| m. mucahid's profileMucahid Akinci'nin Ev Sa...PhotosBlogLists | Help |
|
March 20 Ayaklarını YalayacaklardırCumhuriyet inşallah bitmemiştir
Ege Cansen Hürriyet, 20.03.2010
YENİ bir şey söyleyecek değilim. Var olanı özetleyeceğim. 1920’de temelleri atılan “cumhuriyet” bitmiş değildir. Burada cumhuriyetten kasıt: Batılılık, laiklik, ulusal birlik ve tam bağımsızlık tutkunu milliyetçi bir fikriyattır. 1. Cumhuriyet bitmemiştir; çünkü bu ülkede önemli sayıda cumhuriyetçi vardır; olmaya da devam edecektir. March 13 TUFAN SenaryosuSahil şeridi 10 şiddetinde hissedecekİstanbul’da gerçekleşecek bir depremin sonucunun korkunç olacağını söyleyen Prof. Celal Şengör, “Deprem sonrası Marmara Bölgesi 5 metre batıya kayacak. Sahil kesimlerinde deprem 9-10 şiddetinde hissedilecek” dediProf. Dr. Celal Şengör ÖNAY YILMAZ Milliyet, 13.03.2010 Kanal D’deki 32. Gün Programı’na, İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Okan Tüysüz’le birlikte katılan İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Celal Şengör, Marmara Denizi’nde beklenen 7.5 büyüklüğündeki depremde, Marmara’nın 5 metre batıya kayacağını tahmin ettiklerini söyledi. Depremin her an olabileceğini anlatan Şengör, “Deprem her an olabilir, şu anda olabilir, 30 yıl sınra da 50 yıl sonra da” dedi. Şengör, beklenen Marmara depremi ile ilgili olarak sorularımızı yanıtladı. Harita üzerinde çizerek anlattı Gücü 175 atom bombasına eşit TUFAN Senaryosuİyi senaryo FELAKET! 7.2TBMM Araştırma Komisyonu’na konuşan Prof. Naci Görür beklenen İstanbul depreminin 7.2’den küçük olmayacağını vurgulayarak, “Marmara’da tsunami riski var” dedi
MERİÇ TAFOLAR Ankara Milliyet, 12.08.2010 İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğretim üyesi Prof. Dr. Naci Görür, beklenen İstanbul depreminin büyüklüğünün 7.2’den küçük olmayacağı uyarısında bulundu. Görür, Marmara Denizi’nde tsunami riski olduğuna da dikkati çekti. March 11 Saygıdeğerler316- Hüsnü Özyeğin (3 milyar dolar-Fiba Şirketler Grubu) 342- Mehmet Emin Karamehmet (2,9 milyar dolar-Çukurova Holding) 367- Şarık Tara (2,6 milyar dolar-Enka İnşaat) 463- Ferit Şahenk (2,1 milyar dolar-Doğuş Holding) 463- Murat Ülker (2,1 milyar dolar-Yıldız Holding) 488- Ali İbrahim Ağaoğlu (2 milyar-Ağaoğlu Şirketler Grubu) 488- Erman Ilıcak (2 milyar dolar-Rönesans İnşaat) 488- Filiz Şahenk (2 milyar dolar-Doğuş Holding) 582- Semahat Arsel (1,7 milyar dolar-Koç Holding) 616- Rahmi Koç (1,6 milyar dolar-Koç Holding) 655- Ahmet Nazif Zorlu (1,5 milyar dolar-Zorlu Holding) 721- Kamil Yazıcı (1,4 milyar dolar-Yazıcı Holding) 721- Suna Kıraç (1,4 milyar dolar-Koç Holding) 773- Mehmet Rüştü Başaran (1,3 milyar dolar-Habaş) 773- Bülent Eczacıbaşı (1,3 milyar dolar-Eczacıbaşı Holding) 773- Tuncay Özilhan (1,3 milyar dolar-Anadolu Endüstri Holding) 828- Faruk Eczacıbaşı (1,2 milyar dolar-Eczacıbaşı Holding) 828- Mehmet Sinan Tara (1,2 milyar dolar-Enka İnşaat) 880- Ahsen Özokur (1,1 milyar dolar-Yıldız Holding) 880- Mübariz Gurbanoğlu (1,1 milyar dolar Palmalı Denizcilik) 937- Ahmet Çalık (1 milyar dolar-Çalık Holding) 937- Turgay Ciner (1 milyar dolar- Park Holding) 937- Aydın Doğan (1 milyar dolar-Doğan Holding) 937- Suzan Sabancı Dinçer (1 milyar dolar-Sabancı Holding) 937- Şevket Sabancı (1 milyar dolar-Sabancı Holding) 937- Deniz Şahenk (1 milyar dolar-Doğuş Holding) 937- Mustafa Latif Topbaş (1 milyar dolar-BİM) 937- Murat Vargı (1 milyar dolar-MV Holding) F Tuş TakımıF klavyeye dokunan bir daha bırakamaz
Engin GEDİK Dünya,11.03.2010 AK Parti, Türkçe yazmaya daha uygun olan F klavyenin yaygınlaştırılması için çalışmalara başlamış. İki gün önce AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Dil ve Edebiyat Derneği Başkanı Ekrem Erdem'in Vestel Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Zorlu, Türk Dil Kurumu Başkanı Şükrü Haluk Akalın ve Vestel Genel Müdürü Timur Tuncer ile bir araya gelerek, F klavyeli bilgisayar üretimi ve yaygınlaşması için çalışma başlattığı haberi geldi. İlk etapta okullardaki bilgisayarlar, F klavyeli hale getirilecek. Türkiye'de satış yapmak isteyen dizüstü bilgisayar firmalarına da F klavyeli imalat şartı konacak. "Q klavye mi, F klavye mi" tartışmasını ilk Yurtsan Atakan'ın köşe yazılarında okumuştuk. Yurtsan Atakan, yıllardır F klavye diziliminin Türkçe yazmaya en uygun harf dizilişi olduğunu savunan kişilerden birisi. Zaten bilimsel olarak kanıtlanmış bir durum bu. Çünkü F klavye bir Türk araştırmacısı İhsan Yener'in 1955 yılında yaptığı araştırma geliştirme çalışmalarının ürünü olarak ortaya çıkmış ve bilgisayarların hayatımıza girmeye başladığı yıllara kadar yaygın kullanım alanı bulmuş bir standart. Yabancı uzmanların da bulunduğu bir komisyon kurularak Türkçe'de kullanılmakta olan tüm kelimelerin istatistiği Türk Dil Kurumu'nun kılavuzundan yararlanarak çıkarılmış. 29.934 kelime içinde hangi harften kaçar adet bulunduğu tespit edildikten sonra, parmakların fiziksel güçleri ve hareket özelliklerini de esas alarak harfler yerleştirilmiş. F klavye, ellerin kullanım yüzdesi de hesap edilerek düzenlenmiş. Klavye sol ele yaklaşık yüzde 49, sağ ele de yüzde 51 oranında harf kullanacak şekilde konumlanmış. Türkçe'nin fonetik özelliğine uygunluk açısından da sesli harfler sol elde toplanmış. En kuvvetli ve işe yarayan işaret parmaklarının altında en çok kullanılan A ve K harfleri var. Peki Türkçe'mize göre hazırlanmış bu klavye dizilimi neden bilgisayarlarımızda daha az kullanılıyor? Aslında bu sorunun temelinde bilgisayar ithalatçıları bulunuyor. Zamanında bilgisayar ithalatçıları daha fazla kâr etmek ve daha az uğraşı için klavye maliyetlerini artırmayacak uyduruk bir klavye dizilişi olan Q Türkçe klavyeyi icat ettiler. Q Türkçe klavye, normal Q klavyede olmayan ancak Türkçe'de kullanmak zorunda olduğumuz, "şiğüçö" gibi harflerin sonradan kenardaki tuşlara eklenmesiyle oluşturulan bir diziliş. Devlet kurumları da yıllarca bu klavye dizilişinin ithalatına göz yumunca, insanların ilk öğrendikleri kolaylarına geldiğinden Q Türkçe klavye neredeyse bir standart hale geldi. Halbuki yazması en zor klavye dizilişlerinden biri Q Türkçe. Ama ısrarla bu klavyeye alışık olanların savundukları da yine aynı Q Türkçe klavye. Bu kişileri en iyi ikna yöntemi birkaç günlüğüne F klavye kullandırma oluyor. Hızlı ve kolay yazım tadını alan birisi bir daha F klavyeden vazgeçemiyor. Bu arada Q klavye ile ilgili bir hatırlatma yapmak da gerekiyor. 1873 tarihinde, o dönemdeki daktiloların şeritlere vuran demirlerinin birbirine karışmaması için harflerin en uzak noktalara yerleştirilmesi esasına, yani F klavyenin tam tersi mantıkla dizilen Q klavyeyi ABD hükümeti 1932'de değiştirmeye karar vermiş. Fakat devlet dairelerindeki değişikliğin masrafının altından kalkamayacağını anlayınca vazgeçmiş. Yani ABD bile bugün, Q klavyeyi mecburen kullanıyor. Biz ise inatla birkaç ithalatçının yaptığı hatanın sonucunda ilerliyoruz. Ama herhalde AK Parti bu konuda ısrarlı olursa çocuklarımız ve bilgisayara yeni başlayanlar F klavyenin tadını alacaklar. El Allahsız BeceriksizlerEL FATİHA NOTU
Yılmaz Özdil
Hürriyet, 11.03.2010 Arap Nobeli’ni 3 defa kazanmayı başaran Türkiye’nin, acil müdahale için 3 bakan gönderdiği 300 nüfuslu 3 tane köyde 3 gündür ölü sayısını tespit edemediği ortaya çıktı sayın seyirciler...
Telifli Depremler24 Şubat’ta uyarmıştı
Milliyet, 09.03.2010
Bilim adamları bölgedeki hareketliliğe ilişkin sık sık dikkat çekerken, ODTÜ Deprem Mühendisliği Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Polat Gülkan’ın Meclis Araştırma Komisyonu’nu 24 Şubat’ta uyardığı anlaşıldı. March 08 Soykırım Tacirleri ve GerçeklerŞükrü Server Aya
Bir kitap yazarı olmayı hiçbir zaman düşünmemiştim ama hep iyi bir kitap okuru oldum. Meslek icabı neredeyse altmış senedir İngilizce yazıştım, çok teknik kitap okudum ve tercüme ettim. Ancak ağırlıklı olarak tarihe ve tarih kitaplarına çok ilgi duydum. Ülkeleri, milletleri tanımak için dünyada gitmediğim ve gezmediğim ülke sayısı fazla değil dersem abartmış olmam. Yurdumu da iyi tanıdım, Anadolu ve Anadolu insanıyla haşır haşır oldum. Hayatta çok farklı inanç, ırk ve milliyetlerde insanlarla tanıştım, münasebetlerim hiç bozulmadı zira bence bütün insanlar iyidir, severler ve sevilmekten mutlu olurlar. Okulum Robert Kolej’de ve çocukluk mahallem Arnavut köy’de, Rum’u, Yahudi’si, Ermenis’si, Bulgar’ı, şehirlisi, Karadenizlisi hepimiz birdik! Herkes komşusunu sever, inançlarına saygı duyardı. Arnavut köy’de herkesin saçını kesmiş berber Niko, bütün cenazelerde ön saflardaydı! Niko vefat ettiği zaman da, bütün Arnavut köy esnafı kepenk indirmiş, Kilisede onunlaydı! Kurukahveci Abraham Zovik Efendi çoktan öldü, fakat oğlu Asadur elan can arkadaşımız! Arnavut köy’ün ekmeğini at sırtında (1 kuruş karla bazen de veresiye) satan Karabet efendi ve üç oğlu Hosep, norayr, Donik, kasap İraklis ve Yani, balıkçı Tasos, kunduracı Mihal, muhallebici Trifon, sobacı Davit, Doktor Ziver, Doktor Ksantopulos ve birçoğu puslu hatıralarda yaşamaktadırlar. Savaş zamanında, içine süpürge tohumu katılmış çeyrek ekmeği vesikayla alabildik, çayımızı şekerle değil, kuru üzümle içtik, çorabımız yamalı, kunduramız pençeli ve kabaralıydı! Fakat hepimiz, bir birimize karşı saygılı, hoşgörülü, onurlu ve yokluklara rağmen mutluyduk! Hasbelkader, piyasada, okul ve özel hayatımızda, “ciğerimin köşesi” gibi sevdiğim ve çok güvendiğim Ermeni asıllı arkadaşlarım, sanatkarlar, mühendis, mimar, avukat ve diğer mesleklerden tanıdıklarım hep oldu. Bir tanesinin bile “zerre kadar” kötülüğünü, soğukluğunu bile görmedim. Bir gün, birilerinin “beni bir Ermeni ırkının bir düşmanı” olarak görecekleri aklımın ucundan geçmezdi! Ancak, 1975’lerden sonra, ASALA, İntihar Komandoları falan derken, baktım “Amerika’da ve gittiğim bazı ülkelerde” Ermenilerin çok azı Türk ismini duyunca memnun olurken, büyük çoğunluğu aniden 180 derece dönüyor, kabalaşıyor ve adeta hakaret etmeye fırsat kolluyor! Türkiye’de böyle durumlarda “hiç mi hiç” karşılaşmadım! Zaman süreci içinde, Amerika, Kanada’ya göç etmiş Türkiyeli Ermeniler de bazen mesafe koymaya ve bazılarının ev duvarlarını Daşnak – ARF flamaları süslemeye başladı! Bu nedenlerle, Türk-Ermeni ilişkileri hakkında, özellikle yabancı kaynaklarda çıkan yazılar beni iliglendirdi. Bu yazılara eğilince, yalnız 1908 – 1950 arası devrede National Geographic dergisinde Türkiye ile ilgili çıkan makalelerde, Türkiye ve Ermeni olaylarının (misyonerlerin anlatımı ile) birkaç bin sayfa tuttuğunu tespit ettim. Bunların fotokopileri, belki yirmiden fazla yıldır, kalemle işaretli olarak kitap raflarımda durur! Yüzlerce Türkçe ve İngilizce kitap da yıllardır okunduktan sonra kütüphanemi süsler. Uzun yıllar abone olduğum National Geographic dergisi, Mart 2004 sayısının Türkçe baskısında çiçek ve böceklerle doldurduğu sekiz sayfayı bütün diğer yabancı lisan baskılarda, Ermenistan hakkında yapılan güzel bir tanıtım makalesine ayırmıştı. Fotoğraflar ve anlatılanları ilgiyle izlerken, birden karşınıza Ağrı dağı çıkıyor, buranın Ermenistan toprağı olduğunu, Türklerin milyon üzerinde Ermeni’yi soykırımla yok ettiğini öğreniyor ve Türkiye hakkında ağır hakaretlerle karşılaşıyorsunuz! Derginin yardımcı editörü, çok eskiden beri orada çalışan önemli bir Ermeniydi. Washington büyük elçimiz, (Faruk Loğoğlu) dergiye itiraz etti, olayı öğrenen e İngilizce bilen bazılarımız buradan E-posta yolladı! İstanbul’daki Türkçe yayın bürosuna mesajlar yollayarak”bu ne saygısızlıktır, Türkçe dergi başka, diğer lisanlardaki dergiler başka yazıyor” diye şikayette bulundu fakat sağır kulaklara gitti. Basınımızın ünlü gazeteleri ve her şeyi bilen duyan muhabirleri “her nedense bu olayı ve elçimizin protestosunu duymadı, yazmadı”; derginin Türkçe baskısına ilan veren büyük kurumlar da “hiçbir şey olmamış gibi” üç maymun tavrını yeğledi ve Türkiye’ye yapılan bu büyük hakaret, milletimizden saklandı ve bir “vatandaş olarak” uykularımı kaçırdı! Bazı ünlü gazetelere para ödeyerek “Vatandaşı Tepki Vermeye Çağrı” ilanı vermek istedim! Özgürlükçü geçine basınımız (VATAN hariç) ilanımı kabul etmeyi “sakıncalı buldu”. (Bu ufak macera hala internet sayfalarında vardır). Eski okulum Robert Kolej, (yeni adı ile Boğaziçi Üniveristesi) bizleri “babalar olarak” sayarken, Mezunlar Dergisinde Üniversite’nin akademik kadroları, TC devletini yazılar ile tenkit ve tezyifte sakınca görmedi! Meşhur bir konferanslarına, bir sınıf arkadaşımla “dinleyici olarak katılma isteğim” dahi ret edildi! Bir vesile ile bu konuda bilgi teatisinde bulunduğum (eski Sağlık – Turizm Bakanı) Sayın Bülent Akarcalı, bana “bilgilerimi bir kitaba” dökmemi önerdiği vakit, esas mesleğim ve akademisyen olmadığım için tereddüt ettim! Sonra, beni şu sözlerle kna etti: “Şükrü bey, sizin kimseye karşı bir ödeviniz ve mecburiyetiniz yok, tarafsızsınız ve bu nedenle bildikleriniz, yazmalı, paylaşmalı ve arkanızda bırakmalısınız”! Doğru söze ne demeli? Elimde mevcut binlerce sayfa kitap ve bilgiyi yeniden taramaya başladım! Sonradan bana <para almış devlet ajanı>, etiketini koyacaklarını bildiğim için de, binlerce sayfa halis muhlis Türk kaynaklarını ve isimleri, Türk devletinden para almış yabancı inkarcılar olarak reklam edilen çok muteber bazı yabancı tarihçileri ve değerli eserlerini bir kenara bıraktım! Bazı “doğrucu Ermeni tarihçilerin veya onları koruyan misyoner ve başka yazarların” kitaplarını ve kimsenin itiraz edemeyeceği belgelere göz atarak, bunları pösteki gibi taradım. Üç – dört yıl süren bu araştıma sonucunda, kitaba girebilecek “birkaç bin alıntı”, mozaik parçalar gibi ortaya çıktı. Bunları otuz ayrı konuya tsnif ettim. Her konu-bölüm hakkında, Türkleri sevmemiş veya düşman olanlar ne yazmışlar, nasıl kahraman olmuşlar (bazı tarafsız yazıları da katarak) kendi kalemlerinden derledim! Esas amacım, yabancıyı kendi sözleri ile utandırmaktı. Yabancılar (eski-yeni=) Türkçe’yi bilmediklerinden ve sunulan delilleri görmemeyi tercih ettiklerinden, “bahane bulamayacakları belgelerle” konuya ışık tutumaya çalıştım. Sonuç olarak, bu Türkçe kitabın esas babası olan İngilizce “The Genocide of Truth” (Gerçeklerin Soykırımı) isimli kitapi Sayın Akarcalının sınıf arkadaşı İst. Ticaret Üniversitesi Rektörü Sayın Ateş Vuran tarafından, (birkaç yere danışıldıktan sonra) “Üniversite Yayını olarak” basılmaya değer bulundu. Dış temsilciliklere yönelik bu kitap 2008 yılının başlarında az sayıda basılarak, 14 Nisan 2008’de basına tanıtımı resmen yapıldı. Kitap 702 sayfada 1500’den fazla “kelimesi kelimesine alıntıyı” ve yaklaşk 500 den fazla belgeden ilginç alıntıları içermektedir. Referans ve dip notları, kaynaklar açıkça verildiğinden, kimsenin de bu yazılanlara itirazı mümkün değildir! Görsel ve yazılı basınımız, tanıtıma davetli oldukları halde, ilk defa yapılan bu kadar kapsamlı bir İngilizce “kaynak kitabını” kamuoyuna duyurmak gereğini pek görmedi! Üniversite kendi bütçesinden bastığı bu kitabın bedelsiz dağıtımını yaptı ve zaten az basılmış mevcudu, kısa zamanda tükendi. (Belki sponsor bulunursa, yeniden basılacaktır!) Araştırmacı – yazar olarak katıldığım bazı konferanslarda <soykırım denebilmesi için, sebep, zaman, araç, gün ve mahal, (birkaç tekil olayda çocuksu şahadetler dışında) görgü şahidi, belge, sayı, her hangi bir mahkeme veya hukuki karar olmadığını, bu olayın dünya çapında bir asırdan fazla süredir saptırıldığını, 1975’ten sonra yeni amaçlarla pazarlandığını>, anlatmaya çalıştım. Kişisel düşüncem, Türkiye’de bu konuyu “bihakkın bilen kişi sayısının ancak onlarla” ifade edilebileceği ve böyle bir soykırım olmadığı görüşünde olanların da ağırlıklı olarak Türk belgelerine dayandıkları, yönündedir. Diğer taraftan, ülkemizde kimi yayın organlarının kalemşorlarını çeşitli yollarla kendi taraflarına çeken Diaspora grubu, gündelik makale, haberler, köşe yazıları, yeni roman ve kitap tercümeleri ve tartışmalara kapalı özel konferanslar yoluyla, Türkiye’de büyük bir bilgi kirliliği yaratmış ve vatandaşlar kime, neye inanacağını şaşırmıştır! Gene kişisel görüşüm, kırk yıldır bu ülkeyi idare eden yönetimlerin “biz büyük devletiz, bundan bir şey çıkmaz” fikir ve eylem tembelliği içinde, basit bir sivilcenin “kangrene” dönüşmesinde seyirci kalmaları, bazı lobi şirketlerinin çalışmaları ve özel bazı ödemeler yoluyla, (sivilce veya çıbanı sıkacaklarına) zaman kazanmayı başarı sanmalarıdır. Sayın Tayyip Erdoğan hükümeti, bu konuda, eski yönetimlere kıyasen çok daha cesur ve açık davranmış olmasına rağmen, bu çalışmaların kapsamı ve başarı şansı belirsizdir çünkü bu konuda, maalesef kırk yıldır, her hangi bir “devlet stratejisi oluşmamış” ve dolayısıyla <amaç – yöntem- araç – koordinasyon birliği> veya devamlılığı sağlanmamıştır! Bunların da yaşamım süresi içinde sağlanabileceğini sanmıyorum çünkü değil halk kitleleri, yüksek eğitimli kadrolar, işverenler veya çalışanlar dahi bilgi karanlığı içinde, gaflet ve ihmale devam ederek, bundan “hiçbir şey çıkmayacağını veya bir mucize olacağını” sanmaktadırlar. Kangren tehlikesi maalesef, elan algılanamamıştır! Konu, sizlerin de kitabı okuyunca anlayacağınız gibi, Ermeni Diasporasından ‘kimilerini’ hamaset, milli şuur, dinsel birlik, merhamet, yardım, düşman Türklerden intikam + toprak + tazminat koparmak öğelerini, bütün dünyada başarı ile pazarlaması ve benzer faaliyetler sürecindeki büyük nakit akışlarının içinde, bunlardan, (daha 1915 yılında bir Amerikan gazetesinin yazdığı gibi) kah dilenerek kah tehdit ederek, inananlardan para sızdırılması ve Ermenistan dışındaki kendi kişisel yaşamlarına, önemli akar-gelir sağlamasıdır! (Bazı tahminlerde konu ciro, bir milyar Dolara yakındır!) Her ırkın, milletin içinden çok dürüstler ve merhametliler çıkabileceği gibi, bunun tersi olan katiller ve hırsızlar da çıkabilmektedir. Bireysel olaylar nedeniyle, bütün ırkları, milletleri ve inançları bir kalemde kötülemek veya aynı kaba koymak, hataların en büyüğüdür. Araştırmamda, en güvenilir belgeler ve bilgiler, bazı tarafsız cesur ve dürüst Türkiyeli Ermenilerin kurduğu “armenians-1915.blogspot.com” sitesinden temin edilmiştir. Olaya ışık tutan birçok İngilizce kitap ve belge (kitabım dahil) bu sitenin elektronik kütüphanesinde, herkes tarafından okunabilir. Sitenin iki buçuk yıl süresinde çıkardığı yayın sayısı 2700’ü ve yaklaşık 35000 sayfayı geçmiştir. İngilizce bilenler, sitede birçok Türk yazarın da İngilizce yazılarını veya İngilizce yayınlanan Türk gazetelerinin haberlerini her zaman okuyabilmektedir! Çoğunlukla ABD ve Kanadadaki Protestan veya Fransadaki Katolik Ermeniler, eğitim sistemlerinin, kilise veya diğer tüm organların beyin yıkaması le “böyle bir soykırımın ve Türklerin düşman olduğuna, tazminat almak haklarının olduğuna” samimiyetle inanmışlardır. Kimseye de ABD vatandaşlarının tazminat haklarınnın hukuken var olamayacağı söylenmemmektedir! Ermenistan’daki halk ise, kötü idare altında, olanlara pek ses çıkarmazken esas “ekmek” kavgasına öncelik vermekte, olup-bitenlere de baş sallamaktadır. Türkiye’deki (%95i Gregoryen mezhebindeki) TC vatandaşı Ermeniler (veya ekmek parası kazanmak için Türkiye’ye kaçak giren Ermenistan vatandaşları) bu olaylardan, yayınlardan, bazı kimselerin sapla samanı ayırmamasından fevkalade endişededirler. Bu endişeyi, samimiyetle paylaşıyorum. Bu kitaptaki bilgiler de okurun, doğruları “hasım kaynaklardan öğrenerek bir kanaate varması” için sizlere sunulmaktadır. Kaynak veya anlatımlarım hakkında tereddüdü olanlar, e-posta ile sorabilirler! Diaspora Ermenileri, “bütün Türkleri kötü ve katil ilan ederek” ve dünyaya nefret satarak kazanç sağlamaktadırlar. Bizler, insancıl zaaf göstererek aynı etik düzeyde mukabele edemeyiz! Ancak bu tehlike, bizleri bilinçlendirmeli, içimizdeki Ermeni vatandaşları korumaya özendirmelidir. Ben bu olaylara “dürüst ve tarafsız bir insan” olarak yaklaşmaya çalıştım ve bildiklerimi sizlere sundum. Okuyucularımın da düşüncelerimi her şeyden önce “dürüst insan olarak” paylaşacaklarını umarım! Fikir beyanı serbest olduğuna göre, bence TC devleti “pasif savunmayı terk edip mukabil atağa geçmediği ve yabancıları kendi dokümanları ile yalancı durumuna düşürmediği sürece” bu adi tacizler devam edecektir. Elinizdeki kitaptan da anlaşılacağı gibi, şu anda mevcut yabancı belgeler, bütün yalanları ve saptırmaları Türk kaynaklarına gerek kalmaksızın açıklamaya fazlasıyla yeterlidir. Çare, ortada olmayan bir suç ve hukuki karar için, bazı mercilere başvurup “suçsuzluk kararı alabilmek hayali değil”, aksine pratik ve samimi olarak, TC ve milleti aleyhine Parlamento ve organlarına “karar aldıran devletlerin” bu kararların dayanaklarını makul bir süre içinde TC hükümetinin de bilgisine sunmasını açıkça istemektir! Bu yabancı organlar suskun kalırlar ve cevap vermezlerse…iftira ettikleri, mukabeleten dünyaya duyurulmalıdır! Sizlerin de okuyunca takdir edeceğiniz gibi, bu derecede pasiflik ve beceriksizlik beni bir vatandaş olarak yıllarca utandırdığından bu çalışma ile soruyorum: Beyler, neden korkuyorsunuz? Ömer Seyfettin’in “Diyet” hikayesini şimdiye dek okumadınızsa, 1894’te Amerikan gazetesine açık mektup yazan Washington Elçisi (Rum) Mavroyeni bey veya Başkan Wilson zamanında özür dilemeyen Washington elçisi (Polonyalı Alfred) Ahmet Rüstem Bey kadar da mı, Türklük onur ve cesaretiniz yok? Şükrü Server Aya İstanbul, Aralık 2008 March 06 Hasta Morga, Morg ÖzelleşeYunanistan adalarını satmasın, özelleştirsin
Ege Cansen Hürriyet, 06.03.2010
ALMANYA’da yayınlanan Bild gazetesi, Yunanistan’a hitaben, “Bize olan borçlarınızı ödemek için adaları satın” diye başlık atmış. Yunan halkı da buna çok bozulmuş. Bu haberi dün gazetemizin ekonomi sayfasında ayrıntılarıyla okuduk. Haklılar; bir millete “vatan toprakları satarak dış borçlarını öde” demek ağır bir laftır. Herkes buna tahammül edemez. Bunun yerine mesela “adalarınızı özelleştirin” deselerdi kimse buna karşı çıkmayacaktı. Hatta Yunanistan’ın liberal aydınları ve banka ekonomistleri şöyle makaleler yazacaktı: Ne var yani? Adalarımızı 49 veya 99 yıllığına, Yunan Özelleştirme İdaresi’nden kiralayan Alman şirketleri, adaları römorkörlerle çekip başka ülkelere mi götürdü? İşte adalar durduğu yerde duruyor. Üzerinde de Yunan bayrağı dalgalanıyor. Bu makaleleri okuyan sade vatandaş da şöyle düşünecekti. Bunları yazanlar doğru söylüyorlar vallahi. Adalarımız durduğu yerde duruyor. Bayrağımız da gönderde nazlı, nazlı dalgalanıyor. Şu geri kafalı Yunan ulusalcıları, borçlarımıza takla attırtan özelleştirme projelerine niçin karşı çıkıyor ki, anlamıyoruz. Üstelik bu özelleştirmeler sayesinde şu ahir ömrümüzü keyifli bir şekilde sürebileceğiz. Di mi yani? * * * Hayatta istediğin sonucu elde etmek için, pek de makbul olmayan şeyler yapman gerekiyorsa, yap. Ama eylemine koyduğun ismi seçerken çok dikkatli ol. Mesela açılım filan de. İnsanları içine düşürdüğün durumdan utandırma. Birilerinin oyunu bozmasına izin verme. Atalarımız bu gibi karışık durumları suhuletle idare etmenin yolunu “öpersin aldırmaz, bir öpücük ver dersin, kaldırmaz” diyerek çok güzel göstermiştir. * * * Son verilere göre milli gelirinin yüzde 13’ü kadar “dış açık” (cari işlem açığı) veren Yunanistan’ın, bütçe açıkları da yine milli gelirinin yüzde 13’üne eşittir. Demek ki, Yunanistan bütçe açığını dışarıdan borçlanarak finanse ediyor. Kısaca Yunanistan el atıyla sefa sürüyor. Şimdi attan in diyorlar. Yunanistan’ın kök sorunu, bütçe açıklarının ve kamu borçlarının milli gelire oranının yüksek olması değildir. Bunlar da ekonomik istikrarı bozan şeylerdir. Kötüdür, yanlıştır. Ama esas sorun, bunları dışarıdan borçlanarak finanse etmiş olmalarıdır. Japonya’nın kamu borçlarının milli gelire oranı, yıllardır bütçe açığı verdiği için (bütçe fazlası varsa, kamu borcu artmaz, azalır) Yunanistan’dan yüksektir. Ama Japonya’nın cari işlem fazlası vardır. Japonya’nın kamu borcunu döndürmek için hiçbir ülkeden para istemesi gerekmez. Yunanistan da eğer, bütçe açığı vermekle birlikte “cari fazla” verseydi, Almanlar da onlara “Adalarını sat” diyemezdi. Farkı, fark edin lütfen. Son Söz: Teşhiste hata, tedaviyi başarısız kılar. Halk Oyulmalarda (Seçimde Uyansalar Bari)TCMB
26.02.2010
TARİH TOPLAM TÜKETİCİ KREDİ KARTI TAKSİTLİ TAKSİTSİZ
27-02-2009 113520647.00000 80311383.00000 33209264.00000 11313338.00000 21170774.00000 06-03-2009 113480281.00000 80175749.00000 33304532.00000 11147333.00000 21390012.00000 13-03-2009 113376265.00000 80371423.00000 33004842.00000 11022023.00000 21240588.00000 20-03-2009 112593029.00000 80146648.00000 32446381.00000 11002073.00000 20670102.00000 27-03-2009 113071981.00000 80449086.00000 32622895.00000 10928045.00000 20946632.00000 03-04-2009 113971889.00000 80804210.00000 33167679.00000 11051023.00000 21345080.00000 10-04-2009 114231818.00000 81100239.00000 33131579.00000 11038320.00000 21320338.00000 17-04-2009 114151410.00000 81093829.00000 33057581.00000 11124641.00000 21141844.00000 24-04-2009 114544762.00000 81355113.00000 33189649.00000 11180593.00000 21215080.00000 01-05-2009 115375782.00000 81773866.00000 33601916.00000 11302730.00000 21489958.00000 08-05-2009 115470165.00000 81746460.00000 33723705.00000 11323571.00000 21606154.00000 15-05-2009 115801319.00000 81791626.00000 34009693.00000 11472302.00000 21735140.00000 22-05-2009 115551323.00000 81969952.00000 33581371.00000 11480507.00000 21288941.00000 29-05-2009 116556820.00000 82411278.00000 34145542.00000 11630534.00000 21685812.00000 05-06-2009 116776817.00000 82455117.00000 34321700.00000 11714528.00000 21774223.00000 12-06-2009 117667841.00000 82960149.00000 34707692.00000 11520232.00000 22352341.00000 19-06-2009 117434569.00000 82843499.00000 34591070.00000 12126237.00000 21573402.00000 26-06-2009 117955927.00000 83137345.00000 34818582.00000 12198094.00000 21767757.00000 03-07-2009 118621206.00000 83363889.00000 35257317.00000 12319663.00000 22067107.00000 10-07-2009 118385833.00000 83407409.00000 34978424.00000 12286420.00000 21827833.00000 17-07-2009 117860441.00000 83115378.00000 34745063.00000 12343419.00000 21528208.00000 24-07-2009 117820738.00000 83155432.00000 34665306.00000 12362909.00000 21420693.00000 31-07-2009 118854426.00000 83500510.00000 35353916.00000 12461553.00000 22005041.00000 07-08-2009 118798913.00000 83549447.00000 35249466.00000 12433129.00000 21943937.00000 14-08-2009 119311716.00000 83746968.00000 35564748.00000 12442507.00000 22253431.00000 21-08-2009 118372429.00000 83432210.00000 34940219.00000 12464341.00000 21574421.00000 28-08-2009 118725967.00000 83686107.00000 35039860.00000 12462276.00000 21714887.00000 04-09-2009 119202360.00000 84018939.00000 35183421.00000 12847731.00000 21450611.00000 11-09-2009 119655728.00000 84555983.00000 35099745.00000 12860350.00000 21362190.00000 18-09-2009 119502834.00000 84723238.00000 34779596.00000 13184407.00000 20703085.00000 25-09-2009 119810917.00000 84881865.00000 34929052.00000 13271566.00000 20767354.00000 02-10-2009 121524568.00000 85489495.00000 36035073.00000 13572114.00000 21570820.00000 09-10-2009 121116141.00000 85728148.00000 35387993.00000 13416376.00000 21080187.00000 16-10-2009 121042732.00000 85660430.00000 35382302.00000 13567286.00000 20913014.00000 23-10-2009 121068819.00000 86144822.00000 34923997.00000 13630275.00000 20381737.00000 30-10-2009 121897501.00000 86446567.00000 35450934.00000 13742817.00000 20799320.00000 06-11-2009 122443408.00000 86850651.00000 35592757.00000 13790000.00000 20910558.00000 13-11-2009 123477026.00000 87538630.00000 35938396.00000 13847719.00000 21182489.00000 20-11-2009 123307058.00000 87806736.00000 35500322.00000 14031288.00000 20530021.00000 27-11-2009 124243870.00000 88430477.00000 35813393.00000 14209254.00000 20708887.00000 04-12-2009 124636891.00000 88696642.00000 35940249.00000 14271384.00000 20681784.00000 11-12-2009 125326337.00000 89212364.00000 36113973.00000 14262835.00000 20890501.00000 18-12-2009 124838147.00000 89213431.00000 35624716.00000 14346214.00000 20305114.00000 25-12-2009 125525336.00000 89805178.00000 35720158.00000 14408486.00000 20352504.00000 01-01-2010 127279711.00000 90582906.00000 36696805.00000 14682621.00000 21042304.00000 08-01-2010 126994323.00000 90656245.00000 36338078.00000 14583107.00000 20822404.00000 15-01-2010 127194128.00000 90628474.00000 36565654.00000 14544152.00000 21093579.00000 22-01-2010 127173492.00000 91192727.00000 35980765.00000 14554546.00000 20455606.00000 29-01-2010 128139759.00000 91593795.00000 36545964.00000 14531006.00000 21078816.00000 05-02-2010 128633271.00000 91899511.00000 36733760.00000 14563655.00000 21206477.00000 12-02-2010 129509114.00000 92633895.00000 36875219.00000 14571913.00000 21343957.00000 19-02-2010 129217860.00000 92733528.00000 36484332.00000 14673028.00000 20782739.00000 26-02-2010 130083278.00000 93465810.00000 36617468.00000 14567008.00000 21079313.00000 SEÇİLEN SERİLERİN AÇIKLAMALARI ============================== TP.KM.J001: 1-TUKETICI KREDILERI VE KREDI KARTLARI TP.KM.J003: 3-TUKETICI KREDILERI TL Not: 27.04.2007 Tarihinde gözlenen artış bir bankanın tüketici kredilerinin kapsamında yaptığı 442 442 BİN YTL tutarındaki değişiklikten kaynaklanmaktadır. TP.KM.J011: 5-KREDI KARTLARI (Bireysel+Kurumsal) TP.KM.J016: 6Aa-Taksitli TP.KM.J017: 6Ab-Taksitsiz March 04 Beyaz ÖlümSütler ve yoğurtlar neden bozulmuyor, bunlar dayanıklı beyaz eşya mı?
Yavuz DİZDAR Dünya, 03.03.2010
(Sevgili Güngör Uras ve Ali Ekber Yıldırım'a ithaf edilmiştir) Herkesin çok iyi bildiği, ancak hiç kimsenin açıklayamadığı bir durumla uzun süreden beri karşı karşıyayız: Marketlerden alınan sütler ve yoğurtlar açıldıktan sonra bir türlü bozulmuyor. UHT teknolojisiyle "steril" edildiği söylenen, ambalajlı kutu sütler, kapağını açsanız bile bir ay kadar bozulmadan kalabiliyor. Aynı şey sanayi tipi üretilen yoğurtlar için de geçerli, kapağını açın, üzerinden kaşıklaya kaşıklaya yiyin (ağzınıza sokup çıkarttığınızda, her seferinde milyonlarca bakteri ekmektesiniz), bu yoğurtlara hiçbir şey olmuyor. Oysa "günlük" etiketiyle satılan sütlerde durum böyle değil, üç gün içerisinde tüketmek durumundasınız, yoksa kesiliyor. Lakin ne hikmetse, UHT teknolojisiyle üretilmiş sütlere ve yoğurtlara bir şey olmuyor, sanırsınız dayanıklı beyaz eşya! Süt ve yoğurt konusundaki bu durumun aşağı yukarı herkes farkında. Ancak benim gibi evinde yemek pişmeyen, açlık gecelerinde "bakalım buzdolabında yenecek bir şey kalmış mı?" diye bakanlar daha çok bilincinde. Çöp tenekesi niyetine kullanıp, "nasıl olsa bozulmuştur" diye içine yarım yoğurt kutularını tıkıştırdığım lavabo, yoğurt bozul(amama)sının incelenmesi için de iyi bir kaynak oluşturuyor. Bu gözlemlere dayanarak söyleyebiliyorum ki piyasa işi yoğurtların bozulma biçimi hayli farklı. Bunlar ekşimiyor, açıp üstünden yeseniz bile yaklaşık bir ayda "küflenerek" bozuluyor, bilinen küflerden değişik, siyah ve bazen kırmızı renkli küfe."sümüksü" bir çözelti eşlik ediyor. Bu tabakayı kaşıkla sıyırıp atın (yaptım), altından çıkan yoğurt yine ilk günkü tadında! UHT teknolojisi nasıl bir mucizedir ki süt bir daha asla bozulmaz? O zaman ister istemez yöntemi geliştirmek durumunda kalıyorsunuz, deney aşamasına geçiyorsunuz. Anneannemiz yoğurdu piyasadan aldığı sütten "probiyotik" yoğurdu kaynak (starter, başlatıcı) kullanarak kendi mayalıyor. Geçen haftalarda rica ettim, bir kısmını (benim ve sizin için!) bekletti. Sonuç yine aynı, yoğurt üstten siyah ve kırmızı küflendi, bu tabakayı attım, altından çıkan yine normal yoğurt. Sütlerin dayanıklılığının artırılmasında kullanılan başlıca iki yöntem var: Pastörizasyon ve UHT ("ultra high temperature", çok yüksek sıcaklık anlamında). Günlük olarak satılan sütler Pastörizasyon işleminden geçiyor, kutu sütler ise UHT ile işleniyor. Ancak ne yaparsanız yapın (ne kadar steril ederseniz edin), süt kutusu açıldıktan sonra dışarıdan kontaminasyon olur (bulaşma) ve bozulması gerekir. Dolayısıyla "bozulmama" raftaki satılmayı bekleyen süt ve yoğurtun değil, açılmış olanların sorunudur. Ben yukarıdaki gözlem ve deneylerin ışığında "bozulmama sorununun" cevabı olarak ancak şu şıkları üretebiliyorum. a) Süte antibiyotik gibi bir koruyucu katılıyor, üreme engelleniyor. b) Ambalajda ( plastik kutu) bir şey var, içine karışıp bozulmayı engelliyor. c) Yeni model buzdolapları çok iyi soğutuyor (ama günlük sütlerin bozulduğu dikkate alındığında, bu şık ekarte oluyor). d) Yoğurtların fermantasyonunda kullanılan Streptococcus thermophilus ve Lactobacillus delbrueckii subsp. bulgaricus' un genetiğiyle oynanmış, bozulmayı önleyici başka maddeler de üretiyorlar. e) Diğer (bilinmeyen, varsa) Süt endüstrisi, ambalaj sanayi, Tarım, Sağlık Bakanlıkları'na son derece açık sorular! Dün DÜNYA Gazetesi'nin 30. kuruluş yıldönümüydü. Kurucumuz Nezih Demirkent Ağabeyim nur içinde yatsın ve müsterih olsun, çünkü biz "bu ülke nasıl daha sağlıklı olur" arayışımızı canla başla ve çizgimizi değiştirmeden sürdürüyoruz. February 19 İnsanlık SınanacakSenaryo ürkütücü, plan hazırMilliyet, 19.02.2010
TBMM Deprem Araştırma Komisyonu, İstanbul'da 7.5 şiddetinde olası bir depremin felaket senaryolarına karşı "Afet Önleme Azaltma Temel Planı"nı açıkladı. |
|
|