m. mucahid's profileMucahid Akinci'nin Ev Sa...PhotosBlogLists Tools Help

Blog


    March 20

    Ayaklarını Yalayacaklardır

    Cumhuriyet inşallah bitmemiştir

    Ege Cansen
    Hürriyet, 20.03.2010
    YENİ bir şey söyleyecek değilim. Var olanı özetleyeceğim. 1920’de temelleri atılan “cumhuriyet” bitmiş değildir. Burada cumhuriyetten kasıt: Batılılık, laiklik, ulusal birlik ve tam bağımsızlık tutkunu milliyetçi bir fikriyattır.

    1. Cumhuriyet bitmemiştir; çünkü bu ülkede önemli sayıda cumhuriyetçi vardır; olmaya da devam edecektir.
    2. Cumhuriyetçi olmak, CHP’li olmak değildir.
    3. Cumhuriyetçilerin hedefi, CHP’yi iktidara getirmek değil, cumhuriyet fikriyatını egemen kılmaktır.
    4. CHP, eğer cumhuriyet değerlerine boş vererek iktidara gelirse, bu “cumhuriyet” iktidarda demek değildir. Yalnız, Cumhuriyet Halk Partililer iktidarda demektir.
    5. Cumhuriyet fikriyatının siyaseten iktidar olamaması üzücüdür ama yaşamsal öneme haiz değildir. Cumhuriyet değerlerinin mümkün mertebe yaşatılması da yeter.
    6. Cumhuriyet, silahlı kuvvetler komuta kademesinin, eşleri türban takan generallerden oluştuğu gün simgesel olarak bitmiş olacaktır. Bu ihtimal ufukta gözükmektedir.
    7. Özerk Kürt Bölgesi’nin anayasal olarak kurulması ve Kıbrıs’ın tümünde Rumların sözünün geçmesi, cumhuriyetin onurunu ciddi şekilde zedeler. Bu da muhtemeldir.  
    * * *
    Türk Ordusunun “değer manzumesi” içinde, cumhuriyeti savunmak için gerekirse darbe yapılır fikrinin bulunduğu bir gerçektir. Zaten yakın tarihimizde, bu tespiti doğrulayan hadiseler olmuştur. Bu kültür hâlâ canlıdır. Bu kültürün değişmesi için ordu, çok kuvvetle muhtemel yabancı uzmanların yardımıyla tasarlanmış ve uygulanan bir “faka bastırma” ve “propaganda” kampanyalarıyla köşeye sıkışmıştır. Bu ameliyat kötü yapılmıştır. Ancak demokrasiye bağlı cumhuriyetçiler için bunda da bir hayır vardır.  
    * * *
    Ordunun sürekli siyasete bulaştığı ne kadar doğruysa, Türkiye’de demokratik rejime son vermek istediği o kadar yanlıştır. İspat ortadadır. Menderes, Demirel, Özal ve Erdoğan seçimle başa gelmiştir. Yapılan her askeri darbeden hemen sonra ordunun yaptığı ilk iş, iktidarı seçilmiş hükümetlere nasıl devredeceğini planlamak olmuştur. Ordu, hem üç kez iktidara el koymuş, hem de kendi iktidarına, kendi eliyle son vermiştir. Türkiye 60 yıldır, hareket alanı “cumhuriyet ilkeleriyle” sınırlı “seçilmiş hükümetlerce” yönetilmektedir. 
    * * *
    Bu aslında bir koalisyondur. Acaba bundan böyle Cumhuriyetin, demokratik hükümetlerle yaptığı ortaklık tamamen bitecek midir? Dik başlı, asi tavırlı cumhuriyetçilerin burnunu sürtmek için elinden geleni ardına koymayan ve “Kemalizm (Atatürkçülük) Türkiye’ye giydirilmiş bir deli gömleğidir” diyen ABD ile AB, “cumhuriyetsiz demokrasi” düzeninden umduğunu bulabilecek midir? Bulamazsa ne yapacaktır?
    Son Söz: Tak fişi, yaptır işini; çek fişi, bitir onun işini.

    ecansen@hurriyet.com.tr

    Boom Boom Boom

     
    March 13

    TUFAN Senaryosu

    Sahil şeridi 10 şiddetinde hissedecek

    İstanbul’da gerçekleşecek bir depremin sonucunun korkunç olacağını söyleyen Prof. Celal Şengör, “Deprem sonrası Marmara Bölgesi 5 metre batıya kayacak. Sahil kesimlerinde deprem 9-10 şiddetinde hissedilecek” dedi


    Prof. Dr. Celal Şengör

    ÖNAY YILMAZ

    Milliyet, 13.03.2010

    Kanal D’deki 32. Gün Programı’na, İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Okan Tüysüz’le birlikte katılan İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Celal Şengör, Marmara Denizi’nde beklenen 7.5 büyüklüğündeki depremde, Marmara’nın 5 metre batıya kayacağını tahmin ettiklerini söyledi. Depremin her an olabileceğini anlatan Şengör, “Deprem her an olabilir, şu anda olabilir, 30 yıl sınra da 50 yıl sonra da” dedi. Şengör, beklenen Marmara depremi ile ilgili olarak sorularımızı yanıtladı.
    Bu kayma nasıl gerçekleşecek?
    17 Ağustos 1999 depremini hatırlayın. Nasıl tren rayları, ağaçlar, batıya doğru 4 metrelik bir kayma gerçekleştirdiyse, biz buna atım diyoruz, Marmara Denizi’ndeki depremde de denizin tabanı batıya kayacak. 

    ‘Can kaybı yüksek olacak’
    Bu atım İstanbul’u etkileyecek mi?
    Bu atım Marmara Denizi’nde gerçekleşecek. Yani tabandaki toprak 5 metre ileriye hareket etmiş olacak. İstanbul değil de daha çok güney Marmara’daki kentler Bursa, Balıkesir, Çanakkale etkilenecek. Yani tıpkı İzmit’te olduğu gibi, oradaki ağaçların, rayların ve yolların batıya hareket ettiğini, yani kaydığını göreceksiniz. İstanbul belki kaymayacak ama depremin şiddeti çok büyük olacak. Deprem tahmin senaryoları can ve mal kaybının yüksek olacağını gösteriyor. Yani Marmara Denizi’nin tabanı ve güney Marmara’daki şehirler batıya doğru hareket edecek. 
    Kaymayı nasıl hasapladınız?
    Marmara Denizi’ndeki ana fay üzerinde bilindiği gibi 1766’dan beri büyük deprem olmadı. Dolayısıyla bu fay üzerinde büyük bir enerji birikti. Kuzey Anadolu Fayı her yıl batıya doğru 2.5 santim hareket ediyor. Kuzey Anadolu Fayı’nın devamı ve bir kolu olan Kuzey Marmara Fayı ise bizim hesabımıza göre 2 santim batıya kayıyor. Bu ana fayın 1766’dan bu yana hareket etmediğini düşünürsek, günümüze kadar yaklaşık 250 yıl geçti. Buna göre 7.5 büyüklüğündeki depremde bu bölgede batıya doğru yaklaşık 5 metrelik bir atım bekleniyor.

    ‘Zarar Şili’den büyük olacak’
    Böyle büyük bir depremde hasar ne olacak?
    Bu depremin zararı Japon JICA adlı kuruluşun yaptığı tahmine göre 40-50 milyar dolar bekleniyor. Yani Şili depremindeki zarardan daha fazla. Şili depreminde maddi hasar 30-40 milyar olarak hesaplanıyor.
    Şili’deki deprem daha büyük oldu ama.
    Depremin şiddeti Şili’de 7 oldu. Bunun nedeni deprem 8.8 büyüklüğündeydi ama Şili’ye uzak yerde meydana geldi. Okyanusta oldu deprem. O nedenle şiddeti daha düşük oldu. Bizde meydana gelecek 7.5 büyüklükteki depremin şiddeti 9 ila 10 arası tahmin ediliyor. 17 Ağustos 1999 depreminde şiddet 10’a kadar çıktı. Bizde beklenen depremin Şili’deki depremden daha fazla maddi hasara ve can kaybına neden olacağı açık görülüyor.

    ‘87 bin kişi ölebilir’
    Can kaybı ve hasarlı binalar ne kadar tahmin ediliyor?
    JICA’nın 7.5 büyüklüğündeki bir depreme göre yaptığı senaryoda 724 bin 623 bina baz alındı. Oysa biliyoruz ki İstanbul’da 1.5 milyon civarında bina var. JICA’nın tahminine göre, bu büyüklükteki bir depremde 52 bin ila 87 bin arasında can kaybı yaşanacak. 135 bin kişi ağır yaralanacak. 59 bin 176 bina ağır hasar, 128 bin 47 bina orta hasar, 272 bin 953 bina da ağır hasar görecek. Kısaca binaların yüzde 60’ı hasar görecek.
    Can kaybı ve bina hasarı İstanbul’un nerelerinde bekleniyor?
    JICA’nın raporuna göre 7.5 büyüklüğünde bir depremde Adalar yüzde 8.4 ile en yüksek ölüm oranına sahip. Oranlara göre yine en fazla bina hasarı burada görülecek. Diğer en çok zarar görecek ilçelerin başında Fatih geliyor. Avrupa’nın sahil kesimi ile Adalar’da yer sarsıntısı büyük olacak.
    Aynı şekilde Haliç’ten kuzeye uzanan vadide de büyük bir sarsıntı bekleniyor. Eminönü’nden Büyükçekmece’ye kadar olan kesimde de sarsıntı şiddetli olacak. Anadolu yakası kıyı kesimleri hariç iç kısımlarda sarsıntı daha az olacak. Şöyle diyebiliriz; Avrupa ve Anadolu yakası sahil kesimlerinde 9-10, biraz daha iç kesimlerde deprem 7-8 şiddetinde hissedilecek. Kuzeye doğru şiddet azalacak.

    Harita üzerinde çizerek anlattı
    Kanal D’deki 32. Gün programına katılan Prof. Dr. Celal Şengör, Marmara Denizi’nde 7.5 büyüklüğündeki bir depremin İstanbul’un güney kıyılarını vuracağını, harita üzerinde çizerek anlattı. Şengör, kentin kıyı kesimlerinin büyük bir depremde 9-10 şiddetinde sallanacağını, zayıf zeminlerde şiddetin ve hasarın daha da büyük olacağını söyledi. 

    Gücü 175 atom bombasına eşit
    Peki böylesine büyük bir depremde ne kadarlık bir enerjinin çıkması hesaplanıyor?
    7.5 büyüklüğünde açığa çıkacak enerji miktarı 11 bin terrajoule (bir enerji birimi) olarak hesaplanıyor. Bu Hiroşima’ya atılan 175 atom bombasının çıkardığı enerji miktarına eşit. Aynı zamanda 2 milyon 640 bin ton TNT’ye de denk gelir. 40 katrilyon tonluk kütle, 1 dakika içerisinde 5 metre atım sağlıyor.
    Yani sözünü ettiğiniz 7.5 büyüklüğündeki depreme yol açacak fay Marmara’yı boydan boya kat eden fay mı?
    Evet. İzmit Körfezi’nden  Tekirdağ’a kadar uzanan faydan söz ediyoruz. 7.5 büyüklüğündeki depreme  bu fay yol açacak.

    TUFAN Senaryosu

    İyi senaryo FELAKET! 7.2

    TBMM Araştırma Komisyonu’na konuşan Prof. Naci Görür beklenen İstanbul depreminin 7.2’den küçük olmayacağını vurgulayarak, “Marmara’da tsunami riski var” dedi


    Prof. Naci Görür, “Marmara Denizi’nin altındaki kabuk çatırdıyor. Deprem bekliyoruz, bunun kaçarı yok” diyor.

    MERİÇ TAFOLAR Ankara

    Milliyet, 12.08.2010

    İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğretim üyesi Prof. Dr. Naci Görür, beklenen İstanbul depreminin büyüklüğünün 7.2’den küçük olmayacağı uyarısında bulundu. Görür, Marmara Denizi’nde tsunami riski olduğuna da dikkati çekti.
    Deprem riskini araştırmak amacıyla kurulan TBMM Araştırma Komisyonu önceki gün Görür’ü dinledi. 17 Ağustos 1999’da yaşanan depremle Marmara Denizi’nin altındaki kabuğun 220 yılda birikebilecek tektonik enerjiyi 55 saniyede yüklendiğini belirten Görür, “Alttaki kabuk çatırdıyor. Deprem bekliyoruz. Bunun kaçarı yok, ancak zamanını söylemek doğru olmaz” dedi.
    Depremin şiddetini belirleyecek bir etmenin bölgedeki Tekirdağ Çukuru’ndaki fay hattının 1912 depreminde kırılıp kırılmadığı olacağını söyleyen Görür, “Bazı emareler bu bölümün kırıldığını gösteriyor. Eğer öyleyse deprem daha az şiddetli olacak. Ancak kırıldığını kesin olarak söylememiz mümkün değil” diye konuştu. Görür, şunları kaydetti:
    “Beklenen deprem 7.2’den az olmayacak. 70 kilometrelik hat bir kerede kırılacak. Kumburgaz çukuru, Büyükçekmece’ye 10 kilometre mesafeden geçiyor ve bu nedenle çok tehlikeli olacak. Adalar’ın güneyinden geçen Çınarcık çukuru kırılırsa bu da 7.0 büyüklüğünde bir deprem üretecektir. En olumsuz senaryo ise tamamının tek bir seferde kırılması. Bu da tahmini olarak 7.6 büyüklüğünde bir deprem yaratacaktır.”

    Tsunami uyarısı
    Çınarcık yakınındaki küçük fayların kırılması durumunda 6.0 büyüklüğünde bir depremin beklendiğini, ancak bu bölgenin tsunami yaratma riski bulunduğunu anlatan Görür, Tuzla’nın güneyinin risk altında olduğunu ifade etti.
    Daha önce Kartal, Maltepe ve Pendik belediye başkanlarını uyardığını ancak başkanlardan bir tepki almadığını ifade eden Görür, “Buradaki faylar tek başına büyük deprem yaratmaz. Ama büyük bir depremle birleştiğinde bölgeyi hallaç pamuğu gibi atar” dedi. Görür, olası bir depremde İGDAŞ’ın borularının patlaması durumunda çok kötü manzaralarla da karşılaşılabileceğini sözlerine ekledi.

    “Bomba” gibi bir ülkedeyiz
    Komisyon, İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu’yu da dinledi. Ege Bölgesi için, özellikle Girit ve Rodos adaları yakınlarında büyük bir tsunami olabileceği uyarısında bulunan Gündoğdu şöyle konuştu:
     “Dünyanın bilinen en büyük tsunamisi 9.3’lük Sumatra depreminde oldu. 9.3 burada olursa ne olur sorusunu aklıma bile getirmek istemiyorum. Herhalde her yer yerle bir olur.”
    Deprem olduğu zaman asla merdivenlerin kullanılmaması gerektiğini ve hedef küçültülmesinin zorunlu olduğunu ifade eden Gündoğdu, “Cenin pozisyonundan bahsediyorlar. Cenin falan uyduruk şeyler... Hâlâ ne yazık ki sivil savunma ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın cd’lerinde yer veriyorlar buna” şeklinde konuştu.

    March 11

    Saygıdeğerler

    316- Hüsnü Özyeğin (3 milyar dolar-Fiba Şirketler Grubu)

    342- Mehmet Emin Karamehmet (2,9 milyar dolar-Çukurova Holding)

    367- Şarık Tara (2,6 milyar dolar-Enka İnşaat)

    463- Ferit Şahenk (2,1 milyar dolar-Doğuş Holding)

    463- Murat Ülker (2,1 milyar dolar-Yıldız Holding)

    488- Ali İbrahim Ağaoğlu (2 milyar-Ağaoğlu Şirketler Grubu)

    488- Erman Ilıcak (2 milyar dolar-Rönesans İnşaat)

    488- Filiz Şahenk (2 milyar dolar-Doğuş Holding)

    582- Semahat Arsel (1,7 milyar dolar-Koç Holding)

    616- Rahmi Koç (1,6 milyar dolar-Koç Holding)

    655- Ahmet Nazif Zorlu (1,5 milyar dolar-Zorlu Holding)

    721- Kamil Yazıcı (1,4 milyar dolar-Yazıcı Holding)

    721- Suna Kıraç (1,4 milyar dolar-Koç Holding)

    773- Mehmet Rüştü Başaran (1,3 milyar dolar-Habaş)

    773- Bülent Eczacıbaşı (1,3 milyar dolar-Eczacıbaşı Holding)

    773- Tuncay Özilhan (1,3 milyar dolar-Anadolu Endüstri Holding)

    828- Faruk Eczacıbaşı (1,2 milyar dolar-Eczacıbaşı Holding)

    828- Mehmet Sinan Tara (1,2 milyar dolar-Enka İnşaat)

    880- Ahsen Özokur (1,1 milyar dolar-Yıldız Holding)

    880- Mübariz Gurbanoğlu (1,1 milyar dolar Palmalı Denizcilik)

    937- Ahmet Çalık (1 milyar dolar-Çalık Holding)

    937- Turgay Ciner (1 milyar dolar- Park Holding)

    937- Aydın Doğan (1 milyar dolar-Doğan Holding)

    937- Suzan Sabancı Dinçer (1 milyar dolar-Sabancı Holding)

    937- Şevket Sabancı (1 milyar dolar-Sabancı Holding)

    937- Deniz Şahenk (1 milyar dolar-Doğuş Holding)

    937- Mustafa Latif Topbaş (1 milyar dolar-BİM)

    937- Murat Vargı (1 milyar dolar-MV Holding)

    F Tuş Takımı

    F klavyeye dokunan bir daha bırakamaz
    Engin GEDİK
    Dünya,11.03.2010

    AK Parti, Türkçe yazmaya daha uygun olan F klavyenin yaygınlaştırılması için çalışmalara başlamış. İki gün önce AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Dil ve Edebiyat Derneği Başkanı Ekrem Erdem'in Vestel Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Zorlu, Türk Dil Kurumu Başkanı Şükrü Haluk Akalın ve Vestel Genel Müdürü Timur Tuncer ile bir araya gelerek, F klavyeli bilgisayar üretimi ve yaygınlaşması için çalışma başlattığı haberi geldi.

    İlk etapta okullardaki bilgisayarlar, F klavyeli hale getirilecek. Türkiye'de satış yapmak isteyen dizüstü bilgisayar firmalarına da F klavyeli imalat şartı konacak.

    "Q klavye mi, F klavye mi" tartışmasını ilk Yurtsan Atakan'ın köşe yazılarında okumuştuk. Yurtsan Atakan, yıllardır F klavye diziliminin Türkçe yazmaya en uygun harf dizilişi olduğunu savunan kişilerden birisi.

    Zaten bilimsel olarak kanıtlanmış bir durum bu. Çünkü F klavye bir Türk araştırmacısı İhsan Yener'in 1955 yılında yaptığı araştırma geliştirme çalışmalarının ürünü olarak ortaya çıkmış ve bilgisayarların hayatımıza girmeye başladığı yıllara kadar yaygın kullanım alanı bulmuş bir standart.

    Yabancı uzmanların da bulunduğu bir komisyon kurularak Türkçe'de kullanılmakta olan tüm kelimelerin istatistiği Türk Dil Kurumu'nun kılavuzundan yararlanarak çıkarılmış. 29.934 kelime içinde hangi harften kaçar adet bulunduğu tespit edildikten sonra, parmakların fiziksel güçleri ve hareket özelliklerini de esas alarak harfler yerleştirilmiş.

    F klavye, ellerin kullanım yüzdesi de hesap edilerek düzenlenmiş. Klavye sol ele yaklaşık yüzde 49, sağ ele de yüzde 51 oranında harf kullanacak şekilde konumlanmış. Türkçe'nin fonetik özelliğine uygunluk açısından da sesli harfler sol elde toplanmış. En kuvvetli ve işe yarayan işaret parmaklarının altında en çok kullanılan A ve K harfleri var.

    Peki Türkçe'mize göre hazırlanmış bu klavye dizilimi neden bilgisayarlarımızda daha az kullanılıyor?

    Aslında bu sorunun temelinde bilgisayar ithalatçıları bulunuyor. Zamanında bilgisayar ithalatçıları daha fazla kâr etmek ve daha az uğraşı için klavye maliyetlerini artırmayacak uyduruk bir klavye dizilişi olan Q Türkçe klavyeyi icat ettiler.

    Q Türkçe klavye, normal Q klavyede olmayan ancak Türkçe'de kullanmak zorunda olduğumuz, "şiğüçö" gibi harflerin sonradan kenardaki tuşlara eklenmesiyle oluşturulan bir diziliş. Devlet kurumları da yıllarca bu klavye dizilişinin ithalatına göz yumunca, insanların ilk öğrendikleri kolaylarına geldiğinden Q Türkçe klavye neredeyse bir standart hale geldi.

    Halbuki yazması en zor klavye dizilişlerinden biri Q Türkçe. Ama ısrarla bu klavyeye alışık olanların savundukları da yine aynı Q Türkçe klavye. Bu kişileri en iyi ikna yöntemi birkaç günlüğüne F klavye kullandırma oluyor. Hızlı ve kolay yazım tadını alan birisi bir daha F klavyeden vazgeçemiyor.

    Bu arada Q klavye ile ilgili bir hatırlatma yapmak da gerekiyor. 1873 tarihinde, o dönemdeki daktiloların şeritlere vuran demirlerinin birbirine karışmaması için harflerin en uzak noktalara yerleştirilmesi esasına, yani F klavyenin tam tersi mantıkla dizilen Q klavyeyi ABD hükümeti 1932'de değiştirmeye karar vermiş. Fakat devlet dairelerindeki değişikliğin masrafının altından kalkamayacağını anlayınca vazgeçmiş. Yani ABD bile bugün, Q klavyeyi mecburen kullanıyor.

    Biz ise inatla birkaç ithalatçının yaptığı hatanın sonucunda ilerliyoruz. Ama herhalde AK Parti bu konuda ısrarlı olursa çocuklarımız ve bilgisayara yeni başlayanlar F klavyenin tadını alacaklar.

    egedik@dunya.com

    El Allahsız Beceriksizler

    EL FATİHA NOTU

    Yılmaz Özdil
    Hürriyet, 11.03.2010
    Arap Nobeli’ni 3 defa kazanmayı başaran Türkiye’nin, acil müdahale için 3 bakan gönderdiği 300 nüfuslu 3 tane köyde 3 gündür ölü sayısını tespit edemediği ortaya çıktı sayın seyirciler...
     
    March 09

    iPad

    Telifli Depremler

    24 Şubat’ta uyarmıştı

    Milliyet, 09.03.2010
    ODTÜ Deprem Mühendisliği Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Polat Gülkan’ın TBMM Deprem Araştırma Komisyonu’nda, bu bölgede deprem olacağını önceden anlattığı ortaya çıktı. Gülkan, “Bütün bilgiler böyle bir riski gösteriyordu” dedi

    Bilim adamları bölgedeki hareketliliğe ilişkin sık sık dikkat çekerken, ODTÜ Deprem Mühendisliği Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Polat Gülkan’ın Meclis Araştırma Komisyonu’nu 24 Şubat’ta uyardığı anlaşıldı.
    ODTÜ Deprem Araştırma Merkezi ekibi, 24 Şubat 2010’da komisyona yaptığı detaylı sunumda, herkesin İstanbul’a yoğunlaştığını ancak, Malatya, Adıyaman, Elazığ hattında da deprem beklentisinin büyük olduğunu söyledi. Komisyon tutanaklarına göre Gülkan, şöyle dedi:
    “Herkesin dikkati İstanbul üzerindedir. Çünkü 2000’de Amerikalı birtakım bilim adamları bir tahminde bulunmuştur. İşte herkes onun üzerine atladı ama bu bir tahmin değildir, topun ağzında olan başka yerler de var. Bursa... Kimse söz konusu etmiyor buradan. İzmir... Kimsenin pek fazla söz ettiği yok. Malatya, Adıyaman, Kahramanmaraş, Elazığ... Yani bunları bir göz korkutma olarak söylemiyorum ama hesapladığınız zaman, -Türkiye deprem bölgeleri haritasının müellifi benim. Ben hesapladım bunları- onların da en az İstanbul kadar tehlikeli, riskli yerler olduğunu biliyoruz.”

    ‘Başka illerimiz de var’
    Depremin ardından da Milliyet’e konuşan Gülkan, şunları söyledi: “Ben bu uyarıyı kehanet şeklinde yapmadım. Bütün bilgiler böyle bir riski büyük oranda gösteriyordu. Herkes İstanbul’a odaklandı. Doğrudur. Nüfus yoğunluğu, sanayisi ve alt yapısı önemli. Ancak başka yerler de aynı riski taşıyor. Bunları TBMM’de saydım. İçinde Elazığ da vardı. Bir gerçeği ifade ettim.”  

    Afet İşleri de uyarmış
    Doğu Anadolu Fayı ve çevresindeki fayların tehlikeli bir depreme yol açacağının, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü’nce 2005 ve 2007’de hazırlanan raporlarla yetkililere bildirildiği ortaya çıktı. Ancak bu raporlar ve uyarılara karşı herhangi bir önlem alınmadı.
    2005’te hazırlanan raporda, tehlike altında bulunan iller Elazığ, Bingöl, Adıyaman, Malatya ve Kahramanmaraş olarak açıklandı. Raporda, uzun süredir sessiz olan Palu-Sincik fayı ile Gölbaşı-Türkoğlu fayının kırılmasının yaklaşık 120 bin konutun yıkılması anlamına geldiği belirtildi.

    March 08

    Soykırım Tacirleri ve Gerçekler

    Şükrü Server Aya
     

    Bir kitap yazarı olmayı hiçbir zaman düşünmemiştim ama hep iyi bir kitap okuru oldum. Meslek icabı neredeyse altmış senedir İngilizce yazıştım, çok teknik kitap okudum ve tercüme ettim. Ancak ağırlıklı olarak tarihe ve tarih kitaplarına çok ilgi duydum. Ülkeleri, milletleri tanımak için dünyada gitmediğim ve gezmediğim ülke sayısı fazla değil dersem abartmış olmam. Yurdumu da iyi tanıdım, Anadolu ve Anadolu insanıyla haşır haşır oldum.

    Hayatta çok farklı inanç, ırk ve milliyetlerde insanlarla tanıştım, münasebetlerim hiç bozulmadı zira bence bütün insanlar iyidir, severler ve sevilmekten mutlu olurlar. Okulum Robert Kolej’de ve çocukluk mahallem Arnavut köy’de, Rum’u, Yahudi’si, Ermenis’si, Bulgar’ı, şehirlisi, Karadenizlisi hepimiz birdik! Herkes komşusunu sever, inançlarına saygı duyardı. Arnavut köy’de herkesin saçını kesmiş berber Niko, bütün cenazelerde ön saflardaydı! Niko vefat ettiği zaman da, bütün Arnavut köy esnafı kepenk indirmiş, Kilisede onunlaydı! Kurukahveci Abraham Zovik Efendi çoktan öldü, fakat oğlu Asadur elan can arkadaşımız! Arnavut köy’ün ekmeğini at sırtında (1 kuruş karla bazen de veresiye) satan Karabet efendi ve üç oğlu Hosep, norayr, Donik, kasap İraklis ve Yani, balıkçı Tasos, kunduracı Mihal, muhallebici Trifon, sobacı Davit, Doktor Ziver, Doktor Ksantopulos ve birçoğu puslu hatıralarda yaşamaktadırlar. Savaş zamanında, içine süpürge tohumu katılmış çeyrek ekmeği vesikayla alabildik, çayımızı şekerle değil, kuru üzümle içtik, çorabımız yamalı, kunduramız pençeli ve kabaralıydı! Fakat hepimiz, bir birimize karşı saygılı, hoşgörülü, onurlu ve yokluklara rağmen mutluyduk!

    Hasbelkader, piyasada, okul ve özel hayatımızda, “ciğerimin köşesi” gibi sevdiğim ve çok güvendiğim Ermeni asıllı arkadaşlarım, sanatkarlar, mühendis, mimar, avukat ve diğer mesleklerden tanıdıklarım hep oldu. Bir tanesinin bile “zerre kadar” kötülüğünü, soğukluğunu bile görmedim. Bir gün, birilerinin “beni bir Ermeni ırkının bir düşmanı” olarak görecekleri aklımın ucundan geçmezdi! Ancak, 1975’lerden sonra, ASALA, İntihar Komandoları falan derken, baktım “Amerika’da ve gittiğim bazı ülkelerde” Ermenilerin çok azı Türk ismini duyunca memnun olurken, büyük çoğunluğu aniden 180 derece dönüyor, kabalaşıyor ve adeta hakaret etmeye fırsat kolluyor! Türkiye’de böyle durumlarda “hiç mi hiç” karşılaşmadım! Zaman süreci içinde, Amerika, Kanada’ya göç etmiş Türkiyeli Ermeniler de bazen mesafe koymaya ve bazılarının ev duvarlarını Daşnak – ARF flamaları süslemeye başladı! Bu nedenlerle, Türk-Ermeni ilişkileri hakkında, özellikle yabancı kaynaklarda çıkan yazılar beni iliglendirdi. Bu yazılara eğilince, yalnız 1908 – 1950 arası devrede National Geographic dergisinde Türkiye ile ilgili çıkan makalelerde, Türkiye ve Ermeni olaylarının (misyonerlerin anlatımı ile) birkaç bin sayfa tuttuğunu tespit ettim. Bunların fotokopileri, belki yirmiden fazla yıldır, kalemle işaretli olarak kitap raflarımda durur! Yüzlerce Türkçe ve İngilizce kitap da yıllardır okunduktan sonra kütüphanemi süsler.

    Uzun yıllar abone olduğum National Geographic dergisi, Mart 2004 sayısının Türkçe baskısında çiçek ve böceklerle doldurduğu sekiz sayfayı bütün diğer yabancı lisan baskılarda, Ermenistan hakkında yapılan güzel bir tanıtım makalesine ayırmıştı. Fotoğraflar ve anlatılanları ilgiyle izlerken, birden karşınıza Ağrı dağı çıkıyor, buranın Ermenistan toprağı olduğunu, Türklerin milyon üzerinde Ermeni’yi soykırımla yok ettiğini öğreniyor ve Türkiye hakkında ağır hakaretlerle karşılaşıyorsunuz! Derginin yardımcı editörü, çok eskiden beri orada çalışan önemli bir Ermeniydi. Washington büyük elçimiz, (Faruk Loğoğlu) dergiye itiraz etti, olayı öğrenen e İngilizce bilen bazılarımız buradan E-posta yolladı! İstanbul’daki Türkçe yayın bürosuna mesajlar yollayarak”bu ne saygısızlıktır, Türkçe dergi başka, diğer lisanlardaki dergiler başka yazıyor” diye şikayette bulundu fakat sağır kulaklara gitti. Basınımızın ünlü gazeteleri ve her şeyi bilen duyan muhabirleri “her nedense bu olayı ve elçimizin protestosunu duymadı, yazmadı”; derginin Türkçe baskısına ilan veren büyük kurumlar da “hiçbir şey olmamış gibi” üç maymun tavrını yeğledi ve Türkiye’ye yapılan bu büyük hakaret, milletimizden saklandı ve bir “vatandaş olarak” uykularımı kaçırdı! Bazı ünlü gazetelere para ödeyerek “Vatandaşı Tepki Vermeye Çağrı” ilanı vermek istedim! Özgürlükçü geçine basınımız (VATAN hariç) ilanımı kabul etmeyi “sakıncalı buldu”. (Bu ufak macera hala internet sayfalarında vardır).

    Eski okulum Robert Kolej, (yeni adı ile Boğaziçi Üniveristesi) bizleri “babalar olarak” sayarken, Mezunlar Dergisinde Üniversite’nin akademik kadroları, TC devletini yazılar ile tenkit ve tezyifte sakınca görmedi! Meşhur bir konferanslarına, bir sınıf arkadaşımla “dinleyici olarak katılma isteğim” dahi ret edildi!

    Bir vesile ile bu konuda bilgi teatisinde bulunduğum (eski Sağlık – Turizm Bakanı) Sayın Bülent Akarcalı, bana “bilgilerimi bir kitaba” dökmemi önerdiği vakit, esas mesleğim ve akademisyen olmadığım için tereddüt ettim! Sonra, beni şu sözlerle kna etti: “Şükrü bey, sizin kimseye karşı bir ödeviniz ve mecburiyetiniz yok, tarafsızsınız ve bu nedenle bildikleriniz, yazmalı, paylaşmalı ve arkanızda bırakmalısınız”!

    Doğru söze ne demeli? Elimde mevcut binlerce sayfa kitap ve bilgiyi yeniden taramaya başladım! Sonradan bana <para almış devlet ajanı>, etiketini koyacaklarını bildiğim için de, binlerce sayfa halis muhlis Türk kaynaklarını ve isimleri, Türk devletinden para almış yabancı inkarcılar olarak reklam edilen çok muteber bazı yabancı tarihçileri ve değerli eserlerini bir kenara bıraktım!

    Bazı “doğrucu Ermeni tarihçilerin veya onları koruyan misyoner ve başka yazarların” kitaplarını ve kimsenin itiraz edemeyeceği belgelere göz atarak, bunları pösteki gibi taradım. Üç – dört yıl süren bu araştıma sonucunda, kitaba girebilecek “birkaç bin alıntı”, mozaik parçalar gibi ortaya çıktı. Bunları otuz ayrı konuya tsnif ettim. Her konu-bölüm hakkında, Türkleri sevmemiş veya düşman olanlar ne yazmışlar, nasıl kahraman olmuşlar (bazı tarafsız yazıları da katarak) kendi kalemlerinden derledim!

    Esas amacım, yabancıyı kendi sözleri ile utandırmaktı. Yabancılar (eski-yeni=) Türkçe’yi bilmediklerinden ve sunulan delilleri görmemeyi tercih ettiklerinden, “bahane bulamayacakları belgelerle” konuya ışık tutumaya çalıştım.

    Sonuç olarak, bu Türkçe kitabın esas babası olan İngilizce “The Genocide of Truth” (Gerçeklerin Soykırımı) isimli kitapi Sayın Akarcalının sınıf arkadaşı İst. Ticaret Üniversitesi Rektörü Sayın Ateş Vuran tarafından, (birkaç yere danışıldıktan sonra) “Üniversite Yayını olarak” basılmaya değer bulundu. Dış temsilciliklere yönelik bu kitap 2008 yılının başlarında az sayıda basılarak, 14 Nisan 2008’de basına tanıtımı resmen yapıldı. Kitap 702 sayfada 1500’den fazla “kelimesi kelimesine alıntıyı” ve yaklaşk 500 den fazla belgeden ilginç alıntıları içermektedir. Referans ve dip notları, kaynaklar açıkça verildiğinden, kimsenin de bu yazılanlara itirazı mümkün değildir! Görsel ve yazılı basınımız, tanıtıma davetli oldukları halde, ilk defa yapılan bu kadar kapsamlı bir İngilizce “kaynak kitabını” kamuoyuna duyurmak gereğini pek görmedi! Üniversite kendi bütçesinden bastığı bu kitabın bedelsiz dağıtımını yaptı ve zaten az basılmış mevcudu, kısa zamanda tükendi. (Belki sponsor bulunursa, yeniden basılacaktır!)

    Araştırmacı – yazar olarak katıldığım bazı konferanslarda <soykırım denebilmesi için, sebep, zaman, araç, gün ve mahal, (birkaç tekil olayda çocuksu şahadetler dışında) görgü şahidi, belge, sayı, her hangi bir mahkeme veya hukuki karar olmadığını, bu olayın dünya çapında bir asırdan fazla süredir saptırıldığını, 1975’ten sonra yeni amaçlarla pazarlandığını>, anlatmaya çalıştım.

    Kişisel düşüncem, Türkiye’de bu konuyu “bihakkın bilen kişi sayısının ancak onlarla” ifade edilebileceği ve böyle bir soykırım olmadığı görüşünde olanların da ağırlıklı olarak Türk belgelerine dayandıkları, yönündedir. Diğer taraftan, ülkemizde kimi yayın organlarının kalemşorlarını çeşitli yollarla kendi  taraflarına çeken Diaspora grubu, gündelik makale, haberler, köşe yazıları, yeni roman ve kitap tercümeleri ve tartışmalara kapalı özel konferanslar yoluyla, Türkiye’de büyük bir bilgi kirliliği yaratmış ve vatandaşlar kime, neye inanacağını şaşırmıştır!

    Gene kişisel görüşüm, kırk yıldır bu ülkeyi idare eden yönetimlerin “biz büyük devletiz, bundan bir şey çıkmaz” fikir ve eylem tembelliği içinde, basit bir sivilcenin “kangrene” dönüşmesinde seyirci kalmaları, bazı lobi şirketlerinin çalışmaları ve özel bazı ödemeler yoluyla, (sivilce veya çıbanı sıkacaklarına) zaman kazanmayı başarı sanmalarıdır. Sayın Tayyip Erdoğan hükümeti, bu konuda, eski yönetimlere kıyasen çok daha cesur ve açık davranmış olmasına rağmen, bu çalışmaların kapsamı ve başarı şansı belirsizdir çünkü bu konuda, maalesef kırk yıldır, her hangi bir “devlet stratejisi oluşmamış” ve dolayısıyla <amaç – yöntem- araç – koordinasyon birliği> veya devamlılığı sağlanmamıştır!

    Bunların da yaşamım süresi içinde sağlanabileceğini sanmıyorum çünkü değil halk kitleleri, yüksek eğitimli kadrolar, işverenler veya çalışanlar dahi bilgi karanlığı içinde, gaflet ve ihmale devam ederek, bundan “hiçbir şey çıkmayacağını veya bir mucize olacağını” sanmaktadırlar. Kangren tehlikesi maalesef, elan algılanamamıştır!

    Konu, sizlerin de kitabı okuyunca anlayacağınız gibi, Ermeni Diasporasından ‘kimilerini’ hamaset, milli şuur, dinsel birlik, merhamet, yardım, düşman Türklerden intikam + toprak + tazminat koparmak öğelerini, bütün dünyada başarı ile pazarlaması ve benzer faaliyetler sürecindeki büyük nakit akışlarının içinde, bunlardan, (daha 1915 yılında bir Amerikan gazetesinin yazdığı gibi) kah dilenerek kah tehdit ederek, inananlardan para sızdırılması ve Ermenistan dışındaki kendi kişisel yaşamlarına, önemli akar-gelir sağlamasıdır! (Bazı tahminlerde konu ciro, bir milyar Dolara yakındır!)

    Her ırkın, milletin içinden çok dürüstler ve merhametliler çıkabileceği gibi, bunun tersi olan katiller ve hırsızlar da çıkabilmektedir. Bireysel olaylar nedeniyle, bütün ırkları, milletleri ve inançları bir kalemde kötülemek veya aynı kaba koymak, hataların en büyüğüdür. Araştırmamda, en güvenilir belgeler ve bilgiler, bazı tarafsız cesur ve dürüst Türkiyeli Ermenilerin kurduğu “armenians-1915.blogspot.com” sitesinden temin edilmiştir. Olaya ışık tutan birçok İngilizce kitap ve belge (kitabım dahil) bu sitenin elektronik kütüphanesinde, herkes tarafından okunabilir. Sitenin iki buçuk yıl süresinde çıkardığı yayın sayısı 2700’ü ve yaklaşık 35000 sayfayı geçmiştir. İngilizce bilenler, sitede birçok Türk yazarın da İngilizce yazılarını veya İngilizce yayınlanan Türk gazetelerinin haberlerini her zaman okuyabilmektedir!

    Çoğunlukla ABD ve Kanadadaki Protestan veya Fransadaki Katolik Ermeniler, eğitim sistemlerinin, kilise veya diğer tüm organların beyin yıkaması le “böyle bir soykırımın ve Türklerin düşman olduğuna, tazminat almak haklarının olduğuna” samimiyetle inanmışlardır. Kimseye de ABD vatandaşlarının tazminat haklarınnın hukuken var olamayacağı söylenmemmektedir! Ermenistan’daki halk ise, kötü idare altında, olanlara pek ses çıkarmazken esas “ekmek” kavgasına öncelik vermekte, olup-bitenlere de baş sallamaktadır.

    Türkiye’deki (%95i Gregoryen mezhebindeki) TC vatandaşı Ermeniler (veya ekmek parası kazanmak için Türkiye’ye kaçak giren Ermenistan vatandaşları) bu olaylardan, yayınlardan, bazı kimselerin sapla samanı ayırmamasından fevkalade endişededirler. Bu endişeyi, samimiyetle paylaşıyorum. Bu kitaptaki bilgiler de okurun, doğruları “hasım kaynaklardan öğrenerek bir kanaate varması” için sizlere sunulmaktadır. Kaynak veya anlatımlarım hakkında tereddüdü olanlar, e-posta ile sorabilirler!

    Diaspora Ermenileri, “bütün Türkleri kötü ve katil ilan ederek” ve dünyaya nefret satarak kazanç sağlamaktadırlar. Bizler, insancıl zaaf göstererek aynı etik düzeyde mukabele edemeyiz! Ancak bu tehlike, bizleri bilinçlendirmeli, içimizdeki Ermeni vatandaşları korumaya özendirmelidir. Ben bu olaylara “dürüst ve tarafsız bir insan” olarak yaklaşmaya çalıştım ve bildiklerimi sizlere sundum. Okuyucularımın da düşüncelerimi her şeyden önce “dürüst insan olarak” paylaşacaklarını umarım! Fikir beyanı serbest olduğuna göre, bence TC devleti “pasif savunmayı terk edip mukabil atağa geçmediği ve yabancıları kendi dokümanları ile yalancı durumuna düşürmediği sürece” bu adi tacizler devam edecektir. Elinizdeki kitaptan da anlaşılacağı gibi, şu anda mevcut yabancı belgeler, bütün yalanları ve saptırmaları Türk kaynaklarına gerek kalmaksızın açıklamaya fazlasıyla yeterlidir. Çare, ortada olmayan bir suç ve hukuki karar için, bazı mercilere başvurup “suçsuzluk kararı alabilmek hayali değil”, aksine pratik ve samimi olarak, TC ve milleti aleyhine Parlamento ve organlarına “karar aldıran devletlerin” bu kararların dayanaklarını makul bir süre içinde TC hükümetinin de bilgisine sunmasını açıkça istemektir! Bu yabancı organlar suskun kalırlar ve cevap vermezlerse…iftira ettikleri, mukabeleten dünyaya duyurulmalıdır! Sizlerin de okuyunca takdir edeceğiniz gibi, bu derecede pasiflik ve beceriksizlik beni bir vatandaş olarak yıllarca utandırdığından bu çalışma ile soruyorum: Beyler, neden korkuyorsunuz? Ömer Seyfettin’in “Diyet” hikayesini şimdiye dek okumadınızsa, 1894’te Amerikan gazetesine açık mektup yazan Washington Elçisi (Rum) Mavroyeni bey veya Başkan Wilson zamanında özür dilemeyen Washington elçisi (Polonyalı Alfred) Ahmet Rüstem Bey kadar da mı, Türklük onur ve cesaretiniz yok?

    Şükrü Server Aya

    İstanbul, Aralık 2008

    (ssaya@superonline.com)

    March 06

    Hasta Morga, Morg Özelleşe

    Yunanistan adalarını satmasın, özelleştirsin

    Ege Cansen
    Hürriyet, 06.03.2010
    ALMANYA’da yayınlanan Bild gazetesi, Yunanistan’a hitaben, “Bize olan borçlarınızı ödemek için adaları satın” diye başlık atmış.

    Yunan halkı da buna çok bozulmuş. Bu haberi dün gazetemizin ekonomi sayfasında ayrıntılarıyla okuduk. Haklılar; bir millete “vatan toprakları satarak dış borçlarını öde” demek ağır bir laftır. Herkes buna tahammül edemez. Bunun yerine mesela “adalarınızı özelleştirin” deselerdi kimse buna karşı çıkmayacaktı. Hatta Yunanistan’ın liberal aydınları ve banka ekonomistleri şöyle makaleler yazacaktı: Ne var yani? Adalarımızı 49 veya 99 yıllığına, Yunan Özelleştirme İdaresi’nden kiralayan Alman şirketleri, adaları römorkörlerle çekip başka ülkelere mi götürdü? İşte adalar durduğu yerde duruyor. Üzerinde de Yunan bayrağı dalgalanıyor. Bu makaleleri okuyan sade vatandaş da şöyle düşünecekti. Bunları yazanlar doğru söylüyorlar vallahi. Adalarımız durduğu yerde duruyor. Bayrağımız da gönderde nazlı, nazlı dalgalanıyor. Şu geri kafalı Yunan ulusalcıları, borçlarımıza takla attırtan özelleştirme projelerine niçin karşı çıkıyor ki, anlamıyoruz. Üstelik bu özelleştirmeler sayesinde şu ahir ömrümüzü keyifli bir şekilde sürebileceğiz. Di mi yani?
    * * *
    Hayatta istediğin sonucu elde etmek için, pek de makbul olmayan şeyler yapman gerekiyorsa, yap. Ama eylemine koyduğun ismi seçerken çok dikkatli ol. Mesela açılım filan de. İnsanları içine düşürdüğün durumdan utandırma. Birilerinin oyunu bozmasına izin verme. Atalarımız bu gibi karışık durumları suhuletle idare etmenin yolunu “öpersin aldırmaz, bir öpücük ver dersin, kaldırmaz” diyerek çok güzel göstermiştir.  
    * * *
    Son verilere göre milli gelirinin yüzde 13’ü kadar “dış açık” (cari işlem açığı) veren Yunanistan’ın, bütçe açıkları da yine milli gelirinin yüzde 13’üne eşittir. Demek ki, Yunanistan bütçe açığını dışarıdan borçlanarak finanse ediyor. Kısaca Yunanistan el atıyla sefa sürüyor. Şimdi attan in diyorlar. Yunanistan’ın kök sorunu, bütçe açıklarının ve kamu borçlarının milli gelire oranının yüksek olması değildir. Bunlar da ekonomik istikrarı bozan şeylerdir. Kötüdür, yanlıştır. Ama esas sorun, bunları dışarıdan borçlanarak finanse etmiş olmalarıdır. Japonya’nın kamu borçlarının milli gelire oranı, yıllardır bütçe açığı verdiği için (bütçe fazlası varsa, kamu borcu artmaz, azalır) Yunanistan’dan yüksektir. Ama Japonya’nın cari işlem fazlası vardır. Japonya’nın kamu borcunu döndürmek için hiçbir ülkeden para istemesi gerekmez. Yunanistan da eğer, bütçe açığı vermekle birlikte “cari fazla” verseydi, Almanlar da onlara “Adalarını sat” diyemezdi. Farkı, fark edin lütfen.
    Son Söz: Teşhiste hata, tedaviyi başarısız kılar.

    Halk Oyulmalarda (Seçimde Uyansalar Bari)

    TCMB
    26.02.2010
     
    TARİH             TOPLAM             TÜKETİCİ            KREDİ KARTI        TAKSİTLİ              TAKSİTSİZ
    27-02-2009  113520647.00000  80311383.00000  33209264.00000  11313338.00000  21170774.00000
    06-03-2009  113480281.00000  80175749.00000  33304532.00000  11147333.00000  21390012.00000
    13-03-2009  113376265.00000  80371423.00000  33004842.00000  11022023.00000  21240588.00000
    20-03-2009  112593029.00000  80146648.00000  32446381.00000  11002073.00000  20670102.00000
    27-03-2009  113071981.00000  80449086.00000  32622895.00000  10928045.00000  20946632.00000
    03-04-2009  113971889.00000  80804210.00000  33167679.00000  11051023.00000  21345080.00000
    10-04-2009  114231818.00000  81100239.00000  33131579.00000  11038320.00000  21320338.00000
    17-04-2009  114151410.00000  81093829.00000  33057581.00000  11124641.00000  21141844.00000
    24-04-2009  114544762.00000  81355113.00000  33189649.00000  11180593.00000  21215080.00000
    01-05-2009  115375782.00000  81773866.00000  33601916.00000  11302730.00000  21489958.00000
    08-05-2009  115470165.00000  81746460.00000  33723705.00000  11323571.00000  21606154.00000
    15-05-2009  115801319.00000  81791626.00000  34009693.00000  11472302.00000  21735140.00000
    22-05-2009  115551323.00000  81969952.00000  33581371.00000  11480507.00000  21288941.00000
    29-05-2009  116556820.00000  82411278.00000  34145542.00000  11630534.00000  21685812.00000
    05-06-2009  116776817.00000  82455117.00000  34321700.00000  11714528.00000  21774223.00000
    12-06-2009  117667841.00000  82960149.00000  34707692.00000  11520232.00000  22352341.00000
    19-06-2009  117434569.00000  82843499.00000  34591070.00000  12126237.00000  21573402.00000
    26-06-2009  117955927.00000  83137345.00000  34818582.00000  12198094.00000  21767757.00000
    03-07-2009  118621206.00000  83363889.00000  35257317.00000  12319663.00000  22067107.00000
    10-07-2009  118385833.00000  83407409.00000  34978424.00000  12286420.00000  21827833.00000
    17-07-2009  117860441.00000  83115378.00000  34745063.00000  12343419.00000  21528208.00000
    24-07-2009  117820738.00000  83155432.00000  34665306.00000  12362909.00000  21420693.00000
    31-07-2009  118854426.00000  83500510.00000  35353916.00000  12461553.00000  22005041.00000
    07-08-2009  118798913.00000  83549447.00000  35249466.00000  12433129.00000  21943937.00000
    14-08-2009  119311716.00000  83746968.00000  35564748.00000  12442507.00000  22253431.00000
    21-08-2009  118372429.00000  83432210.00000  34940219.00000  12464341.00000  21574421.00000
    28-08-2009  118725967.00000  83686107.00000  35039860.00000  12462276.00000  21714887.00000
    04-09-2009  119202360.00000  84018939.00000  35183421.00000  12847731.00000  21450611.00000
    11-09-2009  119655728.00000  84555983.00000  35099745.00000  12860350.00000  21362190.00000
    18-09-2009  119502834.00000  84723238.00000  34779596.00000  13184407.00000  20703085.00000
    25-09-2009  119810917.00000  84881865.00000  34929052.00000  13271566.00000  20767354.00000
    02-10-2009  121524568.00000  85489495.00000  36035073.00000  13572114.00000  21570820.00000
    09-10-2009  121116141.00000  85728148.00000  35387993.00000  13416376.00000  21080187.00000
    16-10-2009  121042732.00000  85660430.00000  35382302.00000  13567286.00000  20913014.00000
    23-10-2009  121068819.00000  86144822.00000  34923997.00000  13630275.00000  20381737.00000
    30-10-2009  121897501.00000  86446567.00000  35450934.00000  13742817.00000  20799320.00000
    06-11-2009  122443408.00000  86850651.00000  35592757.00000  13790000.00000  20910558.00000
    13-11-2009  123477026.00000  87538630.00000  35938396.00000  13847719.00000  21182489.00000
    20-11-2009  123307058.00000  87806736.00000  35500322.00000  14031288.00000  20530021.00000
    27-11-2009  124243870.00000  88430477.00000  35813393.00000  14209254.00000  20708887.00000
    04-12-2009  124636891.00000  88696642.00000  35940249.00000  14271384.00000  20681784.00000
    11-12-2009  125326337.00000  89212364.00000  36113973.00000  14262835.00000  20890501.00000
    18-12-2009  124838147.00000  89213431.00000  35624716.00000  14346214.00000  20305114.00000
    25-12-2009  125525336.00000  89805178.00000  35720158.00000  14408486.00000  20352504.00000
    01-01-2010  127279711.00000  90582906.00000  36696805.00000  14682621.00000  21042304.00000
    08-01-2010  126994323.00000  90656245.00000  36338078.00000  14583107.00000  20822404.00000
    15-01-2010  127194128.00000  90628474.00000  36565654.00000  14544152.00000  21093579.00000
    22-01-2010  127173492.00000  91192727.00000  35980765.00000  14554546.00000  20455606.00000
    29-01-2010  128139759.00000  91593795.00000  36545964.00000  14531006.00000  21078816.00000
    05-02-2010  128633271.00000  91899511.00000  36733760.00000  14563655.00000  21206477.00000
    12-02-2010  129509114.00000  92633895.00000  36875219.00000  14571913.00000  21343957.00000
    19-02-2010  129217860.00000  92733528.00000  36484332.00000  14673028.00000  20782739.00000
    26-02-2010  130083278.00000  93465810.00000  36617468.00000  14567008.00000  21079313.00000
    SEÇİLEN SERİLERİN AÇIKLAMALARI
    ==============================
    TP.KM.J001: 1-TUKETICI KREDILERI VE KREDI KARTLARI
    TP.KM.J003: 3-TUKETICI KREDILERI TL
       Not: 27.04.2007 Tarihinde gözlenen artış bir bankanın tüketici kredilerinin kapsamında yaptığı 442 442 BİN YTL tutarındaki değişiklikten kaynaklanmaktadır.
    TP.KM.J011: 5-KREDI KARTLARI (Bireysel+Kurumsal)
    TP.KM.J016: 6Aa-Taksitli
    TP.KM.J017: 6Ab-Taksitsiz
    March 04

    Beyaz Ölüm

    Sütler ve yoğurtlar neden bozulmuyor, bunlar dayanıklı beyaz eşya mı?

    Yavuz DİZDAR
    Dünya, 03.03.2010 

    (Sevgili Güngör Uras ve Ali Ekber Yıldırım'a ithaf edilmiştir)

    Herkesin çok iyi bildiği, ancak hiç kimsenin açıklayamadığı bir durumla uzun süreden beri karşı karşıyayız: Marketlerden alınan sütler ve yoğurtlar açıldıktan sonra bir türlü bozulmuyor.  UHT teknolojisiyle "steril" edildiği söylenen, ambalajlı kutu sütler, kapağını açsanız bile bir ay kadar bozulmadan kalabiliyor. Aynı şey sanayi tipi üretilen yoğurtlar için de geçerli, kapağını açın, üzerinden kaşıklaya kaşıklaya yiyin (ağzınıza sokup çıkarttığınızda, her seferinde milyonlarca bakteri ekmektesiniz), bu yoğurtlara hiçbir şey olmuyor. Oysa "günlük" etiketiyle satılan sütlerde durum böyle değil, üç gün içerisinde tüketmek durumundasınız, yoksa kesiliyor. Lakin ne hikmetse, UHT teknolojisiyle üretilmiş sütlere ve yoğurtlara bir şey olmuyor, sanırsınız dayanıklı beyaz eşya!

    Süt ve yoğurt konusundaki bu durumun aşağı yukarı herkes farkında. Ancak benim gibi evinde yemek pişmeyen, açlık gecelerinde "bakalım buzdolabında yenecek bir şey kalmış mı?" diye bakanlar daha çok bilincinde. Çöp tenekesi niyetine kullanıp, "nasıl olsa bozulmuştur" diye içine yarım yoğurt kutularını tıkıştırdığım lavabo, yoğurt bozul(amama)sının incelenmesi için de iyi bir kaynak oluşturuyor. Bu gözlemlere dayanarak söyleyebiliyorum ki piyasa işi yoğurtların bozulma biçimi hayli farklı. Bunlar ekşimiyor, açıp üstünden yeseniz bile yaklaşık bir ayda "küflenerek" bozuluyor, bilinen küflerden değişik, siyah ve bazen kırmızı renkli küfe."sümüksü" bir çözelti eşlik ediyor. Bu tabakayı kaşıkla sıyırıp atın (yaptım), altından çıkan yoğurt yine ilk günkü tadında!

    UHT teknolojisi nasıl bir mucizedir ki süt bir daha asla bozulmaz?

    O zaman ister istemez yöntemi geliştirmek durumunda kalıyorsunuz, deney aşamasına geçiyorsunuz. Anneannemiz yoğurdu piyasadan aldığı sütten "probiyotik" yoğurdu kaynak (starter, başlatıcı) kullanarak kendi mayalıyor. Geçen haftalarda rica ettim, bir kısmını (benim ve sizin için!) bekletti. Sonuç yine aynı, yoğurt üstten siyah ve kırmızı küflendi, bu tabakayı attım, altından çıkan yine normal yoğurt.

    Sütlerin dayanıklılığının artırılmasında kullanılan başlıca iki yöntem var: Pastörizasyon ve UHT ("ultra high temperature", çok yüksek sıcaklık anlamında). Günlük olarak satılan sütler Pastörizasyon işleminden geçiyor, kutu sütler ise UHT ile işleniyor. Ancak ne yaparsanız yapın (ne kadar steril ederseniz edin), süt kutusu açıldıktan sonra dışarıdan kontaminasyon olur (bulaşma) ve bozulması gerekir. Dolayısıyla "bozulmama" raftaki satılmayı bekleyen süt ve yoğurtun değil, açılmış olanların sorunudur. Ben yukarıdaki gözlem ve deneylerin ışığında "bozulmama sorununun" cevabı olarak ancak şu şıkları üretebiliyorum.

    a) Süte antibiyotik gibi bir koruyucu katılıyor, üreme engelleniyor.

    b) Ambalajda ( plastik kutu) bir şey var, içine karışıp bozulmayı engelliyor.

    c) Yeni model buzdolapları çok iyi soğutuyor (ama günlük sütlerin bozulduğu dikkate alındığında, bu şık ekarte oluyor).

    d) Yoğurtların fermantasyonunda kullanılan Streptococcus thermophilus ve Lactobacillus delbrueckii subsp. bulgaricus' un genetiğiyle oynanmış, bozulmayı önleyici başka maddeler de üretiyorlar.

    e) Diğer (bilinmeyen, varsa)

    Süt endüstrisi, ambalaj sanayi, Tarım, Sağlık Bakanlıkları'na son derece açık sorular!

    Dün DÜNYA Gazetesi'nin 30. kuruluş yıldönümüydü. Kurucumuz Nezih Demirkent Ağabeyim nur içinde yatsın ve müsterih olsun, çünkü biz "bu ülke nasıl daha sağlıklı olur" arayışımızı canla başla ve çizgimizi değiştirmeden sürdürüyoruz.

    yoneticininkeyfi@hotmail.com

    February 26

    SADIKLAR PLANI

    February 19

    İnsanlık Sınanacak

     

    Senaryo ürkütücü, plan hazır

     
    Milliyet, 19.02.2010 

    TBMM Deprem Araştırma Komisyonu, İstanbul'da 7.5 şiddetinde olası bir depremin felaket senaryolarına karşı "Afet Önleme Azaltma Temel Planı"nı açıkladı.

    Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ile ortaklaşa yürütülen çalışmaya göre İstanbul'da 1 milyon kişi için kurtarma operasyonu yapılacak, ölü sayısı 70-90 bin civarında olacak.

    Dünyada en çok depremle boğuşan ülkelerden biri olan Japonya'yla yapılan ortak çalışmadaki tahmin edilen zarar ve hasarlar şöyle: 

    90 BİN ÖLÜ 500 BİN EVSİZ 
    50-60 bin ağır hasarlı bina. 500 bin civarında evsiz aile. 90 bin ölü.

    120-130 bin ağır yaralı. 300-400 bin hafif yaralı. 1- 2 bin noktada su sızıntısı. 30 bin doğalgaz kutusunda gaz kaçağı. Elektrik kablolarının yüzde 3'ünde kopma.

    140 milyon ton enkaz.

    1 milyon kişi için kurtarma operasyonu. 40 milyar ABD doları civarında maddi kayıp. Bu felaket senaryoları ışığında İstanbul için "Acil Durum Eylem Planı" da hazırlandı. Belediyenin plan çerçevesinde tamamladığı ve sürdürdüğü çalışmalar ise şöyle: Zeytinburnu'nda 16 bin 30 bina incelendi. Bir mahallede dönüşüm çalışması başlatıldı.

    Fatih'te 38 bin 580, Küçükçekmece'de ise 60 bin 938 bina taraması çalışmaları devam ediyor.

    Bayrampaşa, Güngören ve Bahçelievler ilçelerinde bina inceleme çalışmalarına başlandı.

    Zeytinburnu'nda 1038 konut yıkıldı. Yerine deprem yönetmeliğine uygun 1656 konut ve 27 bin metrekarelik dükkan ve işyeri yapımına başlandı.

    ERKEN UYARI SİSTEMİ 
    İstanbul'daki binaların, özellikle de konutların deprem performansında önemli bir iyileşme sağlandı.

    İkitelli Halkalı civarında yapımı tamamlanan Acil Lojistik Destek Merkezi 38 bin metre kare alan üzerinde günde 100 bin kişiye sıcak yemek yapılacak şekilde planlandı. Çadırlar, battaniyeler ve gerekli aletler depolara konuldu.

    Kandilli Rasathanesi tarafından yürütülen "Acil Müdahale ve Erken uyarı sistemi" Afet Koordinasyon Merkezi'ne (AKOM) bağlandı. Bu sistem sayesinde herhangi yıkıcı bir depremde hasarın en çok olduğu bölgeler 4-5 dakika içinde sistem sayesinde elektronik ortamda merkezden görülebilecek.

    FERİBOTLAR YÜZER HASTANEYE DÖNÜŞECEK
    İDO'ya bağlı feribotlara gerekli sağlık malzemeleri yerleştirilerek, olası bir afet durumunda, yaralılara müdahale edecek yüzer hastane şeklinde düzenlemeler tamamlandı.

    Afet anında tıbbi malzemelerin daha verimli kullanılabilmesi için İstanbul'un iki yakasında birer depo ile kriz anında kullanılmak üzere 2 bin 500 adet Acil Sağlık Seti oluşturuldu.

    Olası afet durumunda olay yerinden AKOM Merkezi'ne ve diğer birimlere görüntü aktarabilecek seyyar canlı yayın aracı alındı.

    Sosyal ve İdari İşler Müdürlüğü tarafından günde 20 bin kişiye iki çeşit yemek verebilecek "Seyyar Mutfak" hizmete hazır hale getirildi.

    Afet durumlarında kullanılmak üzere 410 adet portatif sahra tuvaleti alındı.

    İstanbul Yangın Riski Haritası çıkarıldı.