers.

"Investment in agriculture must be increased because for the majority of poor countries a healthy agricultural sector is essential to overcome poverty and hunger and is a pre-requisite for overall economic growth," he said.

Urban suffering

The UK's international development ministry (Dfid) said the figures were "a scandal" and said it was helping some of the poorest farmers in the world to boost the amount of food they produce.

"In the last year we have pledged more than £900 million to lift millions out of hunger to help farmers boost agriculture production," a Dfid spokesman said.

The UN warns that poor people living in cities will probably face the most severe problems in coping with the global recession, because lower export demand and reduced foreign investment are likely to hit urban jobs harder.

Many migrants to urban areas would be likely to return to rural areas, it added, transferring the burden.

Incomes have also dropped "substantially" in some developing countries where families depend on remittances from relatives working abroad.

With the financial crisis hitting all parts of the world more or less simultaneously, developing countries have less room to adjust, the UN agency says.

Food prices

Among the pressures is the reality that borrowing from international capital markets is "more limited" in a global crisis, the FAO said.

Food costs in developing countries now seem more expensive, despite prices in world markets declining during the food and fuel crisis of 2006-08, it added.

They remained on average 24% higher in real terms by the end of 2008 compared to 2006.

"For poor consumers, who spend up to 60% of their incomes on staple foods, this means a strong reduction in their effective purchasing power," the FAO said.

6月19日

Tarihin En Büyük Demiryolunu Yapamayan Salaklara İthaf Olunur

Tarihin en büyük otoyol ihalesi sonuçlandı

Hürriyet, 19.06.2009
Günlerdir süren 7 milyar dolarlık İzmir-İstanbul Otoyol İhalesi’nde nihayet zarflar açıldı…

İhalenin yapılış süreci kulislerde çok yoğun tartışmalara neden olmuştu…

İhalede iki dev grup yarışıyordu…

Bir tarafta MNG, Kolin, Limak, Cengiz İnşaat…

Diğer tarafta Nurol, Makyol, Özaltın, Erdal Eren vardı…

İhalede Nurol grubu 22 yıl 4 ay işletme teklifi verdi…

Diğer grup ise 34 yıl 9 ay teklif verdi…

Böylece Nurol Grubu’nun teklifi ihaleyi kazanmış gözüküyor…

Bu ihale sürecinde dünyanın en uzun köprülerinden biri Körfez üzerinde inşa edilecek…

 

ÖZEL GÜVENLİK

 

İhale öylesine tartışmalara neden oldu ki, tekliflerin bulunduğu zarflar özel bir odada üç anahtarlı özel bir kasaya konulmuştu…

Ayrıca tekliflerin bulunduğu odanın etrafına güvenlik kameraları yerleşmişti…

 

İSTANBUL-İZMİR 3.5 SAATE İNECEK

 

Türkiye'nin batısında Kuzey-Güney koridorunda ulaşımı rahatlatmak üzere  Gebze'den İzmir'e uzanacak bir otoyol ile Körfez'e köprü yapılmasını içeren  ihale, firmaların talepleri üzerine daha önce 2 kez ertelenmişti.

 

İzmit Körfez Geçişi ve Bursa-Balıkesir-İzmir Otoyolu, Gebze'den  başlayacak ve Körfez'i köprüyle geçerek Orhangazi'ye bağlanacak. Bursa üzerinden  devam edecek otoyol, Balıkesir'den geçerek İzmir'e uzanacak. Otoyolun uzunluğu  421 kilometre olarak hesaplanıyor.

 

Karayoluyla 6,5 saat olan İstanbul-İzmir arası seyahat süresi proje  tamamlandığında 3,5 saate inecek, yıllık 870 milyon lira tasarruf sağlanacak,  İstanbul-İzmir arası 140 kilometre kısalacak.

6月17日

Zaman Satın Alınamaz

Kredi kartında bankalar onay vermedikçe, halk bilinçlenemez

Meral Tamer

Milliyet, 17.06.2009

Babacan bilmeli ki, bol keseden kart dağıtan bankalar bulunduğu sürece halk bilinçlenemez. Her gün kuyrukta bekleyen yeni mağdur adayları bulunur

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın yeniden ekonominin kaptanlığını üstlenmesiyle, ekonomi yönetiminde hatırı sayılır bir üslup değişikliği oldu.
Önceki gün kredi kartları ve döviz kredileriyle ilgili yeni düzenlemeleri açıklayan Babacan’ın her cümlesinde, “Biz duruma hâkimiz. Gerekli önlemleri alıyoruz,” vurgusunu hissettim. Başbakan’ın aylarca “Kriz bizi teğet geçer” yollu gayri ciddi beyanlarının ardından, ekonominin yeniden ehil ellerde olduğunu görmenin, moralimi yükselttiğini itiraf etmeliyim.
Örneğin, şirketlerin döviz kredisi kullanımıyla ilgili yeni düzenleme, kulağını tersten göstermeye son vermenin yanı sıra, Türkiye’nin dış borç stokunda da önemli bir hafifleme sağlayabilir. Vatandaşın döviz kredisi kullanmasına getirilen yasaklama ise bu borcun ödenememesi halinde Hazine’nin sırtına binecek yükü ortadan kaldıracak. 

Kredi kartıyla borçlanılmaz
Kredi kartı borçlularıyla ilgili düzenlemelere ve uyarılara gelince...
Babacan, TV ekranlarından çok net ve altını çizerek vurguladı: “Kredi kartı, bir ödeme ve nakit kullanım aracıdır; kesinlikle borçlanma, borcu borçla çevirme veya borçları öteleme aracı değildir. Belki çok özel bir durumda bir kereliğine 1 aylık kısa bir borçlanma yapılabilir, o kadar. Kredi kartı, ödeme tarihi geldiğinde borç bakiyesinin tamamı ödenmediği takdirde, dünyanın her yerinde en pahalı kredi türüdür. Bu nedenle, kredi kartlarının daha rasyonel kullanımını sağlayacak uygulamaları hayata geçirmek ve giderek artan takipteki kredi kartı sorununa çözüm getirmek amacıyla yeni düzenlemelere ihtiyaç var.”

1000 lirayı ödeyemiyor
Mükemmel. Ancak yeni düzenlemeleri yaparken, temerrüde düşen 875 bin kredi kartı borçlusundan yarısının borçlarının, sadece 1000 lira ve 1000 liradan da az olduğunu ve bazı bankaların hâlâ, bol keseden kredi kartı dağıtmaktan vazgeçmediklerini de göz ardı etmemek lazım.
Babacan, temerrüde düşen borç miktarının 3.1 milyar lirasının anapara olduğuna, faiziyle birlikte bu rakamın 7 - 7.5 milyar liraya ulaştığına dikkat çekti. Bu durumda bankaların kredi kartı vermeyi uygun buldukları 440 bin kişinin ödeyemediği toplam borç sadece 440 milyon lira. Geri kalan 2.66 milyar lira anapara ise temerrüde düşen diğer 440 bin kişiye ait.
Diyeceğim şu: Kredi kartı mağdurları için 2006’da çıkarılan aftan yararlanma oranının düşük olduğunu hatırlatan Babacan, bu seferki düzenlemede çok daha yüksek bir katılım beklediklerini söyledi.
Ben bu konuda Sayın Bakan kadar iyimser değilim. Kredi kartı borcunu kapatmak için verilecek çok düşük faizli tüketici kredisi elbette teşvik edici olacaktır. Ancak 1000 lirayı geri ödeme gücü kalmadığı için temerrüde düşenlerin çoğu, krizde işsiz kalanlar ve kredi kartıyla borçlanmaktan başka çareleri olmayanlar. Bu düzenlemeyle halkta kalıcı bir bilinçlenme sağlanması isteniyorsa, mutlaka bankaların da katılacağı esaslı bir kampanya yürütülmeli. Önümüzdeki 2 ay, bir taşla 2 kuşun vurulabileceği müstesna bir zaman dilimi.

mtamer@milliyet.com.tr

6月15日

Bebeleme

Ben bir baz istasyonuyum çocuk parkında ne belediye ne de kaymakam bunun farkında!

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu
Hürriyet, 15.06.2009
Gece yarısı saat 02.00’de, inanılmaz bir şekilde, mahallemizin çocuk bahçesine baz istasyonu konduruldu.

Şimdi bebelerimiz, anne ve ninelerimiz bu istasyonun tam dibinde oynayıp sohbet ederken “gece kondu baz istasyonu” tarafından ışınlanıyor!

İstanbul Tabib Odası’nca yayımlanan “Elektromanyetik Alanlar; Cep Telefonları ve Baz İstasyonlarının İnsan Sağlığı Üzerine Etkileri ve Alınması Gerekli Önlemler” başlıklı bildiriye göre, bağışıklık, sinir, nöroendokrin, kalp ve damar sistemi ve kan parametreleri elektromanyetik alanlardan etkileniyor. Özellikle çocuklar, hamileler ve yaşlılar elektromanyetik alanların sağlık etkilerinden en çok zarar görenler. Ayrıca Telekomünikasyon Kurumu, baz istasyonlarına 10 metreden daha fazla yaklaşılması durumunda insan sağlığına zarar verebileceğini söylüyor. Bu nedenlerden dolayı baz istasyonlarının, kesinlikle okul, kreş, hastane ve parklar gibi toplu yaşam alanlarından uzak tutulması gerekiyor.

Bu günlerde, gece yarısı elektrik direğine tırmanmış, bir şeyler monte eden birini görürseniz sakın ha “ne yapıyorsunuz” filan diye de sormayın. “Yuh artık buraya da bu konur mu” deyip belediye başkanının yolunu da tutmayın. Başkanınızı sokak arasına kurulan ilkel pazarlarda yakalayıp “bu işi birlikte çözelim / başaralım” filan demeyin. Çünkü sayın başkanınızın seçimde size bu konuda vermiş olduğu herhangi bir söz yoktur! Zaten başkanınız, ilçenizin en büyük eksikliği olan binaların temelini atmakla meşguldür! Maalesef projelerinin büyük kısmını bina yapımıyla ilgilidir. Yani ilçelerimizi hep birlikte betonlaştırmakla meşgulüz!
Çok ilginçtir, baz istasyonu kondurulan çocuk parkımızın isim levhası da yok oldu! Acaba burası park filan değil mi? Belki de torpili kuvvetli olan baz istasyonumuzu, parkta oynayan çocukların çığlığı ve dedikoduya kaçan bazı sohbetler rahatsız ediyordur! Yoksa buraya Üsküdar’ın “en büyük eksikliklerinden” bir bina mı yapılacak? Belediyenin web sitesinde reklamı yapılan projelere baktım ama bizim bir lokmalık park için öngörülen herhangi bir şeye rastlayamadım. Başkanımızın parkımızı yok edeceğine asla inanmam! Ama Üsküdarlılar olarak çocuk parkımızdaki baz istasyonuna duyarsız kaldığı için kendisine kırgınız! İnşallah bu yanlış tutum ve davranışlarını değiştirirler...

BU ZİHNİYETİ KINIYORUZ

Ülkemizde baz istasyonlarına tepki gösterenlere; “mobil telefon baz istasyonu anteninin alt ve üst tarafında herhangi tehlike yoktur, yurtdışında örnekleri çoktur, kanser vakalarıyla ilişkisi yoktur, baz istasyonu istemiyorsan cep telefonu aboneliğini iptal ettir ” gibi cevaplar verilmekte. Aslında halkın meselesi baz istasyonu değil; onun nereye dikildiği! Biz, çocuk parkımıza 4-5 metre yüksekliğinde baz istasyonu kurulmasına göz yumup insanların fiziksel ve ruh sağlığını hiçe sayan zihniyeti kınıyoruz!
Sonuç olarak artık “zararlıdır / değildir” tartışmasını geçip Yargıtay’ın aşağıdaki kararı dikkate alınmalı: “... ölçülebilen bir zarar yok ise de, çevre binalarda ve bu bağlamda davacıların oturmakta olduğu binada yaşayanlar için sağlık bakımından büyük endişeler taşıdığı, bu yerde oturanların psikolojik olarak yaşamını olumsuz biçimde etkilemekte ve bunun da psikolojik yapısında tedirginlik ve ümitsizlik yaratacağı, bu haliyle de yaşamdaki sağlık değerleri düşünüldüğünde o yerde oturmanın olumsuz hale geleceği göz önünde tutulduğunda, davacının, zarar gördüğü kabul edilmeli ve davanın kabulüne karar verilmelidir ...” (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, Karar tarihi: 13.10.2008)

Üsküdar , Selamiali Mahallesi, Şehit Üsteğmen Halil Ögel Sokak’taki Kerpiçhane Parkı’na konulan elektrik direği görünümündeki baz istasyonu, görenlerin tüylerini diken diken ediyor ve varsa vicdanını sızlatıyor. Bu nedenle eşim dahil olmak üzere mahalledeki herkes baz istasyonunun kaldırılması için imza topluyor. Herhalde muhtarımız, bu imzaları tek umudumuz olan, hukuku ve devleti temsil eden kaymakama ulaştıracak... Bakalım devlet, halkın hassasiyetini dikkate alıp kanunları uygulayabilecek mi? Takipteyiz...

Ümük Mü Sümük Mü?

Ya devamlı borçlanarak günleri geçireceğiz ya da üreterek para kazanacağız

Güngör Uras
Milliyet, 14.06.2009

 

Başbakan Sayın R. T. Erdoğan “IMF olmazsa biz ölecek miyiz ?” dedi (Milliyet Ekonomi, 12 Haziran 2009, Sayfa 8)
IMF olmazsa biz ölmeyiz... Üreterek yaşamayı öğrenir, insanca yaşamaya başlarız.
(Ön açıklama: Ulusalcılık yapmıyorum. Yabancı sermaye düşmanlığı yapmıyorum. IMF düşmanlığı yapmıyorum. Üreterek, IMF’siz de yaşanabileceğını anlatmak için bunları yazıyorum.)
IMF ile ilk defa 1961 yılında anlaşma imzaladık. 48 yılda 19 defa masaya oturduk. Eğer bugün geldiğimiz çizgiden memnun isek mesele yok... Bir defa daha masaya oturalım.
IMF ile anlaşma imzalarken “içeriği” (içinde yer alan maddelerin şöyle veya böyle olması) önemli değil. Ülkenin (Türkiye’nin) IMF anlaşmasından beklentileri önemli. Türkiye IMF ile neden anlaşma imzalamak istiyor?
-  Bir darboğaz var. Bu darboğazdan geçmek, bir daha ele güne muhtaç olmamak için geçici süre destek mi arıyor?
-  Yoksa, “Böyle geldi, böyle gider... Alalım elin parasını... Üretecek yerde, yan gelip yatalım... Döviz ucuzlasın. Bol bol para harcayalım. Ucuz ucuz Mercedes otomobillere binelim“ diye mi?

Borca dayalı çemberi kırmalıyız
IMF ile ilişkilerde “taktiğimiz”, “stratejimiz” nedir? Önce bu konuda açıklığa kavuşalım:
-  Taktik hedef, kısa dönemli bekleyişleri ortaya koyar. Evet... Küresel kriz var... Para piyasaları dalgalanıyor. Bu ortamda borçları çevirmek zor. Kısa sürede, borçları çevirmek için, kısa süreli IMF desteğine ihtiyacımız var. Yoksa, bizim uzun vadeli hedefimiz borçlanmadan yaşamaktır. Borçları şimdilik çevirelim. Sonra ödemeye başlayacağız. Bir daha da el parasıyla yaşamayacağız. Üretime ağırlık vereceğiz. İşte bu “taktik” hedeftir.
-  Stratejik hedef, orta ve uzun dönemli kararlılığı ortaya koyar. Türkiye devamlı borçlanarak yaşayamaz. Bu borca dayalı çemberi kırmaya mecburuz. Fırsat bu fırsattır. Çemberi kıralım. Bir süre kendi ayaklarımız üzerinde durmakta zorlanırız ama... Sonra üretimi artırır, üretime dayalı olarak refaha ulaşmanın mutluluğunu yakalarız. İşte bu da “stratejik” hedeftir.

Tarihten ders alan yok
Ne yazık ki biz 1860’lardan bu yana borçlanma çemberini kıramadık. Borçla yaşamanın tembelliğine o kadar alıştık ki, borçlanmanın yarattığı yalancı baharın rehavetine kapılarak götürdüklerini göremedik. Göremiyoruz.
Kırım Harbi sonrası başlayan borçlanmadan Osmanlılar bir türlü kurtulamadı. Alacaklıların devamlı olarak “vergiyi artır, vergi topla da borcunu öde” baskısı altında ne yapacağını şaşıran Osmanlı en sonunda (Duyun-u Umumiye’nin kurulmasıyla) maliyeyi alacaklılara teslim etti. “Ben bu kadar toplayabiliyorum. Al sen vergiyi topla. Borcuna mahsup et” dedi.
Ne yazık ki, tarihten ders alan yok. 1860’larda Osmanlı’nın başlattığı, üretmeden, borçlanarak yaşama ve günü gün etme politikasını sürdürüyoruz.
Dostum Ege Cansen “Neo- Osmanlı İktisat” politikası adını verdiği bu politikayı bakınız nasıl anlatıyor: “Osmanlı’nın modernleşme ve kamu finansmanı için geliştirdiği üç temel yöntem vardır. Birincisi “imtiyaz”, ikincisi “iltizam”, üçüncüsü “dış borçlanmadır”.

Osmanlı böyle battı
Osmanlı şöyle düşünmüştür: 
-  Ülkenin gelişmesi için demiryolu inşa edilmesi şarttır. Ancak elde ne teknoloji ne de para vardır. Çare: Verirsin Almanlara veya Fransızlara imtiyazı, onlar da hem demiryolu sistemi inşa ederler hem de işletirler.
-  Havagazı, elektrik, tramvay işletmeleri kurmak veya sigara üretimine başlamak mı gerek? Yine aynı yöntem: Ver yabancılara imtiyazı, onlar hem parasını bulsun, hem kursun, hem işletsin. Biraz da saraya para versin.
-  Vergi toplamak da sıkıntı mı var? Çare: Vergi toplama işini özelleştir. Vergi toplama yüklenicileri (mültezim) devlete peşin para versin, sonra gitsin kendisi köylüden vergi toplasın.
-  Hâlâ paraya ihtiyaç mı var? Git Galata Bankerlerine onlardan faizle borç al.
İmtiyaz, iltizam ve dışarıdan borçlanma yöntemleriyle modernleşme ve kamu finansmanı sorunlarını çözdüğünü sanan Osmanlı Devleti sonunda hem siyaseten batmış hem de iktisaden de geri kalmıştır.

Krizi fırsata dönüştürme şansı
Bugün IMF programları kapsamında üretmeden, el parasıyla yaşamaya dönük politikaların Osmanlı’nın uygulamalarından farkı var mı? 
-  Yabancılara imtiyaz veriyoruz. Yatırım yapıyorlar. Yabancılara iltizam (vergi benzeri devlet gelirini toplama gücü) veriyoruz, devletin toplayacağı geliri iskonto ederek maliyeye peşin ödüyorlar. O parayla memur maaşı, faiz ödüyoruz, borç çeviriyoruz.
-  Gene de para yetmiyor. Devamlı dış borç ile yaşıyoruz. Devamlı dış borç bulabilmek için de IMF’nin desteğini arıyoruz.
Devamlı borç para aramaktan, devamlı olarak borçları döndürmekten başımız döndü.
Şimdi durumu ciddi olarak gözden geçirmek için bir fırsat ortaya çıktı.
Geliniz açıklığa kavuşalım. Hükümet, IMF‘den ne bekliyor:
-  Taktik bir beklenti var. Kriz nedeniyle borçlanmada darboğaz tehlikesini atlatmak için geçici bir destek arayışı mı var?
-  Yoksa 48 yıl önce başlayan ilişkileri sürdürmek mi istiyoruz? Borçlanmaya dayalı (imtiyaz ve iltizamlı) politika devam mı edecek?
Başbakan Sayın R. T. Erdoğan’ın çok sevdiği deyimle, “krizi fırsata dönüştürme” şansı var. Geliniz, el parasıyla düğün alışkanlığımızı bırakalım. Parayı üreterek kazanalım. Kendi paramızla yaşayalım. (Bu nasıl olur? Bunu becerebilenler nasıl yapmışsa öyle olur. Onun da reçetesi var.)

guras@milliyet.com.tr

Ümürte Ümürte

IMF bağırta bağırta imzalatabilir mi?

Yaman Törüner
Milliyet, 15.06.2009

 

Başbakan, “IMF, özel vergi otoritesi istiyor. İç işlerimize karışacaksa, IMF’yi istemiyoruz” diyor. IMF temsilcileri ise, çok temkinli konuşuyor. Şimdiye kadar, Türkiye’nin kredibilitesini zedeleyecek bir açıklama yapmadılar; kendilerini medya önünde savunmadılar. Üstelik, bu yıl IMF Yıllık Toplantıları, 53 yıl sonra yeniden İstanbul’da yapılacağı için, yoğurdu üfleyerek yiyorlar. Şimdiye kadar, Türkiye ile ilgili ısrarlı sorular karşısında bile, “müzakereler sürüyor; anlaşmaya yakınız” mesajı verdiler.
Oysa, ekim ayındaki toplantıda, en çok Türkiye sorgulanacak; bütün ülkelerden gelen para otoriteleri temsilcileri, iş adamlarımız, siyasilerimiz ve bürokratlarımızla bir araya gelecekler. 
Ben de olsam, artık IMF ile yollarımı ayırırdım; ama bu biçimde değil:
- IMF yıllık toplantılarından önce, mutlaka anlaşma konusunda karar alırdım. 
- Anlaşamadığımı söylemez; anlaşmanın en az 2 yıl ertelendiğini açıklardım. Neden olarak da, Türkiye’nin küresel ekonomik krizden diğer ülkeler kadar etkilenmediğini; krizden çıkışın iç tedbirlerden çok dış gelişmelere bağlı olduğunu; üstelik, düzelmelerin başladığını ve Türkiye’nin krizden çıkacak ilk ülkelerden biri olacağını söylerdim.
- Açıklamalarımı kendim yapmaz; ekonomiden sorumlu devlet bakanına yaptırırdım. IMF ilişkilerinin, bakan ve bürokratlar seviyesinde kalmasına özen gösterirdim.
- Devlet bakanının bile, anlaşamamanın nedenlerini detaylarıyla açıklamasını istemezdim.
- IMF’nin parasına ihtiyacımın olmadığını anlatmak için, Brezilya’nın yaptığı gibi IMF’ye bir miktar borç verirdim. Bunu yapabiliriz.
- IMF anlaşmalarında, “mali disiplin” ve “bu konuda yazılı program” istenir. Ben de hemen, IMF’nin hazırlayacağı programı kendim hazırlardım. Parasal ve bütçe hedeflerimi belirlerdim. Ekonomik Program’ımı, yaz sonunda açıklardım.

Yapısal reformların devamı
- IMF, “yapısal reformlar”ın devamını ister. Yapısal reformlar konusunda da bir ek program hazırlar; reformlar için hedef tarihler belirler ve bu programa uyacağımı gösteren açıklamalar yapardım.
- IMF, “gelir otoritesinin özelleştirilmesini” istiyorsa; hemen bir “vergi reformu tasarısı” hazırlardım. Gelir otoritesini, özelleştirmez ama özerkleştirirdim. Türkiye’nin temel mali sorunu, “kayıtdışı ekonomi”, “herkesin vergi mükellefi olamaması” ve vergilerin gelirden değil de harcamadan alınmaya kalkılması. Bu konuların üzerine giderdim. Bu konuda, hemen bir “bilgiçler heyeti” oluştururdum.
- IMF, anlaşmasının “uygulanıp, uygulanmadığını” denetlemek ister. Ben de, ekonomiden sorumlu bakan ve bürokratlardan her ay “Ekonomik Program” konusunda kamuoyuna sözlü ve yazılı detaylı bir brifing vermelerini isterdim. Bu brifinge, yabancı medya mensuplarını da çağırırdım. 
- Yaptığım programı ve programa uyma taahhüdümü, tüm ülke ekonomi bakanlarına; uluslararası tüm kuruluşlara; tüm uluslararası bankalara ve Türkiye’de yatırım yapabilecek tüm şirketlerin CEO veya yönetim kurulu başkanlarına gönderirdim.
IMF ile yolları ayırmak iyi de, bu durumda sizin ne yapacağınızı açıklamanız lazım. Bütün bu açıklamalardan sonra,  IMF ile onların istediği şartlarla bir anlaşma imzalarsanız, anlaşmanın “bağırta bağırta” imzalattırıldığı konuşulur.

ytoruner@milliyet.com.tr

6月11日

Sanal Kapitalizm

Nobel ödüllü ekonomist Prof. Joseph Stiglitz: Kayıpların sosyalleştiği, kârların özelleştiği bu yeni yapay kapitalizm çökmeye mahkum

Didem ERYAR ÜNLÜ

Dünya, 11.06.2009

Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, "Amerika'nın zengine yönelik sosyalizmi" başlıklı yazısında Obama yönetimini eleştiriyor. Obama yönetiminin siyasi baskıya ve büyük bankaların felaket telalığına yenik düştüğünü söyleyen Stiglitz, "kayıpların sosyalleştiği, kârların özelleştiği bu yeni yapay kapitalizm çökmeye mahkum" diyor.

Columbia Üniversitesi Profesörü Joseph E. Stiglitz, dünyanın en önemli iktisatçıları arasında gösteriliyor. 2001 yılında Nobel Ekonomi Ödülü'nü alan Stiglitz, aynı zamanda Dünya Bankası eski baş ekonomistlerinden. Bill Clinton döneminde ABD Ekonomi Danışmanları Konseyi Başkanlığı yapan Stiglitz, IMF, Dünya Bankası ve ABD'nin politikalarına yönelik eleştirileriyle ön plana çıkıyor. IMF programlarının yanlış olduğunu savunan Stiglitz'e göre, makroekonomik istikrarsızlığın temel nedeni, kısa vadeli spekülatif sermaye hareketleri. Stiglitz, sadece enflasyonu düşürmeye odaklanmış merkez bankası politikalarını da sert biçimde eleştiriyor. Şu sıralar BM Genel Kurulu tarafından uluslararası para ve finans sistemine yönelik reformlar yapması için oluşturulan Uzmanlar Komisyonu'na başkanlık yapan Stiglitz, "Amerika'nın zengine yönelik sosyalizmi" başlıklı yazısında, bu kez Obama yönetimini eleştiriyor.

Obama yönetiminin siyasi baskıya ve büyük bankaların felaket telalığına yenik düştüğünü söyleyen Stiglitz, "Bunun sonucunda ABD yönetimi, bankacıları ve hissedarları kurtarmak ile bankaları kurtarmayı karıştırdı" diyor. Ekonomiye yönelik kurtarma paketlerinin bazılarının adlandığı gibi 'Amerikan sosyalizmi' olmadığını söyleyen Stiglitz, bu politikaları "uzun süreli kurumsal refahın yaygınlaşması" olarak tanımlıyor. Stiglitz'e göre "kayıpların sosyalleştiği, kârların özelleştiği bu yeni yapay kapitalizm çökmeye mahkum."

Bankalar eski sistemde mutluydu

"Ekonomik toparlanmaya yönelik filizlerden bahsedildiği bir dönemde, ABD bankaları kendilerini düzenlemek isteyen çabaları geri itiyor. Siyasiler krizin tekrarlamasını önlemek için düzenleyici reformlarda kararlı olduklarından bahsederken, bankalar eskiden olduğu gibi yollarına devam edebilmek için geriye kalan güçlü yanlarını zorluyorlar" diyen Stiglitz, eski sistemin hissedarlar için olmasa da, bankalar için oldukça iyi bir şekilde işlediğini söylerken, "Dolayısıyla neden değişmek istesinler?" sorusunu yöneltiyor.

Stiglitz bu sorunun cevabını ise şöyle açıklıyor: "Uzun bir zaman önce ABD bankalarının 'batmak için çok büyük oldukları' gibi, 'yönetilmek için de çok büyük oldukları' anlaşıldı. Birçoğunun sönük bir performansa sahip olmasının nedenlerinden biri de bu. Battıkları zaman, hükümet finansal bir yeniden yapılandırma gerçekleştiriyor, mevduat garantisi veriyor ve onların geleceğinden pay sahibi oluyor. Yetkililer, az ya da hiç değeri olmayan zombi bankalara dönüşene kadar bekliyorlar, fakat güvenilir kurum muamelesi görürlerse, 'yeniden canlanma kumarını' kazanmış oluyorlar. Eğer büyük bahislere girip, kazanırlarsa, masadaki hasılatla gidiyorlar; eğer kaybederlerse, hükümet hesabı karşılıyor."

Stiglitz, bunun bir teori olmadığını, 1980'lerdeki tasarruflar ve krediler krizi sürecinden alınan bir ders olduğunu da hatırlatıyor ve şu örneği veriyor: "ATM makinesi 'yetersiz bakiye' dediğinde, hükümet bunu, senin değil de, bankanın parası bitti şeklinde algılamak istemiyor ve kasa boşalmadan önce müdahale ediyor. Finansal yeniden yapılanmada, hissedarlar yok oluyor, bono sahipleri ise yeni hissedarlar konumuna geliyor. Bazen hükümet ek fonlar sağlayabiliyor veya yeni bir yatırımcı batmış bankayı satın almakta istekli olabiliyor."

İşte bu noktada Obama yönetimine eleştiri geliyor Stiglitz'ten. Nobel ödüllü ekonomist, Obama yönetiminin yeni bir kavram ileri sürdüğünü ifade ediyor. Bu kavram şöyle: "Finansal olarak yeniden yapılandırmak için çok büyük".

Obama, bankacıları kurtarmak ile bankaları kurtarmak kavramlarını karıştırdı

Stiglitz'e göre, ABD yönetimi, "bu büyük bankaların her zamanki kuralları ile oynamayı denersek, kesinlikle kaybederiz. Piyasalar panikler. Dolayısıyla sadece bono sahiplerine değil, hatta hisse değerleri neredeyse yok olan hissedarlara bile dokunamayız" şeklinde düşünüyor.

Stiglitz ise bu yorumun yanlış olduğunu savunuyor ve bu görüşünün nedenlerini şöyle sıralıyor: "Obama yönetiminin siyasi baskıya ve büyük bankaların felaket tellalığına yenik düştüğünü düşünüyorum. Bunun sonucunda ABD yönetimi bankacıları ve hissedarları kurtarmak ile bankaları kurtarmayı karıştırdı. Yeniden yapılanma bankalara yeni bir başlangıç şansı verir: Yeni potansiyel yatırımcılar daha fazla güven duyarlar,  diğer bankalar bu kişilere kredi vermekte daha istekli olurlar. Bono sahipleri de düzenli bir yapılanmadan kazançlı çıkarlar ve eğer hisselerin değeri gerçekten piyasadan daha yüksekse, para kazanırlar. Fakat Obama stratejisinin mevcut ve gelecekteki maliyetinin çok yüksek olduğu açık. Bununla birlikte bankaların yeniden kredi vermeye başlaması hedefine de henüz ulaşılmış değil. Vergi mükellefleri milyarlarca para ödemek zorunda kaldılar ve gelecekte de ödemeye devam edecekler. Piyasa ekonomisinin kurallarını -hem de küresel ekonominin yaşadığı acılara neden olanların faydalandığı şekilde- yeniden yazmak, sadece çok masraflı değil, daha da kötüsü. Amerikalılar'ın büyük bir bölümü bunun kabaca haksız olduğunu düşünüyor, özellikle de bankaların topladıkları milyarları primlere ve temettülere dağıttıkları gördükten sonra. Sosyal sözleşmeyi yırtmak bu kadar kolay olmamalı."

Bu sosyalizm değil, kurumsal refahın yaygınlaşması

Stiglitz, kayıpların sosyalleştiği, kârların özelleştiği bu yeni yapay kapitalizmin çökmeye mahkum olduğuna inanıyor. "Teşvikler çarpıtıldı. Piyasa disiplini yok. Yeniden yapılandırılmak için çok büyük olan bankalar, ceza almaksızın kumar oynayabileceklerini ve FED'in sıfıra yakın faizle kredi vereceğini biliyorlar" diyen Stiglitz, bazılarının bu yeni ekonomik rejime 'Amerikan özelliklerine sahip sosyalizm' adını verdiklerini, fakat bunun da yanlış bir yorum olduğunu söylüyor. "Sosyalizm sıradan insanlarla ilgilenir. ABD ise evlerini kaybeden milyonlarca Amerikalı'ya çok az yardım etti" diyen ünlü ekonomist, şu yorumlarda bulunuyor: "İşlerini kaybeden işçiler sadece 39 hafta boyunca sınırlı işsizlik haklarından yararlanabiliyorlar ve sonrasında kendi başlarına bırakılıyorlar. İşlerini kaybettiklerinde, aynı zamanda sağlık sigortalarını da kaybediyorlar. Amerika kurumsal güvenlik ağını, ticari bankalardan yatırım bankalarına, sigortadan otomotive kadar benzeri olmayan bir şekilde genişletti. Aslında bu sosyalizm değil, uzun süreli kurumsal refahın yaygınlaşması. Zengin ve güçlü olan hükümetten ne zaman isterse yardım alırken, ihtiyacı olan vatandaşlar sınırlı bir sosyal güvenlikten faydalanıyorlar."

Bankalar siyasi olarak güçlüler

Peki çıkış yolu nerede? Stiglitz'e göre ABD'nin 'batmak için çok büyük' olan bankalardan kurtulması gerekiyor. "Bu devlerin diğerleri üzerinde yarattıkları maliyetle ölçülebilecek kadar toplumsal yarar sağladıklarına dair bir kanıt yok. Eğer onları yok etmezsek, yaptıklarını çok ciddi bir şekilde engellemek zorundayız" diyen Stiglitz, bu bankaların geçmişte yaptıklarını yapmaya, yani diğerleri üzerinden kumar oynamaya devam edemeyeceklerini ifade ediyor ve son olarak bir soruna daha dikkat çekiyor: "Bu bankalar siyasi olarak çok güçlüler. Önce düzenlemelerin kalkması, sonra da toparlanmanın vergi mükellefleri tarafından üstlenilmesi için yaptıkları lobi çabaları başarılı oldu. Umutları, yol açacakları riskler pahasına, istediklerini yapmakta bir kez daha özgür olmaları. Bunun olmasına izin veremeyiz."

didem.eryar@dunya.com

Kapitalizmin Cenaze Şenlikleri

Osman Ulagay Türkiye’nin Obama’sını arıyor

Meral Tamer
Milliyet, 11.06.2009

 

Karaciğer naklinde dünyanın önde gelen isimlerinden Prof. Münci Kalayoğlu bir TV programında “Hayatta size en çok heyecan veren şey nedir?” sorusuna, “Bir hastaya nakledeceğim karaciğeri elimde tutabilmektir,” diye yanıt vermiş. Osman Ulagay “Aynı soru bugün bana sorulsa, halen yaşanmakta olan küresel krizin yarattığı altüst oluşu, fevkalade heyecan verici bulduğumu söyleyebilirim,” diyor. Ulagay’ın yakınında bulunan biri olarak ben de Osman’ın 1 yılı aşkın süredir 7 gün 24 saat hiç eksilmeyen heyecanına tanıklık ettim.
Hayatı piyasalara indirgeyen ve insanın toplumsal bir varlık olduğunu unutan bir anlayış, zaten iflasın eşiğine gelmişti. Dolayısıyla bu krizin, değişim umudunu da içinde barındırması çok heyecanlandırıyordu Ulagay’ı...
Murat Aksoy bu heyecanı sezmiş olmalı ki, söyleşi formatında bir kitap hazırlamayı önerdi. Ve böylece, dünyada yaşanmakta olan dramatik gelişmelerin, Ulagay’ın gözüyle bütünsel bir değerlendirmesi, Özgür Yayınları’ndan “Küresel Çöküş ve Kapitalizmin Geleceği” başlığıyla çıktı.

Bütüncül bir değişim
Kitap, size 2 saatte küresel krizle ilgili müthiş bir ufuk turu yaptırıyor. Bu ufuk turunda Çinli tüketicinin tasarrufları, Amerikalı tüketicinin tüketimi, yaratılan balonlar ve küresel finans baronlarının manipülasyonlarıyla ayakta tutulan bir sistemin çöküşünü, rakamlarıyla ve belli başlı aktörleriyle adım adım izliyorsunuz. Ulagay, krizin nedenleri ve analizinin ardından, krizden uzun vadeli çıkışın ipuçlarını veriyor.
Krizden çıkışın ancak, bireysel ahlaktan tüketim kalıplarına kadar uzanan, tümüyle yeni bir yaşam biçimini içine alan, bütüncül bir paradigma değişikliğiyle mümkün olabileceğini belirten Ulagay, ABD’de Başkanlık koltuğunda Obama’nın oturmasının da yaydığı iyimserlikle “Dünya ekonomisinde yaşananları son 25-30 yıldır izlemiş bir gazeteci olarak havada bir değişim kokusu var ve ben bunu ilk defa hissediyorum,” diyor. Bu çok önemli; zira Ulagay bugüne kadar hep, dünyanın ve Türkiye’nin “havasındaki” olumsuz değişimlerin kokusunu almakla ünlüdür.

Obama ile yükselen trend
Şimdi neden bir umut ışığı gördüğüne gelince... Ulagay, dünya ekonomisinin lokomotifi olan ABD’de, Başkan Obama ve ekibinin, sistemi değilse bile son 25 yıldaki uygulanma biçimini, ciddi olarak sorgulayan bir söylemle göreve başlamasını önemsiyor. Ve “Kriz öncesi şartlara dönmek hedef değildir” diyen Obama’dan, finansa dayanan ve gelir dağılımını bozan bir modelden, reel ekonomiye dayalı bir modele geçişi de içeren bir açılım bekliyor.
Ulagay’a göre Türkiye için de asıl hedef, krizden önceki duruma geri dönmek, bir yerlerden dış kaynak bulup; hızlandıkça dış açık yaratan, istihdam sorununu çözemeyen, kayıtdışı ekonomiden destek alan bir büyüme olmamalı.
Peki ne olmalı?
Ulagay diyor ki: “Türkiye’nin, bu altüstlükten yükselecek yeni trendi yakalayacak bir lidere ihtiyacı var. Tıpkı yetişme tarzı, hayat felsefesi ve ideolojik eğilimi, 1980’lerde dünyada yükselen yeni trendle bağdaşan Turgut Özal gibi... Ancak Türkiye’nin yeni Özal’ı, daha doğrusu Obama’sı henüz ufukta belirmiş değil.”
Ulagay, yeni liderin soldan gelmesini bekliyor.

mtamer@milliyet.com.tr

6月9日

Kariflas

Arcandor Files for Insolvency on State Aid Rejection 
 

The Bloomberg, Jun 9, 2009

By Holger Elfes and Tony Czuczka

Arcandor AG, owner of the century-old Karstadt department-store chain, filed for insolvency after attempts to win government help foundered, jeopardizing 43,000 German jobs.

The company said this afternoon that it filed to open insolvency proceedings with the district court in its home town of Essen, citing “threatening illiquidity.” German Chancellor Angela Merkel said the collapse was “unavoidable” after investors and banks offered too little to save the company.

Two pleas for help by Arcandor were rejected yesterday by the government, which said it wanted retail heiress Madeleine Schickedanz and shareholder Sal. Oppenheim Jr. & Cie. to stump up more funds. According to Spiegel magazine, Arcandor Chief Executive Officer Karl-Gerhard Eick told Merkel’s office that he’d decided to file for insolvency rather than proceed with another application for an emergency government loan.

“Surveys have shown that Germans aren’t in favor of state aid, and the leading parties really couldn’t rally for taxpayers’ money to help Arcandor’s billionaire main shareholders,” said Sebastian Hein, an analyst at Bankhaus Lampe in Dusseldorf.

Arcandor, whose businesses date to 1881, may now be broken up as predators including Metro AG and Rewe Group circle assets including Karstadt, the Quelle mail-order business and a controlling stake in Thomas Cook Group Plc, Europe’s second- largest travel business. The retailer’s shares plunged as much as 39 percent to the lowest in at least 17 years today.

‘Not Enough’

Arcandor wanted loan guarantees of 650 million euros ($904 million) from the government’s Economy Fund program as debt came due this week. It also wanted a further 437 million euros from a state-owned bank. Euro am Sonntag said today that the retailer won concessions worth about 750 million euros after overnight talks with suppliers, creditors, landlords and shareholders.

The government told Arcandor repeatedly that it may have to file for bankruptcy, Merkel told reporters in Berlin today.

“The commitments by the owners and the creditors were absolutely not enough for us to step in,” Merkel said. “So this is now an unavoidable step, but one whose opportunities should be put to good use.”

A merger between Karstadt and Metro’s Kaufhof chain is still a possibility, Merkel said. Metro repeated today it is still ready to talk with all parties about the formation of a German department store company which would involve about 60 of Arcandor’s Karstadt stores.

Shares Plummet

Arcandor shares slid 36 cents, or 34 percent, to 70 cents at 2:43 p.m. German time, extending yesterday’s 44 percent drop. The stock, which was temporarily suspended ahead of the insolvency announcement, has declined 73 percent this year, shrinking the company’s market value to 190 million euros.

Two years ago, Arcandor traded as high as 29 euros amid speculation that former Chief Executive Officer Thomas Middelhoff would succeed in stanching a sales drop at Karstadt and creating a pan-European luxury retailer. Middelhoff was ousted last year as those transactions never materialized and losses mounted.

Under Middelhoff, Arcandor also increased its stake in Thomas Cook, the company’s only profitable division. Shares of Thomas Cook jumped in London trading after Rewe, a privately held retailer and tour operator, said it was interested in buying the travel company, according to a report by DPA-AFX.

Increased Loss

Arcandor was formed by the 1999 merger of Karstadt AG and Schickedanz Group’s Quelle home-shopping unit. Karstadt’s first department store opened in 1881, during the reign of Kaiser Wilhelm I. Its West Berlin outlet -- Kaufhaus des Westens, or KaDeWe -- was an icon of capitalism during the Cold War.

The retailer came close to insolvency in 2004 and was saved by Middelhoff, who took over in 2005. Middelhoff sold all of Arcandor’s real estate to reduce the company’s debt and bought a majority stake in Thomas Cook.

Arcandor in March replaced Middelhoff with Eick after a year in which the shares lost more than 80 percent of their value and Madeleine Schickedanz ceded control of the company to private bank Sal. Oppenheim.

The retailer recorded a loss of 746 million euros in the fiscal year through September and posted an increased deficit of 58 million euros in this year’s first quarter, hurt by slumping demand in its home market. So-called financial debt was 1.39 billion euros at the end of 2008.

Real Estate Sale

Arcandor last year sold the remaining minority stake in its real estate unit to a group of property investors for about 800 million euros, two years after selling a 51 percent holding to Goldman Sachs Group Inc. for 3.7 billion euros. In 2008, Arcandor also gave away the majority in its money-losing Neckermann mail-order division to Sun Capital Partners Inc.

Eick last month called for landlords to cut rents and said the company needed new loans of as much as 900 million euros over five years. In March, he got shareholder approval to raise as much as 150 million euros in a capital increase. The CEO created a new division, called Atrys, which held units targeted for sale or restructuring, including the Karstadt chain.

To contact the reporters on this story: Holger Elfes in Dusseldorf at helfes@bloomberg.net; Tony Czuczka in Berlin at aczuczka@bloomberg.net.

6月8日

Perhize Turşu

Hangi halkta para var?

Hurşit Güneş
Milliyet, 08.06.2009

 

Başbakan perşembe günü önemli bir teşvik paketi açıkladı. Paket gerçekten çok kapsamlı. Bölgesel ve sektörel boyutları bulunuyor. Nitekim birçok yabancı yatırım kuruluşu bu paketi oldukça olumlu karşıladı. Bizim görüşümüz ise farklı. Biz krizin olumsuz etkilerini azaltmakta geç kalındığı kanısındayız. Tabii bir de bazı ayrıntılarda tuhaflıklar seziliyor.
Üstelik Başbakan bu paketin 1.5 yıl önce hazırlanmaya başladığını bizzat kendisi itiraf etti. Bu durumda anlaşılıyor ki, paket küresel kriz ortaya çıkmadan hazırlanmış. Peki neden o zaman bu kadar beklenmiş?
Başbakan’ın açıklamalarında şaşırtan iki konu daha vardı. Birincisi, ‘kusura bakmayın ama halkta para var’ dedi. Başbakan’ın halk dediği kimler? 2002 seçimlerinde oylarını almaya başladığı (daha sonra 2004 yerel ve 2007 genel seçimlerinde bunu pekiştirdiği) kent varoşlarında oturan veya orta Anadolu’daki çiftçi mi? Sanmıyoruz.
Açıkçası Başbakan için bu büyük bir talihsizlik oldu. Başbakan Erdoğan ne denli farkında bilmiyoruz ama bu krizde yaşanan işsizlik sayısal olarak da, oransal olarak da 2001’den beter. İşsiz kalan insanların parasının olduğunu herhalde Başbakan düşünmüyor.
Başbakan biz gelince ‘en düşük memur maaşı 660 liraydı. Şimdi 1200 lira’ diyor. İyi de aradan tam 7 yıl geçti. Enflasyondaki artış bu artıştan fazla oldu. Kaldı ki, refah payı denen yani bir ülkenin kalkınmasından pay verilmediği taktirde maaşlar enflasyondan fazla artsa da göreli olarak yoksullaşır.
Türkiye en çok etkilenenler arasında
İkincisi başbakan krizin teğet geçeceği konusunda hala ısrarlı. Şu ilk çeyrek büyümesi bir açıklansa. Başbakan hala aynı görüşü savunabilecek mi, göreceğiz. Ümit etmek, yahut temenni ile tahmin ayrı şeylerdir. Herhalde Başbakan temennisini ifade ediyor, ama bu hiç de gerçekçi değil.

Yukarıdaki grafikte de görüdlüğü gibi, 2009 yılında küresel krizden en çok etkilenecek ülke olarak İzlanda görülüyor. Fakat İzlanda küçük bir ekonomiye sahip.
Büyük ülkeler içinde ise en fazla etkilenecek olanlar arasında Japonya, Rusya (petrol fiyatı düştüğünden) ve Almanya görülüyor. Bu ülkelerin ortak özelliği ihracatlarının milli gelirlerine oranlarının çok yüksek olması. Bu nedenle böylesine olumsuz etkilenmeleri normal. Ama Türkiye’nin bu denli olumsuz etkilenmesi düşünmeye değer.
Tekrarla hükümetin oturup Türkiye’nin yeni bir üretim stratejisini tasarlaması gerekiyor. Hem kısa vadeli toparlanma hem de uzun dönemli yüksek büyüme performansı için. Bunun da başında enerjide dışa bağımlılığın çözülmesi geliyor. Bunlar henüz görünmüyor.
Başbakan’a sormak gerek: Halkta çok para varsa, neden teşvik paketi açıklıyorsunuz?

hgunes@milliyet.com.tr

6月7日

Halk Resmen Oyuk (Seçimde Uyansalardı)

TCMB
29.05.2009
 
TARİH               TOPLAM           TÜKETİCİ             KREDİ KARTI        TAKSİTLİ          TAKSİTSİZ
12-05-2006   56668972.00000  38140885.00000  18528087.00000   6731395.00000  11421002.00000
19-05-2006   57499115.00000  38750145.00000  18748970.00000   6865269.00000  11487754.00000
26-05-2006   58398484.00000  39789682.00000  18608802.00000   6868208.00000  11330972.00000
02-06-2006   59901132.00000  40686394.00000  19214738.00000   7077622.00000  11696376.00000
09-06-2006   60403510.00000  41213608.00000  19189902.00000   7104036.00000  11663253.00000
16-06-2006   60817249.00000  41287485.00000  19529764.00000   7207263.00000  11913443.00000
23-06-2006   60786826.00000  41555275.00000  19231551.00000   7310288.00000  11503827.00000
30-06-2006   61872750.00000  42000309.00000  19872441.00000   7495320.00000  11929850.00000
07-07-2006   61950840.00000  42111323.00000  19839517.00000   7541881.00000  11860396.00000
14-07-2006   62386342.00000  42233217.00000  20153125.00000   7605171.00000  12126811.00000
21-07-2006   61793435.00000  42052279.00000  19741156.00000   7594186.00000  11724382.00000
28-07-2006   62323884.00000  42313037.00000  20010847.00000   7589284.00000  11975243.00000
04-08-2006   62756779.00000  42465930.00000  20290849.00000   7722187.00000  12134601.00000
11-08-2006   63007524.00000  42624892.00000  20382632.00000   7758499.00000  12183565.00000
18-08-2006   62782823.00000  42474546.00000  20308277.00000   7743506.00000  12131961.00000
25-08-2006   62745831.00000  42617336.00000  20128495.00000   7747372.00000  11935660.00000
01-09-2006   63444765.00000  42744188.00000  20700577.00000   7871301.00000  12372696.00000
08-09-2006   63538207.00000  42902497.00000  20635710.00000   7856308.00000  12327157.00000
15-09-2006   63878820.00000  42834910.00000  21043910.00000   7936305.00000  12673103.00000
22-09-2006   63585427.00000  43039191.00000  20546236.00000   7936159.00000  12157478.00000
29-09-2006   64001862.00000  43342356.00000  20659506.00000   8031919.00000  12137447.00000
06-10-2006   64165934.00000  43437891.00000  20728043.00000   8013030.00000  12238787.00000
13-10-2006   64441743.00000  43708559.00000  20733184.00000   8030885.00000  12253591.00000
20-10-2006   64292950.00000  43776720.00000  20516230.00000   8114855.00000  11938971.00000
27-10-2006   64834045.00000  43795265.00000  21038780.00000   8206316.00000  12350861.00000
03-11-2006   64975544.00000  43957402.00000  21018142.00000   8383881.00000  12145901.00000
10-11-2006   65056946.00000  44161470.00000  20895476.00000   8388391.00000  12035548.00000
17-11-2006   64998653.00000  44124081.00000  20874572.00000   8367123.00000  12042416.00000
24-11-2006   65148456.00000  44394457.00000  20753999.00000   8384706.00000  11900004.00000
01-12-2006   66074014.00000  44860967.00000  21213047.00000   8508755.00000  12210060.00000
08-12-2006   66202634.00000  45093447.00000  21109187.00000   8494493.00000  12140657.00000
15-12-2006   66591302.00000  45205386.00000  21385916.00000   8558131.00000  12379767.00000
22-12-2006   66619694.00000  45627537.00000  20992157.00000   8680771.00000  11844896.00000
29-12-2006   67812298.00000  46151088.00000  21661210.00000   9026454.00000  12152102.00000
05-01-2007   68174397.00000  46023583.00000  22150814.00000   9057343.00000  12590466.00000
12-01-2007   68012367.00000  46203073.00000  21809294.00000   8980655.00000  12373069.00000
19-01-2007   67772528.00000  46090787.00000  21681741.00000   9016410.00000  12220660.00000
26-01-2007   67649297.00000  46314954.00000  21334343.00000   8813938.00000  12016291.00000
02-02-2007   68332962.00000  46515126.00000  21817836.00000   8855736.00000  12437496.00000
09-02-2007   68362188.00000  46677109.00000  21685079.00000   8827611.00000  12350096.00000
16-02-2007   68922466.00000  46758982.00000  22163484.00000   8946603.00000  12723692.00000
23-02-2007   68502382.00000  46917673.00000  21584709.00000   8853426.00000  12240543.00000
02-03-2007   68989201.00000  47062603.00000  21926598.00000   8817975.00000  12569099.00000
09-03-2007   68991872.00000  47329290.00000  21662582.00000   8762974.00000  12378166.00000
16-03-2007   69116326.00000  47443914.00000  21672412.00000   8724241.00000  12450425.00000
23-03-2007   69226956.00000  47931003.00000  21295953.00000   8703752.00000  12077050.00000
30-03-2007   70342648.00000  48467419.00000  21875229.00000   8792366.00000  12525397.00000
06-04-2007   70370336.00000  48653753.00000  21716583.00000   8784589.00000  12389247.00000
13-04-2007   71180709.00000  48900605.00000  22280104.00000   8836260.00000  12911095.00000
20-04-2007   71274271.00000  49031025.00000  22243246.00000   8865673.00000  12837771.00000
27-04-2007   72292993.00000  49834246.00000  22458747.00000   8906691.00000  12995720.00000
04-05-2007   73351960.00000  50367838.00000  22984122.00000   8970590.00000  13419108.00000
11-05-2007   73596781.00000  50737434.00000  22859347.00000   8979692.00000  13312637.00000
18-05-2007   73670724.00000  50798306.00000  22872418.00000   9005482.00000  13312154.00000
25-05-2007   74073761.00000  51240488.00000  22833273.00000   9067578.00000  13172531.00000
01-06-2007   75360328.00000  51774018.00000  23586310.00000   9214891.00000  13750066.00000
08-06-2007   75522606.00000  51992670.00000  23529936.00000   9203008.00000  13700255.00000
15-06-2007   75830013.00000  52003229.00000  23826784.00000   9240413.00000  14008071.00000
22-06-2007   76497366.00000  52935354.00000  23562012.00000   9299502.00000  13651986.00000
29-06-2007   77564763.00000  53582046.00000  23982717.00000   9469326.00000  13847555.00000
06-07-2007   78117893.00000  53883303.00000  24234590.00000   9518083.00000  14082188.00000
13-07-2007   78734352.00000  54418213.00000  24316139.00000   9538865.00000  14160969.00000
20-07-2007   78471528.00000  54607479.00000  23864049.00000   9477897.00000  13771379.00000
27-07-2007   78875417.00000  55138424.00000  23736993.00000   9373246.00000  13736829.00000
03-08-2007   80125101.00000  55678284.00000  24446817.00000   9255433.00000  14537815.00000
10-08-2007   80666771.00000  56164311.00000  24502460.00000   9541098.00000  14316126.00000
17-08-2007   80799179.00000  56313588.00000  24485591.00000   9493381.00000  14358637.00000
24-08-2007   81180755.00000  56891435.00000  24289320.00000   9473708.00000  14179526.00000
31-08-2007   81907714.00000  57414337.00000  24493377.00000   9590354.00000  14219302.00000
07-09-2007   82617847.00000  57760471.00000  24857376.00000   9652542.00000  14547651.00000
14-09-2007   83182619.00000  58223117.00000  24959502.00000   9696974.00000  14630123.00000
21-09-2007   83167187.00000  58353575.00000  24813612.00000   9610988.00000  14576174.00000
28-09-2007   83732144.00000  59120617.00000  24611527.00000   9589672.00000  14363885.00000
05-10-2007   84177974.00000  59387487.00000  24790487.00000   9613570.00000  14523851.00000
12-10-2007   84931708.00000  59966042.00000  24965666.00000   9710368.00000  14615995.00000
19-10-2007   84963760.00000  60298420.00000  24665340.00000   9744638.00000  14265036.00000
26-10-2007   85523446.00000  60786432.00000  24737014.00000   9774489.00000  14298399.00000
02-11-2007   86782039.00000  61249087.00000  25532952.00000   9957452.00000  14848216.00000
09-11-2007   87268739.00000  61683763.00000  25584976.00000   9969359.00000  14920050.00000
16-11-2007   87941794.00000  61982115.00000  25959679.00000  10066426.00000  15218304.00000
23-11-2007   88139939.00000  62676603.00000  25463336.00000  10086835.00000  14695889.00000
30-11-2007   89543934.00000  63534421.00000  26009513.00000  10163181.00000  15123466.00000
07-12-2007   90121478.00000  63943048.00000  26178430.00000  10216289.00000  15288694.00000
14-12-2007   91015566.00000  64688302.00000  26327264.00000  10310483.00000  15362703.00000
21-12-2007   91162544.00000  64838037.00000  26324507.00000  10453663.00000  15224996.00000
28-12-2007   91944895.00000  65585611.00000  26359284.00000  10489862.00000  15221412.00000
04-01-2008   93033318.00000  65944672.00000  27088646.00000  10733358.00000  15695364.00000
11-01-2008   93456454.00000  66418326.00000  27038128.00000  10662927.00000  15739656.00000
18-01-2008   93308898.00000  66412074.00000  26896824.00000  10592442.00000  15677223.00000
25-01-2008   93717142.00000  66897086.00000  26820056.00000  10622949.00000  15552941.00000
01-02-2008   94911693.00000  67407523.00000  27504170.00000  10668307.00000  16163639.00000
08-02-2008   95233922.00000  67800062.00000  27433860.00000  10677038.00000  16093774.00000
15-02-2008   96005792.00000  67995750.00000  28010042.00000  10814087.00000  16547829.00000
22-02-2008   96066250.00000  68612342.00000  27453908.00000  10810650.00000  15974075.00000
29-02-2008   96896041.00000  69210396.00000  27685645.00000  10834788.00000  16158342.00000
07-03-2008   97364904.00000  69610591.00000  27754313.00000  10735692.00000  16325143.00000
14-03-2008   98255423.00000  70360629.00000  27894794.00000  10727986.00000  16515491.00000
21-03-2008   98237811.00000  70723305.00000  27514506.00000  10690924.00000  16126650.00000
28-03-2008   99216703.00000  71401793.00000  27814910.00000  10777054.00000  16336170.00000
04-04-2008   99860426.00000  71785485.00000  28074941.00000  10756480.00000  16587982.00000
11-04-2008  100385124.00000  72139805.00000  28245319.00000  10772911.00000  16738279.00000
18-04-2008  100549177.00000  72161574.00000  28387603.00000  10736411.00000  16910409.00000
25-04-2008  100983806.00000  72494329.00000  28489478.00000  10818417.00000  16904299.00000
02-05-2008  101970702.00000  73020210.00000  28950491.00000  10906879.00000  17257575.00000
09-05-2008  102472493.00000  73606258.00000  28866235.00000  10936403.00000  17192277.00000
16-05-2008  102908651.00000  73638141.00000  29270510.00000  10975969.00000  17557912.00000
23-05-2008  103147036.00000  74042733.00000  29104303.00000  10980769.00000  17349616.00000
30-05-2008  104388063.00000  74847455.00000  29540608.00000  11113904.00000  17604014.00000
06-06-2008  105069664.00000  75236799.00000  29832865.00000  11238420.00000  17780275.00000
13-06-2008  106401218.00000  76072022.00000  30329196.00000  11404582.00000  18087333.00000
20-06-2008  106324085.00000  76262689.00000  30061396.00000  11517495.00000  17723027.00000
27-06-2008  107318987.00000  76949457.00000  30369531.00000  11619289.00000  17908682.00000
04-07-2008  108369093.00000  77309384.00000  31059709.00000  11771758.00000  18431293.00000
11-07-2008  108765124.00000  77722155.00000  31042969.00000  11777068.00000  18445641.00000
18-07-2008  108661397.00000  77717063.00000  30944334.00000  11663025.00000  18442366.00000
25-07-2008  109300278.00000  78203269.00000  31097009.00000  11796259.00000  18482223.00000
01-08-2008  110678240.00000  78840816.00000  31837424.00000  11901545.00000  19123447.00000
08-08-2008  111106403.00000  79322976.00000  31783427.00000  11860525.00000  19124856.00000
15-08-2008  111613656.00000  79416224.00000  32197432.00000  11862658.00000  19548507.00000
22-08-2008  111789679.00000  79997908.00000  31791771.00000  11847435.00000  19159914.00000
29-08-2008  112848213.00000  80651106.00000  32197107.00000  11938127.00000  19461408.00000
05-09-2008  113452886.00000  80981772.00000  32471114.00000  12017202.00000  19668433.00000
12-09-2008  114134192.00000  81564510.00000  32569682.00000  12038438.00000  19741434.00000
19-09-2008  113950411.00000  81771139.00000  32179272.00000  12085848.00000  19284370.00000
26-09-2008  114903610.00000  82733896.00000  32169714.00000  12332326.00000  19030233.00000
03-10-2008  115899456.00000  82626165.00000  33273291.00000  12484867.00000  19962306.00000
10-10-2008  116005973.00000  82922360.00000  33083613.00000  12400537.00000  19870336.00000
17-10-2008  115450612.00000  82736999.00000  32713613.00000  12316570.00000  19586540.00000
24-10-2008  115292920.00000  82918794.00000  32374126.00000  12293578.00000  19257075.00000
31-10-2008  116111697.00000  83006330.00000  33105367.00000  12341610.00000  19932284.00000
07-11-2008  115710515.00000  82630551.00000  33079964.00000  12264268.00000  20004408.00000
14-11-2008  116061688.00000  82580482.00000  33481206.00000  12218948.00000  20459147.00000
21-11-2008  115075772.00000  82096577.00000  32979195.00000  12142523.00000  20051830.00000
28-11-2008  115351810.00000  82005007.00000  33346803.00000  12193123.00000  20360059.00000
05-12-2008  114998340.00000  81491786.00000  33506554.00000  12449015.00000  20217087.00000
12-12-2008  115904899.00000  81366564.00000  34538335.00000  12476237.00000  21201206.00000
19-12-2008  115037320.00000  81134948.00000  33902372.00000  12055549.00000  21083696.00000
26-12-2008  114545792.00000  81093747.00000  33452045.00000  12019929.00000  20690186.00000
02-01-2009  115172810.00000  81044863.00000  34127947.00000  12106994.00000  21262780.00000
09-01-2009  114566784.00000  80898289.00000  33668495.00000  11970978.00000  20958367.00000
16-01-2009  114211626.00000  80382401.00000  33829225.00000  11870534.00000  21216299.00000
23-01-2009  113652590.00000  80374296.00000  33278294.00000  11703284.00000  20832392.00000
30-01-2009  114187152.00000  80445175.00000  33741977.00000  11643443.00000  21340534.00000
06-02-2009  114055211.00000  80416883.00000  33638328.00000  11531128.00000  21365059.00000
13-02-2009  114506961.00000  80528362.00000  33978599.00000  11573584.00000  21650951.00000
20-02-2009  113493548.00000  80185894.00000  33307654.00000  11447433.00000  21129646.00000
27-02-2009  113520647.00000  80311383.00000  33209264.00000  11313338.00000  21170774.00000
06-03-2009  113480281.00000  80175749.00000  33304532.00000  11147333.00000  21390012.00000
13-03-2009  113376265.00000  80371423.00000  33004842.00000  11022023.00000  21240588.00000
20-03-2009  112593029.00000  80146648.00000  32446381.00000  11002073.00000  20670102.00000
27-03-2009  113071981.00000  80449086.00000  32622895.00000  10928045.00000  20946632.00000
03-04-2009  113971889.00000  80804210.00000  33167679.00000  11051023.00000  21345080.00000
10-04-2009  114231818.00000  81100239.00000  33131579.00000  11038320.00000  21320338.00000
17-04-2009  114151410.00000  81093829.00000  33057581.00000  11124641.00000  21141844.00000
24-04-2009  114544762.00000  81355113.00000  33189649.00000  11180593.00000  21215080.00000
01-05-2009  115375782.00000  81773866.00000  33601916.00000  11302730.00000  21489958.00000
08-05-2009  115470165.00000  81746460.00000  33723705.00000  11323571.00000  21606154.00000
15-05-2009  115801319.00000  81791626.00000  34009693.00000  11472302.00000  21735140.00000
22-05-2009  115551323.00000  81969952.00000  33581371.00000  11480507.00000  21288941.00000
29-05-2009  116556820.00000  82411278.00000  34145542.00000  11630534.00000  21685812.00000
SEÇİLEN SERİLERİN AÇIKLAMALARI
==============================
TP.KM.J001: 1-TUKETICI KREDILERI VE KREDI KARTLARI
TP.KM.J003: 3-TUKETICI KREDILERI TL
   Not: 27.04.2007 Tarihinde gözlenen artış bir bankanın tüketici kredilerinin kapsamında yaptığı 442 442 BİN YTL tutarındaki değişiklikten kaynaklanmaktadır.
TP.KM.J011: 5-KREDI KARTLARI (Bireysel+Kurumsal)
TP.KM.J016: 6Aa-Taksitli
TP.KM.J017: 6Ab-Taksitsiz
6月4日

Suça Tahrik

Teşvik

Yılmaz Özdil
Hürriyet, 04.06.2009
Başbakan yarın açıklayacak.

Ben önce davranayım.


Teşvik paketini açıklıyorum...

*

"Yürü be koçum, arkandayım!"

"Bastır!"

"Aslansın sen Kobi!"

"Anadolu kaplanı!"

*

Teşvik paketi budur.

*

Bir tarafı New York, bir tarafı Kabil olan memleketimde, şehirlerarası adaletsizliği dengelemek için ilk teşvik komisyonu ne zaman kuruldu biliyor musunuz? Taaa 1863’te... Sultan Abdülaziz iktidardı. Anadolu’yu teşvik ede ede elimizde bi tek Teşvikiye Camii var...

O da İstanbul’da!

*

AKP’nin "Bunlar çok geri kalmış"

diye çıkardığı ilk teşvik yasasında

kaç şehrimiz vardı? 49...

*

Şimdi "Bunlar çok geri kalmış"

diye çıkaracakları teşvik yasasında

kaç şehrimiz var? 81...

*

O kadar şahane yönetildik ki, 7 sene önce geri kalmayanlar da geri artık...

Komple teşvike muhtacız.

*

Uzun lafın kısası, tek ekonomist tanırım ben, Aristo... "Herkes en fazla kendi çıkarını, en az başkalarının çıkarını düşünür" der... Çıplak gerçektir... Düzce varken, Bingöl’e fabrika kurmaz kimse... Galatasaray varken, Erzurumspor’a başkan olmaz Adnan Polat... Fenerbahçe varken, Diyarbakır’a başkan olmadığı gibi Aziz Yıldırım’ın... Zaten aslına bakarsanız, geri kalmış şehirleri teşvik ediyor diye alkışlanan Başbakan’ın Rize’den kalkıp İstanbul’a göç etme sebebi de budur.

*

Devlet gider, kurar.

Başka yolu yoktur.

*

Bir taraftan ekonomiden elimi eteğimi çekiyorum ayaklarıyla devletin altın yumurtlayan tavuklarını el áleme satacaksın... Bir taraftan da dünyanın en pahalı benzinini, en pahalı doğalgazını, en pahalı elektriğini dayayacaksın, dünyanın en yüksek dolaylı vergisini alacaksın... Sonra diyeceksin ki: "Adalet ve kalkınma getiriyorum, arkandayım!"

*

Suça teşvik etmeyin insanı...

Biliyoruz neremizde olduğunuzu.
yozdil@hurriyet.com.tr
6月2日

Hırsızların Timsahlaşması

EPDK: Akaryakıt fiyatları kanuna aykırı

EPDK akaryakıt fiyatlarının kanuna aykırı tespit edildiğine karar verdi. Akaryakıt şirketlerine 20 gün süre verildi.

NTVMSNBC, Reuters, 01.06.2009

ANKARA - Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK), uzun süredir diğer ülkelere kıyasla yüksek olduğu nedeniyle gündemde olan akaryakıt fiyatlarının, kanuna aykırı şekilde tespit edildiğine karar verdi.

EPDK, serbest piyasa koşullarına da uymayacak şekilde belirlenen fiyat politikalarında değişiklik yapılması için akaryakıt şirketlerine 20 gün süre tanıdı.

Reuters'a değerlendirmede bulunan yetkililer, dağıtım şirketlerinin bu sürede durumlarını düzeltmemeleri halinde, EPDK'nın şirketler hakkında soruşturma açabileceği gibi Türkiye çapında akaryakıt dağıtım ve bayi satışlarına yönelik tavan fiyat belirleyebileceğini ifade ediyorlar. 

EPDK'nın web sitesinde yer alan açıklamada, petrol piyasasında dağıtıcıların tarifelerde en yakın dünya serbest piyasasını dikkate almadığını, kanuna aykırılıkların giderilmesi için de şirketlere 20 Haziran'a kadar süre verildiğini belirtildi.

Açıklamada şöyle denildi: "Petrol piyasasında faaliyet gösteren dağıtıcı lisansı sahiplerinin fiyat uygulamalarında en yakın erişilebilir dünya serbest piyasa oluşumu dikkate alınmadığı anlaşıldığından, lisans sahiplerinin fiyat uygulamalarını söz konusu aykırılıkları giderecek şekilde 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun 10'uncu maddesinin 'Rafinerici ve dağıtıcı lisansı kapsamında yapılan piyasa faaliyetlerine ilişkin fiyatlar, en yakın erişilebilir dünya serbest piyasa oluşumu dikkate alınarak, lisans sahipleri tarafından hazırlanan tavan fiyatlar olarak Kuruma bildirilir' hükmüne uygun hale getirmeleri için 20 Haziran 2009 tarihine kadar süre verilmesine karar verilmiştir."

1.5 YILDIR GÜNDEMDEYDİ
EPDK, akaryakıt fiyatlarının serbest piyasa koşullarına göre belirlenip belirlenmediğine yönelik konuyu yaklaşık 1.5 yıldır gündeminde  tutuyordu.

Kurum, en son geçen yıl Eylül ayında bir fiyatlandırma yönetmeliği çıkararak, tüm şirketlerin bu esaslara uygun olarak tarifelerini sunmalarını  talep etmişti.

No Aritmetic

Global Crisis ‘Inevitable’ Unless U.S. Starts Saving, Yu Says

The Bloomberg, Jun 1, 2009

Another global financial crisis triggered by a loss of confidence in the dollar may be inevitable unless the U.S. saves more, said Yu Yongding, a former Chinese central bank adviser.

It’s “very natural” for the world to be concerned about the U.S. government’s spending and planned record fiscal deficit, Yu said in e-mailed comments yesterday relating to a visit to Beijing by U.S. Treasury Secretary Timothy Geithner.

The Obama administration aims to reduce the fiscal deficit to “roughly” 3 percent of gross domestic product from a projected 12.9 percent this year, Geithner reaffirmed today. The treasury secretary added that China’s investments in U.S. financial assets are very safe, and that the Obama administration is committed to a strong dollar.

It may be helpful if “Geithner can show us some arithmetic,” said Yu. “We need to know how the U.S. government can achieve this objective.”

The deficit is projected to reach $1.75 trillion in the year ending Sept. 30 from last year’s $455 billion shortfall, according to the Congressional Budget Office.

The U.S. needs a higher savings rate and a smaller deficit on the current account, which is the broadest measure of trade, or “another financial crisis triggered by a dollar crisis could be inevitable,” the Chinese academic said.

The U.S. current account deficit fell to $673.3 billion or 4.74 percent of GDP last year from $731.2 billion, or 4.91 percent of GDP, the year earlier.

Global Currency

China is the biggest foreign holder of U.S. Treasuries with $768 billion as of March. Premier Wen Jiabao called in March for the U.S. “to guarantee the safety of China’s assets.” Central bank Governor Zhou Xiaochuan has proposed a new global currency to reduce reliance on the dollar.

Yu said U.S. tax revenue is not likely to increase in the short term because of low economic growth, inflexible expenditures and the cost of “fighting two wars.”

China wants to know how the U.S. will withdraw excess liquidity from its financial system “in a timely fashion so as to avoid inflation” when its economy recovers, said Yu, now a senior researcher at the government-backed Chinese Academy of Social Sciences.

He questioned whether there would be enough demand to meet U.S. debt issuance this year.

Referring to the Federal Reserve “as the world’s biggest junk investor,” and to Chairman Ben S. Bernanke as “helicopter Ben,” Yu said the Fed has dropped “tons of money from the sky since the subprime crisis.”

“The balance sheet of the Federal Reserve not only has expanded like mad but is also ridden with ‘rubbish’ assets,” he said.

--Kevin Hamlin, Li Yanping. Editors: Paul Panckhurst, David Tweed.

To contact the reporter on this story: Kevin Hamlin in Beijing on khamlin@bloomberg.net